ULUSAL YAZGININ DÖNEMEÇLERİ: ÇANAKKALE VE SAKARYA!
Prof. Dr. Özer Ozankaya
SUNUŞ:
Ulusları, devletleri bağımsız, onurlu ve gönençli kılan düşünce güçleri ve toplumsal güçler vardır.
Toplum yaşamına yön vermek üzere akıl, bilim, sanat ve tekniğin, yani demokrasinin isterlerine uygun olarak saptanması gereken düşünsel ilke ve değerlerin etkin ve güvenli biçimde işlemesi ve hep böyle korunması için, o ilke ve değerlerin kurumlaşması da gereklidir.
Kurumlaşmanın gereklerinden birisi, bütün bu ilke ve değerlerin ve onları ulus yaşamına kazandıran askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, teknik … zaferlerin ve başarıların, bu yolda verilen mücadelelerin ve uğranılan saldırı ve yitiklerin, yıldönümü kutlama ve anmalarıyla, şiir, roman, film, marş, türkü, tiyatro, opera, bale, senfoni … yapıtlarıyla, rozetlerle, bayrak ve flamalarla anlatıma kavuşturulmasıdır.
Cumhuriyet Türkiyesinin, ulusal bağımsızlık, toplumsal onur, özgürlük ve gönenç sağlamak üzere akıl, çağdaş bilim, sanat ve tekniğin gereği olan ilke ve değerler üzerine kurulduğunu, bu ilke ve değerleri gerçekleştirme yolunda büyük askeri, siyasal, hukuksal, eğitsel, bilimsel, sanatsal savşımlar vererek bunları zafere ulaştırdığını; bunları, tıpkı yukarda özetlediğimiz toplumsilimsel gereklere uygun biçimde kurumlaştıracak önlemleri aldığını biliyoruz.
Kutlama ve Anma Günlerinin Değerlendirilmesinde Savsaklamalar
Ancak, 1946’dan, yani demokrasi karşıtı güçlerin demokrasinin olanaklarından yararlanarak siyasal örgütlenme, bu yolda sömürgeci dış güçlerle de işbirliği yapma fırsatı bulduğu tarihten bu yana, Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurumsal temellerini oluşturan ilke ve değerlerin adım adım yıkılması yönünde adımlar atılırken, Cumhuriyetçi kadrolar bu ilke ve değerleri savunmada birçok yönden etkisiz kaldığı gibi, yıldönümlerini asıl özü ve içeriği ile ve toplum ölçeğinde dikkatleri çekecek, bu ilke ve değerlerin yaşamı yaşanmaya değer kılan amaçlar olduğunu vurgulayacak biçimde kutlama ve anma işlevini de savsaklama yanlışına düşmüşlerdir.
Her Ağustos ayında gereken biçimde ve özenle kutlanması gereken ÇANAKKALE ZAFERLERİ ve bu zaferlerde Mustafa Kemal’in belirleyici yeri de, 30 AĞUSTOS BÜYÜK ZAFERİ de, Atatürk önderliğinde kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin yerli ve yabancı düşmanlarınca gözlerden kaçırılmak ve unutturulmak istenen çok temel önemde ulusal değerlerimizdir.
Çanakkale Zaferleri, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın ve onlarla aynı kampta olan ABD’nin, savaş güçlerinin doruk noktasında oldukları ve İstanbul’u düşürebilseler tümüyle Türkiye’ye kafalarındaki ve gönüllerindeki planları uygulayıp Türkiye’yi haritadan silebilecekleri 1915 yılında, yalnız İstanbul’un değil, bütün Anadolu’nun Türk yurdu olmaktan çıkarılmasını engelleyen niteliği ile anılmalıdır.
30 Ağustos Zaferi de, doğru anlamı ve dürüst uygulamasıyla ULUSAL EGEMENLİK ilkesinin, sömürgeci saldırılarını savaş maydanında tepeleyebilmenin tek yolu olan TOPEYKÛN savaşı, yani tüm halkın gönüllü katılımı ve en son olanaklarını seferber etmesini temsil edişi ile kutlanıp anlatılmalıdır.
Oysa iç ve dış sömergeciler, Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki zaferleriyle hem “İstanbul’un ikinci fatihi”, hem de tüm Türk ulusunu ve yurdunu yok olmaktan kurtaran Ulusal Kurtarıcısı olduğunu, bu zaferlerin de temelinde Mustafa Kemal’in “Özgürlük ve bağımsızlığı karakter edinen ve toplumuna karakter yapmayı amaçlayan” yaşam anlayışının bulunduğunu gölgelemeye ve unutturmaya olanca hainlikleriyle çalışmaktalar.
30 Ağustos’u da, Türk ulusunun yönetimini kendi eline alarak sultanların, halifelerin … baskıcılığına son vermesi sayesinde elde edilen Kurtuluş Zaferi olarak anmak gereğini engellemeğe, gölgelemeğe çalışagelmişlerdir.
Türk Demokrasi Devriminin bilinçli koruyucu ve savunucuları olarak, sömürgecileri ve maşalarını bu kötücül niyet ve eylemlerinden vazgeçirinceye değin onlarla savaşmaya kararlı olduğumuzu kanıtlayacağız; Türk Devriminin her değerini, bıkmadan, usanmadan, tam tersine, en zevkli bir yaşam yolu gibi benimseyerek, yaşatmayı son soluğumuza değin sürdüreceğiz.
Sömürgecilikten utanç duymayanların, bu özgürlükçü ve bağımsızlıkçı duruşu bilinçlerden uzak tutmak ve saklamak için başvurdukları yollardan birisi de, Türk ulusunu “çok iyi döğüşen bir ulus” olarak nitelemeğe özen göstermek olmuştur. Böylece ulusumuzu ulusal egemenlik bilincinden uzak tutmak için, onu dünyaya ve kendi-kendisine “savaş-sever, kan dökmekten hoşlanır” bir ulus gibi göstermekten geri durmamaktadırlar.
Oysa Atatürk, “Zafer kendi başına bir amaç değildir. Amaç zaferden daha büyük bir düşüncedir. Her büyük zaferden sonra yeni bir dünya doğmalıdır. Yoksa kendi başına zafer, boşa gitmiş bir çaba olarak kalır.” diyordu. Bu yeni dünya düzeni, Türk Devriminin üzerine kurulu olduğu ve kapitalizmi de sosyalizmi de geride bırakan yeni bir insan, toplum ve dünya anlayışı, yani yeni bir Uyarlık Tasarımında anlatımını ve uygulamasını bulmuştur.
Bu bağlamda olmak üzere, her gün yerli ve yabancı, onbinlerce insanın ziyaret ettiği ANIT_KABİR’deki “Kurtuluş Savaşı Müzesi”nin içeriğinin, adına yaraşır biçimde bir Ulusal Bağımsızlık ve Sömürgeciliği Yenme Müzesi olarak düzenlenmesi gerektiğini belirtelim. Müze, yıl oniki ay, hergün Anıt Kabir’e gelen onbinlerce ziyaretçinin, “Türkleri savaşsever” bir ulus gibi algılamasını değil, tam tersine, ulusal egemenlik, yani özgürlük bayrağı altında sömürgeci saldırıyı tepeleyen ve bir daha hortlamamasını sağlayacak, tüm insanlık için örnek alınacak değerde bir Uygarlık Tasarımı olan Atatürkçü Dünya, Toplum ve İnsan Anlayışını benimseyip yaşama geçirmeği amaçlayan bir ulus olarak tanımasını sağlamalıdır. Müzenin hemen girişinde yer alan Çanakkale ve Sakarya Savaş sahneleri de, bu savaşların aynı uygarlık tasarımının ruhuyla kazanılmış olduğunu ön planda tutacak biçimde düzenlenmelidir.
Türk Devriminin tüm önemli atılımlarını müzecilik bilim ve sanatının en son olanaklarıyla sergileyecek böyle bir müze, Türk ulusunun özgüven, birlik ve dayanışmasına, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal temellerine ve uluslararası saygınlığımıza, Anıt Kabir’in kendi başına zaten yapmakta olduğu ve sonsuza değin sürecek olan sınırsız hizmetlere, olumlu katkılarda bulunabilecektir.
Türk Devriminin tüm önemli atılımlarının Anıt Kabir Müzesinde böyle sergilenmesi, onların yıldönümlerinin yurt çapında gereğince kutlanıp anılmasını da çok özendirici olacaktır.
Bu yazı dizisinin amacı Cumhuriyet Türkiyesi’nin bütün saldırılara karşın bugün hâlâ ayakta durmasını sağlayan ilke ve değerleri bize kazandırmış olan başlıca başarıları, bu başarıların temelindeki düşünsel özü, bu öze yapılan saldırıları, yaşanılan sevinç ve üzüntüleri, konuları ve günleriyle her ay tüm Cumhuriyetçi kurum ve kişiliklere anımsatmak, onları Türkiye çapında ses getirecek etkinliklerle kutlama ve anma yönünde duyarlılığa çağırmaktır.
Buna TÜRK DEVRİMİNİN SEYİR DEFTERİ diyeceğim.
Kuşkusuz bu başlıca günlerin tümünü saptama savında olmadığım gibi, yaptığım dizelgede de eksikler, önem sırası yanlışları bulunabilir.
Başta Cumhuriyetin resmi kurumları olmak üzere, özellikle Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin, tüm siyasal partilerin, kitle iletişim araçlarının, Üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sendikaların, Atatürkçü Düşünce Derneği ve öteki düşünce ve sanat derneklerinin, sanat ve düşün insanlarımızın … duyarlılığını arttırmaya bir ölçüde yardımı dokunabilirse, kendimi mutlu sayacağım.
***
1- 1915, 6 Ağustos: Mustafa Kemal komutasındaki 19 Tümen Anafartalar savaşını vererek düşmanı püskürttü.
2- 1915, 8 Ağustos: Mustafa Kemal, Çanakkale’de düşman saldırısı karşısında kendisinden görüş isteyen 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’e, “Düne kadar çok elverişli önlemler vardı. Ama bu dakikada tek önlem kalmıştır: bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz, önlem budur!” yanıtını verdi. Aynı gece Anafartalar Grup Komutanlığı’na atandı.
3- 1915, 10 Ağustos: Çanakkale’de Mustafa Kemal komutasındaki birlikler, düşmana ağır yitikler verdirerek Conkbayırı’ndan attı. İngiliz komutan General Hamilton, hükümetine verdiği raporda, “Türkler bizi Conkbayırından atmak gerektiğini anladılar ve öyle yaptılar.” diyordu. Düşmanın denizden yağdırdığı bomba parçalarından biri Mustafa Kemal’in göğsüne çarptı. Göğüs cebindeki anne armağanı saat, Mustafa Kemal’i kurtardı.
4- 16 Ağustos 1915: Mustafa Kemal, 161 sayılı tepeden, ateş çizgisi üzerinde yönettiği birliklerle, Kireçtepe’ye taze güçler almış olarak saldıran düşmanı ağır yenilgiye uğratarak durdurdu.
5- 21 Ağustos 1915: Çanakkale’de Mustafa Kemal’in yönetimindeki Türk güçleri, İkinci Anafartalar çarpışmalarında düşmana ağır yitikler verdirerek püskürttü.
6- 1916, 6 Ağustos: Mustafa Kemal komutasındaki birlikler, Muş ve Bitis’i Rus işgalinden kurtardı.
7- 1919, 7/8 Ağustos: Mustafa Kemal, Erzurum’da Mazhar Müfit Bey’e, henüz açıklamaması koşuluyla, özel olarak, Cumhuriyet devrimlerinin programını not ettirdi:
“Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Bu bir.
İki: Padişah ve hanedan konusunda zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.
Üç: Kadınların örtünüp kapanması kalkacaktır.
Dört: Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir.
Beş: Latin harfleri kabul edilecektir.”
8- 1919, 9 Ağustos: Mustafa Kemal, Padişah buyruğuyla askerlikten çıkarıldı, nişanları ve sanları geri alındı. Mustafa Kemal de padişah hükümetine “yalnız şu anda bulunduğum görevden değil, büyük bir aşkla bağlı olduğum yüce askerlik mesleğimden de çekilerek veda ettiğimi arzederim” yanıtını verdikten sonra Türk ulusuna durumu şu genelgeyle duyurdu: “Resmi nitelik ve yetkiden soyunmuş olarak, yalnız ulusun şefkat ve civenmertliğine güvenerek ve onun bitmez, tükenmez verim ve güç kaynağından esin alarak vicdani görevime devam edeceğim; ulusun bağrında bireysel bir savaşçı olarak çalışacağım.”
9- 1919, 10 Ağustos: Kara Vasıf, Halide Edip, .. gibi İstanbul aydınları, Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal’e bir mektup yazarak Amerika’ya sığınmamızı önerdi. Mustafa Kemal, Sıvas Kongresi’nde belirteceği yanıtını yakın arkadaşlarına şöyle açıklıyordu:
“İstanbul, bir Amerikan mandasıdır, tutturmuş gidiyor. .. Manda yok! ‘Ya bağımzsızlık, ya ölüm’ var! Amerikan mandası diye çırpınanlar, düşman işgali altında bulunan sinirleri ve zayıflıkları ile bu ulusa ve bize inanmayanlardır. Bizim düş ve serüven ardında koştuğumuzu sananlardır. Eğer bunlar Anadolu’nun ve Türk ulusunun gerçek duygularını bilseler, bu yanlış düşüncelerinden dolayı utanç duyarlar. Dâvâmız yürümektedir, yürüyecektir. Başarmamak için hiçbir neden yoktur. Ulusal egemenlik ilkesini ve Ulusal Meclis kararını anlatmayan hiçbir anlaşmayı, hiçbir sözleşmeyi kabul etmeyecek ve tanımayacağız!”
10- 1920,10 Ağustos: Anadolu’dan Türk varlığını silmek amacını taşıyan Sèvres Andlaşması Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit tarafından Paris’te imzalandı.
11- 1920, 19 Ağustos: TBMM, Sèvres Andlaşmasını imzalayanlarla Saltanat Şurası’nda onaylayanları vatan haini ilân etti.
12- 1921, 5 Ağustos: TBMM’ndeki genel istek üzerine Mustafa Kemal Başkomutanlık görevini, şu koşulla kabul etti: “Bu görevi, … TBMM’nin yetkilerini eylemli olarak kullanmak koşuluyla kabul ediyorum. Yaşamım boyunca ulusal egemenliğin en sadık bir hizmetkârı olduğumu ulusa bir kez daha göstermek için, bu yetkinin üç ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırılmasını ayrıca isterim.”
13 – 1921, 12 Ağustos: Sakarya Savaşı öncesinde Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak’la Polatlı’da cephe karargâhına geldi. Cephedeki çalışması sırasında kolanı gevşeyen attan düşüp kaburga kemikleri kırıldı.
14- 1921, 23 Ağustos: Yunan ordularının saldırısı üzerine, 22 gün, 22 gece aralıksız sürecek olan ve Türk ulusal kurtuluşunun yazgısını belirleyen Sakarya Meydan Savaşı başladı. Mustafa Kemal, savaşı zaferle sonuçlandıran planını sömürgeciliğin nasıl yenilebileceğini anlatan genel stratejisi üzerine dayandırmıştı:
“Savaş demek, iki ulusun bütün varlıklarıyla, bütün maddi ve manevi güçleriyle karşılaşıp birbiriyle vuruşması demektir. Bunun için bütün Türk ulusunu düşüncesiyle, duygusuyla ve eylemli bir biçimde cephedeki ordu kadar savaşla ilgilendirmeliydim. Yalnız düşman karşısında olanlar değil, köyünde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli bilecek, bütün varlığını savaşa verecekti. Bütün maddi ve manevi varlığını yurt savunmasına vermekte gevşek ve ağır davranan uluslar, savaşı ve çarpışmayı gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılamazlar. Oysa bağımsızlık savaşlarının tek başarı koşulu en çok bu noktada yatar.”
Bu genel strateji üzerine geliştirdiği “Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır; o alan bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı yurttaş kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz.” ilkesi ile sömürgelikten kurtulma savaşlarına ve “topyekûn savaş” türüne çok temelli katkılarda bulundu.
15- 1922, 17 Ağustos: Mustafa Kemal gizlice Ankara’dan Konya’ya, orada Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhına giderek 26 Ağustos’ta Büyük Saldırı’nın başlatılması buyruğunu verdi.
16- 1922, 26 Ağustos: Sabah saat 5.30′da Büyük Saldırı başladı.
17- 1922, 27 Ağustos: Afyonkarahisar kurtuldu.
18- 1922, 30 Ağustos: Dumlupınar’daki Başkomutanlık Meydan Savaşı ile düşmana kesin darbe vurularak Büyük Zafer kazanıldı.
19- 1922, 31 Ağustos: Türk orduları İzmir yönüne akmaya başladı.
20- 1923, 23 Ağustos: Lozan Andlaşması TBMM’nde onaylandı.
21- 1924, 12 Ağustos: Türkiye İş Bankası kuruldu.
22- 1924, 25 Ağustos: Mustafa Kemal, Ankara’da Öğretmenler Birliği Kongresinin üyelerine verdiği yemekte, “Öğretmeler! Yeni kuşağı, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni kuşak sizin eseriniz olacaktır!” dedi.
23- 1924, 30 Ağustos Mustafa Kemal, 30 Ağustos Zaferinin 2. Yıldönümünde Dumlupınar’da ulusa ve gençlere şöyle seslendi:
“Hiç kuşku duyulmamalıdır ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada güçlendirildi. Sonsuzluğa değin sürecek olan yaşamı burada taçlandı…”
“Efendiler, bu pek büyük yenginin türlü etkenlerinin üstünde en önemlisi ve yücesi, Türk ulusunun bağılsız ve koşulsuz olarak egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne verimli bir devrim olduğunu açıklamağa gerek görmem. Ulusumuzun uzun yüzyıllardanberi hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların baskı ve ezinci altında ne denli ezildiğini, onların açgözlülüklerini doyurma yolunda ne denli büyük yıkımlara ve yitiklere uğradığını düşünürsek, ulusumuzun egemenliğini eline almış olması olayının tüm ululuk ve önemi gözlerimizin önünde belirir.. .”
”Ey yükselen yeni kuşak! Gelecek sizindir! Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltip yaşatacak sizsiniz!”
24- 1925, 23 Ağustos Mustafa Kemal Atatürk Şapka Devrimi için yurt gezisine başladı.
25- 1925, 25 Ağustos Mustafa Kemal, şapka giyilmesi ve tekkelerin kapatılması yolundaki demokrasi devrimlerini halka anlatmak ve halkın düşünce ve duygularını öğrenmek üzere yurt gezisine çıktı. Kastamonu’da bu konuda şunları söyledi: “Bu başlığın adına şapka denir. Rum başlığı olan fesi giymek uygun olur da, şapkayı giymek neden olmasın? Hristiyan papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel giysisi olan cüppeyi nerde, niçin ve nasıl sırtınıza geçirdiniz?”
26- 1927, 27 Ağustos: Mustafa Kemal’i öldürmek için Sisam adasından Anadolu’ya geçen Hacı Sami ölü, arkadaşları yaralı olarak ele geçirildiler.
27- 1928, 9 Ağustos: Mustafa Kemal yeni Türk abecesini İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda halka açıkladı. “Bir ulusun % 80-90′ı okuma-yazma bilmezse bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. .. Yeni Türk harfleriyle elde edilecek gözler kamaştırıcı Türk manevi gelişmesinin az zaman sonra erişebileceği güç ve yagınlığını, gözlerimi kapayarak, şimdiden öyle parlak görüyorum ki, bu görünüş karşısında kendimden geçiyorum.” dedi.
28- 1929, 19 Ağustos: İstanbul’da doktorlar evlerin pencerelerindeki kafeslerin kaldırılmasını istediler.
29- 1930, 12 Ağustos: Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Mustafa Kemal parti Genel Başkanı Fethi Bey’le CHF Başkanı İsmet Paşa’ya “En çok kavgalı gibi olduğunuz geceler, sizi soframda birleştireceğim. .. Görüyorum ki laik cumhuriyet ilkesinde birlik içindeyiz.” dedi.
30- 1934, 13 Ağustos: Bakırköy bez fabrikası açıldı.
31- 1935, 5 Ağustos: Fevzipaşa – Ergani demiryolu işletmeye açıldı.
32- 24 Ağustos 1938: Demiryolu Kemah’a ulaştı.
.
