Mustafa Yıldırım
Jandarmalar operasyonda değilken, devriyeye çıktıklarında pusuya düşürülerek öldürüldüler.
Ahmet Ağa, zamanlamayı ilginç buldu; kıvırttı. Ağa, daha da ileri giderek barışa karşı kışkırtıcılıktır da dedi.
DTP’nin üniformalı PKK’lileri karşılama törenleriyle başlatıldı toplu kalkışma eylemleri.
İstanbul’dan Ege’ye, oradan doğu ve güneydoğuya eş zamanlı yayılan “yasadışı” şiddet eylemleri.
Milletvekili Emine Ayna, daha sağlamcıydı; “Dağa çıkarız” diyerek eylemlerin önünü açtı.
Karakollara otomatik tüfeklerle saldırılmaya başlandı…
DTP yöneticileri anlaşma için PKK ile doğrudan görüşülmelidir, diyordu.
PKK da kendileriyle görüşülmeden bir adım bile atılamayacağını toplu kalkışmayla, sinsice baskınlarla gösteriyor.
PKK yalnızca dağlarda olmadığını ve ERNK örgütlenmesinin batıdan doğuya güçlülüğünü kent içi eylemlerle kanıtlıyor. Dünyaya kendi bölgesinde egemen olduğunu, göstermeye çabalıyor. Çatışmaların kent içine yayılması için polis karakollarını, ordu evini taşlatıyor, yangınlar çıkarıyor.
PKK istiyor ki genç saldırganların kanı aksın ve halk galeyana gelsin. ABD’deki ve Avrupa’daki, Atina’daki yandaşları ayağa kalksın!
Kışkırtıcı belli, zamanlama uygun!
Eylemler, o denli açık, planlı, iyi zamanlanmış; ama
Bakan Bülent Arınç diyor ki “Çatışmazlık vardı. Bu olayın yeri ve zamanlaması ilginç geldi.”
Bakan Nihat Ergün diyor ki “Danıştay saldırısından hemen sonra da neler demişlerdi; sonra ortaya ne çıktı.”
Daha elim ve vahim olanıysa, Cumhurbaşkanı Abdullah Cumhur Gül’ün askerlerin vurulmalarıyla ilgili sözü:
“Zamanlaması, yeri, şekli düşündürücü…”
Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, düzenin kurulmasından, güvenlikten sorumlu olan hükümet yetkililerinin böyle konuşmalarının zamanlaması da ilginç!
Cumhurbaşkanı yakın yıllarda benzeri bir baskın için “münferit olay” demişti.
Ahmet Ağa’nın hemen ardından aynı anlamda konuşmaları çok daha ilginç!
Devletin temel yapısını dönüştürmekte yarışanların zamanlamaları her zaman ilginçti.
Örneğin İran Ayetullahlarını rehber edinenlerce Ahmet Taner Kışlalı’ya kıyıldığında da, şimdiki devlet yöneticilerinin o zamanki Genel Başkanı, daha akan kurumadan, hiçbir kanıt yokken, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantısı’nın hemen öncesinde cinayet işlenmesinin zamanlamasına dikkat çekmişti.
Uğur Mumcu öldürüldüğünde de, Sivas’ta insanlar yakıldığında da, onlara göre zamanlama hep ilginçti. Onlara göre her cinayet “Müslüman” siyasetçileri kötü duruma düşürmek için bilinmez güçlerce işleniyordu.
Ne var ki gerçekler onları yalnızca yalanlamakla kalmadı içlerinde tuttukları niyetlerini de dışa vurmalarına yardımcı oldu.
Ahmet Ağa’ya gelince…
Kendisi devletin en üst yöneticilerini etkilemekte başarılı olmuştur; ama sıkı bir Kürt milliyetçisine yakışmıyor kıvranıp durması.
Anımsayacaksınız;
Tuzla tren istasyonunda savunmasız 5 yedek subay öğrenciyi bomba ile öldürmüşlerdi. HADEP yöneticisi, “Savaştır; olur böyle şeyler” demişti. HADEP yöneticileri daha açıktılar
ve kıvırtmadan üstleniyorlardı eylemleri.
Diyarbakır’ın iktidar başı Osman Baydemir, “Direnişimiz engellenemez!” derken Ahmet Ağa’dan daha açık sözlüydü; yaklaşımı kendi davasına göre ilkeliydi.
Ya devletin güvenlik yöneticileri?
MGK karalarındaki “açılım devam” kararlarıyla kala kalmışlar mıdır?
General, o “anlık Amerikan istihbaratı” yardımına hala güvenmekte midir?
Yasaları uygulamakla, güvenliği sağlamakla görevli kişilerin hakları yoktur “komplo teorisi” üretmeye ve kurumları, halkı yanlış bilgilendirmeye, yönlendirmeye. Hangi makam da olurlarsa olsunlar yöneticilerin yasalar karşısında sorumlulukları ve ihmal edilemeyecek, savsaklanamayacak görevleri vardır.
Gün olur; “demokrasi ve hukuk” içinde görevlerini ihmal edenler de sorgulanır ve o zaman yanıtlarlar soruları!
9 Aralık 2009
.
