DİLİNİZİ Mİ YUTTUNUZ?
Sivil Toplum Örgütü: Mesleki ve Toplumsal sorunları, araştıran, inceleyen, onları bilimsel raporlar haline getiren, ayrıca devleti yönetenlerle, kendi üyeleri ve kamuoyu ile paylaşan örgütlerdir. Aynı zamanda, demokratikleşmenin ve kişi hak ve özgürlüklerinin gelişmesine, Lâik Cumhuriyete, Sosyal Hukuk Devletine, Bağımsızlığımıza ve kadın-erkek eşitliğine sahip çıkıp savunması gereken kuruluşlardır. Bunlar benim tespitlerim. Bir tespitim daha var; Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin önündeki en büyük bela, EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİNE GİREN DİNCİ GERİCİLERDEN gelecektir. Bu iki tespitten sonra bu gün ülkemizin belli başlı problemlerini başlıklarıyla sıralayalım;
*İRTİCA bundan böyle iç tehdit olarak sayılmayacak. Devletin tehdit öncelikleri değiştirilecek.
KOŞAR ADIM ‘TOTALİTER’ REJİME!..
A&G Araştırma Şirketinin son anketine göre halkın Türk Silahlı Kuvvetlerine olan güveni %63’lere kadar geriledi. Kim ne derse desin, bilgi kirliliği yaparak ‘beyin yıkayanlar’ işlerinde başarılı. Yakın geçmişte “en çok hangi kuruma güveniyorsunuz” sorusuna verilen cevaplarda %90’ın üzerinde TSK çıkarken, bugün gelinen nokta oldukça düşündürücüdür. Bu görüş değişikliği vesilesiyle medya da dördüncü güç olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Ne iç ne de dış koşulları bulunmadığı halde, sürekli gündemde tutulan “darbe” senaryoları, alışık olmadığımız yeni bir siyaset yapma şeklini önümüze dayattı. TSK ne kadar dirense de en sonunda kendini savunmak zorunda bırakılarak, çirkin siyasetin içine çekildi. TSK’ne karşı yapılan insafsız ve yersiz saldırılara ilk karşılığı vermesi gerekenler; onun savaş zamanındaki, başkomutanı olmakla övünen Cumhurbaşkanı ile eylem ve işlemlerinden sorumlu olan Başbakan ve Milli Savunma Bakanı, ne yazık ki bu görevlerini yerine getirmediler. Bir ülkenin yönetimini elinde bulunduranların kendi silahlı kuvvetlerinin yıpratılması karşısında suskun kalması, son derece tuhaf olmakla birlikte, klinik bir vakıa olarak kabul etmek de yanlış olmasa gerekir!..
BÖLÜCÜYSEN TÜRKİYE’YE HAKARET SERBEST!
Eğer etnik kökene dayalı bölücülük yapıyorsanız, örneğin “Kürtçü” iseniz ve ülkenin bölünmesi için çalışıyorsanız, Türkiye’ye istediğiniz gibi “HAKARET” edebilirsiniz. Bu ülkede başta medya olmak üzere bazı aydın(cık) lar sizi gündeme getirirler, alkışlarlar fakat kimse, “ne hakla Türkiye’ye hakaret ediyorsun” demez. Son örnek Viyana’da yaşandı. Trafik kurallarına uymadığı için Kanada Polisi tarafından “paket” edilen ve kelepçelenen, Başbakanımızın sık sık dinlediğini söylediği “Şivan Perver” adlı türkücü, sıra Türkiye’ye gelince esip gürlemiş; “Türkiye’ye dönmem, Türkiye beni kaldıramaz!”. Türkiye değil seni, senin yedi sülaleni kaldırır kaldırmasına ama, yeter ki yönetimde adam gibi adamlar olsun. Kanada Polisinin önünde “dört ayak” olan bu zibidi böyle konuşurken, AKP’nin ikinci adamı Mir Dengir Fırat Efendi ne yapıyor? Esas Patronu Barzani ve kader arkadaşları BDP’lilerle “Menemen Testisi” gibi sıralanmışlar, konser izliyorlar.
YURTSEVERLİĞİN MİHENK TAŞI; TEKEL DİRENİŞİ
Ankara’da, elli gündür “ölmek var, dönmek yok” seslerini yükselten Tekel işçilerinin eylemi 01.02.2010 pazartesi günü yapılan TÜRK-İŞ hükümet görüşmelerinin sonuçsuz kalması ile yeni bir evreye girdi.
Tekel işçileri direnişlerini:
- Yurdumuzu parselleyip parselleyip satmak isteyen AKP iktidarına karşı
- CUMHURİYET için,
- DAHA DEMOKRATİK VE LAİK TÜRKİYE için,
- VATANIN SAHİPSİZ OLMADIĞINI GÖSTERMEK için,
- YARINLARIMIZ için,
- ÇOCUKLARI VE ÇOCUKLARIMIZ için, Türk Bayrağı altında, tüm baskı, müdahale, açlık ve soğuğa rağmen sürdürmektedirler.
Bu mücadele bir VATAN SAVUNMASIDIR. Bu mücadeleye seyirci kalanlar, aynı zamanda vatanın satılmasına, cumhuriyetin türlü düzenbazlıkla yok edilmesine, yarınlarının karartılmasına, AKP faşizmine de seyirci kalıyorlar demektir.
“SATILMIŞ OĞLU SATILMIŞ…”
Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Halide Edip, Fevzi Çakmak, Fethi Okyar ve diğerleri…
Kim bunlar?
“Sergerde”, “haydut”, “yılan”, “baldırı çıplak”, “figüran”, “kukla”, “siyasi deli”, “haşerat”, “çapulcu”, “şirret”, “türedi”, “serseri”…
Milli Mücadele döneminde Mütareke basınının Dersaadet’in satılmış kalemlerini, “ya istiklâl, ya ölüm” diyerek direnen millicileri nitelerken kullandığı sözcükler bunlar işte…
Örneğin Ali Kemal, Peyami Sabah’ta şöyle diyordu:
“Teşkilât-ı Milliye sergerdeleri, bu mahlûklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kere iyidir.” (23.4.1920)
“Büyük Millet Meclisi üyeleri figürandır, kukladır. Bunların bu milletle, Anadolu Türküyle ne irfanca ne nesilce ne yazıca, ne fikirce ilgileri yoktur ki, başka türlü bağları olsun.” (1.9.1920)
“Harice karşı hukukumuzu müdafaa ve varlığımızı muhafaza için en birinci vazifemiz, ne emel beslediklerini hepimizin bildiği bu muzır neşriyattan, bu haşerattan, Kuvayı Milliye’den Anadolu’yu temizlemektir.” (6.5.1920)
Önceki Başlıklar
“Yerli ve yabancı hiçbir kuruluştan "fon" adı altında bile yardım almamakla övünüyoruz."
