Türkiye NATO’dan çıktığı an, “Gladio”yu bitirecek adımı atmış olacaktır
Ergenekon soruşturması ile birlikte büyük bir kafa karışıklığı yaratıldı. Amerikanın işbirlikçileri, CIA ile beraber çalıştıklarını gizleyen ve gizlemeyen özel görevliler, bütün NATO savunucuları; şimdi “Gladio’ya karşı mücadele ettiklerini” söylüyorlar.
Ve bütün ömürlerini Amerika ve Gladio’ya karşı mücadeleye hasretmiş devrimcileri ise “Gladioculukla” suçluyorlar.
“Gladio”nun ülkemizde bugüne kadar işlediği ne kadar suç varsa, hepsini devrimcilerin üstüne atmaya çalışıyorlar. Böylece Amerika’yı ve onun Türkiye’deki uzantılarını aklama çabası içindedirler.
Oysa bilinen bir gerçeği hatırlatmak gerekiyor. Gladio bir Amerikan icadıdır. Ancak Amerika ile birlikte var olabilir.
SAVCI CASSON’UN SAPTADIĞI GERÇEK
İtalyan Savcı Fellice Casson, İtalya’da Gladio’ya karşı yürüttüğü mücadele sonunda çok önemli gerçeğe ulaştı. Savcı Casson 28 Nisan 2008 tarihinde Sabah gazetesinden Ecevit Kılıç’ın “Bu örgüt nereye bağlıydı ve tam olarak görevi neydi?” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Doğrudan CIA’ya bağlıydı. Kuruluş amacı, ülkeyi Sovyetler Birliği işgaline karşı korumak. Ama daha 60′lı yıllara gelmeden bu amacından sapıp, ülke içindeki muhaliflere karşı da görev yapmaya başladı. Aslında CIA’nın hoşuna gitmeyen grupları baskı altına alıyor, sindiriyordu. Sadece solculara karşı değil, o dönem hangi kesim muhalifse; mesela Hristiyan Demokratlara karşı bile görev yaptı. Yani kim CIA’ya, Amerika’ya muhalifse, hedefte onlar vardı.”
Casson’un İtalya pratiğinde saptadığı gerçek, Gladio’nun çeşitli adlarla faaliyet gösterdiği bütün ülkeler için geçerlidir.
TÜRKİYE’DE “GLADİO”
Türkiye’de olan da budur. 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahaleleri, 1970′li yıllarda iç istikrarsızlık yaratmak için kışkırtılan sağ sol çatışmaları, mezhep kavgaları, bombalama ve sabotaj eylemleri, 1990 sonrasında Atatürkçü aydınların katledilmeleri, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağına yapılan sabotaj, CIA’nın yönetimi altında gerçekleştirilen “Gladio” eylemleridir.
“Gladio” aynı şekilde son yıllarda ülkemizde gerçekleştirilen Rahip Santoro ve Hırant Dink cinayeti, Malatya Kitabevi katliamı, Danıştay cinayeti ve Cumhuriyet gazetesine karşı gerçekleştirilen bombalamaların da ardındaki güçtür.
Bütün bunlar 12 Eylül ve 12 Mart darbelerinden daha büyük olan ve yeni bir Amerikan operasyonunun parçası olarak gerçekleştirilmiştir.
Amerika’nın bu son operasyonunun amacı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi ile kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi uyarınca yeniden yapılandırılması ve sınırlarının yeniden çizilmesidir.
Elbette Türkiye’nin ulusal bağımsızlıktan yana olan bütün milli güçleri tasfiye edilmeden bu hedefe ulaşması söz konusu olamaz.
Bunun için İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere ülkemizin bütün yurtseverleri hedef alınmaktadır.
AMERİKANCILARIN İTİRAFI
Yürütülmekte olan Ergenekon operasyonunun bir Amerikan eylemi olduğunu bizzat Operasyonu destekleyenler söylemektedir.
5 Kasımdaki Tayip-Bush görüşmesinde Operasyon için düğmeye basıldığını, Tayyip Erdoğan’ın yakın dostu Fehmi Koru, hem televizyon ekranında söyledi hem de köşesinde yazdı.
Nazlı Ilıcak 28 Temmuz tarihli yazısında “ABD ve Batı düşmanlığı yapan ve alternatif yollar arayan Ergenekon’un, ipinin çekilmesinde büyük ihtimalle Amerika rol oynadı” diyerek aynı gerçeğe işaret etti.
Engin Ardıç ise 4 Temmuz tarihli yazısında şöyle yazdı: “Defalarca yazdık yıllardır, Avrupa’yla köprüleri atacak, Amerikan ittifakından çıkmak isteyecek, Rusya-Çin-Hindistan, hatta utanmadan şeriatçı İran ittifakı arayacaksınız, Amerika size bunu çok pahalıya ödetir diye.”
Durum oldukça nettir. Oyun herkesin gözü önünde açıkça oynanmaktadır.
Aydınlık dergisi 35 kişilik bir CIA-Pentagon ekibinin Ocak ayında Ankara’ya geldiğini ve soruşturmanın yürütülmesinde doğrudan görev aldığını yazdı.
Amerika eylemli olarak Operasyon’un içindedir. Amerika ve Avrupa’dan yetkililer, defalarca yaptıkları açıklamalarda “Ergenekon Operasyonu’nda sonuna kadar gidilmesini” istediler.
Arkasında Amerika’nın olmadığı, ipleri CIA’nın elinde bulunmayan “Gladio” yoktur. Onun için, Türkiye’nin anti emperyalist milli güçlerini “Gladioculukla” suçlama iddiası, gerçekte “Gladio”nun yeni operasyonlarını gizleme cinliğinden başka bir anlama gelmez.
“GLADİO”YU BİTİRECEK ADIM
NATO üyesi olmak, Amerika’nın illegal örgütlenmeleri ve terörist etkinlikleri için uygun bir zemin yaratmaktadır.
50 yılın bize döne döne öğrettiği gerçek şudur:
Nerede Amerika varsa orada yasadışı örgütlenmeler ve terör, Amerikan hâkimiyetinin kaçınılmaz bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ve nerede NATO varsa, orada da Amerika’nın karanlık eylemleri var olagelmiştir.
Dolaysıyla Türkiye NATO üyesi olarak kaldığı müddetçe, teröre karşı mücadelede sonuç alamaz.
Son elli yıllık tarihimizin gösterdiği çözüm şudur:
Türkiye NATO’dan çıktığı an, “Gladio”yu bitirecek adımı atmış olacaktır.
mbgultekin@i.org.tr
.
27.09.2008
Yeni dünya düzeni, paylaşım ve görev dağılımı
Ben ölmüşüm haberim yok.
Benim zamanım dolmuş.
Günümüz terimi ile out olmuşum.
Atatürkçülük demode
Yeni düzen kendi çocuklarını dünyaya getiriyor.
Bu çocuklar DIŞLI…
Bencil ve cüzdancı…
Sağ gösterip, sol vuranlardan…
Eskilerin değimi ile kahpelerden…
Sovyetler birliğinin dağılmasına müteakip Ortadoğu geçmişten günümüze kadar hakimiyet ve çıkar çatışmalarının odak noktası haline gelmesine sebep olduğu bilinmektedir. Son yıllarda, çeşitli batı ülkelerinin de destek ve yönlendirmesiyle Türkiye’de “ılımlı İslam modelini” yeni strateji ve taktiklerle birlikte altyapısının hazırlandığı müşahede edilmektedir.
Türkiye’de iç şartların uygun olmasından dolayı ve siyasal İslam’ın iç dinamikleri bu sorunun gelişiminde ve bugünkü halini almasına sebebiyet vermiştir. Bu bağlamda yanlış anlaşılan ve uygulanan Atatürkçülük bu zihniyete tüm kapıları açmak ile kalmamış, bu yanlış algılamadan doğan statükocu ve “sabit Atatürkçülüğün” rolü de inkâr edilemeyecek katkılar sağlamıştır (Atatürkçülük ilkelerine baktığınızda bunun uzaktan yakından Atatürkçü düşünce sistemine uymadığını göreceksiniz).
Su ve enerji kaynakları bakımından doğal zenginliklere sahip olan coğrafyamız Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu üçgeninde yer alan Türkiye’nin önemini ziyadesiyle artırmaktadır. Bunun bilincinde değiliz!
İç ve diş etkenler, koordinasyonsuzluk, milli menfaatlerin saptanamaması, uzun vadeli hedeflerin gözetilmemesi Türkiye’yi çalkalamaya devam edecektir. Batılıların paylaşım ve görev dağılımında Türkiye için biçmiş olduğu pay bir sadakadan ve bekçi görevinden öteye gitmemektedir. Bu teze sıcak bakmam mümkün değildir!!!
Türk siyasetçisinin dar görüş acısı, siyasal İslam’ın menfaatperest tutumu ve kendi hedeflerini gözetmesi Türkiye’ye zaman kaybettirmektedir. Ne batının nede siyasal İslam’ın ulus devlete tahammülü olmadığı kanaati hakimdir.
Türkiye’nin, beklenen rolü oynaması için istikrarlı bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Ancak bu sözüm ona istikrar neler pahasına sağlandığı sorularına sağlıklı cevaplar verildiğinde muhteviyatını ve arka plandaki hedefleri çözmek kabil olacaktır.
Önder Gürbüz
http://www.gurbuz.net