Misak-ı Milli’den Türkiye Cumhuriyetine
Müsiad’ın 17. Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan muhalefet için “Misak-ı Milli sınırları içine sıkışıp kalmışlar” diyordu. Müsiad’ın açılımı Müstakil iş adamları derneği olarak başlasa da onların kendilerini çeşitli vesileler ile “Müslüman” iş adamı olarak tanımladıklarını biliyoruz. Takiyye yapmaya alışkın olduklarından, herkese göre tavır geliştirmeleri, yanardöner halleri kendilerinin bileceği iştir. Ben asıl işadamlarının olduğu bir yerde ekonomi konuşulacağını varsayarken “Misak-ı Milli”ye neden taş atılır onu anlayamadım.Üstelik beş yıllık iktidarları döneminde, dış ve iç borcun Cumhuriyet tarihi boyunca ulaşmadığınoktalara getirildiğine bakarak ne yapmışlar diye soruyorum.
Bu tür toplantılar muhalefete cevap vermek için uygun zemin olabilir. Fakat Misak-i Milli gibi bir milletin kendini kurtarmak için sözleştiği “millî Ant” siyasete alet edilemez.
Millî davalarımızın aşındırıldığı yetmezmiş gibi şimdi de “Misak-ı Millî” kelimeleri kurban edilmek istenmektedir. Türk Milletinin topyekûn batı emperyalizmine karşı duruşunun başladığı ana tanıklık edenler “Misak-ı Millî”nin önemini gayet iyi bilir.
Türk Kurtuluş Savaşının manifestosu olarak kabul görür. Son Osmanlı Mebusan meclisinde oy birliği ile kabul edilmiş ve olmazsa olmaz barış şartlarını içerir. “Milli Yemin”dir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde olgunlaşmış maddelerin kabulüdür.
Osmanlı’nın son defa toplanan mebusan meclisinde “Misak-ı Milli” şöyle okunmuştu:
“Bütün millet fertleri olarak ölmeyi göze alan şu Ahd-ı Milli’yi ilan etmemizi istedi… Biz, maddi, manevi varlığımızın bize temin ettiği hakk-ı sarihi, hakk-ı hayatı istiyoruz. Başka bir şey istemiyoruz. Şimdi okuyacağım peyman-ı millidir. Milletin yeminidir. Türk Milleti ya bu yeminin şartlarını yerine getirecek, ya bu yolda tarihin huzurunda şerefle silinip gidecektir. Fakat esir olmayacağız efendiler” ( 29 Ocak 1920)
Bunun anlamı neydi?
Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararlar bu mecliste kabul edilmiştir..Kurtuluş Savaşının yolu açılmıştır..Türkiye’nin bugün ki sınırları çizilmiştir. Misak-ı Millînin kabulünün ardından, İtilaf Kuvvetleri ya da o günün “koalisyon güçleri” İstanbul’u işgal etmiştir. Değişen tarihtir, değişmeyen Türkler üzerinde oynanan oyunlardır.
İstanbul’un işgalinden üç gün sonra Mustafa Kemal 19 Mart 1920′de çok önemli bir bildiri yayınlıyor ve “,”olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara’da toplanacağını” duyuruyordu.
23 Nisan 1920 Cuma günü çok erken saatlerden itibaren meclis binası etrafında toplanmaya başladı. Hacı Bayram Caminde kılınan Cuma namazının ardından meclisin önünde okunan Kuran-ı Kerimle açılış yapıldı. Ankara’ya ulaşabilen 115 milletvekili ile ilk toplantı gerçekleştirildi. Meclisin en yaşlı üyesi Sinop Milletvekili Şerif Bey konuşmasında:
“Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar,
İstanbul’un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum.” Diyordu.
Canı ve kanı ile İstiklâl Savaşını başarıp Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Milleti, Lozan Antlaşması ile Batı emperyalizmine “Misak-ı Milli” sınırlarını kabul ettirmiştir.
24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Barış antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti devleti Dünya tarafından bağımsız bir devlet olarak tanındı. Lozan Türkiye’nin tapu senedi olarak kabul gördü ve daha sonra çıkarılan tüm yasalar Lozan ile uyumlu çıkarıldı.
Bugün Vakıflar Yasası başta olmak üzere Lozan’a çelişir hükümlerin TBMM de çıkarılması ya da daha başka bir deyimle uyum yasaları adı altında demokratikleşiyoruz diye tapu senedimizin yırtılıp atılma çalışmaları çok yakın gelecekte başımızı epey ağrıtacaktır.
23 Nisan 1920 tarihinde dualarla açılan meclisimiz nerede, “Misak-ı Milli sınırları içine sıkışıp kalmaktan” bahseden talihsiz konuşma nerede?
23 Nisanları çocuk bayramı haline getirip, “Ulusal egemenliğin” törpülendiği günümüzde geçmişten alacağımız dersler vardır.
23 Nisan 2008 Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımızı bu düşünceler içinde kutluyorum 23.04.2008
Neval Kavcar
.