Peygamber ocağı denirdi. Delikanlıların eline kına çalınarak
uğurlanırdı. Davullar çalınır, halaylar çekilirdi.
Kutsal devlet düşüncesinin altında kutsal ordu anlayışı vardı.
İç birliğimizi oluşturan, huzurumuza katkısı olduğunu
varsaydığımız, bununla da huzur bulduğumuz ordumuz. Bin yıllık servetimiz.
Varlık nedenimiz ordumuz.
Biz bilirdik ki, ordu devletin kendisidir. Yargı ve ordu olmazsa
devlet olmaz. Eğitim olmazsa toplum kendini ve bu duyarlılıklarını yeniden
üretemezdi.
Ne oldu da kendimizden olan, halkın yüreğinden çıkmış ordumuza
saldırıyoruz? Bir iki generalin şu veya bu hatası bizi bütün ordudan nefret
edecek noktaya nasıl taşır?
Nedir bu ordu düşmanlığı?
Her gün gazetelerin manşetlerini, hatta devlet televizyonunun haber
bültenlerini orduya saldırılar oluşturuyor.
Bunlar eleştiri değil başkaları adına görev yapmadır.
Ordunun elini kolunu bağlayan, görev yapamaz duruma getiren bu
eleştiriler güvenliğimizi tehdit etmektedir.
Güvenlik konularında bile görüş belirtemez hale gelen ordumuz,
halkını yakın tehditlere karşı nasıl uyarı görevini yapacak?
Bir Amerikalı veya bir Avrupalı yetkili Türkiye’nin güvenlik
meselelerinde söz sahibi oluyor. Buna kimse bir şey demiyor. Ama eğer,
ordumuz görevi gereği bir hamle yaparsa hemen “darbe” yapacak imajı
yaratılarak ordunun görev yapmasının önüne geçiliyor.
Yeni bir anayasa yapılmak isteniyor. Anayasa güvenliğimizi yakından
ilgilendirir. Yabancı devlet adamlarını sunulan Anayasa Taslağı ordudan
gizlenecek. Yabancılar görüş bildirecek ama eğer ordu görüş bildirirse
kıyamet kopacak.
Ordumuz korkutulup sindirildi. Kimler tarafından? Kendi vatandaşları
tarafından. Yabancıların satın aldığı kendi vatandaşları tarafından.
Sovyet ordusu da vardı. Bir kurşun sıkmadan Amerika’ya teslim olmuştu.
Dünyanın ikinci ordusu idi. Belki de birinci!
Devletimiz olacaksa ordumuz olacaktır. Ordu istemeyenler devleti
istemeyenlerdir. Devletsizleşmek ve bir an evvel Batıya mevcudu teslim
etmek.
Tanzimatçılar, sahte solcular, tarikatlar, hortumcular birleşmişler.
Ordumuzu ortadan kaldırmak yâda işlevsizleştirmek için yabancılara akıl
veriyorlar, hizmet veriyorlar.
Bunun akıl ile mantık ile kendi menfaatlerimiz ile ilgisi yok.
Bu durumda bize tek seçenek bırakıyorlar. Ya bu işbirlikçiler olacak ya da
devletimiz (ordumuz) olacak. Devletsizlik demokrasi değil, anarşidir. Ya da
teslimiyettir.
12 Mart ve 12 Eylül’ü iyi kavramamış solculara bir sözüm var. Hem diyorsunuz
ki bu darbelerin arkasında Amerika vardı. Ondan sonra Amerika’yı bırakıp
kendi ordunuza saldırıyorsunuz. Anladık. 12 Mart ve 12 Eylülde işkence
gördünüz, öldünüz, öldürüldünüz. Ama o darbeler Amerikan darbeleri idi.
Evren ve bir iki General Amerika ile işbirliği yaptı diye kendi ordunuza ila
nihaiye düşmanlığı sürdüremezsiniz. Bu sürekli Amerika’ya hizmet etmek
sonucunu doğurur.
Yanlış yapanlara saldırın, orduya değil.
Bir sözüm de tarikatlara olacak. Onlarda eskiden Peygamber ocağı dedikleri
kuruma saldırıyorlar. Bu ordu(devlet) yıkılırsa senin o camin de başına
yıkılır.
Hortumculara hiçbir sözüm yok. Çünkü onlar için Allah’ta, devlet te, ordu
da, düzen de, intizam da bir şey değildir. Para her şeydir.
Yaşlı zengin bir Rus kadından dinlemiştim. İkinci Dünya Savaşını anlatırken,
“Gardoraptaki tüm giysilerimi verdim. Bir dilim ekmek alamadım.” Diye.
Devlet ve ordu ile savaş bizi bir hiç noktasına getirecek.
Dincilerin elinde türbandan başka bir şey,
Sahte Solcuların sloganlarından başka bir şey,
Hortumcuların ise her an öldürülme korkusundan başka ellerinde bir şeyleri
kalmayacak.
Milli devlet direnir. Milli ordu direnir.
Bülent Esinoğlu
2008-08-25, bulentesinoglu@gmail.com
.

ahhh ahh ATAM BURDA OLSADIN DA SUNALRIN HEPSİNİ DARI AĞACINA ASSAYDINN…