CUMHURİYETİMİZ 85 YAŞINDA :
SONSUZA DEK, ŞAN ve ŞEREFLE YAŞATACAĞIZ !
Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Genel Başkan Önceki Yrd.
G i r i ş :
”Hiçbir kuşkum yoktur ki,
Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği,
bundan sonraki gelişmesi ile,
geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
“10. Yıl Söylevi” sonunda, 29 Ekim 1933
Yüce ATATÜRK, Cumhuriyetimiz’in 10. yılı kutlama töreninde verdiği 10. Yıl Söylevi‘nde, yukarıdaki dizeleri, özel bir vurgu ile adeta haykırarark dile getirmişti. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu döneminde (1299-1920) 621 yıl boyunca “Türk Ulusu’nun egemenliğine Osmanoğullarınca zorla elkonulmasına” (gasp edilmesine) isyan etmekteydi. 3,5 yıl süren anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’nın (19 Mayıs 1919 – 9 Eylül 1922) görkemli bir utku ile kazanılmasının ardından Lozan barış görüşmelerine Padişah da çağrılınca, isyan etmiş ve artık Saltanat’ın kaldırılmasının zamanının geldiğine karar vermişti.
Bu amaçla TBMM’ye sunulan önerge, 31 Ekim / 1 Kasım 1922 gecesi Komisyonda görüşülmekteydi. Kuşku yok, Saltanat’ın kaldırılması, Cumhuriyet’e giden yolun en önemli adımlarından biriydi.
TBMM Komisyon görüşmelerinin uzatılması karşısında, gece yarısından sonra Komisyona giderek yaptığı tarihsel “uyarı” konuşmasında aşağıdaki çok açık ve kararlı sözlere yer vermişti :
- ” Efendiler, egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilemez. Egemenlik, saltanat, güçle, erkle, zorla alınır.
Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı. Şimdi de
Türk ulusu, bu saldırganlara artık yeter diyerek, ayaklanarak, egemenlik ve saltanatını doğrudan kendi eline almış bulunuyor. Burada toplananlar, Meclis ve herkes doğal görürse, kanımca uygun olur. Yoksa gerçek yine yolu yordamıyla anlatılacaktır. Ama belki birtakım kafalar kesilecektir. “
Bu çok yerinde ve ancak yürekli, ender önder kişiliklerin yapabileceği tarihsel uyarının ardından TBMM Komisyonu görüşmeleri sonuca bağlamış ve TBMM, 1 Kasım 1922 günü Saltanat’ı kaldırmıştı. Bu devrimci dönemeçten 15 gün kadar sonra da İngilizler, ülkesini parçalayan Sevr Anlaşması‘na imza koyan, daha öncesinde de ulusal kurtuluş savaşımızı engellemek içine elinden gelen her şeyi yapan, İngiliz Sevenler Derneği’ni kuran, Kemal Paşa’yı idam fermanı veren, kuvayı milliyecileri
asi ve Yunan işgalini hayırlı gösteren.. işbirlikçileri hain 36. Padişah VI. Mehmet Vahdettin’i bir zırhlı ile Malta adasına kaçırmışlardı. Mustafa Kemal Paşa daha sonra ünlü SÖYLEV’inde son padişah için “alçak” ve “soysuz” nitemlerini (sıfatlarını) kullanmıştır.
Cumhuriyet’imizin Başlangıç Yılları :
“Kurtuluş” tan sonra “Kuruluş” tüm devrimci hızıyla sürüyordu. Bir ulus, öz vatan topraklarında yeniden öz benliğine kavuşmaktaydı. Cumhuriyet her alanda köklü devrimler yapıyor, Dünya hayran kalıyordu. Batı sömürgesi pek çok ülke, Hindistan, Pakistan, Cezayir, Tunus, Libya.. “Kavgamızı” örnek alıyordu.
- “Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektedir. Bu gibi oyuncular varsa,
kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyitlerin, çelebilerin, babaların, dervişlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve yaşamlarını güvenen insanlardan meydana gelmiş bir kütleye, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi? Her sarıklıyı hoca sanmayınız, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. Efendiler ve Türk Ulusu, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru ve gerçek tarikat, uygarlık yoludur. Uygarlığın buyurduğunu, istediğini yapmak, insan olmak için yeterlidir.” (Atatürk’ten Anılar, K. Özalp-T. Özalp, T.İş Bank. Yay. 3. bs. s. 69, 1995)
Ekonomide, Devlet yönetiminde, askerlikte, diplomaside, sanatta, kültürde, bilimde, diplomaside.. yaşamın tüm alanlarında, uygar bir toplum yaratılmaktaydı. Osmanlı’da halkını “sürü” kendini de tebasının “çoban”ı (!) ilan eden köhnemiş saltanatın yerini, Cumhuriyet’in başı dik özgür yurttaşları alıyordu.. Padişahlar, 1517′de Halifeliği de üstlenince, iyice amacından saptırarak, iktidar güçlerine payanda yapmışlardı. Oysa Hz. Muhamet ardından vekil ya da halife bırakmamıştı. Müslümanlar toplanarak kendileri halife seçmişlerdi. 4 Halifeden 3′ünü de iktidar kavgasında öldürmüşlerdi. Giderek, “Peygamberin vekili” olmayı da aşarak “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” gibi sunlan Halifelik kurumu ile saltanatlarını pekiştirerek dokunulmaz kutsal olmuş, halka ölçüsüz zulüm yapmışlardı.
Cumhuriyet’in ilanı; zalim ve çağdışı, dini iğrenç biçimde siyasete alet eden Saltanat’tan kurtulma anlamına da gelmektedir. Egemenliğin kaynağı sözde gökyüzünden, gerçekte olduğu yere, yeryüzüne indirilerek gerçek sahibi halka teslim edilmiştir. Bu boyutuyla yeryüzünün en büyük Aydınlanma devrimlerinden, insan hakları eylemlerinden sayılmalıdır. Egemenlik, bağsız-koşulsuz Ulusundur
Bu gerekçeyledir ki, ATATÜRK 10. Söylevi’nde “En büyük bayramdır, kutlu olsun!” demektedir.
Cumhuriyet Giderek Serpiliyor :
Halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen Cumhuriyet, giderek demokratikleştirilmiş; yaşaması için zorunlu niteliklere kavuşturulmuştur. Bu bağlamda Gazi Mustafa Kemal Paşa, aşağıdaki söyleme yer vermiş; yazdığı YURTTAŞLIK BİLGİLERİ kitabında halkını eğitmiştir :
- “Cumhuriyet yönetim biçimi demek, demokrasi dizgesi ile devlet biçimi demektir.”
Cumhuriyet’in demokratik kılınmasının olmaza olmaz 6 temel koşulunu vurgulamış ve aşamalarla Anayasaya koydurmuştur.
- “Biz Cumhuriyetçiyiz, Ulusçuyuz, Halkçıyız, Devrimciyiz, Devletçiyiz, Laikiz.”
Böylece, “6 Ok” olarak bilinen yukarıdaki ilkeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok geri bıraktırıldığı çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşınmasında bir tür 6 şeritli otoyol işlevi grecektir : Anadolu Aydınlanması!
Uyarmıştır, yapılacak çok iş vardır. Bunlar yukarıdaki ilkelere dayalı ve akla-bilime uygun olmalıdır :
- ”Gelişigüzel politikalarla ulusu parçalamak hainliktir.“
Cumhuriyet devrimini elbette kimi iç ve dış güçler içlerine sindirememişlerdir. O’nu kollamak gerekir :
- ”Cumhuriyet; düşünsel, bilimsel, tinsel (manevi) güçlü ve yüksek kişilikli korumacılar ister.”
Dolayısıyla ülke insanı her bakımdan çok iyi eğitilecektir ki, Cumhuriyet’ine kol kanat gerebilsin..
Cumhuriyetimizi ancak kendisiyle varolabilir görmekten çok uzaktır, Ulusuna güveni tamdır :
- “Benim ölümlü bedenim birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.” (İzmir suikast girişimi sonrasında, 1926, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt 3, syf. 80
Son derece net olarak Cumhuriyet’ten yana tutum takınmıştır : - n “Bütün dünya bilsin ki benim için bir yanlılık vardır : Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda 1 bireyi dışarıda düşünmek istemiyorum.”
(1924, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt 2, syf. 189)
85. Yılda Neredeyiz ?
Çok ama pek çok yol aldığımız açıktır, tartışma dışıdır.
Anadolu’da bir uygarlık, insanlık, yeniden doğuş (Anadolu Rönesansı) yaşanmış ve onurlu destanı yazılmıştır. Bu tarihi, Mustafa Kemal Paşa ve dava arkadaşları ulusumuzla birlikte yaratmış ve yazmışlardır. Gelecekte ne gibi tehlikelerle karşılaşılabileceğini de büyük bir tutarlıkla öngörmüşlerdir :
- “Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl direndiğimiz (ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret
ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten herşey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız.
O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır.
Bütün ümidim gençliktedir!”
Kuşku yok gençlikten kasıt salt “yaş” değildir. Beyni ve yüreği “genç” tüm yurttaşlar bu sorumluluk altındadır. Yüce ATATÜRK‘ün, “en büyük eserim” diye övündüğü Cumhuriyetimiz, tüm yurttaşlara kutsal bir emanettir. Herkes, Ata’mızın vasiyeti gereği, Cumhuriyet’e uyanık bekçi olmak zorundadır.
Günümüzde Cumhuriyetimiz türlü ve ciddi sorunlarla yüzyüzedir. Emperyalist Batı, Sevr‘i yeniden uygulamak istemekte, bu amaçla açık açık ülkemizi bölen küstah haritalar yayınlamaktadır! Bizim için ise gidecek başka toprak parçası, vatan-yurt yoktur. Anadolu bin yıldır özyurdumuzdur. Bu coğrafyada özgür, tam bağımsız ve onurlu bir devlet olarak yaşamak en temel ve meşru hakkımızdır. Ancak tarih güçlülerin sahnesidir. Varolmak için çok güçlü olmak zorundayız ama epey sorunlarımız var. Bu ağır sorunlar neden başımıza geldi, nerelerde hata yaptık, nasıl başedebiliriz.. gibi kritik önemde soruların sorularak usa ve bilime dayalı gerçekçi yanıtların üretilmesi zorunludur. Bu tür önemli yıldönümleri, salt coşku içerikli (hamasi) söylemlerle geçiştirilemez. Muhasebe yapma ve acı geçeklerle yüzleşmek kaçınılmaz bir yükümlülüktür. Stratejik derinlikli öngörüler ve politika seçenekleri üretmek zorunludur.
Ülke, yarım trilyon doları aşan borca sokulmuştur. Emperyalist kapitalizmin Ekim 2008 küresel bunalımı ile ekonomimiz çok ağır yara almıştır. Politikacıar halktan gerçeği kaçırmaktadır ancak somut yaşama yansımalar gecikmeyecektir. Üretimin gerilemesi, kapanan işyerleri, işsizlik, borç ödemede sorunlar… eli kulağındadır. “Krizi avantaja dönüştürmek” ten söz ederek hem etik-ahlak dışına düşen, hem halka yalan söyleyen, aklımız-sağduyumuzla alay eden yöneticiler talihsizliktir. YTL, son 2-3 haftada 1 Dolar = 1,20 YTL eşitliğinden, 1 Dolar = 1,70 YTL eşitliğine sürüklenmiştir. Yerli yabancı uzmanlar, hükümet yetkililerini yalanlamakta ve Türkiye’nin krizden en çok olumsuz etkilenecek 3 ülke içinde olduğunu belirtmektedir. Paramızın değerindeki çok hızlı ve hazin değer yitimi (Devalüasyon!) bu tezi doğrulamaktadır. Dolayısyla ulusal gelir (GSMH) % 40′ı aşan oranda düşmüş, döviz borçları aynı oranda büyümüş, makas çok açılmıştır. Yüce ATATÜRK döneminde yaşanan 1929 dünya ekonomik bunalımından Türkiye’miz, ekonomik bağımsızlığı sayesinde çok yara almadan kendisini korumasını ve 1923-38 döneminde kararlı olarak toplam % 98 büyümeyi dış borç almadan, Osmanlı borçlarını da ödeyerek başarmıştı : Denk bütçe ile her yıl ortalama % 6,5 büyüme! Batı’lılar bu inanılmaz başarıya “Atatürk’ün Ekonomi Tansığı (Mucizesi)” adını vermişlerdi !?
Ne yapmalı ?
Tez elden, ULUSAL BİRLİK sağlanarak, ATATÜRK DEVRİMLERİ’ni tamamlayacak politik program düzleminde bir MİLLİ HÜKÜMET‘e gereksinim vardır. BOP eşbaşkanlığı üstlenen bir T.C. Başbakanı ile ülke ancak parçalanmaya sürüklenebilir, öyle de olmaktadır.. Bu ürkünç durum kesinkes bitmelidir.
Ulusumuz, binlerce yıllık engin sağduyusu, deneyimi ve öngörüsü sayesinde bu ciddi darboğazı da aşmasını hiç ama hiç kuşku yok ki başaracaktır. Yüce ATATÜRK‘ünün kendisine kutsal emanetinin değerini bilecek ve ahde vefa ile onu sonsuza dek tam bağımsız, onurlu ve özgür olarak taşıyacaktır.
En büyük Bayram, “29 Ekim 1923“ü 85 yıl sonra coşkuyla özgüvenle anıyoruz. Herkese kutlu olsun!
Yaşasın Atatürk ve Devrimleri, -bu sayede- yaşasın Türkiye Cumhuriyetimiz!…
.
