Prof. Dr. Özer Ozankaya
Ulusları, devletleri bağımsız, onurlu ve gönençli kılan düşünce güçleri ve toplumsal güçler vardır.
Bir ulusun yaşamında devlet, aile, eğitim, ekonomi, ahlak, felsefe, sanat alanlarına yön veren düşünceler, yani ilke ve değerler akla, mantığa, çağın bilim, sanat ve tekniğinin gereklerine, özetle demokrasi ölçülerine uygun düşünceler olmalıdır. Böyle olmazsa, o ulus yaşamı kötürüm olur.
Toplum yaşamına yön vermek üzere akıl, bilim, sanat ve tekniğin, yani demokrasinin isterlerine uygun olarak saptanan düşünsel ilke ve değerlerin etkin ve güvenli biçimde işlemesi ve hep böyle korunması için, o ilke ve değerlerin kurumlaşması gereklidir.
Demokrasi düzeninin üzerine dayalı olduğu düşünsel ilke ve değerler, yaşamın dondurulmasını için değil, tam tersine demokrasinin gerektirdiği değişim ve ilerleme yolunun açık tutulmasını öngörür. Ancak bu ilke ve değerlerin de güvencede bulundurulmaya, yani kurumlaşmaya gereksinimi vardır.
Peki kurumlaşma temelde neleri gerektirir?
- Kurumlaşma, ilke ve değerleri anlatan düşüncelerin, en başta kamu otoritesince desteklenmesi ve tüm toplumca benzer biçimde algılanıp etkin biçimde uygulanması için yasa kurallarına dönüştürülmesi demektir.
- Kurumlaşma, bu ilke ve değerlere gelebilecek saldırı ve aykırılıkları caydıracak, yani varlığına yönelik tehditleri ortadan kaldıracak ve her zaman için sindirecek önlemleri almayı gerektirir.
- Kurumlaşma, bu ilke ve değerlerin toplum üyelerince yaşama anlam veren, yaşamı yaşanmaya değer kılan değerler gibi görülüp içten gelen bir istekle benimsenmesini, o ilke ve değerlerle özdeşleşmesini sağlamak da demektir.
- Kurumlaşma bir de yaşamın devlet, aile, eğitim, ekonomi, örgütlü kamuoyu gibi belli başlı alanlarının her birinde bu ilke ve değerleri uzmanca anlamış, özümsemiş, uygulamasını yapmak için gerekli teknik bilgi ve beceriyle donanmış kadroların yetiştirilmesini gerektirir. Demokratik düzenin hukukçularının, öğretmenlerinin, felsefe, bilim ve sanat insanlarının, hekimlerinin, mühendislerinin, işadamlarının … yetiştirilmesini gerektirir.
- Kurumlaşma bir de bütün bu ilke ve değerlerin ve onları ulus yaşamına kazandıran askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, teknik … zaferlerin ve başarıların, bu yolda verilen mücadelelerin ve uğranılan saldırı ve yitiklerin, yıldönümü kutlama ve anmalarıyla, şiir, roman, film, marş, türkü, tiyatro, opera, bale, senfoni … yapıtlarıyla, rozetlerle, bayrak ve flamalarla anlatıma kavuşturulması da demektir.
Cumhuriyet Türkiyesinin, ulusal bağımsızlık, toplumsal onur, özgürlük ve gönenç sağlamak üzere akıl, çağdaş bilim, sanat ve tekniğin gereği olan ilke ve değerler üzerine kurulduğunu, bu ilke ve değerleri gerçekleştirme yolunda büyük askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, bilimsel, sanatsal savşımlar vererek bunları zafere ulaştırdığını; bunları, tıpkı yukarda özetlediğimiz toplumsilimsel gereklere uygun biçimde kurumlaştıracak önlemleri aldığını biliyoruz.
Kutlama ve Anma Günlerinin Değerlendirilmesinde Savsaklamalar
Ancak, 1946’dan, yani demokrasi karşıtı güçlerin demokrasinin olanaklarından yararlanarak siyasal örgütlenme, bu yolda sömürgeci dış güçlerle de işbirliği yapma fırsatı bulduğu tarihten bu yana, Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurumsal temellerini oluşturan ilke ve değerlerin adım adım yıkılması yönünde adımlar atılırken, Cumhuriyetçi kadrolar bu ilke ve değerleri savunmada birçok yönden etkisiz kaldığı gibi, yıldönümlerini asıl özü ve içeriği ile ve toplum ölçeğinde dikkatleri çekecek, bu ilke ve değerlerin yaşamı yaşanmaya değer kılan amaçlar olduğunu vurgulayacak biçimde kutlama ve anma işlevini de savsaklama yanlışına düşmüşlerdir.
Bu yazının amacı, yanılgının neden ve nasıl olduğunu anlatmak değildir.
‘Zararın neresinden dönülse kazançtır’ ilkesi gereği, Cumhuriyet Türkiyesinin bütün saldırılara karşın bugün hâlâ ayakta durmasını sağlayan ilke ve değerleri bize kazandırmış olan başlıca başarıları, bu yolda uğranılan saldırıları, yaşanılan sevinç ve üzüntüleri, konuları ve günleriyle her ay tüm Cumhuriyetçi kurum ve kişiliklere anımsatmak, onları Türkiye çpında ses getirecek etkinliklerle kutlama ve anma yönünde duyarlılığa çağırmaktır. Buna TÜRK DEVRİMİNİN SEYİR DEFTERİ diyeceğim. Kuşkusuz bu başlıca günlerin tümünü saptama savında olmadığım gibi, yaptığım dizelgede de eksikler, önem sırası yanlışları bulunabilir.
Bu sınırlılığın bilincinde olarak, aşağıda TÜRK DEVRİMİNİN TEMMUZ AYI SEYİR DEFTERİ*’ni sunuyorum. Bundan sonraki aylar için biraz daha erken davranmaya çalışacağım. Başta Cumhuriyetin resmi kurumları olmak üzere, özellikle Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, Atatürkçü Düşünce Derneği ve öteki düşünce ve sanat derneklerinin duyarlılığını arttırmaya bir ölçüde yardımı dokunabilirse, kendimi mutlu sayacağım.
1919, 3 Temmuz: Mustafa Kemal’in Doğu İlleri ile Trabzon ve çevresinin ulusal haklarını korumak üzere toplanması kararlaştırılan Kongre’yi bütün ulusal kurtuluş hareketiyle bütünleştirmek üzere Erzurum’a gelişi. Burada, “Hainleri, ezicileri, hainlik üzerine dayalı kuruluşları ortadan kaldırmak görevimizdir. Ancak, ulus ve yurt savunması temeli üzerine kurulmuş bulunan dernekleri birleştirmek, onlara genel bir biçim vermek, bir merkezden yönetmek gerekir.” dedi.
1919, 6 Temmuz: Mustafa Kemal, İstanbul’a geri dönmesini isteyen İstanbul hükümetine verdiği yanıt: “Doğu illeri halkı arasından çıkıp gelmek yolundaki yüksek önerilerinizi yerine getirmem için kişisel irademi kullanmamı, manevi ve maddi nedenler engellemektedir.”
1919, 8/9 Temmuz: Mustafa Kemal, Damat Ferit hükümetinin kendisini İstanbul’a geri çağıran isteğini reddetmesi üzerine, 3. Ordu Müfettişliği görevinden almasına karşılık, “yalnız şu anda bulunduğum görevden değil, büyük bir aşkla bağlı olduğum yüce askerlik mesleğimden de çekilerek veda ettiğimi arzederim” diyerek tüm askerlik rütbelerini geri verdi. Ulusa ve orduya durumu bildiren genelgesinde de “Resmi nitelik ve yetkiden soyunmuş olarak, yalnız ulusun şefkat ve civenmertliğine güvenerek ve onun bitmez, tükenmez verim ve güç kaynağından esin alarak vicdani görevime devam edeceğim; ulusun bağrında bireysel bir savaşçı olarak çalışacağım.” dedi.
1919, 13 Temmuz: Görevinden ayrılan Mustafa Kemal’e sözlü olarak “Ben ve Kolordum emrinizdeyiz, Paşam” diyen 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, bir telgrafla da bağlılığını bildirdi: “Hizmetleri ve özverisi bütün dünyaca kabul edilmiş bulunan ve ordu ile ulusun övünme nedeni olan yüce kişiliğinizin görevden ayrılma zorunda kalışınızdan dolayı ben ve kolordum son derece üzgünüz. Yalnız kutsal ulusal dâvâmız için savaşmaktan hiçbir an geri durulmayacağı yolunda verdiğiniz yüksek sözlerle teselli bulduğumuzu arz ile yurt ve ulusumuz için her türlü çalışmada Yüce Tanrı’nın başarılar bağışlamasını diler, kolordumuzun özel yüksek saygılarını sunarım, efendim.”
1919, 23 Temmuz: Mustafa Kemal, “Tarih bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez” diyerek açılışını yaptığı Erzurum Kongresi toplandı. Mustafa Kemal, açış konuşmasında “Ne yazık ki bugün ülkemizin her yanında çok miktarda yabancı parası ve yabancı propagandası dolaşıyor.” uyarısında da bulundu.
Kongre kararları, Cumhuriyetimizin temellerinin Erzurum’da atılğını göstermektedir:
1- Ulusal sınırlar içindeki bütün yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
2- Ne türde olursa olsun, yabancıların topraklarımıza girip işlerimize karışmasına karşı çıkılacaktır.
3- Ulusal güçleri etken ve ulusal istenci egemen kılmak, temel ilkedir.
4- Hristiyan azınlıklara siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
5- Yabancı devletlerin güdümü (manda) ve koruyuculuğu kabul edilemez.
6- Millet Meclisinin hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.”
1920, 9 Temmuz Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaptığı kitle kırımı çapındaki öldürmelere karşı, İstanbul hükümeti sessiz kalırken, Ankara Hükümeti Ermenistan’a protesto notası verdi.
1920, 10 Temmuz: Bursa’nın Yunanlılarca işgali üzerine TBMM Kürsüsünün üzerine yurt kurtarılıncaya değin kalkmayacak olan siyah bir örtü örtüldü.
1920, 14 Temmuz: İstanbul hükümetinin Savaş Mahkemesi (Divan-ı Harp) Mustafa Kemal’e katılan subaylar için ölüm cezası verdi.
1920, 18 Temmuz: TBMM’nde Ulusal And ilân edildi. Ulusal And’ın içeriği şudur:
“1- Savaş Bırakışmasının imzalandığı 30 Ekim 1918 günü, düşman orduları işgalinde bulunan Arap ülkelerinin durumu, halkının özgürce vereceği oya göre saptanmalıdır. Savaş Bırakışmasının öngördüğü sınırlar içinde Türk ve islam topluluğu bulunan bölümlerin tümü, hiçbir biçimde ayrılma kabul etmez bir bütündür.
2-Halkın oyu ile yurda katılmış olan Kars, Ardahan ve Artvin için de gerekirse halkoyuna başvurulmasını onaylarız.
3- Barış andlaşmasına bırakılan Batı Trakya’nın sınırının saptanması da, halkın tam özgürlük içinde vereceği oylara göre olmalıdır.
4- Halifeliğin ve Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul’la Marmara Denizinin güvenliği, her türlü tehlikeden korunmuş bulunmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşuluyla, Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda bizimle başka devletlerin birlikte verecekleri kararlar geçerlidir.
5- İtilaf devletleri ile düşmanları ve kimi ortakları arasında da kararlaştırılmış bulunan andlaşma çerçevesinde azınlıkların hakları, çevre ülkelerindeki Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanması koşuluyla, tarafımızdan da onaylanıp sağlanacaktır.
6- Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve kamu işlerinin daha çağdaş bir düzenli yönetim biçiminde yürütülebilmesi için, her devlet gibi bizim de gelişme olanakları bulmamızda tam bağımsızlığa ve özgürlüğe sahip olmamız, yaşamımızın ve varlığımızı sürdürebilmemizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, mali gelişmemize engel olan sınırlamalara karşıyız.
Üzerimizde kalacak olan borçlarımızın ödenmesi de, bu ilkelere aykırı olmayacaktır.”
1920, 22 Temmuz: İstanbul’da toplanan Saltanat Şurası, Sèvres koşullarını kabul etmekle artık meşru varlığının kalmadığını kendisi kanıtlamış oldu.
1921, 10 Temmuz: Yunan ordusu genel saldırıya geçti. İstanbul hükümeti’nin iç isyanlar çıkarmaya varan türlü engellemeleri nedeniyle hazırlanma olanağı bulamayan Türk ordusu için, Mustafa Kemal, ancak ulusal egemenlik ilkesi altında başarılabilecek bir askeri stratejiyi geliştirdi: “Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı yurttaş kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz.”
1921, 16 Temmuz: Mustafa Kemal, Türk ulusu tarihinde ilk kez toplanan Eğitim Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Yüzyıllar süren derin bir yönetsel savsaklamanın devlet yapısında yol açtığı yaraları iyileştirmek için harcanacak emeklerin en büyüğünü eğitim ve kültür alanında göstermemiz gerekir.” uyarısını yaptı.
1922, 14 Temmuz: Mustafa Kemal Fransız temsilci Franklin Bouillon’a “Tam bağımsızlık” tanımını yaptı: “Tam bağımsızlık bizim bugün üstlendiğimiz görevin asıl ruhudur. Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinden yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”
1922, 16 Temmuz: Türk Ortodokslar, Kayseri toplantısında Papa Eftim’i tanıdıklarını ve Ulusal Savaşı desteklediklerini açıkladılar.
1922, 17 Temmuz: Rus Elçisi Aralov’un verdiği yemekte Mustafa Kemal, “Türkiye’nin savunduğu, bütün ezilen ulusların, bütün Doğu’nun dâvâsıdır.” dedi.
1923, 24 Temmuz: Türk ulusal bağımsızlığını ve Türk yurdunu tüm dünya uluslarına resmen tanıtan Lozan Andlaşması imzalandı. Atatürk Andlaşma için, “Türk ulusuna karşı yüzyıllardanberi hazırlanmış ve Sevr Andlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış bir yok-etme eyleminin çökertilişini anlatan bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal zaferin eseridir.” dedi.
1926, 1 Temmuz: Kabotaj Bayramı. Lozan andlaşmasıyla birlikte Osmanlı döneminin deniz ulaştırmacılığı alanında verdiği yabancı ayrıcalıklar kaldırıldı.
1926, 20 Temmuz: Türk kadını, Şaziye Yusuf Hanım‘ın kişiliğinde, tarihinde ilk kez diş hekimi oldu.
1932, 9 Temmuz: Türkiye Milletler Cemiyeti’ne dâvet üzerine üye oldu.
1932, 12 Temmuz: Türk Dil Kurumu kuruldu. Atatürk’ün önderliğinde bir özel dernek olarak kurulan ve Türk dilinin bilim, sanat, yönetim ve uygulayım dili olarak dünyanın sayılı dilleri arasında yerini almasını sağlayan, böylece uluslararası saygınlık kazanan Türk Dil Kurumu, 12 Eylül darbesi üzerine, kuruluş amacına aykırı olarak ve Atatürk’ün vasiyeti de yok sayılarak bir resmi devlet dairesine çevrildi. Kuruluşundaki niteliğine kavuşturulması gerekir.
1932, 18 Temmuz: Diyanet İşleri Başkanlığı ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildirdi.
1932, 31 Temmuz: Türkiye Güzellik Kıraliçesi Keriman Halis (Atatürk’ün verdiği soyadı: Ece), Belçika’da Dünya Güzellik Kıraliçesi seçildi.
1936, 20 Temmuz: Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanarak, İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde Türk egemenliği tam olarak kuruldu.
1937, 1 Temmuz: Fevzipaşa – Meydanıekbez, Toprakkale – İskenderun Demiryolları satınalınarak ulusallaştırıldı.
1937, 8 Temmuz: Atatürk Türkiyesi’nin önderliğinde, sömürgeci güçlerin etkinliğini engelleyecek bölgesel dayanışma örgütü Sadabad Paktı Tahran’da Türkiye – Irak – İran arasında imzalandı.
* Sami Nabi Özerdim, Atatürk Devrimleri Kronolojisi, Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi ve Zeki Saruhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü adlı yapıtlardan yararlanılmıştır.
.
