TÜRK DEVRİMİNİN TEMMUZ AYI SEYİR DEFTERİ

Prof. Dr. Özer Ozankaya

Ulusları, devletleri bağımsız, onurlu ve gönençli   kılan düşünce güçleri ve toplumsal güçler vardır.

Bir ulusun    yaşamında   devlet, aile, eğitim, ekonomi,   ahlak, felsefe, sanat   alanlarına yön veren  düşünceler, yani  ilke ve değerler akla, mantığa, çağın bilim, sanat ve tekniğinin gereklerine, özetle demokrasi ölçülerine  uygun düşünceler olmalıdır. Böyle olmazsa, o ulus   yaşamı kötürüm olur.

Toplum  yaşamına yön vermek üzere  akıl, bilim, sanat ve tekniğin, yani demokrasinin isterlerine uygun olarak saptanan düşünsel ilke ve değerlerin    etkin ve güvenli biçimde işlemesi   ve hep böyle korunması için, o ilke ve değerlerin kurumlaşması gereklidir.

Demokrasi düzeninin   üzerine dayalı olduğu düşünsel ilke ve değerler,  yaşamın dondurulmasını için değil, tam tersine demokrasinin gerektirdiği değişim ve ilerleme yolunun açık tutulmasını öngörür. Ancak bu ilke ve değerlerin de  güvencede bulundurulmaya, yani kurumlaşmaya gereksinimi vardır.     

Peki kurumlaşma temelde neleri gerektirir?

  • Kurumlaşma,    ilke  ve değerleri anlatan düşüncelerin, en başta  kamu  otoritesince desteklenmesi ve tüm toplumca benzer biçimde algılanıp etkin biçimde uygulanması için   yasa kurallarına dönüştürülmesi demektir.
  • Kurumlaşma, bu ilke ve değerlere gelebilecek saldırı ve aykırılıkları caydıracak, yani varlığına yönelik tehditleri ortadan kaldıracak ve   her zaman için sindirecek önlemleri almayı gerektirir.
  • Kurumlaşma, bu ilke ve değerlerin toplum üyelerince yaşama anlam veren, yaşamı yaşanmaya değer kılan değerler gibi görülüp içten gelen bir istekle  benimsenmesini, o ilke ve değerlerle  özdeşleşmesini sağlamak da demektir.
  • Kurumlaşma bir de yaşamın  devlet, aile, eğitim, ekonomi, örgütlü kamuoyu gibi belli başlı alanlarının her birinde bu ilke ve değerleri uzmanca anlamış, özümsemiş, uygulamasını yapmak için gerekli teknik bilgi ve beceriyle donanmış kadroların yetiştirilmesini gerektirir. Demokratik düzenin hukukçularının, öğretmenlerinin, felsefe, bilim ve sanat insanlarının, hekimlerinin, mühendislerinin, işadamlarının … yetiştirilmesini gerektirir.
  • Kurumlaşma bir de bütün bu ilke ve değerlerin ve onları ulus yaşamına  kazandıran askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, teknik … zaferlerin ve  başarıların, bu yolda verilen mücadelelerin ve uğranılan saldırı ve yitiklerin,   yıldönümü kutlama ve anmalarıyla, şiir, roman, film, marş, türkü, tiyatro, opera, bale, senfoni … yapıtlarıyla,  rozetlerle, bayrak ve flamalarla anlatıma kavuşturulması da demektir.

Cumhuriyet Türkiyesinin,   ulusal bağımsızlık, toplumsal onur, özgürlük ve gönenç sağlamak üzere  akıl, çağdaş bilim, sanat ve tekniğin gereği olan  ilke ve değerler üzerine kurulduğunu, bu ilke ve değerleri gerçekleştirme yolunda büyük askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, bilimsel, sanatsal savşımlar vererek bunları zafere ulaştırdığını;   bunları, tıpkı yukarda özetlediğimiz toplumsilimsel gereklere uygun biçimde kurumlaştıracak önlemleri aldığını biliyoruz.

Kutlama ve Anma Günlerinin Değerlendirilmesinde Savsaklamalar

Ancak, 1946’dan, yani demokrasi  karşıtı güçlerin demokrasinin olanaklarından yararlanarak siyasal örgütlenme, bu yolda sömürgeci dış güçlerle de işbirliği yapma fırsatı bulduğu tarihten bu yana, Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurumsal temellerini oluşturan ilke ve değerlerin   adım adım yıkılması yönünde adımlar atılırken, Cumhuriyetçi kadrolar bu ilke ve değerleri savunmada birçok yönden etkisiz kaldığı gibi, yıldönümlerini asıl özü ve  içeriği ile   ve toplum ölçeğinde dikkatleri çekecek, bu ilke ve değerlerin   yaşamı yaşanmaya değer kılan amaçlar olduğunu vurgulayacak biçimde kutlama ve anma    işlevini de savsaklama yanlışına düşmüşlerdir.

Bu yazının amacı,   yanılgının neden ve nasıl olduğunu anlatmak değildir.

‘Zararın neresinden dönülse kazançtır’ ilkesi gereği, Cumhuriyet Türkiyesinin bütün saldırılara karşın bugün hâlâ ayakta durmasını sağlayan ilke ve değerleri bize kazandırmış olan    başlıca başarıları, bu yolda uğranılan saldırıları, yaşanılan sevinç ve üzüntüleri, konuları ve günleriyle her ay  tüm Cumhuriyetçi kurum ve kişiliklere  anımsatmak, onları Türkiye çpında ses getirecek etkinliklerle kutlama ve anma yönünde  duyarlılığa çağırmaktır. Buna TÜRK DEVRİMİNİN SEYİR DEFTERİ  diyeceğim. Kuşkusuz bu başlıca günlerin tümünü saptama savında olmadığım gibi, yaptığım dizelgede de  eksikler, önem sırası yanlışları bulunabilir.

Bu sınırlılığın bilincinde olarak, aşağıda TÜRK DEVRİMİNİN TEMMUZ AYI SEYİR DEFTERİ*’ni sunuyorum. Bundan sonraki aylar için biraz daha erken davranmaya çalışacağım. Başta Cumhuriyetin resmi kurumları olmak üzere, özellikle Cumhuriyeti   kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, Atatürkçü Düşünce Derneği ve öteki düşünce ve sanat derneklerinin duyarlılığını arttırmaya bir ölçüde yardımı dokunabilirse, kendimi mutlu sayacağım.

1919, 3 Temmuz: Mustafa Kemal’in Doğu İlleri ile Trabzon ve çevresinin ulusal haklarını korumak üzere toplanması kararlaştırılan Kongre’yi bütün ulusal kurtuluş hareketiyle bütünleştir­mek üzere Erzurum’a gelişi. Burada,  “Hainleri, ezicileri, hainlik üzerine dayalı kuruluşları or­tadan kaldırmak görevimizdir. Ancak, ulus ve yurt sa­vunması temeli üzerine kurulmuş bulunan dernekleri birleştirmek, onlara genel bir biçim vermek, bir merkez­den yönetmek gerekir.” dedi.

1919, 6 Temmuz: Mustafa Kemal,   İstanbul’a geri dönmesini isteyen İstanbul hükümetine verdiği yanıt: “Doğu illeri halkı arasından çıkıp gelmek yolundaki yük­sek önerilerinizi yerine getirmem için kişisel irademi kullanmamı, manevi ve maddi nedenler engellemektedir.” 

1919, 8/9 Temmuz: Mustafa Kemal, Damat Ferit hükümetinin  kendisini  İstanbul’a geri   çağıran  isteğini reddetmesi üzerine, 3. Ordu Müfettişliği görevinden almasına karşılık,    “yalnız şu anda bulunduğum görevden değil, büyük bir aşkla bağlı olduğum yüce askerlik mesleğimden de çekilerek veda ettiğimi arzederim” diyerek tüm askerlik rütbelerini  geri verdi. Ulusa ve orduya durumu bildiren genelgesinde de “Resmi nitelik ve yetkiden soyunmuş olarak, yalnız ulu­sun şefkat ve civenmertliğine güvenerek ve onun bitmez, tükenmez verim ve güç kaynağından esin alarak vicdani görevime devam edeceğim; ulusun bağrında bireysel bir savaşçı olarak çalışacağım.” dedi.

1919, 13 Temmuz: Görevinden ayrılan Mustafa Kemal’e sözlü olarak “Ben ve Kolordum emrinizdeyiz, Paşam” diyen 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa,    bir telgrafla da bağlılığını bildirdi: “Hizmetleri ve özverisi bütün dünyaca kabul edilmiş bulu­nan ve ordu ile ulusun övünme nedeni olan yüce kişiliği­nizin görevden ayrılma zorunda kalışınızdan dolayı ben ve kolordum son derece üzgünüz. Yalnız kutsal ulusal dâ­vâmız için savaşmaktan hiçbir an geri durulmayacağı yolunda verdiğiniz yüksek sözlerle teselli bulduğumuzu arz ile yurt ve ulusumuz için her türlü çalışmada Yüce Tanrı’nın başarılar bağışlamasını diler, kolordumuzun özel yüksek saygılarını sunarım, efendim.”

1919, 23 Temmuz:  Mustafa Kemal, “Tarih bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez” diyerek açılışını yaptığı Erzurum Kongresi toplandı. Mustafa Kemal,  açış konuşmasında “Ne yazık ki bugün ülkemizin her yanında çok miktarda yabancı parası ve yabancı propagandası dolaşıyor.” uyarısında da bulundu.

Kongre kararları, Cumhuriyetimizin temellerinin Erzurum’da atılğını göstermektedir:

1- Ulusal sınırlar içindeki bütün yurt parçaları bir bütün­dür; birbirinden ayrılamaz.

2- Ne türde olursa olsun, yabancıların topraklarımıza gi­rip işlerimize karışmasına karşı çıkılacaktır.   

3- Ulusal güçleri etken ve ulusal istenci egemen kılmak, temel ilkedir.

4- Hristiyan azınlıklara siyasal egemenliğimizi ve top­lumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.

5- Yabancı devletlerin güdümü (manda) ve koruyuculuğu kabul edilemez.

6- Millet Meclisinin hemen toplanmasını ve hükümet iş­lerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.”

1920, 9 Temmuz  Doğu Anadolu’da  Ermenilerin yaptığı kitle kırımı çapındaki öldürmelere karşı, İstanbul hükümeti sessiz kalırken,  Ankara Hükümeti Ermenistan’a protesto notası verdi.

1920, 10 Temmuz: Bursa’nın Yunanlılarca işgali üzerine TBMM Kürsüsünün üzerine yurt kurtarılıncaya değin kalkmayacak olan siyah bir örtü örtüldü.

1920, 14 Temmuz: İstanbul hükümetinin Savaş Mahkemesi (Divan-ı Harp) Mustafa Kemal’e katılan subaylar için ölüm cezası verdi.

1920, 18 Temmuz: TBMM’nde Ulusal And ilân edildi. Ulusal And’ın içeriği şudur:

“1- Savaş Bırakışmasının imzalandığı 30 Ekim 1918 günü, düşman orduları işgalinde bulunan Arap ülkelerinin durumu, halkının özgürce vereceği oya göre saptanmalıdır. Savaş Bırakışmasının öngördüğü sınırlar içinde Türk ve islam topluluğu bulunan bölümlerin tümü, hiçbir biçimde ayrılma kabul etmez bir bütündür.

2-Halkın oyu ile yurda katılmış olan Kars, Ardahan ve Artvin için de gerekirse halkoyuna başvurulmasını onay­larız.

3- Barış andlaşmasına bırakılan Batı Trakya’nın sınırının saptanması da, halkın tam özgürlük içinde vereceği oy­lara göre olmalıdır.

4- Halifeliğin ve Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul’la Marmara Denizinin güvenliği, her türlü tehli­keden korunmuş bulunmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşu­luyla, Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda bizimle başka devletle­rin birlikte verecekleri kararlar geçerlidir.

5- İtilaf devletleri ile düşmanları ve kimi ortakları ara­sında da kararlaştırılmış bulunan andlaşma çerçevesinde azınlıkların hakları, çevre ülkelerindeki Müslüman hal­kın da aynı haklardan yararlanması koşuluyla, tarafımız­dan da onaylanıp sağlanacaktır.

6- Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve kamu işlerinin daha çağdaş bir düzenli yönetim biçi­minde yürütülebilmesi için, her devlet gibi bizim de ge­lişme olanakları bulmamızda tam bağımsızlığa ve özgür­lüğe sahip olmamız, yaşamımızın ve varlığımızı sürdüre­bilmemizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, mali gelişmemize engel olan sınırlamalara karşıyız.

Üzerimizde kalacak olan borçlarımızın ödenmesi de, bu ilkelere aykırı olmayacaktır.”

1920, 22 Temmuz: İstanbul’da toplanan Saltanat Şurası, Sèvres koşullarını kabul etmekle artık meşru varlığının kalmadığını kendisi kanıtlamış oldu.

1921, 10 Temmuz: Yunan ordusu genel saldırıya geçti. İstanbul hükümeti’nin     iç isyanlar çıkarmaya varan türlü engellemeleri nedeniyle   hazırlanma olanağı bulamayan Türk ordusu    için,  Mustafa Kemal,  ancak ulusal egemenlik ilkesi altında başarılabilecek   bir askeri stratejiyi geliştirdi: “Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı yurttaş kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz.”

1921, 16 Temmuz: Mustafa Kemal, Türk ulusu tarihinde ilk kez toplanan Eğitim Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Yüzyıllar süren derin bir yönetsel savsaklamanın devlet yapısında yol açtığı yaraları iyileştirmek için harcanacak emeklerin en büyüğünü eğitim ve kültür alanında göstermemiz gerekir.” uyarısını yaptı.

1922, 14 Temmuz: Mustafa Kemal Fransız temsilci Franklin Bouillon’a “Tam bağımsızlık” tanımını yaptı: “Tam bağımsızlık bizim bugün üstlendiğimiz görevin asıl ruhudur. Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinden yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.” 

1922, 16 Temmuz: Türk Ortodokslar, Kayseri toplantısında Papa Eftim’i tanıdıklarını ve Ulusal Savaşı desteklediklerini açıkladılar.

1922, 17 Temmuz:     Rus Elçisi Aralov’un verdiği yemekte Mustafa Kemal, “Türkiye’nin savunduğu, bütün ezilen ulusların, bütün Doğu’nun dâvâsıdır.” dedi.

1923, 24 Temmuz: Türk ulusal bağımsızlığını ve Türk yurdunu tüm dünya uluslarına     resmen tanıtan   Lozan Andlaşması imzalandı. Atatürk Andlaşma için, “Türk ulusuna karşı yüzyıllardanberi hazırlanmış ve Sevr Andlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış bir yok-etme eyleminin çökertilişini anlatan bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal zaferin eseridir.” dedi.

1926, 1 Temmuz: Kabotaj Bayramı. Lozan andlaşmasıyla birlikte Osmanlı döneminin deniz ulaştırmacılığı alanında verdiği yabancı ayrıcalıklar kaldırıldı.

1926, 20 Temmuz: Türk kadını, Şaziye Yusuf Hanım‘ın kişiliğinde,  tarihinde ilk kez diş hekimi oldu.

1932,  9 Temmuz:      Türkiye Milletler Cemiyeti’ne  dâvet üzerine üye oldu.

1932, 12 Temmuz: Türk Dil Kurumu kuruldu. Atatürk’ün önderliğinde   bir özel dernek olarak kurulan ve Türk dilinin bilim, sanat, yönetim ve uygulayım dili olarak dünyanın sayılı dilleri arasında yerini almasını sağlayan,  böylece  uluslararası  saygınlık kazanan    Türk Dil Kurumu, 12 Eylül darbesi üzerine, kuruluş amacına aykırı olarak ve Atatürk’ün vasiyeti  de yok sayılarak bir resmi devlet dairesine çevrildi. Kuruluşundaki niteliğine kavuşturulması gerekir.

1932, 18 Temmuz: Diyanet İşleri Başkanlığı ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildirdi.

1932, 31 Temmuz: Türkiye Güzellik Kıraliçesi Keriman Halis (Atatürk’ün verdiği soyadı: Ece), Belçika’da Dünya Güzellik Kıraliçesi seçildi.

1936, 20 Temmuz: Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanarak, İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde Türk egemenliği  tam olarak  kuruldu.

1937, 1 Temmuz: Fevzipaşa – Meydanıekbez, Toprakkale – İskenderun Demiryolları satınalınarak ulusallaştırıldı.

1937, 8 Temmuz: Atatürk Türkiyesi’nin önderliğinde, sömürgeci güçlerin etkinliğini engelleyecek bölgesel dayanışma örgütü   Sadabad Paktı Tahran’da Türkiye – Irak – İran arasında imzalandı.

 * Sami Nabi Özerdim, Atatürk Devrimleri Kronolojisi,  Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi ve Zeki Saruhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü adlı yapıtlardan yararlanılmıştır.

.

About Mahmut Özyürek