Öncelikle hukuk ölçüleri çiğnenerek özgürlüklerinden yoksun kılınan, bunun yanında güdümlü yayın kuruluşları ve bunların yazarları, konuşmacıları … tarafından kişilik haklarına saldırılan değerli Atatürkçü bilim adamı ve aydınlarımıza reva görülen davranışları kınıyor ve bu değerli Atatürkçü, ulusçu, gerçek yurtsever insanlarımıza geçmiş olsun diyorum.
Buna ek olarak Cumhuriyetimizin başına bu çuvalın nasıl geçirildiğini, temel yanlışın nerede, kimlerce yapıldığını bilmemiz gerektiğini, çünkü bundan kurtulmamız için tanıyı doğru koymanın zorunluluk olduğunu düşündüğümü belirtmek istiyorum.
I. YIKIMLI SONUÇLARIN KÖKENİNDE NE YATIYOR?
“Demokraside siyasal yasaklı olmaz” gibi parlak, ama gerçekte temelsiz bir görüşle toplumun yanıltılmasının;
Böylece demokrasiyi yıkmaya yönelik çalışmaları nedeniyle bağımsız yargı kararıyla mahkûm olup siyasal yasaklı durumuna düşenlere özel afla siyaset yapma yolunu açmanın;
Yıllarca “Demokrasi ve laiklik kâfir düzenidir; yıkılmalıdır.” diyenler, ”Biz artık değiştik; artık demokrasiyi, laikliği reddetmiyoruz.” demeye başladılar diye haklarındaki yargı kararını rafa kaldırmanın;
Ulus yaşamının yaz-boz tahtası olmadığını, demokrasiyi yıkma suçu şöyle dursun, herhangi bir ağır yanılgı ya da başarısızlık durumunda bile siyaset adamlarının siyasal yaşamının bitmesi demokrasinin gereği olduğunu gözardı etmenin ne yıkıcı sonuçlar verebileceği apaçık ortaya çıkmış bulunuyor.
II. DEMOKRASİNİN GEREĞİ Mİ, YOKSA SEVR’İ UNUTMAYAN ABD/AB SÖMÜRGECİ SALDIRISI MI?
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk ulusuna kurulan bu yıkıcı pusu demokrasinin mi gereğiydi?
Yoksa ABD ve AB’nin, Kıbrıs Türküne “Yes be annem” dedirterek, O’na devletini kendi elleriyle yıkma, Rum’a uşak olma, adadaki varlığına kendi eliyle son verme pususunu kurduğu gibi, Türk ulusuna da bir bölüm kendi siyasetçileri eliyle Sevr projesini uygulatma tuzağının bir parçası mıydı?
Türk ulusal birliğini parçalama, doğuda Ermenistan genişlemesi, batıda Kıbrıs’tan Kuzey Ege’ye uzanan Yunan egemenliği, İstanbul’da uluslararası (gerçekte ABD-AB güdümünde) bir yapılanma, Güneydoğu’da kukla bir Kürdistan kurma çabaları … sömürgeci Batı’nın Lozan’da İsmet Paşa’ya söylediği “Bugün kabul ettiremediğimiz isteklerimizi unutmuyoruz; birgün yine önünüze koyacağız.” sözlerinin arkasında inatla durduğunu göstermiyor mu?
III. TUZAKTA PAYI OLANLAR
Demek ki bu tuzakçıların yerli olanları, yalnız “Artık değiştik” dedikleri için siyasal yasakları kaldırılanlar değildir.
Onların yanında, bir de yıpranmış, ulusumuza umut vermek şöyle dursun artık güven bile vermeyen, ulusumuzun başına açılan gailelerin hiçbirine çözüm üretemeyen, ama Atatürk Cumhuriyeti’nin genç kadrolarının önünü açmak yerine, koltuk hırsları ve bayağı çıkarları uğruna demokrasi düşmanlarının siyasal yasaklarını kaldıran parti-başkanları ve yöneticileri vardır.
IV. ZAFER YİNE ATATÜRK CUMHURİYETİ’NİN OLACAKTIR!
Çıkar yol, elbette ki doğru anlamı ve dürüst uygulamasıyla Atatürk Cumhuriyeti’ne temel olan “Ulusal egemenlik” ilkesinde bulunabilecek ve ancak bu ilke eşliğinde var olabilen hukuk üstünlüğü ve bağımsız yargı ile gerçekleştirilebilecektir.
Ama doğru anlamı ve dürüst uygulamasıyla ulusal egemenlik ilkesini yaşama geçirecek olan, iç yapıları ve işleyişleri demokratik ve ulusal nitelik taşıyan siyasal partilerdir.
Bundan dolayıdır ki, demokrasiyi, bağımsız yargıyı ve hukuk üstünlüğü düzenini gerçekleştirmenin, bu arada özellikle basın özgürlüğünün çıkar karşılığında yıkıcı amaçlar için kullanılmasını engellemenin en başta gelen güvencesi, kuruluş ve işleyişi demokratik olan siyasal partilerin varlığıdır.
Çünkü ancak böyle siyasal partilerle “Ulusun geleceği, yine ulusun azim ve kararıyla korunabilir.”
Sıkıntımızın gerçek etkenini ve niteliğini doğru bilmeliyiz.
Yanlış ya da eksik tanıyla, hiçbir rahatsızlığın sağaltılması olanağı yoktur.
Ancak, bir kez daha belirtelim ki, zafer, hiç kuşkusuz Atatürk Cumhuriyeti’nin olacaktır.
Çünkü Atatürk Cumhuriyeti gerçek demokrasi üzerine kuruludur.
Hem dış, hem de iç sömürgeciliği yenebilecek tek güç de, ”ulusal güçleri etken, ulusal istenci egemen” kılmayı anlatan gerçek demokrasidir.
<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:”"; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>
Prof. Dr. Özer Ozankaya
.

Sevgili hocamın yazdıklarına katılmamak mümkün değil.bunda dediğiniz gibi Başbakanlık yolunu açanlar kişiler için anayasanın bazı maddelerini değiştirerek başbakanlık yolunu açan parti başkanını ve milletvekillerini kınıyorum Atatürk’cüler atatürk Türkiyesine sahip çıkacaktır.Tam bağımsız özgür ve demokratik,laik Türkiye.
saadettin Yüksel
Bozkurt ADD.bir önceki şube başk.
Hocam güzel yazmis,ama benim umudum yoktur…kalmamistir,nedeni ise,artik Atatürkcüler terörist muamalesi görürken,ne idügü haala belirsiz bir davadan yargilanirken,en büyük umudumuz,ve Anaysada Cumhuriyeti koruma,ve kollama görevi verilmis olan,ve Cumhuriyete,Laiklige,ve Atatürke bunca ihanet yapilirken,hani yan gelip yatma yeri olmayan bir kurum var ya,güya en güvendigimiz,göz bebegimiz,,,iste bu kurum yan gelip yatarken bizim yapacagimiz bir sey kalmamistir…en yigit Atatürk evlatlarinin evleri sabahin köründe basiliyor,Atatürkcü alimler kodeslerde,sira bizede gelecek,sorun degil,yatariz bu Cumhuriyet icin,fakat yan gelip yatmama kurumu sustukca,yan gelip yattikca,ve Cumhuriyete ve görevine sahip cikmadikca,biz bitmisiz..kimseyi kandirmaya gerek yok..önce Asli görevini yerine getirmesi gereken kurum yan gelip yatmamali…org,hilmi özkökten önce hep ayaktaydilar,görevlerine saadiktilar,fakat o,ve ondan sonra ne olduysa oldu uykuya daldilar..sonucta onlarda pisman olacaklar bir gün,aynen humeyniden önceki iran subaylari gibi..ve bir yerlerde,eski gen.kur.bas. org.general ismail hakki karadayi nin,eski iran gen.kur.baskanina sordugu soru onlarada sorulacak…soru söyle…”hicmi fark etmediniz” yani uyudunuzmu anlaminda bir soru…cevap ise daha ilginc olacak,aynen iran eski gen.kur.bas.ninin verdigi cevap gibi..”önce halki kandirdilar,yiyecek,icecek,is falan.sonra bazi seyler iyi gidiyor gibiydi,”hic fark edemedik”…yani yan gelip yattik,uyuduk anlamida bir cevap…saygilar kemalist canlara…