<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>KEMALİZM ve EMPERYALİZM yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.addisparta.org/kemalizm-ve-emperyalizm.html/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.addisparta.org/kemalizm-ve-emperyalizm.html</link>
	<description>ADD Isparta Şubesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Nov 2011 07:36:42 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.1</generator>
	<item>
		<title>Yazar: önder gürbüz</title>
		<link>http://www.addisparta.org/kemalizm-ve-emperyalizm.html/comment-page-1#comment-5343</link>
		<dc:creator>önder gürbüz</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 12:50:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=1803#comment-5343</guid>
		<description>Tükürdüğünü yalamak

Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün ölümünden sonra gelen hükümetler Atatürk’ün mirasına sahip çıkamadılar. Ne Hükümet ne de millet nezdinde bu mirasa laik bir toplum olduğumuzu gösterebildik. Geçenlerde Yılmaz Özdil bir makalesinde alüminyum dondan söz etmiş, gerçekten güzel bir makaleye imza atmıştı.

Vatandaş, Atatürk’ün vefatından sonra kıçını tutarak gezmeyi örgendi. Öğrenmek zorunda kaldı çünkü kazığı nelerden yiyeceğini kestiremiyor. Ayrıca kıçını tutması da bir şey ifade etmiyor ama ne yapsın kendini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor işte... 

Madem kıçtan - baştan sözü açtık, terbiye denen şeyi bir kenara bıraktık müsaade edin bir cümle daha kurayım.

Başkasının kıçı ile osurmak kolay oluyor; bilmiyorum kendiniz hiç ev yaptırdınız mı veya bir dükkân açtınız mı?

Yok, öyle hazır almadan, devir işlerinden söz etmiyorum. Gerçekten sıfırdan plan, proje dâhil inşaat safhasının her tuğlasını izleyerek, kendi alın terinizle sıfırdan bir dükkân açıp gıdım gıdım müşteri topladınız mı? 
Eğer bunları veya yalnız birini yaptıysanız neden bahis ettiğimi bilmeniz gerek. 
Beceriksizliklerini, türlü vesile ve olaylara bağlamada son derece yetenekli olanların açıkçası şanslarda yaver gitmiyor değil. Bana bak Recep Efendi, muhalefet yok diye göstermelik yakınmada bulunma! Karşında ben ve benim gibi milyonlarca muhalif var. Atatürk’ün evlatları öz be öz Türk var anlıyor musun, Türk! 
Sen ve senin gibi Türkiyeliler bizim karşımızda duramaz. Türk ulusu eninde sonunda dönen dolapları anlayacaktır. 
Bu arada yeri gelmişken değinmeden geçmek istemiyorum, yakalandığında kancık karı gibi &quot;benim annem de Türk&quot; diyen katil, onun yurt içinde ve dışındaki yandaşları:

Güneydoğuda adım adım &quot;Kürdistan’a&quot; gidileceğini sanıyorsanız sizlere zamanı geldiğinde öyle bir ders verilecek ki şaşıp kalacaksınız! Adı üzerinde Mehmetçik, Kürt – Türk, Hıristiyan - Müslüman demeden sizi dağda, köylerde, şehirde ve kırsalda kovalıyor. Kökünüze kibrit suyu dökmeden de bu mesele bitmeyecek!

Biz Türk ulusuyuz. Kürdü, Türkü, Ermeni’siyle bir bütünüz. Geçmişte de omuz omuza savaş verdik, bundan sonra da vereceğiz.

Neyse biz yine göstermelik Müslümanlarımıza dönelim. Hani var ya seçilmiş, atanmış, satılmışlar; işte onlara. Pardon satılmış diye mi yazmışım? Hay Allah, kasten olmadı emin olabilirsiniz! Ve hesap verme zamanı geldiğinde sizler nereye saklanacaksınız, göstermelik Müslümanlığınız sizi nereye kadar koruyacak çok merak ediyorum. 

Recep Efendi, biz senin bu ülkeyi nereye doğru götürmeye çalıştığını gayet iyi idrak ediyoruz.

Ben ve benim yandaşım merkezli iktidar(sızlık) ne yazık ki yalnız AKP&#039;ye özgü değil. Atatürk’ten sonra söyle bir cumhuriyet tarihini incelerseniz şüphesiz darbeler gözünüze çarpacaktır. 

Bu darbelerin yapıldığı ortam ve şartları incelediğinizde, göze batan hepsinin soğuk savaş dönemine rastlaması olacaktır. 

Rastlantı mı?

Rastlantı değil, bundan hiç şüpheniz olmasın. Kimin söylediğin hatırlamıyorum ama bir zaman önce rahmetli Bülent Ecevit hakkında &quot;ne zaman iktidara gelse memlekete kıtlık başlıyor&quot; deniliyordu. Bu cümleyi iyi okumak ve anlamak gerek. 

Ulusal politikalar dışarıdan ve içerdeki destekçiler tarafından baltalanırken, öyle yüce Türk milletinin ulusal menfaatlerini korumak kolay iş değildir. Her şeyden evvel yürek ve kararlılık ister. Bu İsmet İnönü’den günümüze değişmeyen bir kaide ve neredeyse kaderimiz olmuş gibi! Ama unutmayalım, Allah bir ölçüye kadar insanlara kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğü vermiştir. 

İstikrarlı ulusal politikalar üretmek için öncelikle kendi kapımızın önünü, bahçe ve evimizi temiz tutmamız lazım. Kendi içimizde esaslı bir temizlik yapmadan dış etkenlerin Türk siyasetindeki ağırlık ve işlevlerini azaltmamız mümkün görünmüyor. Emniyet teşkilatı ve yargı üzerindeki (F) tipi* vesayete dur demeden, bu kurum ve kuruluşların bağımsızlığını sağlamadan bu işi başarmamız mümkün değil. 

Darbe tehlikesi gerçekten ortadan kalktı mı?

İki olasılık geliyor insanın aklına:

1.     Uluslararası ortamda Türkiye Cumhuriyetine biçilen bir kaftan vardı. Bu “görev” dağılımında Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeri beliydi. Ancak her zaman iddia ettiğim gibi AB(D) en azından bir &gt;B&lt; planı olmadan hareket etmez. &quot;Ortak&quot; düşman tanımı değiştiği takdirde olası darbe planlarının kapıları da ardına kadar açılabilir. İki kutuplu dünya zamanında “işlevini” kusursuz yerine getiren Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri, soğuk savaşın bitimiyle tasfiye sürecine “girmiştir”. Avrupa Birliğinin kuruluş amaçları arasında olan, Amerika Birleşik Devletlerine karşı bir denge unsuru yaratmak ve bu yaratılan yeni dengeler ile dünya ekonomisi ve askeri alanda pay almaktı. İster Türk ister Avrupa kamuoyunda olsun, göz ardı edilen uzak doğuda oluşan dengeler manzumesidir. Defalarca vurguladığım gibi Rusya hesaba katılması gereken bir etkendir. Özellikle bünyesinde ve etki alanında barındırdığı doğal enerji stokları bakımından dünya dengesi üzerinde hala önemli bir rol oynamaktadır. Uzun lafın kısası, dünya konjektüründe değişiklik olduğu anda tekrar Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri gündeme gelecektir. Darbe demek genel anlamıyla dünyada yalnızlığa itilmek demektir. “Çağdaş” dünyada darbeler hoş görülmemektedir. Ekonomik ve siyasi boyutları çok yönlü olup birçok toplumun kaldıramayacağı kadar ağır olabilir. Bunun için zamanımızda darbe ya diş destekli olmalı, bıçak kemiğe dayanmalı,  ya da gerçekten çok sağlam sosyoekonomik temellere dayanmalıdır. Bu bakımdan önümüzdeki süreç içersinde darbe beklemek pek akla yatkın gelmiyor.   

2.     Darbe çağı kapanmadı. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Cumhuriyetçi kurumlar oynanmak istenen oyunun farkında olup, açık vermeme namına, bir nevi “bekle gör” sürecine girerek olup biteni kaygı ile izlemektedirler. Kaldı ki (F) tipi örgütlenme bir ahtapot misali sosyal, ekonomik, emniyet ve yargıyı kolları ile sarmış durumdayken, Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında neden etkisiz kalsın. Mutlaka öyle yada böyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde sızmalar yaşandığına inanıyorum. “Başımızda” bu gibi gerçekleri “fasa fiso”, “mum söndü oynuyorlar” veya “gulu gulu dansı yapıyorlar” diye nitelendirenler, Mehmetçiğin kafasına çuval geçirildiğinde sesiz kalanlar oldukça ve “güçlerini” Türk milletinden değil de dışarıdan aldıkları sürece bizim işimiz gerçekten çok zor.

Onun için öyle yada böyle darbe söylentilerine kesinlikle itibar etmiyorum. Peki, bu oyunu nasıl bozabiliriz?

Soruya, soruyla yanıt vermek istiyorum!

Şirketler, büyük küçük demeden neden reklam verirler?

Ulusal çapta:

 

İşte bizim de yapabileceğimiz en basit şeyler arasında, kapı kapı dolaşarak insanlarımıza doğru yolu anlatmak olacaktır. Buna vaktimiz yetmiyorsa kitle iletişim araçlarını kullanmalıyız. Yetmedi Türkiye’de kitle iletişim araçlarının en etkilisi, cemaat ve ağlık sisteminden yararlanmalıyız. Bilinçli dezenformasyonun kitabını yazan AKP’ye, gerçeklerin tüm çıplaklığı ile yalın bir dilde cevap vermemiz gerekiyor. İnsanlarımızın nasıl aldatıldıklarını anlatmamız gerekiyor. Tekrar ediyorum bizim milletimiz önce yüreğinin sesini dinler, ardından bir bir toplamaya başlar. Bizim milletimiz aptal değil ama oldukça saftır. Ama aynı zamanda menfaat, din ve milliyetçilik konularında duyarlıdırlar.       

Uluslararası alanda:

AB(D) hükümetleri nezdinde girişimde bulunmak boşuna zaman israfıdır! Ancak tüm AB(D) hükümetleri şeytandan korkarcasına kendi kamuoyundan çekinirler. Girişimler olacaksa kamuoyunu yönlendirmeye yönelik girişimlerde bulunmak lazım.

Doğru Yol dedikte aklıma geldi, bugün Ergenekon denen o ne olduğu belirsiz bir davaya konu olan faili meçhul cinayetler var ya… Gelin sizinle, siyasi yönden bu konuyu biraz irdeleyelim. Bu siteyi takip edenler “düşük yoğunluklu savaş” stratejisine daha öncede değindiğimi hatırlayacaklardır. Tansu Çiller zamanından takip edilen bu strateji PKK’ya karşı oldukça etkili olmuştu. O zaman biriminde kurulan “özel” birliklerin yaptıklarını tasvip etmediğimi belirtmekle birlikte “Olağanüstü durumlarda, olağanüstü tedbirlerin” gerekliliğini de hatırlatmak isterim. Bu şu demek; olağanüstü durumlarda geçici bir süre için hukuk ve etik çekinceler bitaraf edilebilmeli, aksi sizi felç edebilir.   

Ancak Türkiye’ye özgü Vatan, Millet, Sakarya derken birazda ceplerimi doldurayım, o bana zamanında ters bakmıştı, bunun burnu hoşuma ditmedi diye öldüreyim, şu - bu olmaz. Atalarımız, kadın – erkek, çoluk çocuk demeden benliklerinden, malından mülkünden özveride bulunarak istiklal savaşını vermişlerdir. Pardon, coştum

yine bu mantığa isyanımı mazur görün…

Eğer Tansu Çiller’in “PKK’ya yardım eden işadamlarının listesi elimizde, bunlardan hesap soracağız…” cümlesini faili meçhullerin miladı olarak kabul edersek, bugün hesabı sorulmak istenen ve Ergenekon diye adlandırılan sözüm ona oluşumun faili meçhul bağlantılarını anlamakta zorlanıyorum. Tıpkı 1997’de Recep Tayyip Erdoğan denen kişinin Washington’da Bush ile görüşmesini anlamadığım gibi…

 

Allah, Peygamber aşkına bir düşünün! Recep Tayyip Erdoğan denen herhangi bir insan kalkıp Washington’da Bush ile görüşüyor!!! Ne sıfatla, o zamanlar Recep Tayyip Erdoğan kimdir, nedir?

 

Neyse, siz bu konu üzerinde biraz kafa yorun ben devam etmek istiyorum. Olağanüstü durumlarda geçici bir süre için hukuk ve etik çekinceler bitaraf edilebilmeli derken bugün yaşadıklarımızı kast etmiyorum elbet. Bugün yaşadığımız hukuksuzluk, Atatürk ilke ve inkılâpları ile 86 yıl sonra bir hesaplaşmadan başka bir şey değildir. Ama her gün vatan evlatlarının kanı bu kutsal toprakları sularsa eğer, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, o zaman olağanüstü durumlardan söz etmek yanlış olmaz. Aradaki fark o günün hükümeti elinden geleni ardına koymazken, bugünkü iktidarsızlık seyretmekle yetinip “tarihi fırsatlardan” söz etmektedir. Yetmedi kolluk kuvvetlerinin elini kolunu yasalar ile bağlamaktan da çekinmemektedir. Yüzsüzlüğün, akıtılan şehit kanlarına saygısızlığın bu kadarına pes dedirtecek kadar İmralı’dakinin açıklamalarını bekleyebilmektedir!           

Bütün bunlar Türkiyeliler ve AB(D) tarafından Türk Ulusu namına tezgâhlanırken sen, evet sen yapıyorsun?

   

Göbeğini kaşıyorsun deseler, kızarsın! 

Ananı alda git deseler, sesin çıkmaz!?

 

Bu kadar mı alıştırdılar seni dilenciliğe, bu kadar mı şerefini yitirdin?

Bir zamanlar “Türk kadar kuvvetli” deniliyordu, senden arda kalan bumu?

 

Yazık, gerçekten çok yazık!

 

Geçmiş günleri bir tarafa bırakarak günümüzde gelelim. Genelkurmay Başkanımızın “asimetrik saldırılarına” değinmeden önce yine Ergenekon’da çokça gündeme gelen bir konu üzerinde birlikte düşünelim:

 

Nereye el atsalar cephane, bomba ve silah fışkırıyor. Aslı astarı kanıtlanamayan kâğıt parçaları kafaları karıştırıyor! Durum böyleyken sen, evet sen…

 

Senin aklına hiç bu sorular gelmedi mi?

 

1.   Amerika Birleşik Devletlerinden sonra NATO’da en çok silâhaltında personel bulunduran ülke Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti ve onun şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin oraya buraya silah saklamaya ihtiyacı var mı? 

İşin gereği “adamlar” zaten kaynağında, neden saklama ihtiyacı duysunlar neden? 

2.   Bulunan Silahlar göstermelik olarak eski tarihli gazeteler sarılmış. Göstermelik dedim çünkü yeraltına gömülen bir silah bir süre sonra işlevini yitirir. Askerlik yaptın mı? Güzel! Peki, sana silahı neden söküp taktırıyorlardı,

neden silahın bakımını yapman gerekiyordu? Canın sıkılmasın, sana meşgale olsun diye mi?

3.   Ne zamandan beri patlayıcı ve silah yan yana gömülür oldu?

4.   

SilaSilah , senelerce toprak altında bırakılamaz! 

 

Genelkurmay Başkanımızın asimetrik savaş terimini kullanması günlerce kafamın içinde zonklayıp durdu. Araştırdım ama bir türlü beni tatmin edebilecek bir yanıt bulamadım, ta ki tesadüfen bambaşka bir bağlamda bir yazı okuyuncaya kadar. O anda kafamda DANKKK etti; evet şimdi asimetrik savaş ile neyi kastetmiş olabileceğini anladım galiba. Mevzu benim içinde yeni ve sizlerinde kafasında bir takım konuların DANKKK edeceğine tüm gönlüme inanıyorum.

 

Başkasının kıçı ile osuran zihniyetin talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalan cumhuriyetçi kurumların düşmüş olduğu şu duruma bakın. İçler acısı…   

 

Feryat, figan ediyorlar ama anlayan yok!

 

Neyse, her şeye eyvallah demeye alıştık nasılsa!?  

Okuduğum yazıda ABD’nin Irakta uyguladığı bir stratejiden söz ediliyordu. Tesadüfe bakın ki strateji Türkiye’de uygulanın aynısı…

Allah, Allah… Tayyip 1997’de daha aşbakan (başbakan demeye dilim varmıyor) falan olmadan BOP** babası Bush ile görüşüyor, BOP’nin eş başkanı olduğunu utanmadan savunabiliyor… 

 

Böl ve yönet stratejisinin günümüze uyarlanmış şeklini “Kaos yaratarak, uyumsuzluklardan dolayı doğacak olan kafa karışıklığından yararlanarak yanıltmak ve bu yanılgıdan doğacak ihtiyaç ile yönetmek”  diye de özetleyebiliriz. Yani bir nevi kaos kuramı (kaos teorisi) uygulamak. Çözümsüzlüğü, parçaların uyumsuzluğunu esas alarak –sürekli öteleme yöntemi ile istikrarsızlık yaratmayı çözüm olarak uygulamak! Aranızda fizikçi olanlar bilir, kaos kuramının en nihayetinde yine bir düzen, bir sistematik vardır!

 

Yanılmıyorsam Sayın Genelkurmay Başkanımız bunu izah etmeye çalıştı. Çünkü ayni strateji bugün Irakta uygulanmaktadır ve ABD’nin Iraktan çıkamamasının dışarıya karşı teminatıdır. Çıksa bile, çıkmak zorunda kalsa bile eninde sonunda bu strateji sonucu geri döne bilecektir. Çünkü yaratılan uyumsuz parçalar sürekli maraza çıkartacaklar, dolayısıyla Irak çok uzun bir süre huzura kavuşamayacaktır. Tabii bu oyunu bozabilecek bir yiğit çıkmasa eğer!        

 

Neyse komşumuz olsa dahi Irak için üzülmekle birlikte elimden bir şey gelmez. Ama atalarımın toprakları… İşte burada her kim çıkarsa çıksın karşıma DUR derim, elimden geleni yaparım. Uyumsuzluk, boz, dağıt, çatışma 

yarat, parçalamalara karşı toplumsal tepkimizi ortaya koymazsak eğer, hepimizin akıl sağlığı büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak. Asimetrik savaş gereği Recep Tayyip Erdoğan ve yalakalarının eli ile Türk toplumunda yaratılmaya çalışılan hava ihanet,  iftira ve şahsi menfaatlerle zehirlenmiş olup, hepimizin sonunu getirebilecek kadar yoğunlaşmıştır. Başlarda söz ettiğim B planı üzerinde biraz daha kafa yormamız lazım. Kemalizm ve 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin “tasfiye” sürecini kendi varlık sebebi olarak görenler ve lakabıyla anılan “yiğit” 

I Recep Tayyip Erdoğan Padişah efendimizin hala Türk ulusunun menfaatlerini koruduğuna inanıyor musunuz?

İnanıyorsanız eğer, Vahdettin’in de milli menfaatlerimizi koruduğuna inanıyorsunuzdur. Neyse, geçelim bunları…

 

AB(D)’nin B planını kısaca IRTICA olarak özetleyebiliriz. Refah – Yol döneminde Nasrettin Hoca’nın söylemleri ABD’yi yeni arayışlara sürüklemiştir (nedendir bilmem ama Necmettin Erbakan’ı her zaman Nasrettin Hocaya benzetmişimdir) . Bu arayışların neticesi hepimizin malumudur!

Tam olarak doğru olmamakla birlikte bir yerde Necmettin Erbakan’ın Türk milli menfaatlerini, sözde Padişah’a nazaran daha iyi temsil ettiğini söyleyebiliriz. Yoksa ABD neden yeni arayışlara girsin ki?

Kemalizm’in AB(D) nezdinde işlevini doldurmasını(!?) bir yere kadar anlayabilmeme rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milli menfaatler çerçevesinde Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)*** değiştirmesiyle olanlar oldu…

 

Türkiye’de bundan sonra Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri kötülüklerin bir numaralı adresi, Tuncay Güney gibi köpeklerin maskarası oluverdi! 

 

Gerisini kendiniz yaşayarak zaten izliyorsunuz. Recep Tayyip Erdoğan gibileri insana bir zamanlar tükürdüğünü böyle yalatır işte.

*Fethullah Gülen 
** Türkiyede genel olarak Büyük Ortadoğu Projesi olarak algılanırken; BOP Ekonomik biliminde Base of the Pyramid veya Bottom of the Pyramid’in kısaltılmışıdır ki Tayyip’e daha çok yakışan da budur! Şiddetle bu iki terimi araştırıp okumanızı tavsiye ediyorum sömürmek, sömürülmek ne demek anlayın. 
*** Bu konu üzerinde durun lütfen, araştırın – okuyun ve anlayın!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tükürdüğünü yalamak</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ölümünden sonra gelen hükümetler Atatürk’ün mirasına sahip çıkamadılar. Ne Hükümet ne de millet nezdinde bu mirasa laik bir toplum olduğumuzu gösterebildik. Geçenlerde Yılmaz Özdil bir makalesinde alüminyum dondan söz etmiş, gerçekten güzel bir makaleye imza atmıştı.</p>
<p>Vatandaş, Atatürk’ün vefatından sonra kıçını tutarak gezmeyi örgendi. Öğrenmek zorunda kaldı çünkü kazığı nelerden yiyeceğini kestiremiyor. Ayrıca kıçını tutması da bir şey ifade etmiyor ama ne yapsın kendini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor işte&#8230; </p>
<p>Madem kıçtan &#8211; baştan sözü açtık, terbiye denen şeyi bir kenara bıraktık müsaade edin bir cümle daha kurayım.</p>
<p>Başkasının kıçı ile osurmak kolay oluyor; bilmiyorum kendiniz hiç ev yaptırdınız mı veya bir dükkân açtınız mı?</p>
<p>Yok, öyle hazır almadan, devir işlerinden söz etmiyorum. Gerçekten sıfırdan plan, proje dâhil inşaat safhasının her tuğlasını izleyerek, kendi alın terinizle sıfırdan bir dükkân açıp gıdım gıdım müşteri topladınız mı?<br />
Eğer bunları veya yalnız birini yaptıysanız neden bahis ettiğimi bilmeniz gerek.<br />
Beceriksizliklerini, türlü vesile ve olaylara bağlamada son derece yetenekli olanların açıkçası şanslarda yaver gitmiyor değil. Bana bak Recep Efendi, muhalefet yok diye göstermelik yakınmada bulunma! Karşında ben ve benim gibi milyonlarca muhalif var. Atatürk’ün evlatları öz be öz Türk var anlıyor musun, Türk!<br />
Sen ve senin gibi Türkiyeliler bizim karşımızda duramaz. Türk ulusu eninde sonunda dönen dolapları anlayacaktır.<br />
Bu arada yeri gelmişken değinmeden geçmek istemiyorum, yakalandığında kancık karı gibi &#8220;benim annem de Türk&#8221; diyen katil, onun yurt içinde ve dışındaki yandaşları:</p>
<p>Güneydoğuda adım adım &#8220;Kürdistan’a&#8221; gidileceğini sanıyorsanız sizlere zamanı geldiğinde öyle bir ders verilecek ki şaşıp kalacaksınız! Adı üzerinde Mehmetçik, Kürt – Türk, Hıristiyan &#8211; Müslüman demeden sizi dağda, köylerde, şehirde ve kırsalda kovalıyor. Kökünüze kibrit suyu dökmeden de bu mesele bitmeyecek!</p>
<p>Biz Türk ulusuyuz. Kürdü, Türkü, Ermeni’siyle bir bütünüz. Geçmişte de omuz omuza savaş verdik, bundan sonra da vereceğiz.</p>
<p>Neyse biz yine göstermelik Müslümanlarımıza dönelim. Hani var ya seçilmiş, atanmış, satılmışlar; işte onlara. Pardon satılmış diye mi yazmışım? Hay Allah, kasten olmadı emin olabilirsiniz! Ve hesap verme zamanı geldiğinde sizler nereye saklanacaksınız, göstermelik Müslümanlığınız sizi nereye kadar koruyacak çok merak ediyorum. </p>
<p>Recep Efendi, biz senin bu ülkeyi nereye doğru götürmeye çalıştığını gayet iyi idrak ediyoruz.</p>
<p>Ben ve benim yandaşım merkezli iktidar(sızlık) ne yazık ki yalnız AKP&#8217;ye özgü değil. Atatürk’ten sonra söyle bir cumhuriyet tarihini incelerseniz şüphesiz darbeler gözünüze çarpacaktır. </p>
<p>Bu darbelerin yapıldığı ortam ve şartları incelediğinizde, göze batan hepsinin soğuk savaş dönemine rastlaması olacaktır. </p>
<p>Rastlantı mı?</p>
<p>Rastlantı değil, bundan hiç şüpheniz olmasın. Kimin söylediğin hatırlamıyorum ama bir zaman önce rahmetli Bülent Ecevit hakkında &#8220;ne zaman iktidara gelse memlekete kıtlık başlıyor&#8221; deniliyordu. Bu cümleyi iyi okumak ve anlamak gerek. </p>
<p>Ulusal politikalar dışarıdan ve içerdeki destekçiler tarafından baltalanırken, öyle yüce Türk milletinin ulusal menfaatlerini korumak kolay iş değildir. Her şeyden evvel yürek ve kararlılık ister. Bu İsmet İnönü’den günümüze değişmeyen bir kaide ve neredeyse kaderimiz olmuş gibi! Ama unutmayalım, Allah bir ölçüye kadar insanlara kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğü vermiştir. </p>
<p>İstikrarlı ulusal politikalar üretmek için öncelikle kendi kapımızın önünü, bahçe ve evimizi temiz tutmamız lazım. Kendi içimizde esaslı bir temizlik yapmadan dış etkenlerin Türk siyasetindeki ağırlık ve işlevlerini azaltmamız mümkün görünmüyor. Emniyet teşkilatı ve yargı üzerindeki (F) tipi* vesayete dur demeden, bu kurum ve kuruluşların bağımsızlığını sağlamadan bu işi başarmamız mümkün değil. </p>
<p>Darbe tehlikesi gerçekten ortadan kalktı mı?</p>
<p>İki olasılık geliyor insanın aklına:</p>
<p>1.     Uluslararası ortamda Türkiye Cumhuriyetine biçilen bir kaftan vardı. Bu “görev” dağılımında Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeri beliydi. Ancak her zaman iddia ettiğim gibi AB(D) en azından bir &gt;B&lt; planı olmadan hareket etmez. &quot;Ortak&quot; düşman tanımı değiştiği takdirde olası darbe planlarının kapıları da ardına kadar açılabilir. İki kutuplu dünya zamanında “işlevini” kusursuz yerine getiren Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri, soğuk savaşın bitimiyle tasfiye sürecine “girmiştir”. Avrupa Birliğinin kuruluş amaçları arasında olan, Amerika Birleşik Devletlerine karşı bir denge unsuru yaratmak ve bu yaratılan yeni dengeler ile dünya ekonomisi ve askeri alanda pay almaktı. İster Türk ister Avrupa kamuoyunda olsun, göz ardı edilen uzak doğuda oluşan dengeler manzumesidir. Defalarca vurguladığım gibi Rusya hesaba katılması gereken bir etkendir. Özellikle bünyesinde ve etki alanında barındırdığı doğal enerji stokları bakımından dünya dengesi üzerinde hala önemli bir rol oynamaktadır. Uzun lafın kısası, dünya konjektüründe değişiklik olduğu anda tekrar Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri gündeme gelecektir. Darbe demek genel anlamıyla dünyada yalnızlığa itilmek demektir. “Çağdaş” dünyada darbeler hoş görülmemektedir. Ekonomik ve siyasi boyutları çok yönlü olup birçok toplumun kaldıramayacağı kadar ağır olabilir. Bunun için zamanımızda darbe ya diş destekli olmalı, bıçak kemiğe dayanmalı,  ya da gerçekten çok sağlam sosyoekonomik temellere dayanmalıdır. Bu bakımdan önümüzdeki süreç içersinde darbe beklemek pek akla yatkın gelmiyor.   </p>
<p>2.     Darbe çağı kapanmadı. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Cumhuriyetçi kurumlar oynanmak istenen oyunun farkında olup, açık vermeme namına, bir nevi “bekle gör” sürecine girerek olup biteni kaygı ile izlemektedirler. Kaldı ki (F) tipi örgütlenme bir ahtapot misali sosyal, ekonomik, emniyet ve yargıyı kolları ile sarmış durumdayken, Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında neden etkisiz kalsın. Mutlaka öyle yada böyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde sızmalar yaşandığına inanıyorum. “Başımızda” bu gibi gerçekleri “fasa fiso”, “mum söndü oynuyorlar” veya “gulu gulu dansı yapıyorlar” diye nitelendirenler, Mehmetçiğin kafasına çuval geçirildiğinde sesiz kalanlar oldukça ve “güçlerini” Türk milletinden değil de dışarıdan aldıkları sürece bizim işimiz gerçekten çok zor.</p>
<p>Onun için öyle yada böyle darbe söylentilerine kesinlikle itibar etmiyorum. Peki, bu oyunu nasıl bozabiliriz?</p>
<p>Soruya, soruyla yanıt vermek istiyorum!</p>
<p>Şirketler, büyük küçük demeden neden reklam verirler?</p>
<p>Ulusal çapta:</p>
<p>İşte bizim de yapabileceğimiz en basit şeyler arasında, kapı kapı dolaşarak insanlarımıza doğru yolu anlatmak olacaktır. Buna vaktimiz yetmiyorsa kitle iletişim araçlarını kullanmalıyız. Yetmedi Türkiye’de kitle iletişim araçlarının en etkilisi, cemaat ve ağlık sisteminden yararlanmalıyız. Bilinçli dezenformasyonun kitabını yazan AKP’ye, gerçeklerin tüm çıplaklığı ile yalın bir dilde cevap vermemiz gerekiyor. İnsanlarımızın nasıl aldatıldıklarını anlatmamız gerekiyor. Tekrar ediyorum bizim milletimiz önce yüreğinin sesini dinler, ardından bir bir toplamaya başlar. Bizim milletimiz aptal değil ama oldukça saftır. Ama aynı zamanda menfaat, din ve milliyetçilik konularında duyarlıdırlar.       </p>
<p>Uluslararası alanda:</p>
<p>AB(D) hükümetleri nezdinde girişimde bulunmak boşuna zaman israfıdır! Ancak tüm AB(D) hükümetleri şeytandan korkarcasına kendi kamuoyundan çekinirler. Girişimler olacaksa kamuoyunu yönlendirmeye yönelik girişimlerde bulunmak lazım.</p>
<p>Doğru Yol dedikte aklıma geldi, bugün Ergenekon denen o ne olduğu belirsiz bir davaya konu olan faili meçhul cinayetler var ya… Gelin sizinle, siyasi yönden bu konuyu biraz irdeleyelim. Bu siteyi takip edenler “düşük yoğunluklu savaş” stratejisine daha öncede değindiğimi hatırlayacaklardır. Tansu Çiller zamanından takip edilen bu strateji PKK’ya karşı oldukça etkili olmuştu. O zaman biriminde kurulan “özel” birliklerin yaptıklarını tasvip etmediğimi belirtmekle birlikte “Olağanüstü durumlarda, olağanüstü tedbirlerin” gerekliliğini de hatırlatmak isterim. Bu şu demek; olağanüstü durumlarda geçici bir süre için hukuk ve etik çekinceler bitaraf edilebilmeli, aksi sizi felç edebilir.   </p>
<p>Ancak Türkiye’ye özgü Vatan, Millet, Sakarya derken birazda ceplerimi doldurayım, o bana zamanında ters bakmıştı, bunun burnu hoşuma ditmedi diye öldüreyim, şu &#8211; bu olmaz. Atalarımız, kadın – erkek, çoluk çocuk demeden benliklerinden, malından mülkünden özveride bulunarak istiklal savaşını vermişlerdir. Pardon, coştum</p>
<p>yine bu mantığa isyanımı mazur görün…</p>
<p>Eğer Tansu Çiller’in “PKK’ya yardım eden işadamlarının listesi elimizde, bunlardan hesap soracağız…” cümlesini faili meçhullerin miladı olarak kabul edersek, bugün hesabı sorulmak istenen ve Ergenekon diye adlandırılan sözüm ona oluşumun faili meçhul bağlantılarını anlamakta zorlanıyorum. Tıpkı 1997’de Recep Tayyip Erdoğan denen kişinin Washington’da Bush ile görüşmesini anlamadığım gibi…</p>
<p>Allah, Peygamber aşkına bir düşünün! Recep Tayyip Erdoğan denen herhangi bir insan kalkıp Washington’da Bush ile görüşüyor!!! Ne sıfatla, o zamanlar Recep Tayyip Erdoğan kimdir, nedir?</p>
<p>Neyse, siz bu konu üzerinde biraz kafa yorun ben devam etmek istiyorum. Olağanüstü durumlarda geçici bir süre için hukuk ve etik çekinceler bitaraf edilebilmeli derken bugün yaşadıklarımızı kast etmiyorum elbet. Bugün yaşadığımız hukuksuzluk, Atatürk ilke ve inkılâpları ile 86 yıl sonra bir hesaplaşmadan başka bir şey değildir. Ama her gün vatan evlatlarının kanı bu kutsal toprakları sularsa eğer, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, o zaman olağanüstü durumlardan söz etmek yanlış olmaz. Aradaki fark o günün hükümeti elinden geleni ardına koymazken, bugünkü iktidarsızlık seyretmekle yetinip “tarihi fırsatlardan” söz etmektedir. Yetmedi kolluk kuvvetlerinin elini kolunu yasalar ile bağlamaktan da çekinmemektedir. Yüzsüzlüğün, akıtılan şehit kanlarına saygısızlığın bu kadarına pes dedirtecek kadar İmralı’dakinin açıklamalarını bekleyebilmektedir!           </p>
<p>Bütün bunlar Türkiyeliler ve AB(D) tarafından Türk Ulusu namına tezgâhlanırken sen, evet sen yapıyorsun?</p>
<p>Göbeğini kaşıyorsun deseler, kızarsın! </p>
<p>Ananı alda git deseler, sesin çıkmaz!?</p>
<p>Bu kadar mı alıştırdılar seni dilenciliğe, bu kadar mı şerefini yitirdin?</p>
<p>Bir zamanlar “Türk kadar kuvvetli” deniliyordu, senden arda kalan bumu?</p>
<p>Yazık, gerçekten çok yazık!</p>
<p>Geçmiş günleri bir tarafa bırakarak günümüzde gelelim. Genelkurmay Başkanımızın “asimetrik saldırılarına” değinmeden önce yine Ergenekon’da çokça gündeme gelen bir konu üzerinde birlikte düşünelim:</p>
<p>Nereye el atsalar cephane, bomba ve silah fışkırıyor. Aslı astarı kanıtlanamayan kâğıt parçaları kafaları karıştırıyor! Durum böyleyken sen, evet sen…</p>
<p>Senin aklına hiç bu sorular gelmedi mi?</p>
<p>1.   Amerika Birleşik Devletlerinden sonra NATO’da en çok silâhaltında personel bulunduran ülke Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti ve onun şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin oraya buraya silah saklamaya ihtiyacı var mı? </p>
<p>İşin gereği “adamlar” zaten kaynağında, neden saklama ihtiyacı duysunlar neden? </p>
<p>2.   Bulunan Silahlar göstermelik olarak eski tarihli gazeteler sarılmış. Göstermelik dedim çünkü yeraltına gömülen bir silah bir süre sonra işlevini yitirir. Askerlik yaptın mı? Güzel! Peki, sana silahı neden söküp taktırıyorlardı,</p>
<p>neden silahın bakımını yapman gerekiyordu? Canın sıkılmasın, sana meşgale olsun diye mi?</p>
<p>3.   Ne zamandan beri patlayıcı ve silah yan yana gömülür oldu?</p>
<p>4.   </p>
<p>SilaSilah , senelerce toprak altında bırakılamaz! </p>
<p>Genelkurmay Başkanımızın asimetrik savaş terimini kullanması günlerce kafamın içinde zonklayıp durdu. Araştırdım ama bir türlü beni tatmin edebilecek bir yanıt bulamadım, ta ki tesadüfen bambaşka bir bağlamda bir yazı okuyuncaya kadar. O anda kafamda DANKKK etti; evet şimdi asimetrik savaş ile neyi kastetmiş olabileceğini anladım galiba. Mevzu benim içinde yeni ve sizlerinde kafasında bir takım konuların DANKKK edeceğine tüm gönlüme inanıyorum.</p>
<p>Başkasının kıçı ile osuran zihniyetin talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalan cumhuriyetçi kurumların düşmüş olduğu şu duruma bakın. İçler acısı…   </p>
<p>Feryat, figan ediyorlar ama anlayan yok!</p>
<p>Neyse, her şeye eyvallah demeye alıştık nasılsa!?  </p>
<p>Okuduğum yazıda ABD’nin Irakta uyguladığı bir stratejiden söz ediliyordu. Tesadüfe bakın ki strateji Türkiye’de uygulanın aynısı…</p>
<p>Allah, Allah… Tayyip 1997’de daha aşbakan (başbakan demeye dilim varmıyor) falan olmadan BOP** babası Bush ile görüşüyor, BOP’nin eş başkanı olduğunu utanmadan savunabiliyor… </p>
<p>Böl ve yönet stratejisinin günümüze uyarlanmış şeklini “Kaos yaratarak, uyumsuzluklardan dolayı doğacak olan kafa karışıklığından yararlanarak yanıltmak ve bu yanılgıdan doğacak ihtiyaç ile yönetmek”  diye de özetleyebiliriz. Yani bir nevi kaos kuramı (kaos teorisi) uygulamak. Çözümsüzlüğü, parçaların uyumsuzluğunu esas alarak –sürekli öteleme yöntemi ile istikrarsızlık yaratmayı çözüm olarak uygulamak! Aranızda fizikçi olanlar bilir, kaos kuramının en nihayetinde yine bir düzen, bir sistematik vardır!</p>
<p>Yanılmıyorsam Sayın Genelkurmay Başkanımız bunu izah etmeye çalıştı. Çünkü ayni strateji bugün Irakta uygulanmaktadır ve ABD’nin Iraktan çıkamamasının dışarıya karşı teminatıdır. Çıksa bile, çıkmak zorunda kalsa bile eninde sonunda bu strateji sonucu geri döne bilecektir. Çünkü yaratılan uyumsuz parçalar sürekli maraza çıkartacaklar, dolayısıyla Irak çok uzun bir süre huzura kavuşamayacaktır. Tabii bu oyunu bozabilecek bir yiğit çıkmasa eğer!        </p>
<p>Neyse komşumuz olsa dahi Irak için üzülmekle birlikte elimden bir şey gelmez. Ama atalarımın toprakları… İşte burada her kim çıkarsa çıksın karşıma DUR derim, elimden geleni yaparım. Uyumsuzluk, boz, dağıt, çatışma </p>
<p>yarat, parçalamalara karşı toplumsal tepkimizi ortaya koymazsak eğer, hepimizin akıl sağlığı büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak. Asimetrik savaş gereği Recep Tayyip Erdoğan ve yalakalarının eli ile Türk toplumunda yaratılmaya çalışılan hava ihanet,  iftira ve şahsi menfaatlerle zehirlenmiş olup, hepimizin sonunu getirebilecek kadar yoğunlaşmıştır. Başlarda söz ettiğim B planı üzerinde biraz daha kafa yormamız lazım. Kemalizm ve </p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetlerinin “tasfiye” sürecini kendi varlık sebebi olarak görenler ve lakabıyla anılan “yiğit” </p>
<p>I Recep Tayyip Erdoğan Padişah efendimizin hala Türk ulusunun menfaatlerini koruduğuna inanıyor musunuz?</p>
<p>İnanıyorsanız eğer, Vahdettin’in de milli menfaatlerimizi koruduğuna inanıyorsunuzdur. Neyse, geçelim bunları…</p>
<p>AB(D)’nin B planını kısaca IRTICA olarak özetleyebiliriz. Refah – Yol döneminde Nasrettin Hoca’nın söylemleri ABD’yi yeni arayışlara sürüklemiştir (nedendir bilmem ama Necmettin Erbakan’ı her zaman Nasrettin Hocaya benzetmişimdir) . Bu arayışların neticesi hepimizin malumudur!</p>
<p>Tam olarak doğru olmamakla birlikte bir yerde Necmettin Erbakan’ın Türk milli menfaatlerini, sözde Padişah’a nazaran daha iyi temsil ettiğini söyleyebiliriz. Yoksa ABD neden yeni arayışlara girsin ki?</p>
<p>Kemalizm’in AB(D) nezdinde işlevini doldurmasını(!?) bir yere kadar anlayabilmeme rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milli menfaatler çerçevesinde Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)*** değiştirmesiyle olanlar oldu…</p>
<p>Türkiye’de bundan sonra Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri kötülüklerin bir numaralı adresi, Tuncay Güney gibi köpeklerin maskarası oluverdi! </p>
<p>Gerisini kendiniz yaşayarak zaten izliyorsunuz. Recep Tayyip Erdoğan gibileri insana bir zamanlar tükürdüğünü böyle yalatır işte.</p>
<p>*Fethullah Gülen<br />
** Türkiyede genel olarak Büyük Ortadoğu Projesi olarak algılanırken; BOP Ekonomik biliminde Base of the Pyramid veya Bottom of the Pyramid’in kısaltılmışıdır ki Tayyip’e daha çok yakışan da budur! Şiddetle bu iki terimi araştırıp okumanızı tavsiye ediyorum sömürmek, sömürülmek ne demek anlayın.<br />
*** Bu konu üzerinde durun lütfen, araştırın – okuyun ve anlayın!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

