Nasır ve Erdoğan

Araplar bağımsız bir devlete sahip olma hayaliyle I. Dünya Savaşında Osmanlı yerine, emperyalist İngilizlerle birlik olma yolunu seçtiğinde; sanırım sonlarının böyle olacağını düşünmüyordu. Yani kendilerine bir çeşit özerklik veren, iç işlerinde tamamen bağımsız davranmalarına müsaade eden, “necip millet” gözüyle bakan, dinsel ve ulusal özgürlükleri olmasına karşı çıkmayan Osmanlının yerine, kendilerine Hıristiyan ve Siyonist efendiler seçtiklerini görecek ileri görüşe sahip değillerdi. Bizim Batıya karşı yürüttüğümüz anti-emperyalist savaşı; onlar Osmanlıya karşı yürüttüler. 

 Bazı çevreler Arapların Osmanlıya başkaldırmasını; bizim de etkilendiğimiz milliyetçilik akımına bağlar. Ancak gelin görün ki; Araplar tarihlerinin hiçbir döneminde milliyetçi bir duruş sergileyememiştir. Öyle olsaydı bugün Arap yarımadasında tek bir birleşik Arap devleti olurdu. Araplar; kavim ve aşiret kavramını; ulus kavramına yükseltemedikleri için kendi aralarında sürekli bir çekişme yaşar.

 Ulus devlet tanımını ve Arap milliyetçiliğini bir tek Nasır dile getirmiş, hatta kendi öncülüğünde; Irak ve Suriye’nin birleşmesini sağlamış ve Birleşik Arap Cumhuriyetini kurmuştur. Fakat Mısır, Irak ve Filistin’deki emperyalist Amerika tarafından beslenen İslamcı örgütler ile kavim ve aşiret düzeninden bir adım ileri gidememiş, Cumhuriyet kavramının kendilerini tahttan edeceğini gören işbirlikçi diğer Arap ülkeleri; bu Cumhuriyetin uzun soluklu olmasını engellemiştir.

 Aslında Nasır; Arap yarımadasının emperyalist sömürge konumundan kurtulması için çok önemli bir isimdi. O; Araplar için anti-emperyalist duruşun ilk simgesiydi. Mısır’ın İngiliz sömürgesi olduğu dönemde, işbirlikçi kralın İngiliz yanlısı politikalarına karşı; gerçek anlamda bağımsızlık isteyen Mısırlılar; İngiliz askerleriyle kralın askerleri tarafından linç edildiler. Bunun üzerine Mısır Ordusunda görevli Nasır ve arkadaşları; Hür Subaylar örgütünü kurup Krala karşı devrim gerçekleştirdi ve Kral Faruk tahttan indirildi. Ardından emperyalizmin izlerini yok etmek için Mısır’da bir dizi devrim hareketi başlattı. İngiliz askerlerini ülkesinden kovdu ve ağalık sistemine son verip, toprak reformunu gerçekleştirerek toprağı gerçek sahibine yani halka verdi. Saltanatı kaldırdı. Cumhuriyeti ilan etti. 1966 yılına gelinceye kadar, Süveyş Kanalı da dahil, ülkesindeki tüm yabancı yatırımları millileştirdi.

 Şimdi özellikle Davos çıkışından sonra Başbakan Erdoğan için “Yeni Nasır” yakıştırması yapan Cengiz Çandar’a soruyorum? Erdoğan’la Nasır’ın benzer bir tek yönünü gösterebilir misiniz?

 Nasır anti-emperyalizme karşı bir devrim gerçekleştirmiştir. Erdoğan devrimci midir? Yoksa emperyalist batı tarafından korunan bir iktidarın Başbakanı mıdır?Anti-emperyalist bir tek söylemi var mıdır? “Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz” cümlesinin iç politikaya yönelik olduğunu, bir tek anti-emperyalist adım atmadığı, aksine tüm anlaşmaların eksiksiz devam ettiğini görmüyor musunuz?

 Nasır İngiliz askerlerini topraklarından defetti. Erdoğan NATO birliklerine karşı böyle bir girişimde bulunmuş mudur? Son olarak NATO gücü dahilinde, Türk askerini Aden Körfezine gönderip, ticari gemilerin Somalili korsanların saldırısına karşı koruma görevini vermesi için teskereyi meclisten geçirmişlerdir. Nasır; İngiliz askerlerini ülkesinden kovarken, Erdoğan PKK ile mücadelede sanki Türk Ordusu yetersizmiş gibi “Eğer teröre karşı dünyada bir ortak mücadele platformu oluşmuyorsa NATO nasıl Afganistan’da teröre karşı bir ortak mücadele için devreye girdiyse burada da aynı görevi yerine getirmek durumundadır” diyerek  açıkça “Vatan topraklarımızı biz koruyamıyoruz gelin siz koruyun (bizi işgal edin)” demiştir.

 Nasır toprak reformu gerçekleştirip çiftçin kendi topraklarına sahip olmasını sağladı. Erdoğan’ın ise çiftçiye bakış açısı belli: “Ananı da al git!” Nasır toprak ağalarını yok edip rantlarını elinden alırken; Erdoğan onları oy deposu olarak gördü. Hiç birine dokunmadı.

 Nasır Saltanatı kaldırdı. Cumhuriyeti ilan etti. Erdoğan ise yandaş işadamları, partilileri, akrabaları, cemaat ve tarikatları, medyası ile bir saltanat oluşturdu. Askeri darbe dönemleri de dahil Cumhuriyet tarihinin hiçbir zaman diliminde, muhalifler; Erdoğan döneminde olduğu kadar susturulup baskı altına alınmamıştı.

Nasır yabancı işletmeleri millileştirerek ülke ekonomisinde yabancıların söz sahibi olmasının önüne geçmiştir. Nasır; bizim için Boğazlar ne ise kendileri için aynı anlama gelen ve tüm emperyalist ülkelerinin şimşeklerini üzerine çektiği Süveyş Kanalını millileştirdi. Erdoğan ise milli sermayemizi, alın terimizle yıllarca didinerek inşa ettiğimiz devlet işletmelerini yabancılara sattı.

 Nasır 1955 yılında Endonezya’da 3. dünya ülkeleri liderlerinin toplandığı Bandung Konferansına; “Ajan Ülke” olduğunu söyleyerek İsrail’in katılmasını engelledi. Aynı Konferansta Nasır; Çin, Yugoslavya, Hindistan gibi Müslüman olmayan ülkelerin de Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkatini çekmeyi başararak, bu ülkelerin Filistin’den yana karar almasını sağladı. Erdoğan ise konferansa İsrail’in katılmasını engelleme başarısı gösteren Nasır’ın aksine; sunucunun zaten bitirmeye çalıştığı bir konferansı Peres’e terk etti.

 Nasır; Cezayir’deki anti-emperyalist başkaldırıya, Somali’deki, Gine’deki, Kenya’daki Amerikan, İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı başkaldıranlara; askeri ve siyasi destek sağladı. Erdoğan ise Dağlık Karabağ’da gerek dindaşımız gerek soydaşımız olan Azerilere yapılan soykırımı görmezden gelip; Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme süreci başlattı. Çin zalimliği altında ezilen Doğu Türkistanlı soydaşlarımız konusunda ise tek bir beyanda bile bulunmadı.

 Nasır; İsrail’e karşı direnen bir çok liderin, Arafat’ın komutasındaki Filistin Kurtuluş Örgütü bünyesinde birleşmesini sağlayan kişiydi. Hatta Arafat tarafından Filistin’in tek ve gerçek dostu ilan edilmişti. Filistin’in elini kuvvetlendirecek tek şey; FKÖ döneminde olduğu gibi bu günde, İsrail’e karşı savaşan örgütlerin birleşmesidir. Bu örgütlerin; özellikle İsrail ve Amerika tarafından birleşmeleri engellenmeye çalışılmaktadır. Erdoğan ise hedeflerinin Filistin’in kurtuluşu olduğunu söyleyen HAMAS ve El-Fetih örgütlerini birleştirmeye yönelik adım atmak yerine; HAMAS yanlısı bir tutum sergileyerek birleşmenin önünü kesmiş ve Filistin’in elinin kuvvetlenmesini engelleşmiştir.

 Cengiz Çandar, bir kere daha düşünsün. Nasır ile Erdoğan arasında benzerlik değil; taban tabana zıtlık olduğunu görecektir. Ben Erdoğan’ın yerinde olsam; bir çok yönüyle bana değil; Mustafa Kemal Atatürk’e benzerliği olan, O’nu örnek aldığı belli Nasır’la, hiçbir şekilde ortak yönümün olmadığını, dünyaya bakışımızın farklı olduğunu söyleyip; Çandar’ın varsa eğer akreditasyonunu iptal ederdim.

ŞEBNEM ÖZBEK

16.02.2009

.

About ADD Isparta