Öğretmenler Günü’nde YARGI önünde
Öğretmenler Günü’nde YARGI önünde
ADD Isparta Şube Başkanı Öğretmen Mahmut Özyürek, TCK’nin 301. maddesi gereğince hakkında açılan dava nedeniyle dün ilk kez hâkim karşısına çıktı.
Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya Özyürek’in yanı sıra avukatları Av. Ertuğrul Kazancı, Av. Mehmet Zengin, Av.Ali Fuat Çetinkaya , Av.Mehmet Öztürk ve Av.Gürkut ACAR da katıldı.
(TCK) 301′inci maddesi gereğince hakkında dava açılan Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şube Başkanı Öğretmen Mahmut Özyürek’in yargılanmasına başlandı. Dün ilk defa hâkim önüne çıkan ÖZYÜREK, “25 yıllık öğretmenlik yaşamında Atatürk Devrim ve ilkelerini, Cumhuriyetin temel değerlerini savuna gelmiş bir öğretmen olarak 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde mahkeme huzurunda olmaktan dolayı üzüntülü olduğunu” belirtti.
ÖZYÜREK hakkında 3 Mart 2007′de Devrim Yasalarının kabul edilişinin yıldönümü etkinlikleri kapsamında Ulusal Güç birliği Platformu adına yaptığı konuşmasında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “halkın dini değerlerini aşağılama” suçlamalarıyla dava açılmıştı.
SAVUNMADAN; ÖZYÜREK, savunmasında, “Derneğimizin tüzüğünde belirlenen ilke ve kurallar doğrultusunda Cumhuriyet Devrim ve ilkelerine hangi kişi veya kurumdan gelirse gelsin gerekli biçimde karşı koymak tüzüğümüzün bize görev olarak yüklediği bir sorumluluktur. İddianamede hakaret olarak nitelendirilen sözlerin hepsinin yasal dayanağı olup bunları gerek ben gerekse vekillerim yazılı savunmalarında delilleri ile mahkemenize sunacağız. Ben sözlerimi hakaret içermediği düşüncesindeyim. Bu itibarla Cumhurbaşkanına hakaret ve halkın dini değerlerine aşağılama suçlamalarını kabul etmiyorum. Beraatıma karar verilmesini istiyorum” dedi.
Özyürek’in avukatı Gürkut Acar, Av. Ertuğrul Kazancı, Av. Mehmet Zengin, Av.Ali Fuat Çetinkaya , Av.Mehmet Öztürk savunmalarında müvekkilin anayasada ifadesini bulan Cumhuriyetin değiştirilemez ilkelerini korumaya yönelik siyasal tespitlerde bulunduğunu belirterek, “Söz konusu ifadeler AKP’ye yönelik kapatma davasında da yer almış maddi olgulardır. Ayrıca türbanla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde verilen kararda müvekkilin halkın dini değerlerinin aşağılama suçunu işlemediğini açıkça göstermektedir. Söz konusu ifadeler sert ve ağır eleştiri niteliğinde olup siyasal tespitler niteliğinde sözlerdir”
a) “Ne oldukları, ne yapacakları, ne yaptıklarından belli olan Atlantik Denizindeki “velinimetleri” ne derse onu yapan, Cumhuriyetin laik, demokratik kimliğini açıkça değiştirmeyi, yok etmeyi amaçlayan ılımlı İslamcı çete” sözleri ANAYASA’NIN 2. MADDESİNDE DEĞISTİRİLMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEYEN CUMHURİYETİN TEMEL DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAKTAN İBARETİR. Bu nitelikleri değiştirmeye çalışan ve yurt dışından yönlendirilen bir gruba karşı söylenmiş bu sözlerin tek kişiye (Cumhurbaşkanı’na) söylenmiş olduğu kabul edilemez.
“ILIMLI ISLAMCI ÇETE” SÖZLERİ DE HAKARET İÇİN SÖYLENMİŞ DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ CUMHURİYETİN TEMEL NİTELİKLERİNİ YIKARAK YERİNE BİR DİN DEVLETİ KURMAYI AMAÇLAYANLARIN, ANAYASAL DÜZENİ YIKMAK İCİN ÖRGÜTLENMELERİ ÇETE KURMAKTIR. BU HERKESİN BİLDİĞİ VE BİLMESİ GEREKEN BİR KONUDUR. KALDI Kİ YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI BU NEDENLE AKP İCİN KAPATMA DAVASI ACMISTIR.
BİLİNDİĞİ GİBİ TÜRK CEZA KANUNUNUN 309. MADDESİ ŞÖYLEDİR: “MADDE 309 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”
SİMDİLİK CEBİR VE ŞİDDET DEGİL; HİLE İLE VE CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ YOLUYLA DEVLETİ ELE GEÇİRMEKTE OLAN; YURT DIŞINDAN YÖNLENDİRİLEN BİR GRUBU “ÇETE” OLARAK NİTELENDİRMİSTİR. GERÇEKTE VEKİLEDENİMİN DEĞİL; CETE MENSUPLARININ YARGILANMASI GEREKİRDİ. DEVLETİN; ELE GECİREMEDİKLERİ YASAL GÜÇLERİNİN KARSISINDAKİ BU OLUŞUMA ÇETE DEMEK SUC OLUSTURMAZ.
b) )” Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok”, “ben laik değilim” diyebilen El Kadı’nın kefilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız Laik Çankaya’sını Mustafa Kemal’in makamını ele geçirmişlerdir” sözlerinden; “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok”, “El Kadı’nın kefili benim” “Ben Laik değilim’ sözleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. Bunlar bilinen sözleridir. Basın ve Yayın Organlarında, Ortak-ağ (internet)’da, kitaplarda vardır. Bu anlayışın Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkili olması nedeniyle, Cumhurbaşkanlığı makamını ele gecirdiğini söylemek neden hakaret olsun?
Bu sözler tamamıyla bir gerçeğin ifadesidir. Gerçekleri söylemek hakaret etmek değildir. SANIK BU SOZLERIYLE BIR TESPİT YAPMIŞTIR. BU TESPİT HER YERDE VARDIR. YÜZLERCE GAZETEDE VE YAZIDA YAZILMIŞTIR. HİÇBİRİSİ BUNLARI CUMHURBAŞKANI’NA HAKARET OLARAK KABUL ETMİŞ DEĞİLDİR.
c) “Devrim ile karşı devrim Çankaya’da karşı karşıyadır”, “Meşru olan devrimin Çankaya’sı AB-ABD güdümlü devşirmelerin işgali altındadır” “Ülkemizi satılık vatan konumuna düşürenler Türkiye’yi Parçalama Projesi BOP’un eş başkanlığını yürütenler yargıda hesap vermektense Çankaya Köşkünün duvarları arkasına saklamışlardır” sözlerinden;
“Devrim ile karşı devrim Çankaya’da karşı karşıyadır” sözleri; Bugünkü Cumhurbaşkanı’nın laiklik ilkesine aykırı birçok sözü ve laiklik karşıtı yaşam biçimi nedeniyle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci ve laik kişiliği ile bugünkü Cumhurbaşkanı’nın laiklik karşıtı kişiliği ve uygulamalarının karşı karşıya olduğunun belirtilmesidir.
BUNUN HAKARET VE KÜÇÜK DÜŞÜRMEYLE BİR İLGİSİ YOKTUR. TAM ANLAMIYLA BİR SİYASAL TESPİTTEN İBARETTİR. GERÇEĞİ İFADE ETMEK SUÇ OLUŞTURMAZ.
“Meşru olan devrimin Çankaya’sı AB-ABD güdümlü devşirmelerin işgali altındadır” sözü: Anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırı bir anlayışı temsil eden, bu nedenle de meşru olmayan güçlerin; Avrupa Birliği ve Amerika’dan yönlendirilen ve bunlar tarafından yetiştirilmiş (devşirilmiş kişilerin işgali altındadır demektir.) BU SOZLERİN DE HAKARET İLE İLGİSİ YOKTUR. AĞIR VE CİDDİ BİR ELESTİRİDİR.
c)”Aklın, bilimin bağımsızlığın kalelerine ABD-AB güdümlü yobazlığın bayrağı, TÜRBAN çekiliyor!” diye beyanata bulunarak, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak” suçunu islediği ileri sürülmektedir.
SAYIN SAVCI; TÜRBANIN BİR BASÖRTÜSÜ OLMADIĞINI, CUMHURİYETİN
TEMELİNİ OLUSTURAN LAİK YAPIYI BOZMAK İCİN BİR ARAC OLARAK
KULLANILDIĞINI BİLMEZDEN GELMEKTEDİR. TÜRBANIN BASİT BİR
BASÖRTÜSÜ DEĞİL LAİK OLMAYAN KESİMİN, KADINLARA GİYDİRDİĞİ
BİR ÜNİFORMA OLDUĞUNU, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BUNDAN BİR HAFTA ÖNCE VERDİĞİ BİR KARARLA YİNELEMİSTİR. TÜRBAN İLE İLGİLİ OLARAK, ANAYASA MAHKEMESİNİN SON VERDİĞİ KARAR ORTADADIR. SAYIN SAVCI, TÜRBANI BİR DİNSEL SİMGE HALİNE GETİREREK KORUMA ALTINA ALMA CABASINDADIR. BUNUN BİR CUMHURİYET SAVCISININ, CUMHURİYETİN TEMEL DEĞERLERİNİ KAVRAMADIINI, YA DA KAVRAYAMAMIS GİBİ GÖRÜNDÜÜNÜ GÖRMEK ÜZÜCÜDÜR.
SONUÇ VE İSTEM :
BU DAVA, SAYIN SAVCININ İRADESİYLE DEĞİL, SİYASAL İKTİDARIN ZORLAMASIYLA AÇILMIŞTIR. İDDİALAR GERÇEKLERE AYKIRIDIR. BİLDİRİDE YAZILAN VE SÖYLENENLERİN TAMAMI CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİNİ KORUMAK, CUMHURİYETİN ANAYASAL TEMELLERİNİN KORUNMASINA YÖNELİK DÜŞÜNCELERİN AÇIKLANMASINDAN İBARETTİR. DAVA; DIŞ GÜCLERİN ÜLKEMİZİ YÖNETMESİNE KARŞI SÖYLENMİŞ SÖZLERİN ÇARPITILMASINA, AMACININ DIŞINDA ANLAM YÜKLENMESİNE DAYALIDIR. ANAYASANIN DEGİŞTİRİLEMEZ MADDELERİNİN KORUNMASI AMACIYLA, ÜLKE BAĞMSIZLIĞIN, YABANCILARIN ÜLKE YÖNETİMİNDEKİ ETKİNLİKLERİNİN KINANMASI AMACIYLA YAZILMIŞ BİLDİRİDE SUCUN YASAL UNSURLARI OLUŞMAMISTIR. İDDİANAMEDE İLERİ SÜRÜLEN HİÇBİR YASA HÜKMÜNÜN UNSURLARI BULUNMADIĞI GİBİ, HAKARET KASTI DA BULUNMAMAKTADIR. VEKİLEDENİMİZ ANAYASAL TEMİNAT ALTINDAKİ
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KULLANMIŞTIR. TÜRK CEZA YASASININ 301/3. MADDESİNE GÖRE ELEŞTİRİ AMACIYLA YAPILAN DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI SUC OLUŞTURMAZ. ORTADA AĞIR BİR ELEŞTİRİ VARDIR. ANCAK SUÇ YOKTUR. BU NEDENLERLE VEKİLEDENİMİN AKLANMASINA KARAR VERİLMESİNİ SAYGILARIMLA VEKİLEDENİMİZ ADINA TALEP EDERİZ. 24.11.2008
DURUŞMA 19 OCAK 2009 DA DEVAM EDECEK
.
Kutlarım. İyi bir savunma olmuş.BOP konusunda önceki gün Cumhuriyet Gazetesi’nde Fuller’in bir değerlendirmesi vardı. Bunun dosyaya eklenmesinde yarar görürüm.Esenlik dileklerimle.