KÜRESELLEŞME MASALI VE YENİ LİBERALİZMİN SONU

Emperyalizm, 1980′lerden sonra yayılmacı, sömürgeci politikasını tüm dünyaya kabul ettirebilmek için, yeni bir politik çizgi izlemeye başladı. Modern iletişim araçlarından da yararlanarak, kendisini demokrasi ve insan hakları savunucusu olarak tanıttı. Dış görünüşünü cilaladı, parlattı, göz alıcı bir şekle soktu. Bu yeni emperyalizmin adı “küreselleşme” (globalizm) idi.

            Bu küresel plana göre sınırlar kalkacak, dünya “global bir köy”  haline gelecek ve neoliberalizm uygulaması ile birlikte özgürlük, demokrasi, insan hakları da tüm yeryüzüne dağılacaktı.

            Dağılacaktı dağılmasına da bu ilerlemeye set çeken bazı engeller(!) vardı, bunların kaldırılması gerekiyordu. Neydi bu engeller? Başta ulus-devletler, ulusal ekonomiler, sonra, bağımsızlık bilinci, antiemperyalist duruş… Bu ulusal yapılanmalar, örgütlenmeler, düşünceler yok edilmedikçe küreselleşme gerçekleşemeyecek, ülkeler bütünleşemeyecekti. Bu nedenle tüm ulusal sanayi kuruluşları, bankalar, haberleşme ağı, enerji üretim ve dağıtım sistemleri devlet tekelinden alınıp, özel ellere teslim edilmeliydi. Zamanla ulusal gümrükler de kaldırılmalı, ticaret uluslararası olmalıydı.

Bu küresel sisteme göre her şey özelleştirilecek, devlet küçülecek; sağlıktan, eğitimden, ekonomiden elini eteğini çekecekti. Böylece kırtasiyecilik, bakkallık(!) görevini bırakacaktı. Yani daha açık bir anlatımla sosyal devlet yok edilecek, Türkiye Cumhuriyeti, küresel emperyalizmin ve yerli ortaklarının çıkarlarına göre yeniden şekillenecekti.

            Ulus-devlet, ulusalcılık küreselleşmenin baş düşmanıydı. Ama antiemperyalist düşünceye karşı çıkarak ümmetçiliği savunan siyasal İslam, üniter devleti parçalamaya çalışan PKK, “Ermenilerden özür diliyorum” diye Türkiye Cumhuriyetine ve Atatürk‘e savaş açan liboş takımı onun dostuydu.

           

Mustafa Kemal Atatürk ve 1923 Devrimi tehlikeli

           

Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşı vererek; ezilen, sömürülen mazlum ülkelere örnek olan Mustafa Kemal Atatürk ve 1923 Devrimi, küresel emperyalizm ve işbirlikçilerine göre bulaşıcı bir hastalık kadar tehlikeliydi.

            İşte bu nedenlerle uluslararası kapitalizmin teorisyenleri durmadan Atatürk‘e ve Atatürkçü düşüncelere saldırıyor, onu kendilerine en büyük engel olarak görüyorlar.

            Bu küresel oluşuma 1980′lerden sonra Türkiye de omuz verdi. Özellikle Özal zamanında serbest rekabet ve liberal demokrasi dillerden hiç düşmedi. İlk kez bu dönemde dönek solcular da satın alınarak 1923 Devrimine, Cumhuriyet değerlerine bir saldırı kampanyası başlatıldı. Devletçilik, ulusalcılık çağdışı ilan edildi. Küresel emperyalizmin azgelişmiş ülkelere dayattığı yeni liberalizm ve onun felsefesi postmodernizm, yerli işbirlikçilerin temel ideolojisi oldu.

            1980′lerden günümüze değin her şey bu plan çerçevesinde yürütüldü. İş başına gelen hükümetler şu ya da bu şekilde bu plana hizmet ettiler. Tansu ÇillerÖzelleştirme Yasası“nı çıkardığı gün kadehini “son sosyalist devletin yıkılması“na kaldırmıştı.

 

Yeni liberalizmin sonu

 

            Elbette emperyalizme çözülmez bir bağlılıkla ve onun emrinde bir kurşun asker gibi çalışan AKP, bu planı pervasızca uygulayan tek iktidar oldu. Onun sayesinde ülkemiz, Osmanlı’nın kapitülasyonlarına yeniden döndü. A’dan Z’ye tüm kamu kuruluşları, Cumhuriyetin birikimleri “babalar gibi” satıldı. Çünkü uluslararası kapitalizm, cumhuriyet hükümetlerinin kurduğu kamu ekonomisini “yeni liberalizm” örtüsü arkasında yıkma görevini ona vermişti.

            Ama şu gerçek artık bilinmektedir ki bu “küreselleşme masalı ve yeni liberalizm”in sonu gelmiştir.  Parlak görüntüsü, cilası pul pul dökülmekte, gerçek yüzü ortaya çıkmaktadır. İşte ABD‘nin ve AB‘nin durumu… İşte uluslararası tekellerin durumu…  Kriz bataklığında boğazına kadar çamura gömülmüş, can havliyle çırpınmakta, kurtulmaya çalışmaktadırlar. Bu aynı zamanda emperyalizmin işbirlikçisi Türkiyeli neoliberallerin,  ikinci cumhuriyetçilerin ve siyasal İslamcıların da krizidir. Bocalamakladırlar. Ama Atatürk ve Atatürkçü düşünce dimdik ayaktadır. Onun ışıklı ve aydınlık yolu tüm mazlum uluslara ve halklara yol göstermeye devam etmektedir, edecektir…       

                                                                                                                                                                    

ALİ ERALP

.

About ADD Isparta