Tüm insanlığa örnek bir uygarlık projesi değerindeki Atatürk Cumhuriyeti’nin ürünü olan Sayın Yaşar Kemal, bu cumhuriyeti “80 yıllık inkâr dönemi” diye suçlamaktadır.
1980’lere değin nefret ettiğini en ağır sözcüklerle dile getirdiği ABD sömürgeciliğinin eseri olan 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin kıyımlarını, emperyalizmi tepeleyen Atatürk’ün tertemiz Cumhuriyetine fatura etmek ve aynı Batı sömürgeciliğinin kışkırtması olan PKK terörünü haklı göstermek üzere kullanmak yanlışını sürdürmektedir.
Ama Sayın Yaşar Kemal’in, petrol talanı için Irak’ın 2 milyon insanının ölümüne, bu ülkenin tümüyle yakılıp yıkılmasına neden olan ABD’ye ve ona destek veren AB’ye karşı sesini yükselttiğini bugüne değin duymuş değiliz.
Kendisine sormak gerekir: Atatürk Cumhuriyetinin inkâr ettiği nedir?
Sayın Yaşar Kemal de, Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarının hep yaptığı gibi bu soruyu yanıtsız bırakarak suçlamalarını yineleye gelmekte, sanki PKK terörünün haklı ve herkesçe kabul edilmesi gerekli nedenleri varmış gibi davranmakta, “çözüm” dediği şeye de açıklık getir(e)memektedir.
Bu durumda asıl inkârcının kim olduğunu sormak kaçınılmaz olmaktadır.
Bu satırların yazarı, Sayın Yaşar Kemal Türkiye Cumhuriyetine saldırmaya koyulduğu tarihten başlayarak, üniversite derslerinde ve birçok konferanslarında O’nun bu temelsiz suçlamalarına yüksek sesle karşı çıkmış, Atatürk Cumhuriyeti olmasaydı, ne kendisinin ve kendisi gibi yüz binlerce, milyonlarca Türk’ün (evet, tüm Türkiye halkının ortak adı olarak Türk’ün) Van’da ya da Adana’da … Osmanlı’nın düşkünleştirdiği, eşkıyalara tutsak ettiği köylülükten kurtulma olasılığı bulunabileceğini, ne de İnce Memet’lerde sergilediği güzelim Türkçemizin yazın, bilim, felsefe, yönetim, yasa, uygulayım … Dili olabileceğini haykırmıştır.
Oysa Sayın Yaşar Kemal’e yaraşan, tüm uygar toplumların en seçkin bilim ve sanat adamlarının saygıyla, sevgiyle anıp yücelttiği Atatürk’ün anti-emperyalist, laik, demokratik, sosyal adaletçi cumhuriyetini ABD ve AB emperyalizminin açık ve örtülü, doğrudan ve dolaylı saldırılarına karşı savunmak ve korumaktır.
Eskilerden bir ozan, sanatçıyı tanımlarken “Şairim, inkâr-ı hak etmem, yalan hiç söylemem..” demişti.
Sayın Yaşar Kemal’i, gerçek sanatçı kişiliğinin bu en temel gereğine göre davranarak:
a) sömürgeciliğin nasıl tepelenebileceğini ve bir daha hortlamamasının güvencelerini eylemli olarak sergilemekle tüm uygar insanlığa örnek bir UYGARLIK PROJESİ sunan Atatürk Devriminin değerini anlatmaya,
b) benim de doğup büyüdüğüm Diyarbakır’ın, ailemin değişik dallarının yaşadığı Van’ın, Elazığ’ın, Mardin’in, Hakkâri’nin, Muş’un … Bütün Türkiye toprakları gibi Türk, Kürt, Zaza, Laz, Arap, Süryani, Ermeni…si ile tüm Türk Ulustaşlarının eşit ölçüde anasının aksütü gibi yurdu olduğu gerçeğini haykırmaya,
c) teröre, yani eşkıyalıkla yıldırmaya tek gerekçe olarak “anadil”i öne süren PKK ve yandaşlarının, sıra anadili Kürtçeden apayrı olan milyonlarca Zaza ulustaşlarımıza gelince, ancak zorbaların sergileyebileceği bir keyfilikle “onlar Kürt tür” diyerek Zazayı yok sayışları, eşkıyalıklarının herhangi bir geçerli ve tutarlı nedeni bulunmadığını ortaya koyduğunu anlatmaya,
d) Tüm Türkiye yüzeyinde her kökenden ulustaşların Cumhuriyetin eşit hak, ödev ve özgürlüklere sahip yurttaşları olarak İÇİÇE yaşadığı gerçeği karşısında, Atatürk’ün daha 1922’de belirttiği gibi, “BÜTÜN TÜRKİYE’Yİ MAHVETMEDEN ÖZERK BİR KÜRDİSTAN YARATMAYA OLANAK BULUNMADIĞI” gerçeğini görüp göstermeğe,
e) Uzak olsun, böyle bir yıkımın zorbalıkla gerçekleşmesi durumunda, tümüyle bu ülkenin ve bu ulusun, Irak halkının canını, ırzını, özgürlüğünü ve maddi varlığını en aşağılık biçimde çiğneyip yok eden ABD/AB’nin sömürgesi durumuna düşeceğini, bunun ise hiç bir etnik kesimimize onur, özgürlük ve gönenç sağlamayacağını belirtmeğe,
f) özgürlük ve insan haklarına en korkunç saldırının terör olduğunu, PKK’nın tertemiz yurdumuzu kirleten sömürgecilerin maşası bir terör örgütü olduğunu ilan etmeğe,
g) Kurtuluş Savaşı’nda Hıristiyan halka karşı kendi işlettirdikleri cinayetleri Kuvva-yı Milliye’nin üzerine attıklarında olduğu gibi, bu cinayet ve terör olaylarının da faturasını Atatürk Cumhuriyeti’ne çıkarttırarak Türkiye’yi mahvetme amacını güttüğünü, Diyarbakır’ın güzelim Türkçe deyişiyle “Hem yüzümüze karayı çalıp, hem de elimize aynayı verdiklerini” Türk ulusuna açıklamağa,
h) AKP iktidarının yaptığı işin ‘demokrasi’yi geliştirmekle hiç ilgisi olmayan, ABD/AB sömürgeciliğinin taşeronluğundan başka bir şey olmadığı gerçeğini ulusumuza duyurmağa çağırmak, İnce Memet’lerin yaratıcı yazarından beklemeğe hakkımız olan bir tutum ve davranıştır.
Bunu yapmakla, Sayın Yaşar Kemal, Cumhuriyet’in daha nice ‘Yaşar Kemal’ler yetiştiren özellik ve niteliklerine sahip çıkmış olacaktır.
Sayın Yaşar Kemal’in tümüyle Atatürk Cumhuriyeti’ne borçlu olduğu büyük ününden çekinerek bu gerçekleri dile getirmemek, ‘kendi kendine sansür koymak’ gibi, aydın sorumluluğuyla bağdaşmayan bir tutum ve davranış olurdu.
Ben, kendi kendime sansür uygulamayı kabul etmediğim için, eleştiriye açık olmak koşuluyla, bu görüşlerimi belirtmeyi görev sayıyorum.
Prof. Dr. Özer Ozankaya
.
