Herhalde insanlık tarihinin en trajik örneklerinden biri olsa gerektir..
1 Temmuz 2008 günü gözaltına alınış biçimlerinden günümüze dek yaşanan süreç, hepimizin ağır ayıbıdır.
Yürürlükteki Ceza Muhakemesi Yasası’nın 100. maddesinde sayılan tutuklama gerekçeleri, bize göre başta sayın emekli orgeneraller Sn. Eruygur ve Sn. Hurşit Tolon olmak üzere pek çok şüphelinin tutuklanması için yeterli değildi.
Yazıyı uzatmamak için bu maddelerin tartışmasına girmiyoruz.
Ancak anılan maddeye kısa bir gözatılması, tablonun anlaşılmasına yetecektir.
Mahkeme heyeti, 2500 sayfayı aşan iddianameyi (!?) okuyana dek de haliyle duruşma için zaman kazanmak durumunda kaldı ve tutukluluk durumunun sürmesine -çaresiz- karar verdi.
Bu süreçte dile getirilen itirazlar reddedildi..
Oysa itirazlar, sağlam ve somut, nesnel gerekçelere dayalıydı:
Yaş, sağlık sorunları ve sosyal konum..
Her 2 sayın orgeneral yurtdışına kaçacak değillerdi ya!
Kaldı ki, tahliye kararı bu kısıtla verilebilirdi.
Nitekim yaşamsal tehlike içine düşen / düşürülen Sn. Eruygur’un tahliyesinde bu kısıt getirilmiştir.
Kanıtları değiştirme ?
Her şeylere el konmadı mı gözaltı öncesi aramalarda?
Başkalarına baskı yaparak yönlendirme?
Teknik takip altında değiller mi?
Telefonları, e-posta iletişimleri hatta özel yaşamları bile ayrıntılı olarak izlenmiyor mu?
Telekulak sakandalı AKP’nin boynunda asılı hâlâ..
Hatta ilk sorguda kan basıncı yükselmesi nedeniyle Taksim Hastanesi’ne kaldırılıp orada sabahlamadı mı Sn. Eruygur?
Niçin bu uyarılar ve alarm işaretleri dikkate alınmadı yetkili mahkemelerde?
300 bin kişiyi aşkın jandarma ordusuna 2 yıl komutanlık yapmış, fiilen güç sahibi iken “darbe” yapmamış da emekli olunca mı böyle saçma bir işe kalkışacak?
İnandırıcı mı?
Asıl gerici-yeşil darbeyi AKP yapmıyor mu?
TSK’da toplam orgeneral/oramiral sayısı bildiğimiz kadar 14′tür.
800 bin kişiye yaklaşan Ordu mevcudu içinde bu rütbeye gelmek hiç kolay değildir.
Hele Kuvvet Komutanlığı, daha da ayıklanarak gelinen son derece prestijli bir görevdir.
Bütün dünyada “full star general” (Orgeneral) rütbesi ayrıcalıklı bir konum ve statü sağlar.
Devlet de bu ayrıcalıklı konuma uygun olanaklar sunar.
Koruma, lojman, makam aracı.. emekli olduklarında da sürdürülür.
Sn. Eruygur, bölücü emperyalizmin maşası malum terör örgütü ile yıllarca savaşmış bir komutandır.
Böylesi bir özel yaşantı düzeyi ve deneyimi olan insanlar, birden bire gözaltı ve tutuklanma gibi ağır ve hele hak etmedikleri süreçlerle karşı karşıya bırakıldıklarında; herhangi bir insana göre daha ağır biçimde örselenirler (travma yaşarlar).
Meslekte 30 yılı aşan hekimlik birikimiyle ve hukukun üstünlüğüne gönülden bağlı bir yurttaş olarak altını çizmek isteriz ki; bu irdelememiz kimileri için ayrıcalık isteme değildir.
Bundan ancak utanç duyabiliriz.
Yasalar önünde herkesin eşitliği evrensel ilkesine elbette bağlıyız.
Ancak bu eşitlik kaba ve mekanik olarak anlaşılamaz ve yasa koyucunun muradına denk düşen bir espri ile böylelikle yaşama da geçirilemez.
Aslolan karşılaşılan ya da uygulanan filli yaptırımda eşitlik sağlanmasıdır.
Dolayısıyla kimi pozitif ayrımcı uygulamalar, yasalar önünde herkesin eşitliği ilkesine asla ters düşmeyeceği gibi, tersine, anılan ilkenin yaşama geçirilebilmesi için zorunlu duruma gelebilir.
Öyle de olmuştur.
Her 2 sayın komutanın psikolojileri kasten bozulmuştur.
Hipertansiyon ve diyabet hastalığı ile ruhsal gerilimin iyi bilinen negatif ilişkisi, hekim olmayanlar için bile açıklama gereksiniminden bağışıktır.
Sn. Eruygur 67 yaşındadır.
Diyabetinin denetimi için özel diyet izlemesi gereklidir.
Kan basıncı için de öyle.
F tipi Kandıra Cezaevi’nde bu kaçınılmaz gereksinim ne ölçüde karşılanabilmiştir?
Devletin güvencesinde, Devlete özellikle emanet olan tutuklu ve ciddi sağlık sorunları olan bu insanlara özel diyet yemeği sağlanabilmiş midir, sağlanabilmekte midir?
Bu durum Cezaevi Savcılığınca özellikle soruşturularak kamuoyuna doyurucu açıklama yapılmalıdır.
Ayrıca sabahın karanlık erken saatlerinde “merdivenden düşme” kamuoyu vicdanını tatmin etmemiştir.
Bir başka haksız “Ergenekon” tutuklusu İP Genel Başkanı Sn. Doğu Perinçek‘in AYDINLIK‘taki başyazısında (21 Eylül 2008, sayı 1105) dile getirdiği üzere mecazi anlamda (??) “karanlıkta itilmiş midir ??!”
Bu ciddi sav mutlaka ama mutlaka açıklık kazanmalıdır.
Tersi durumda toplumsal barış, güven ve istikrar son derece ciddi olarak zedelenecektir..
Öyle veya böyle, Sn. Eruygur sağlığını ciddi biçimde yitirmiş, yaşamsal tehlike içine düşmüştür.
1. boyun omuru 4 parçalı bir kırık durumundadır ki, omuriliğe bası olursa bırakınız felç olmayı, solunum durmasıyla ani ölüm riski söz konusudur.
Kafatasında da kırıklar saptanmıştır.
Ayrıca, yüksek tansiyon ve kafa travmasına bağlı olarak beyin içi kanama yaşamıştır!
Tıbbın tüm olanakları kullanılarak Paşa yaşatılmış ve açık beyin ameliyatı yapılmak zorunda kalınmıştır.
Açıkça ve rahatlıkla şu yargıyı ileri sürebiliriz ki; adil yargılama ve yargılamanın güvenliği gibi gerekçelerle bir önlem olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası‘nca düzenlenen “tutukluluk” yaptırımı, eylemli (fiili, de facto) çok ağır ve belki de geri dönüşümü, telafisi olmayan bir cezaya dönüşmüştür.
Yargılama sonunda Sn. Eruygur aklanırsa, ödediği bu çok ama çok ağır bedel neyin karşılığı olacaktır?
Toplumlar, adalet üzerinde ayakta kalır ve varlıklarını barış ve güven içinde sürdürebilirler.
Hukuk ve kurumları da bu yüce idealin bir aracıdır.
Dolayısıyla hukukun adalet yerine adaletsizliğe alet kılınması asla ve asla kabul, onay ve korunma göremez.
Sayın E. Org. Hurşit Tolon‘un da kan basıncı yüksektir, hipertansiyon hastasıdır.
Özel diyet ve düzenli sağaltım alması gereklidir.
Prostat hipertrofisi nedeniyle sıklıkla tuvalete gitmesi gerekir.
Özellikle geceleri, kaldıkları koğuşta, merdivenlerden inerek alt kata WC’ye inmesi bir risk etmenidir.
Nitekim Sn. Eruygur, söylendiğine göre (?!)bu merdivenlerden düşmüştür.
En azından koğuş mimarisi dikkate alınmalıdır.
Yine bildiğimiz kadar, 1 Temmuz 2008′de gözaltına alınanlar hakkında, her 2 sayın emekli orgeneral de dahil olmak üzere haklarında savcılık iddianamesi tamamanarak hâlâ mahkemeye sunulmuş değildir.
Yaşanan acı deneyimlerden ders alınarak, “Ergenekon” davasında tutuklu olanlar en az sayıya indirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki; yakalama, gözaltı, tutukluluk kurumları birer önlem kurumudur.
Genelgeçer olan bunun tersidir.
Yurtdışına çıkış yasağı dahil, güvenlik birimlerine gelerek gündelik imza verme.. gibi önlemler de anımsandığında, Ceza Muhakemesi Yasası‘nın olanaklarının, durumun ağırlık ve önemi ile dengeli olmayan biçimde orantısız hatta haksız ve adaletsiz kullanıldığı gözlemine erişilmektedir.
Hele Ceza Muhakemesi Yasası‘nın102/2 md. karşısında tutukluluk durumunun yargılama sürecinde hüküm kurulmadan 3 yıla dek uzayacak olabileceğini görmek, dehşet vericidir.
Geç kalan adalet adalet değildir!..
Yineleyelim; şüphelilerin sağlık, yaş ve sosyal konumlarının gözetilmesi yasalar karşısında eşitliğe ters değil; tam tersine gereğidir.
Eşitliğin sağlanması, kimi kez, örneğimizdeki gibi, pozitif ayrımcılığı da gerektirir.
Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Genel Başkan Önceki Yrd.
www.ahmetsaltik.com
.

Hukuksuzluğu ancak hukuksuzluk yok edebilir. Onun kullandığı silahla düşmanı yok edebilirsiniz!
Bu doğa yasasıdır.
Gerisi lafı güzaftır.
Göreceğiz…
Cumhur UTKU
Bugün Türkiye’de iki Hukuk,iki Yasallık cephe cepheye gelmiştir!
ABD’nin Çuval Hukuku ve Cumhuriyet’in Hukuku!
Ya Türkiye,Çuval Hukukuyla ve Ergenekon tertipleriyle bitirilecektir!
Ya da Cumhuriyet Devrimi’nin Hukuku uygulanacak,saltanat sahipleri yıkılacak ve Yüce Divan’larda yargılanacaktır.
İşte o zaman Türk Ordusu’nun komutanları her gün her saat emperyalist ve Fethullahçı merkezlerden tekmelenemeyecektir! İşte o zaman Org.Şener Eruygur’lar merdivenlerden aşağı itilemeyecektir!
12 Eylül hukuksuzluk dönemininin benzeri bir uygulama ile;Ergenekon soruşturması kapsamında yargılanıp hüküm giymeden tutuklu bulunan sanıklar,yaşamlarını kaybetmekte ve/veya kalıcı sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmaktadırlar. İddianamesi bile olmadan tutuklu bulunan Şener Eruygur’un;yaşamını kaybetmesi halinde tek sorumlu,Recep Tayyip Erdoğan olacaktır.