LOZAN’IN ANLAMI MİSAK-I MİLLİDİR…

(24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan Barış Antlaşması,

Türkiye Cumhuriyeti’nin, ulusal sınırlarını çizerek, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda kanla kazanılan zaferin, diplomatik bir başarıya dönüşmesini sağladı. Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz siyasal önderliği, İsmet İnönü’nün deha dolu diplomasisiyle, tarihe altın harflerle yazılan Lozan Barış Antlaşması’nın anlamını içeren, 2004′te Business News‘te yayınlanan makalemi, dikkatlere sunuyorum.)

Lozan’ı herhangi bir uluslararası hukuk belgesi olarak görmek, çok eksik bir tanımlamayı da beraberinde getirecektir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan zafer, o zamanki adıyla Düvel-i Muazzama yani emperyalist güçlere, müzakere yoluyla kabul ettirilmiştir. Kemalist önderlik, cephede birebir savaştığı düşmanla, müzakere masasına oturarak, önemli bir başarının altına imza atmıştır. Lozan’da ‘uygar dünya’ adı verilen emperyalist ülkelere kabul ettirilen harita, 28 Ocak 1920′de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kararlaştırılan Misak-ı Milli yani Ulusal Ant’ın, bir kararlılık metni olmaktan çıkarak, uluslararası hukukun yadsınmaz bir belgesi durumuna dönüşmesini ifade etmektedir. Lozan, ulus-devletin önceleyicisi, muştulayıcısıdır. Ulus-devletin savaşla belirlenen ulusal sınırları önce hukuksal bir gerçeklik haline gelmiş, ardından (3 ay sonra) devletin adı konmuştur. Bu bağlamda Cumhuriyet anti-emperyalist temellere dayanan somut bir gerçekliği simgelemektedir.
Peki, Misak-ı Milli’nin anlamı nedir? Misak-ı Milli’yi sadece bir tarihi kanıt olarak ele almak doğru değildir. Misak-ı Milli’yi dönemin konjonktürü dışında, bugünün koşullarıyla daha doğru algılamak gerekmektedir. 28 Ocak 1920′de ilan edilen, 23 Nisan 1920′de açılan TBMM’nin temel hedef olarak ortaya koyduğu Misak-ı Milli, ulus-devletin oluşumunun altyapısını hazırlarken, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın temel zeminini oluşturmuştur. Günümüzde, Misak-ı Milli, ulus-devletin sınırlarının korunması, ulusal bütünlüğün, ulusal birlik ve beraberliğin, ulusal dayanışmanın aynı zamanda sosyal devletin savunulması anlamına gelmektedir. (Sosyal devlet derken, Kemalizm’in halkçılık esasının 1960′larda planlı kalkınma döneminde çağcıllaştırılması kastedilmektedir. Ulusal Sol bu temelin üzerinde yükselmiştir.) Savunma ve korunma sözcüklerini yoğunlukla kullanmamızın nedeni, ulus-devletin yirmi birinci yüzyılda saldırı altında olmasından kaynaklanmaktadır. Ulusal kimlik yerine küresel kimlikler ya da ulus altı kimlikler gündeme getirilmektedir. Ulusallık küreselleşmenin ve onun somut etkilerinden yerelleşmenin kuşatması altındadır. Küresel ve yerel kimliklerin odağı Sevr’dedir. Neden ‘mütareke basını’ deyimi yeniden kullanılıyor? Tıpkı o zaman da, bugünkü gibi İstanbul basını ulusal mücadele karşısında bir odak olarak duruyordu. Ali Kemaller ulusal mücadele döneminde de vardı, bugün de…. İstanbul basını hem İngiliz hem de hilafet yanlısıydı. Günümüzdeki Amerikan yanlılığı ve siyasal İslamcılık kesişimi, rastlantıdan ibaret değildir.
O yüzden güncel ve kısır politika çekişmelerinin dışında, Lozan’ın çağımızdaki anlamını çok daha iyi yorumlamak gerekmektedir. Lozan, vatan ya da eş anlamıyla yurt kavramının, Türk siyasal ve toplumsal yaşamında resmiyet kazanmasını ifade etmektedir. Memalik-i Osmanî yerine Türk Yurdu kavramının benimsenmesi, Türklerin yaşadığı yer anlamındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlamıştır. Bu çerçevede Türk sözcüğü Türkiye’de bir etnik grubu ya da ırkı değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağıyla bağlı olan, dili, dini, cinsi, rengi, mezhebi ne olursa olsun, herkesi kapsamaktadır. Lozan, bu çerçevede yurttaşlık kavramının ete kemiğe bürünmesine öncülük etmiştir.
Lozan’ı doğru kavramak için öncelikle Sevr’i iyi algılamak gerekmektedir. Sevr’i görmezden gelmek, , hafife almak, Türkiye Cumhuriyeti’nin, hangi çemberi yırttığını doğru anlamamaktır. Hele, Sevr tehlikesinin günümüzde de olduğunu söyleyenlere dudak bükmek, ya aymazlığı ya da bir kısım odaklara angaje olmayı işaret etmektedir. Sevr haritası, Türkiye’nin yine önüne koyulmaya çalışılmaktadır. Kültürel haklar söylemi, etnik kökenleri kışkırtma çabaları, kastettiğimiz arayışlara örnektir. Aslında hedeflenen, emperyal ABD ve payandası AB’nin, Ortadoğu’da yeni haritalar çizmesini kolaylaştırmaktan ibarettir. ABD’nin savunma stratejilerinde Ortadoğu alan dışı bölge kapsamında değerlendirilmektedir. Yeni NATO, Ekim 2003′te ABD NATO daimi delegesi Nicholas Burns’ün belirttiği gibi güneye ve doğuya doğru ‘ikiz genişleme’ süreci içindedir. NATO, 28-29 Haziran 2004 zirvesinde kıta Avrupa’sı ve kuzeydoğu Asya dışında, yeni görev alanları belirlemiştir. Adı geçen bölgeler Güney Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu’dur. BOP’un 8-9 Haziran 2004′teki son versiyonunda (GOKAP), G-8′lerin sade vatandaşla doğrudan ilişki kuracağını belirtmektedir. Aynı zamanda demokrasiyi teşvik, demokrasi yardım grupları kurma, küçük ve orta ölçekli işletmeleri teşvik, okuma-yazma seferberliği başlatma, Ortadoğu’da mevcut devlet mekanizmalarını dışlayarak, yeni sömürgecilik anlayışlarının uygulamaya koyulmasını kastetmektedir. ABD yeni tehdit tanımı içerisinde tanımladığı, başarısız devletlerin, devlet dışı aktörlerin, kitle imha silahları geliştirerek, askeri teknolojik olanaklardaki yeniliklerden faydalanarak, dünya üzerinde istikrarsızlaştırıcı bir etki yarattığını iddia etmektedir. Buradan yola çıkarak, ABD, dünya üzerindeki kuvvetlerinin sadece Batı Avrupa ve Kuzeydoğu Asya’da değil, diğer bölgelerde de konuşlanması gerektiğini düşünmektedir. Bu noktada, kara, hava ve deniz kuvvetlerinin operasyonel bölgelerde hızla hareket edebilecek bir kabiliyete sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu yüzden dünyanın kritik olarak saydığı bölgelerinde, esnek hareket yeteneğini kolaylaştıracak, yeni üslere ve alanlara sahip olması gerektiğini tasarlamaktadır. Yine güncel basında ABD tarafından Türkiye’den talep edildiği iddia edilen yeni üsler ve tatbikat alanları bu anlayış içinde değerlendirilmelidir. Türkiye’nin NATO tarafından oluşturulan İstanbul İşbirliği Girişimi’nde yüklenmek üzere olduğu rol, yeni bir Bağdat Paktı’nı andırmaktadır. Türkiye, CIA’nin ‘Küresel Eğilimler 2015′ raporunda, yasadışı uyuşturucu ve insan kaçakçılığı trafiğinin ortasında olduğu dolaylı olarak ima edilmekte, Türkiye’nin geleceği İsrail ve Hindistan’la aynı eksen üzerinde yorumlanmaktadır. Üstelik yine adı geçen raporda, Mısır, Suriye, İran ve Irak’ta 2015′e kadar rejimlerin değişeceği kehaneti yapılmaktadır. Günümüzde kullanılan Büyük Ortadoğu haritasının da çizildiği rapor, 1999′da hazırlanmıştır. Adı geçen raporda belirtilen ülkelerden Irak’ta ABD işgali ve rejim değişikliği gerçekleşmiştir. Irak’ın ABD tarafından istikrarsızlaştırılmasının ülkemiz etkileri ortadadır. Diğer belirtilen ülkelerin ikisi komşumuzdur. Irak’ın parçalanması sürecinde, Irak’ın kuzeyinde etnisiteye dayanan oluşum konusunda, Avrasya coğrafyasında, Türkiye’nin, Suriye ve İran’la ortak çıkarları vardır. Türkiye, NATO ve ABD’nin stratejileri çerçevesinde, komşularının parçalanması ya da işgal edilmesine, ileride izin mi verecek hatta İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamında katkıda mı bulunacaktır?
Anlattıklarımızın ABD’nin savunma stratejileri içinde altını çizmekte yarar vardır. ABD, dünya egemenliğini pekiştirmek açısından, yerküre üzerindeki kuvvetlerini, yeni tehdit algılamaları çerçevesinde, yeniden yapılandırma arayışı içerisindedir. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, 30 Eylül 2001′de ABD Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı ‘Quadrennial Defense Review Report’ ABD’nin 21.yüzyıldaki savunma anlayışını ortaya koymaktadır. ABD, alışıldığı üzere, kendisini barış, özgürlüğü teşvik eden bir ülke olarak adlandırmaktadır. Raporda, ABD müttefikleri ve dostları arasında sürekli bir güvenlik ağı tesis edilmesini önermektedir. Güncel güvenlik eğilimleri arasında asimetrik savaş ve kitle imha silahlarının sayıldığı çalışmada, CBRNE olarak kodlanan silah türleri (kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer ve geliştirilmiş yüksek patlayıcılar), ABD’yi tehdit eden silahlar olarak nitelendirilmektedir. ABD’nin NATO stratejilerini de etkileyen bakış açısında, güçsüz ve başarısız devletlerin dünyada tehdit yarattığı belirtilmektedir. 19.yüzyıldaki sömürgeci anlayışın bir benzeri olarak, güçsüz ya da başarısız olmak başlı başına bir güvensizlik ya da aşağılama nedeni olarak görülmektedir. Bu bağlamda devlet dışı aktörlerin, adı geçen devletlerle birlikte tehlike yarattığı iddia edilmektedir. Askeri teknolojilerdeki hızlı gelişmenin adı geçen güçlerin eline geçmesiyle, dünya barışının zedeleneceği söylenmektedir.
ABD Savunma Stratejisi bu çerçevede dört ana amaçla tanımlanmaktadır. İfade edilen amaçlar;
1- ABD müttefikleri ve dostlarının güvenliklerinin ABD tarafından güvence altına alınması,
2- ABD’ye karşı askeri rekabet anlayışında olanların vazgeçirilmesi,
3- ABD çıkarlarına karşı tehditlerin caydırılması ve baskı altına alınması,
4- Caydırma başarısız olursa, düşman olarak belirtilen güçlerin defedilmesi,
olarak ortaya konulmaktadır.
ABD, birinci maddede yer verilen müttefik ve dostlarının güvenliklerinin ABD tarafından sağlanabilmesi için, bu ülkelerle güvenlik işbirliği önermektedir. Yeni NATO’nun yeni işlevleri bu madde kapsamında değerlendirilebilir. Zira Soğuk Savaş sonrası, NATO’nun görev ve tehdit tanımında sıkıntı çektiği dönemde, özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası, terör yeni bir tehdit tanımlaması olarak, NATO’nun imdadına yetişmiştir.
İkinci maddede ABD’ye karşı gelecekte askeri rekabet gösterecek, potansiyel düşmanlara karşı, şimdiden önlemlerin alınması gerektiği ifade edilmektedir. Bu anlayış, Eylül 2002′de yayınlanan ABD’nin ulusal güvenlik stratejisinde önleyici vuruş ya da savaş olarak belirtilen, yeni doktrinin altyapısını hazırlamıştır. Uluslararası hukuk anlayışına koşut olarak , Birleşmiş Milletler anayasasının 42. maddesinde, uluslararası güvenlik ve uluslararası barışın tehdit altında olduğu ya da meşru müdafaa hallerinde, şiddet kullanımı uygun görülmektedir. ABD, 11 Eylül 2001 sonrası, yeni tehdit ve düşman tanımlamalarını kullanarak, yeni savaş doktrinleri üreterek, hukuksuzluğu o da sadece kendisine hak görerek, haklının değil, güçlünün dediğinin olduğu bir dünya düzeni tasarlanmaktadır. Emperyalizm mantığını da aşarak, emperyal bir egemenlik, ya da imparatorluk hegemonyası kurmayı düşünmektedir. Ünlü ABD’li strateji uzmanı Brzezinski’ni Kazakistan’dan Afrika boynuzuna kadar çizdiği harita, US CENTCOM olarak adı geçen, ABD kuvvetlerinin görev alanı olarak resmen belirtilmektedir.*
Üçüncü maddedeki düşman olarak belirtilen güçlerin caydırılması ya da baskı altına alınması zemininde, hızla konuşlanabilen askeri kuvvetlerden söz edilmektedir. Adı geçen kuvvetlerin, küresel istihbaratın sağlanması, vurma kapasitesinin etkinliğinin altı çizilmektedir. Hızla konuşlanabilen ya da yer değiştirebilen kuvvetler, güncel basında yer alan
Küresel Savunma Konumlandırması’yla yakından ilgilidir. (NATO İstanbul Zirvesi’nde kurulması kararlaştırılan Acil Tepki Gücü bu kapsamda, 22 bin kişiden oluşan, dünyanın herhangi bir kriz bölgesine en geç beş gün içinde ulaşabilecek bir kuvvet olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla, ABD’nin savunma stratejileriyle, koşut bir uygulama söz konusundur.) Bu konudaki parantezi yazının ileriki bölümünde açacağız.
Dördüncü madde aslında, ABD’nin niyetini tam olarak ortaya koymaktadır. ABD, caydırma ve baskı altına alma maddeleri başarısız olursa, güç kullanımıyla, ‘düşman’ı defetmekten söz ederken, gerekirse, ilgili ülkenin rejimini de değiştirmeyi hedefini de açıklıkla belirtmektedir. Bu bağlamda, Afganistan’da Taliban rejiminin 2002 yılında güç kullanımıyla yıkılması, Mart 2003′te Irak’ın işgali ve ABD patentli yeni rejim oluşturma gayretleri, bu stratejinin bir parçasıdır.
Büyük Ortadoğu Projesinin son versiyonunda, G-8 zirvesinde, Ortadoğu ülkelerinde demokrasiyi teşvik, demokrasi örgütleri kurma, sade yurttaşla doğrudan ilişki kurma, küçük ve orta ölçekli işletmeleri destekleme ve okuma-yazma seferberliği başlatma gibi başlıklardan söz etmiştik. Adı geçen başlıkların ABD tarafından bir ülkede uygulanabilmesi için, o ülkedeki devlet yapısının etkinliğinin azaltılması, hatta yok olma noktasına gelmesi gerekmektedir. Bir ülke, bir başka ülkenin sade yurttaşıyla doğrudan nasıl ilişki kurabilir? Devleti küçültme propagandasının kimlerin işine geldiği ele aldığımız metinler ışığında daha iyi anlaşılmaktadır. Bu noktada, kamu yönetimi temel kanunu kapsamında, yerel yönetimler üzerinde merkezi idarenin idari vesayetinin kaldırılması ve hiyerarşinin bozulması, adı geçen amaca hizmet eder niteliktedir. Yine bu çerçevede Güneydoğu Anadolu ve Irak’ın kuzeyi arasında ‘kardeş belediyeler birliği projesi’ oluşturma, adı geçen bölgede ‘nitelikli sanayi bölgeleri’ adı altında gümrük birliği oluşturma gayretleri, ulus-devletin cazibesini azaltarak, Lozan yerine Sevr’in somutlaştırılmasına hizmet etmektedir. Aynı çerçevede bölge kalkınma ajansları Türkiye’nin 26 bölgesinde yaşama geçirilerek, ulusal egemenlik yetkileri, çok uluslu STÖ’lerin de aralarında bulunduğu, kesimlerle paylaşılmaktadır.
Bu çerçevede sömürüye dur diyecek, Ortadoğu’da uluslaşmaya ve laikliğe dayalı, mazlum ulusların kardeşçe bir arada yaşamasını sağlayacak olan temel çıkış yolu Kemalizm’dir. Kemalizm, BOP’la ortaya konan sömürgeci anlayışa karşı, anti-emperyalist, ulusalcı modeli simgelemektedir. Lozan, Kemalist önderliğin uluslararası alanda doğduğu ve mazlum uluslara örnek olduğu bir var oluş metnidir. Kemalizm, bu çerçevede dışarıda anti-emperyalist, içeride halkçıdır. Mazlum uluslara sosyal devlete dayalı bir kalkınma modelini simgelemektedir. Türkiye’nin, ABD savunma stratejileri çerçevesindeki konumu taşeronluktan öteye gitmemektedir. Ülkemizin, başka modeller aramasına gereksinimi yoktur. Tarih Kemalizm’i haklı çıkarmıştır. Uluslaşamayan, ulus-devlet yapısını ortaya koyamayan devletler, sömürge olmaktan, işgal edilmekten kurtulamamaktadır.
Kemalizm sadece Türkiye’nin değil, tüm mazlum ulusların kardeşçe yaşaması için, en doğru modeldir. Ancak öncelikle Türkiye’nin kendi modelini içselleştirmesi, ardından kendi bulunduğu bölge başta olmak üzere dünya ülkelerine telkin etmesi gerekmektedir. Ortadoğu haritası, ABD tarafından yeniden çizilmek üzeredir. ABD’nin modelinin karşısında Ortadoğu ve mazlum uluslar coğrafyasında Kemalizm modeli durmaktadır. Aksi takdirde, ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya parçalanarak, kan gölü haline getirilecektir. Kemalizm’in doğru okunması, Lozan’ın doğru değerlendirilmesiyle mümkündür.
Lozan Misak-ı Milli’dir, ulusal ve evrensel barıştır. Sevr, BOP DEMEKTİR, BÖLÜNME VE İŞGAL DEMEKTİR.

[Deniz Tansi, "Lozan'ın Anlamı Misak-ı Milli'dir" , BusinessNews , Ağustos 2004, No:10, s.20-22. ]

* http://www.centcom.mil/images/27_AOR_Map.jpg

 


 

.

About ADD Isparta