MUSTAFA NECATİ BEY VE ARKADAŞLARI GİBİ OLMA ZAMANIDIR!
Cumhur UTKU (ADD Çankaya Şb.)
NEREDEN NEREYE
1929 yılının ilk gününün akşamı. Mustafa Kemal Paşa “Ne evlattı o!” diyerek Maarif Vekili Mustafa Necati’nin ölümünün ardından, odadakilere göstermeden, pencereden dışarı bakarak gizlice ağlıyor. Mustafa Kemal Paşa belki de Mustafa Necati’nin yarım bıraktıklarını bildiği için ve o günlerden bugünlerimizi gördüğü için ağlamaktaydı… Mustafa Necati Bey, ülkemizin yazgısını değiştiren devrimci devlet adamlarının başında gelir. Onu ve onun gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün diğer fikir fedailerini tanım
ak ve tanıtmak, biz Türk devrimcilerinin boynunun borcudur.
Günümüzde (Aralık 2007) iktidar partisinin desteklediği bir eğitim sendikası, bildirisinde okullarda “İstiklal Marşı okunan törenlere son verilmesini, öğrenci andından “Türklük” kavramının çıkartılmasını, okullarda kıyafetin türbanı da kapsayacak şekilde serbest bırakılmasını” istemiştir. Bu sendika yöneticileri öğretmen midir? Bu öğretmen kopyaları bu cüreti nerden almaktadırlar?
Eğitim, toplumsal ilerleme ve çağı yakalamanın pusulasıdır. Pusula bozulduğunda yolu tutturamazsınız. Yolunu bilmeyen toplumlar karanlıkta ne yapacağını bilemez. Eğitimde çöküş, toplumda çürümeye yol açar. Türk Milli Eğitimi, 1980′lerden sonra birbirleriyle kafa tokuşturan Türkçü bozkurtların ellerinden, çağdaşlaşma adı altında bugün Avrupacı, Amerikancı ve tarikatçı zihniyetin eline geçmiştir. Konuyu abarttığımızı söyleyenler, en yakın ilçenin Milli Eğitim Müdürünü ve Yüksek Öğretim Kurumu’nun yeni atanan başkanını inceleyebilir. Öğretmenler yıllardır oyalanmakta, hak ettiği maaşı alamamakta ve öğretmenlik mesleğini ve onurunu yerine getirebilecek devlet desteğine sahip olamamaktadırlar. İlk ve Orta Öğretimdeki öğretmenler, özel ders vermezlerse geçinememekte, Yüksek Okul ve Üniversitelerdeki Öğretmenler de sanlarını ve makamlarını aldıktan sonra kapağı özel üniversitelere atmaktadırlar. Üniversitelerde okuyan çocuklarımız, bilim ve fenden uzaklaştırılmakta, bir meslek sahibi yapılmamakta, okul bittiğinde bu vahşi anamalcı düzende işsiz kalmakta, iş bulabilen mühendisler bile yabancı şirketlerin satış ve pazarlama bölümlerinden başka bölümlerde çalıştırılmamaktadır. Üretime katılamayan gençlerimize de, üretim araçlarını yabancılara kaptırmış milletimize de yazık olmaktadır. Tam bağımsızlık artık hayal olmaktadır. Nereden nereye gelinmiştir?
DEVRİMCİ ÖĞRETMENLER
Bu noktaya nasıl ve neden gelinmiştir? Ne istenmiş, neler olmuştur? Kimler, nasıl bizi bu
noktaya getirmiştir? Neyin ucu kaçmış, neyin ucu bağlanmamıştır? Gelinen bu durumda kimlerin günahı ve sorumluluğu vardır? Soruların yanıtları tarafsızca ve irdelenerek verilmelidir. Ancak cesur, çalışkan ve yetenekli olan yöneticiler, bu tür bir özeleştiriyi yapabilirler ve tarihten ders alırlar. Tarihten ders almak isteyenlere Mustafa Necati Bey’i tanımalarını salık veririm. Başlayan devrim bitmez. Devam eder ve devam edecektir. Kemalist devrimin üç atlısı, Mustafa Necati, Reşit Galip ve Vasıf Çınar, yaşadıkları kısacık ömürlerine koca bir Türk Devrimini sığdırmış Mustafa Kemal’in fikir fedaileridir. Bu Maarif Vekilleri incelenmeli, öğrenilmelidir. Bu Milli Eğitim Bakanlarını ve Bakanlık çalışanlarının nasıl çalıştıkları ve neler yaptıklarını bilmeyen eğitimciler çocuklarımızı ve memleketimizin geleceğini şekillendiremezler.
Cumhuriyeti kuranlar, halkın gücünü, milliyetçiliğin erdemini, kamuculuk ve devletçiliğin vazgeçilmezliğini, laikliğin önemini ve devrimciliğin hızını önemsemişlerdi. Kuracakları Milli Eğitim sisteminin çağdaş olması için çok düşünmüş, çok incelemiş ve çok çalışmışlardır. Onlar, hizmet etmeye yemin etmiş devlet adamlarıydı. Onların hedefleri iktidar olmak ya da iktidarı sürdürmek değildi. Çünkü onlar biliyorlardı ki iktidar halkındı. Yani hem en hakiki mürşit ilimdi, fendi, hem de egemenlik kayıtsız şartsız milletindi.
Gene onlar biliyorlardı ki “Eğitim demek, öğretmen demektir!” Şevket Süreyya Aydemir’den öğrendiğimize göre Cumhuriyetin ilk yıllarında Maarif Vekilliğindeki görevliler, esas üretken çalışmalarına mesai saatinden sonra başlayıp, sabahlara kadar devam ediyorlardı. Şimdilerde sizler, örneğin saat 18oo’den sonra (Mustafa Necati’nin “Türk eğitiminin manevi kontrol görevini yapacak bir bilim ve uzmanlar kurulu” diye düşündüğü.) Talim ve Terbiye Kurulu’nun çalışma binasında tek bir ışığı yanan oda görebiliyor musunuz? ‘Nerden nereye’ demeden
önce, ‘biz neden bu hallerdeyiz’ demek daha doğru değil mi? Acaba üç yıl Maarif Vekilliği yapmış Mustafa Necati’nin ve altı yıl Milli Eğitim Bakanlığı yapmış Hüseyin Çelik’in icraatlarını karşılaştıran bir cetvel hazırlanmalı mıdır? Bu cetvelde nerden nereye geldiğimizin matematiksel sonucu görülebilir mi? Kimler yapıcı kimler yıkıcı belli eder mi bu çizelge? Elbette 1926′lardaki müfredat (belirtke) ve programlar 2007′lerde aynen uygulanamaz. Çağdaşlaşma devam ettiğine göre müfredat ve programlar da geliştirilmeli ve değiştirilmelidir. Değiştirilip geliştirilmiştir de. Çünkü eğitim ve öğretimde program geliştirme esastır. Ne yazık ki, bu gelişme ve bu değişmeler Türk Devriminin devamı niteliğinde olmamıştır. Devrimci öğretmen ve eğitmenler yoksa devrimin devamı olan çağdaş eğitimin istediği gelişmeler ve değişmeler de yoktur.
DEVRİMCİ EĞİTİMİN MİMARLARI
Türk Milli Eğitimi’nin yakın tarihindeki değişimin mimarı olarak Bakan Hasan Ali Yücel bilir. Doğrudur. Ama onun bakan olmadan çok önceleri, daha İstanbul Maarif Eminliğinde müfettişlik yaparken Ankara’dan emirlerini aldığı ve düşüncelerini de örnek aldığı bir bakanı vardır, Mustafa Necati! Yücel, devrimciliğini Mustafa Necati’den ve sonraları genel müdürlüğünü yaptığı Reşit Galip’ten alır. O yıllardaki Köy Mektepleri, Köy Enstitülerinin fikirsel temellerini atmıştır. Mustafa Necati’nin üç yıllık Milli Eğitim Bakanlığı döneminde çıkartılan yasa ve yönergeler, 1925′den 1945′e kadar milli eğitimde yapılan bütün icraatların esaslarını belirlemiştir.
Mustafa Necati Bey’in fırtınalı ömrü, otuz beş yaşında, Millet Mekteplerinin (yeni yazıyla okuma-yazma okullarının) bütün yurtta törenlerle açılacağı gün, bir yılbaşı günü, 1 Ocak 1929′da biter. Hem de hiç yoktan yere… Günlerdir süren karın ağrısını umursamaz, geçer düşüncesiyle doktora görünmekte gecikir ve İstanbul’dan Ankara’ya operatörler gelinceye kadar apandisit patlar ve zehirlenir. Böyle bir kader ise Mustafa Kemal Paşayı da İsmet Paşayı da kahreder. Cenaze töreninde İsmet Paşa şunları söyler: “İnkılâpçıların (Devrimcilerin) ölürken, kalanlardan ve yeni kuşaktan beklediği bir tek dileği vardır: Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte dalgalanmasıdır. Necati, Aziz Necati; dileğin yerine getirilecektir!”
O şimdi, aynı kuşaktan arkadaşları ve Türk Milli Devrimcisi ülküdaşları, Vasıf Çınar ve Reşit Galip’le birlikte yan yana Cebeci Asri Mezarlığında yatmaktadır. İyi ki yaşadılar! Mustafa Kemal Atatürk ve onun fikir fedaileri olan, kuruluş ve kurtuluştaki eğitim ordusunun komutanlarına selam olsun!
01 Ocak 2008 Salı, Çankaya
.
Sayın Mahmut ÖZYÜREK,
Öncelikle Yeni Yılınızı kutlar, sağlık, esenlik ve mutluluklar dilerken; Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Cumhuriyet’in Temel Değerleri ile bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na bağlı olan ve Tam Bağımsız Türkiye için mücadeleye soyunmuş bütün dostların mücadelesinin, bir an önce başarıya ulaşmasını temenni ederim…
Bir müddettir adresime düşen iletilerinizi ve dolaysıyla da Siteniz’i okuma imkanı bulabiliyorum. Hele Mustafa Necati konusundaki yazı beni, her defasında olduğu gibi, yeniden heyecanlandırdı…
Ben, Atatürk’ün 14 Eylül 1919′da Sivas’ta kurdurduğu İrade-i Milliye’nin, 10 Ocak 1920′de Ankara’da Hakimiyet-i Milliye’ye dönüşen ve 1934′de de bugünkü ULUS Gazetesi adını alan ve bugüne değin yayınını sürmeye çalışan Gazete’nin Yazı İşleri Müdürü ve aynı zamanda da köşe yazarlarından birisiyim.
Gazetemiz, abonelik esası üzerine okurlarına ulaşıyor olmakla beraber; bu yıl içinde daha geniş kitlelere ulaşması için çabalarımız sürmektedir.
ULUS Gazetesi’nde haftalık olarak yayınlanan yazılarımdan bir kısmını, Siteniz’de yayınlanması dileğiyle sizlere de gönderebilirim.
Bu defa, bir yazımı ilişikte göndermekteyim. Konu hakkındaki görüşünüzün bildirilmesinin ardından yazılarımı göndermeye devam eder veya kesebilirim.
Teşekkürler.
Görüşmek üzere…
Cengiz ÖNAL ‘TARAKÇIOĞLU’
ULUS GAZETESİ
Yazı İşleri Müdürü