<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.addisparta.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.addisparta.org</link>
	<description>ADD Isparta Şubesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 11:28:44 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>15 soruda Anayasa değişikliği paketi..</title>
		<link>http://www.addisparta.org/15-soruda-anayasa-degisikligi-paketi.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/15-soruda-anayasa-degisikligi-paketi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 11:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2875</guid>
		<description><![CDATA[Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.
Mevlâna
 GİRİŞ
 Bu ülkede yaklaşık 40 yıldır demokratikleşme, adalet sistemi, hukuk devleti, insan hakları, doğa koruma için &#8221;profesyonel siyaset dışında&#8221; değişik platformlarda mücadele veren bir hukukçu yurttaş olarak 12 Eylül 2010 günü halkoylamasına sunulacak Anayasa Değişikliği Paketi hakkındaki görüş ve değerlendirmelerimi internet ortamında sizinle paylaşmak istedim.
 1.    Anayasa değişikliği gerekli mi?
 Evet. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.</em></p>
<p><strong><em>Mevlâna</em></strong></p>
<p> <strong>GİRİŞ</strong></p>
<p> Bu ülkede yaklaşık 40 yıldır demokratikleşme, adalet sistemi, hukuk devleti, insan hakları, doğa koruma için &#8221;profesyonel siyaset dışında&#8221; değişik platformlarda mücadele veren bir hukukçu yurttaş olarak 12 Eylül 2010 günü halkoylamasına sunulacak Anayasa Değişikliği Paketi hakkındaki görüş ve değerlendirmelerimi internet ortamında sizinle paylaşmak istedim.</p>
<p> <strong>1.    Anayasa değişikliği gerekli mi?</strong><strong></strong></p>
<p> Evet. Elbette, 1961-1971-1982 Anayasalarına hakim olan &#8221;önce devlet, sonra yurttaş&#8221; temel felsefesini tersine çevirecek bir &#8216;&#8217;sivil anayasa&#8221; gereklidir. Her ne kadar 1982 -12 Eylül-Anayasasında 17 yasa ile yaklaşık Anayasanın üçte biri değişmişse de temel felsefe aynı kalmıştır. Anayasalar, devlet ve yöneticilerin yönetimlerinin adil ve eşit olmasını sağlayan ve olası devlet zorbalıklarına karşı yurttaşları koruyan<br />
temel hak ve özgürlükleri metinleridir.<span id="more-2875"></span></p>
<p> <strong>2.    Anayasa değişikliğinde takip edilen yol ve yöntemler yeterli mi?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Önce 2007 yılında İktidar Partisi AKP tarafından bazı hukukçulara sipariş verilen Anayasa taslağı aniden toplumun gündemine getirilmiş ancak Meclis&#8217;ten geçmeyeceği anlaşılınca, &#8221;mini türban değişikliği tasarısına&#8221; dönüşmüş ve Anayasa Mahkemesinden geri dönmüştür. Bu defa yine hiçbir siyasi partiye, sendikalara,<br />
baro ve meslek odalarına, üniversitelere ve sivil toplum kurumlarına danışılmadan &#8221;ben yaptım oldu&#8221; zihniyetiyle yaklaşık 30 maddeden oluşan bir paket yurttaşlara dayatılmıştır. Böylece aynen Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi tartışma ve uzlaşma ortamı sağlanmadan anti-demokratik bir yöntem izlenmiştir.</p>
<p> <strong>3.    TBMM tarafından kabul edilen ve itiraz üzerine Anayasa Mahkemesi denetiminden de geçen<br />
bu paket, milli iradenin ve dolayısıyla demokratik sistemin eseri mi?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Milli irade, 5 yılda bir sandığa gidip,  bir partiyi ve liderini ülkeyi yönetmek için seçmekle ve sonra TBMM&#8217;den çıkan her yasaya itaat etmekle oluşmaz. Her şeyden önce, demokratik, adil ve şeffaf bir seçim yapılabilmesi için %10 oranındaki seçim barajını kaldırmak, seçim propagandası harcamalarını denetim altına almak ve yurttaşları temsil kapasitesi ve dürüstlüğüne sahip olan kişileri milletvekili seçmek gereklidir.</p>
<p> Bugün Avrupa ülkelerinde ortalama seçim barajı % 3 olup en yüksek baraj, Putin tarafından demir yumrukla yönetilen Rusya&#8217;dadır (% 7).</p>
<p> Ülkemizde seçimlerde veya halkoylamalarında, siyasi partilerin kimden ve hangi kurumdan ne kadar para vb.</p>
<p>destek aldığını ve seçimlerde ne kadar para harcadığını tespit eden ve denetleyen bir yasa yoktur.<br />
Böylece, parayı veren düdüğü çalmaktadır.</p>
<p> <strong>4.    Barajın düşürülmesi ve seçim finansmanının denetimi yeterli mi?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Siyasi Partiler Kanununda köklü değişiklik yapılmak suretiyle “liderlik sultası” ve “<strong><em>lidere biat</em></strong>”</p>
<p>kaldırılmalıdır. Özellikle 12 Eylül faşist askeri darbesinin bir devamı olan Özal hükümetleri sırasında<br />
artık teamül haline gelen &#8221;mülakatla milletvekili seçme ve liderin onayına sunma&#8221;, &#8221;bakanlardan önceden<br />
istifa dilekçeleri alma&#8221; gibi ilkel yöntemler bu ülkede demokratik hukuk devletinin yerleşmesini önlemektedir. Ayrıca, milletvekili dokunulmazlığı; kürsü dokunulmazlığı dışında kalan suçlar için mutlaka kaldırılmalıdır.</p>
<p>Böylece, örneğin, yargı kararlarını yüzlerce kez uygulamayan üst düzey bürokratlar, belediye yönetiminde sahtekârlık yapan belediye başkanları, eroin kaçakçılığı suçu işleyen iş adamları, devlet içinde çete oluşturanlar,  &#8221;tam yargılama veya ceza alma aşamasında iken&#8221;, milletvekili dokunulmazlık zırhını takamazlar.</p>
<p> <strong>5.    Anayasa paketinin 29 maddesinin bir bütün olarak oylamaya sunulması doğru mudur?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Kişisel olarak, böylesine dayatmacı ve despotik bir yöntemin karşısında kendimi &#8221;bir çoban tarafından güdülen koyun&#8221; yerine konulmuş hissediyorum. Bu duygu, aynen seçim barajında olduğu gibi beni çok<br />
rahatsız ediyor ve içimi acıtıyor. Beni &#8221;koyun&#8221; yerine koyan bu anti-demokratik dayatmaya karşı isyan ediyorum.  &#8216; Ayıptır, yahu&#8221; diyorum. Çünkü bu paket içinde &#8221;Evet&#8221; diyeceğim maddeler var&#8230; AKP Hükümetinin 2007 ve sonrasında anayasa değişikliği girişiminde rehber olarak sıklıkla başvurduğu Avrupa Konseyi&#8217;nin danışma organı olan Venedik Komisyonu ilke ve kararlarını, sıra halkoylamasına geldiğinde adeta yok sayıldığını görüyoruz. Venedik Komisyonu-2006 ve 2010-Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu&#8221;na göre;</p>
<p> <em>&#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;">İçerik Birliği</span></strong>, özgür oy iradesinin daha da önemli bir gerekliliğidir. Seçmenler, aralarında asli bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakıl<span style="text-decoration: underline;">ma</span>malıdır. Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Bir metinde yapılacak değişiklik<br />
çok sayıda farklı ögeyi kapsıyorsa, halka bir dizi soru sorulmalıdır.&#8221;</em></p>
<p> <strong>6.    Halkoylaması sürecindeki tartışma ortamı yeterli mi?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Türkiye&#8217;de uzlaşma ve tartışma kültürü zaten yeterli değildir. Geçmişte, 1982-darbesi anayasasına ve devlet başkanına % 92 oranında &#8221;evet&#8221; oyu verildiğini unutmayalım. Maalesef, şu andaki Hükümet baskısı ve hukuksuzluk ortamı 7 Kasım 1982 halkoylaması öncesinde yaşadığımız günlerden çok farklı değildir.<br />
AKP Hükümeti ve Başbakan, özellikle 2004 yılından bu yana sistemli ve programlı olarak muhalif örgüt ve kişileri sindirmek ve bir &#8221;<strong>sivil dikta yönetimi</strong>&#8221; oluşturmak amacıyla çok ciddi evrensel ve anayasal hak ihlalleri yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Ülkemizde yurttaşların tümü telefon/internet vd. iletişim araçlarının dinlendiği kuşkusu ve inancındadır. George Orwell&#8217;in 1949 yılında yazdığı kitabındaki “<strong>Büyük Birader</strong>” ve</p>
<p>“<strong>Düşünce Polisi</strong>” bugün Türkiye&#8217;de yaşama geçmiştir. Üstelik yasal ve yasa dışı dinlemelerin ve ortam görüntülerinin, AKP Hükümetinin politikalarını destekleyen ve muhalifleri karalayan bir strateji ile Hükümet yandaşı medyaya servis yapılması teamül haline gelmiştir. Adeta bir <strong>KORKU İMPARATORLUĞU</strong> yaratılmıştır. Özellikle muhalif gençlerin ve işçilerin Hükümet&#8217;e karşı en ufak protestosu bile şiddetle bastırılmaktadır.</p>
<p> <strong> 7.    Hükümet&#8217;in amacı, 12 Eylül Anayasası ve koruduğu ekonomik ve siyasal düzeni<br />
değiştirmek midir?</strong></p>
<p> Hayır. AKP Hükümeti, 12 Eylül darbesinin zeminini hazırlayan ve TSK marifetiyle yaptıran tekelci sermaye ve destekçisi ABD&#8217;nin yol haritasından sapamaz. 12 Eylül faşist cuntası tarafından ekonomiden sorumlu<br />
Başbakan Yardımcısı görevi verilen eski MESS Genel Sekreteri ve MSP İzmir Milletvekili adayı Turgut Özal,<br />
24 Ocak 1980 Kararları’nın mimarıdır. Turgut Özal’ın, Faşist Cunta&#8217;nın siyaset yapmaktan yasakladığı Demirel, Ecevit vd. politikacıların siyaset yasağının kaldırılması için yapılan halkoylamasında &#8216;çok aktif biçimde &#8221;Hayır&#8221;</p>
<p>kampanyası yaptığını unutmayalım. AKP Hükümeti, tüm seçim propagandalarında Menderes-Özal-Erdoğan posterleri kullanmakta ve Özal&#8217;ı manevi liderleri olarak görmektedirler. Ayrıca, AKP&#8217;nin Cumhurbaşkanı Gül tarafından faşist cunta lideri Kenan Evren, Köşk&#8217;te özel olarak ağırlanmış ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç&#8217;la birlikte açılış törenlerine katılmıştır.</p>
<p> AKP Hükümetinin bu konudaki samimiyetsizliği, 2007 yılında halka sunduğu Anayasa değişikliği taslağının,  1982 Anayasasının bile daha gerisine düşecek hükümler içermesidir. 12 Eylül döneminin en zararlı kurumlarından YÖK aynen muhafaza edilmektedir. Hep birlikte marifetlerini izliyoruz&#8230;</p>
<p> <strong>8.    Anayasa değişikliği paketi   &#8221;yargı reformu&#8221;  getiriyor mu?</strong><strong></strong></p>
<p>  Hayır,  tam tersine Hükümet tarafından adalet sistemi ve yüksek mahkemeler denetim altına alınmaktadır. Hükümet, devlet bankası kredileri ile oluşturulan yandaş medyası ve telekulak operasyonları ve anormal<br />
vergi denetimleri ile sindirilen iş dünyası, şirketler medyası ve Üniversitelerin yanı sıra adalet sistemini ve<br />
yargı organını boyunduruğu altına almak ve siyasallaştırmak amacındadır. Başbakan, yasama ve yürütmenin yanına yargıyı da alıp ülkeyi orkestra şefi gibi tek elden yönetmek amacındadır. Bu anayasa değişikliği paketi</p>
<p>hazırlığı sırasında yüksek mahkeme üyelerine yönelik lekeleme ve karalama kampanyası yürütülmüş,<br />
yasa dışı elde edilen telefon ve alan dinlemeleri ve görüntüleri yandaş medyaya servis edilmiş ve ne gariptir ki organize bir suç örgütü tarafından yürütülen bu kampanyanın failleri şimdiye dek bilinmez kalmıştır.<br />
Özellikle AKP hükümetinin Adalet Bakanları, yüksek yargı organlarına hasmane tutum ve davranışlarda bulunmuş ve anılan lekeleme ve karalama kampanyasına bir kez olsun bile karşı çıkmamışlardır.</p>
<p> <strong>9.    İyi ama adalet sistemi ve yargıda acil reform gerekmiyor mu?</strong><strong></strong></p>
<p> Kesinlikle gerekiyor. Yaklaşık 30 yıldır adliye koridorlarının tozunu yutan, İzmir Barosu’nun başkanlık dahil<br />
tüm kademelerinde görev yapan, adalet sisteminde reform için kafa patlatan bir hukukçu sıfatıyla, bu anayasa paketinde öngörülen değişikliklerinin;  zaten bağımsızlığını ve tarafsızlığını 1971 ve 1982 yıllarında yitiren ve  kör topal çalışan adalet sistemini tamamen batıracağını düşünüyorum. Öncelikle % 1 olan bütçe payının<br />
asgari %3&#8242;e artırılması ve Adalet Bakanlığı’nın lojistik destek dışında yargıdan elini çekmesi gereklidir.<br />
Hakim ve Savcı sayısı ve adliye yardımcı personel sayısı artırılmalı, yaklaşık 50’ye ulaşan Hukuk Fakültelerinin öğretim kadroları yetersiz olanları derhal kapatılmalı, adli yardım sistemi ve savunma güçlendirilmelidir.<br />
Bugün yurttaşlar, ağır işleyen adalet sisteminden ve tanık olarak gittikleri mahkemelerde azarlanmaktan<br />
haklı olarak şikayetçidir. Anayasa paketinde yargının gangrenleşen sorunları hiç ele alınmamıştır.</p>
<p> <strong> 10. Anayasa paketiyle HSYK ne olacak?</strong></p>
<p> Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK&#8217;dan çıkarılmadığı veya oy haklarının alınmadığı sürece, hangi hükümet gelirse gelsin, yürütmenin yargıya müdahaleleri ve siyasallaştırma operasyonları devam edecektir.  <br />
1971’de  12 Mart darbesi ve 1982’de 12 Eylül darbesi ile Adalet Bakanlarının yönetimine ve keyfine bırakılan HSYK yapısı, &#8216;birkaç makyaj değişikliği&#8221; dışında bu pakette aynen devam etmektedir. Hükümet bu konuda<br />
12 Eylül 1980 zihniyetini ve uygulamasını takip etmektedir. İşte bunun içindir ki, Anayasa’nın 140/6 maddesinde yer alan &#8221;Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.&#8221;<br />
hükmüne hiç dokunulmamıştır. Bu hüküm, Anayasada yer aldığı sürece aklı başında hiçbir hukukçu ve<br />
siyaset bilimci, yargı reformundan söz edemez.</p>
<p> <strong>11. Paket içinde HSYK ile ilgili tuzak maddeler var mı?</strong><strong></strong></p>
<p> Evet. Anayasa paketinde &#8220;Kurulun yönetimi ve temsili, Kurul başkanına aittir&#8221; yolunda yeni bir hüküm</p>
<p>eklenmiştir.  Bu ne demek? Yargıçlardan sorumlu olan HSYK&#8217;nın yönetimi yargıçların elinde değil,<br />
Adalet Bakanı olan kişinin yani Hükümet&#8217;in elindedir. Hangi Adalet Bakanı, partisinin başkanı yani<br />
Başbakanın emir ve talimatları dışında görevini yerine getirebilir? Mümkün değildir. Ayrıca Anayasa paketinde, müfettişlerin yargıç ve savcılar hakkında soruşturma yapması Adalet Bakanı&#8217;nın oluruna bağlı kılınmıştır.<br />
Bakan&#8217;ın istemediği yargıç ve savcılar hakkında HSYK soruşturma açamayacaktır.</p>
<p> HSYK&#8217;ya bağlı bir sekretarya kurulacak. İyi, güzel ama  Genel Sekreter, Bakan tarafından atanacaktır..<br />
Böylelikle Adalet Bakanı HSYK&#8217;nın tüm işlemlerini  denetim altında tutacaktır. Kararnamelerin hazırlanması, toplantı gündeminin saptanması gibi konular geçtiğimiz yıl yaşadığımız kararname skandalında olduğu gibi<br />
yine Bakan&#8217;ın denetiminde olacaktır.. Pakette,  Adalet Bakanlığı’nın sekreteryanın çalışmasını düzenleyecek<br />
ayrı bir yasa çıkaracağı öngörülmüştür. Bu yasanın nasıl ve ne amaçla çıkarılacağını takdirinize bırakıyorum.</p>
<p>Bunun dışında, Adalet Bakanı&#8217;nın HSYK&#8217;yı toplantıya çağırma yetkisi sürecektir. Toplantı için üye tam sayısı gerektiğinden, yedeği olmayan müsteşarın toplantıya katılmayarak ya da toplantıdan çıkarak<br />
HSYK&#8217;yı bloke etme olanağı vardır.</p>
<p> <strong>12. HSYK üyeleri ile ilgili değişiklik olumlu mu?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. HSYK&#8217;nın yalnızca yüksek mahkeme yargıçlarından oluşan 7 asıl ve 4 yedek üyesinin yerine,<br />
22 asıl ve 12 yedek üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun, 4 asıl üyesi, nitelikleri yasada belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri,<br />
üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, 3 asıl ve 3 yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, 2 asıl ve 2 yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay<br />
Genel Kurulunca, 1 asıl ve 1 yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından,<br />
7 asıl ve 4 yedek üyesi 1. sınıf olup, 1. sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, 3 asıl ve 2 yedek üyesi 1. sınıf olup, 1. sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca,<br />
4 yıl için seçilir.  Bu durumda Kurul&#8217;a hukukçu olmayan ve mesleğin sorunlarını yaşamayan 4 asıl üye seçilecek ve ayrıca tümüyle Adalet Bakanlığı güdümünde olan Adalet Akademisi tarafından 1 asıl üye seçilecektir.<br />
1. sınıf hâkimler arasından seçilmesi öngörülen 7 üye olumlu bir yaklaşım olmakla birlikte,<br />
HSYK’ya siyaset bulaşacaktır.</p>
<p> <strong>13. Anayasa Mahkemesi&#8217;nde öngörülen değişiklikler olumlu mu?</strong><strong></strong></p>
<p> Hayır. Anayasa Mahkemesi 17 üyeden oluşacak. 3 üye TBMM tarafından salt çoğunlukla seçilecek.<br />
14 üye Cumhurbaşkanı’nca atanacak. Bunlardan 4’ü Cumhurbaşkanı&#8217;nın takdirine bırakılmış. Cumhurbaşkanı&#8217;nın atayacağı 4 üye, <em>YÖK&#8217;ün göstereceği adaylar arasından atayacağı 3 üye</em>yle Meclis&#8217;in seçeceği 3 üyenin iktidar partisinin görüşlerini paylaşan üyeler olacağı açık. Çünkü Meclis salt çoğunlukla seçim yapacaktır. Oysa Avrupa ülkelerinin çoğunda Meclis, 2/3 çoğunlukla ve hukukçular arasından üye seçmektedir.<br />
Ayrıca, 12 Eylül mirası YÖK tarafından seçilecek yeni üyeler ile Yüksek Mahkeme’nin yapısı iyice bozulacaktır.   Böylece 17 üyeden en az 10&#8242;unun iktidar partisine yakın üyeler olması güvence altına alınmıştır.</p>
<p> <strong><em><span style="text-decoration: underline;">Ahmet SALTIK’ın eki   :</span></em></strong><em> AYM, Yüce Divan nitemi ile gerektiğinde Cumhurbaşkanı’nı da yargılayacağına göre, yüksek mahkemeye 14/17 üyenin Cumhurbaşkanı’nca atanması ne denli yerinde olacaktır ? Yargıcını sen seç!</em></p>
<p><strong>14. Geçici 15. maddenin kaldırılması olumlu mu?</strong><strong></strong></p>
<p> Evet, ama yukarıda belirttiğim olumsuz süreç ve öngörülen tuzak maddelerle bırakınız hukuk devletini,<br />
yasa devletinden bile söz edilemez. Ayrıca, 12 Eylül faşist cuntası üyeleri ve emir komuta zinciri içinde<br />
<strong><em><span style="text-decoration: underline;">insanlık suçları işleyenlerin yargılanmasında zaman aşımı söz konusu olamaz</span></em></strong>. Hatta ilerici ve demokrat bir yorumla, Geçici 15. maddenin kaldırılmasına gerek olmaksızın, taraf olduğumuz İşkenceyi Önleme Hakkındaki Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Mevzuatına dayanarak Cumhuriyet Savcıları tarafından bu süreç<br />
her an başlatılabilir.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Ahmet SALTIK’ın eklemesi  :</span></em></strong><em> Arada çıkarılan af yasaları var..<strong> </strong>Bunlar da engel 12 Eylülcüleri yargılamaya..</em></p>
<p> <strong>15. Anayasanın 125. maddesinde ne yapılmak isteniyor ?</strong><strong></strong></p>
<p> Anayasa değişikliğine ilişkin düzenlemede, Anayasa&#8217;nın 125. maddesine, yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu vurgulanarak, &#8220;Bu yetki hiçbir surette<br />
<strong><em><span style="text-decoration: underline;">yerindelik denetimi</span></em></strong> şeklinde kullanılamaz&#8221; cümlesi ekleniyor. İdari Yargılama Usulü Yasasında zaten<br />
mevcut olan bu hüküm, neden Anayasa paketine girdi? Çünkü AKP Hükümeti, idarenin yargısal denetimini</p>
<p>sağlayan Danıştay&#8217;dan ve özellikle &#8221;çevre ve kent koruma&#8221; ve “<strong>özelleştirme</strong>” ile ilgili davalarda verilen kararlardan çok rahatsız. Hatta Başbakan Erdoğan; &#8220;Türkiye&#8217;de yasama da yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır&#8221;, &#8221;<strong><span style="text-decoration: underline;">ciğerlerimize kadar kan kusturuyorlar kan</span></strong>&#8220;, &#8221;bunun altından bu belediye kalkar mı, kapıya kilidi vurur ondan sonra da gelsin Danıştay burayı işletsin, yürütsün&#8221; gibi saldırgan söylemlerle bu değişikliğin ipucunu vermiştir. Çünkü Danıştay, anayasal “<strong><span style="text-decoration: underline;">kamu yararı ilkesi</span></strong>ni” dayanak yapmak yoluyla</p>
<p><strong><em>yasanın tutucu kalıbını aşan kararlar</em></strong> vermektedir. Hükümet, Danıştay&#8217;a karşı olan alerjisi nedeniyle ve<br />
iş dünyasına şirin gözükmek için bu tuzak maddeyi halk oylamasına sunmuştur.</p>
<p> <strong><em><span style="text-decoration: underline;">Ahmet SALTIK’ın eklemesi       :</span></em></strong><em> Danıştay 2. Dairesi’nin kamusal alanda Türbanı yasaklayan kararında<br />
(ki bu Daire yagıçları görevleri başında kurşunla tarandılar ve Yüksek Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin görevi başında şehit edildi, bir üye yargıç yaralandı; 17 Mayıs 2008.) Başbakan Erdoğan “</em><strong><em>Ulemaya soracaksın efendi, ulemaya!</em></strong><em>” diye gürleyerek hem Mahkemeyi tehdit etmiş, hem yargı kararının bağlayıcılığına<br />
açık saygısızlıkla halka hukuk devleti adına kötü örnek olmuş, dahası sonraki <strong><span style="text-decoration: underline;">cinayete bir tür azmettirmiştir</span></strong>! Ayrıca laik hukuku benimse<span style="text-decoration: underline;">me</span>diğini, din ulemasının fetvalarına dayalı şer’i hukuk = şeriat hukukunu olanak bulursa getireceğini de “ilgili” iç-dış çevrlere kritik bir ileti olarak, üstelik “deminde zamanlamayla” aktarmıştır.. </em></p>
<p> <strong><span style="text-decoration: underline;">Sonuç olarak;</span></strong></p>
<p> Hükümete destek için evet oyu kullanmayı düşünen veya “evet ama yetmez” diyen veya “sandığı boykot etmeyi düşünen” herkesin oyuna ve düşüncesine saygı duyarım. İçlerinde sevdiğim, saydığım dostlarım</p>
<p>var. Kimseyi incitmek istemiyorum. Ben, arz ettiğim olay ve nedenlerle ve özellikle “yaşadığımız<br />
<strong><em><span style="text-decoration: underline;">örtülü faşizme dur demek</span></em></strong>”  için sandığa gitmeyi ve “hayır” oyu kullanmayı düşünüyorum.</p>
<p> <strong>Av. Noyan Özkan<br />
</strong>İzmir Barosu Eski Başkanı<strong></strong></p>
<p>30.07.2010, İzmir</p>
<p><em><a href="mailto:noyanozkan@ttmail.com">noyanozkan@ttmail.com</a>   <a href="mailto:noyanozk@gmail.com">noyanozk@gmail.com</a> </em></p>
<p>0532 2777397</p>
<p><em>Bu ileti ile rahatsızlık verebileceğim insanlardan peşinen özür dilerim.</em></p>
<p>Dileyenler, diledikleri kişi ve kurumlara iletebilirler.<br />
Sevgi, saygı ve dostlukla&#8230; </p>
<p>Noyan Özkan, 30.07.2010, İzmir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/15-soruda-anayasa-degisikligi-paketi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANAYASA  DEĞİŞİKLİĞİ  PAKETİNE  NEDEN  “HAYIR”  ??</title>
		<link>http://www.addisparta.org/anayasa-degisikligi-paketine-neden-%e2%80%9chayir%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/anayasa-degisikligi-paketine-neden-%e2%80%9chayir%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 10:05:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2872</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 2010’da halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişiklik paketine, hangi partiye oy vermiş olursa olsun, yani bu siyasal iktidara oy vermiş olsa dahi, ülkesini, milletini seven, üniter devletten yana her yurttaş “hayır” demelidir. Bu bir genel seçim veya parti meselesi değil, ülkenin geleceği meselesidir; ÇÜNKÜ;

Bu değişikliğin tek nedeni, öteki kimi maddelerin arasına ne denli gizlenmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül 2010’da halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişiklik paketine, hangi partiye oy vermiş olursa olsun, yani bu siyasal iktidara oy vermiş olsa dahi, ülkesini, milletini seven, üniter devletten yana her yurttaş “<strong>hayır</strong>” demelidir. Bu bir genel seçim veya parti meselesi değil, ülkenin geleceği meselesidir; ÇÜNKÜ;</p>
<ul>
<li>Bu değişikliğin tek nedeni, öteki kimi maddelerin arasına ne denli gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın, <strong><span style="text-decoration: underline;">YARGI GÜCÜNÜ siyasi iktidara bağlamak</span></strong>, böylece iktidarın denetlenmesinin önüne geçmek.<br />
İktidardan gidildiğinde ise hesap sorulmasının önüne geçmek, kendi belirlediği bir yargı önünde yargılanmanın huzur ve rahatlığını yaşamaktır. Matematiği olan herkes bunu AYM’nin yeni oluşumundan anlayabilir. 17 üyeli mahkemenin 10’u, yani çoğunluğu yasama ve yürütme tarafından belirlenmektedir<br />
(3 TBMM, 3 YÖK, 4 cumhurbaşkanı). YÖK tümüyle iktidarın elindedir. Üstelik 3 üye de esasen söylendiği gibi “Meclis” tarafından değil, iktidardaki siyasal parti tarafından seçilecektir. Oysa Avrupa’da Meclisin AYM’lerine üye seçmesi 2/3, 3/5 gibi nitelikli çoğunlukla olmaktadır. Bu durumda gerçekten “Meclis’in seçmesinden söz edilebilir.  Bu tür bir oran, tek başına iktidar partisine bir yetki vermemektedir.<br />
Avrupa’daki bu uygulamanın dikkate alınmaksızın pakette salt çoğunlukla yetinilmesi, iktidarın niyetini açıkça göstermektedir. Avrupa’dan örnekler sıralanırken, Meclisin üye seçiminde neden benzer şekilde nitelikli çoğunluk yerine, tümden iktidardaki siyasal partinin seçimine olanak verecek salt çoğunluğun gözetildiğini, iktidar halka açıklamalıdır.</li>
<li><strong><em>Demokrasi bir denetim ve hesap verme rejimidir</em></strong>. Millet adına yasama ve yürütmenin hukuksal denetimi de bağımsız yargı tarafından yapılmaktadır. Yargı ise meşruiyetini tıpkı yasama ve yürütme gibi anayasadan almaktadır. Değişiklikle millete ait olan ve yargı eliyle kullanılan denetim yetkisi gaspedilmekte, siyasal iktidara devredilmekte, böylece iktidarların icraatı hukuksal bakımdan denetimsiz kalmaktadır.<br />
Bu, 12 Eylül darbecilerinin bile cesaret edemediği biçimde <strong><em><span style="text-decoration: underline;">fiilen kuvvetler ayrılığının yok edilmesi</span></em></strong>, bütün güçlerin tek elde toplanmasıdır ki,  güçlerin tek elde toplandığı yerde rejimin adı demokrasi değil <strong><span style="text-decoration: underline;">diktatörlük</span></strong> olur, hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi kalmaz.<span id="more-2872"></span></li>
<li>Değişiklikle <strong>HSYK</strong>, Adalet Bakanlığı’nın, yani siyasal gücün bir yan kuruluşu durumuna gelmektedir.<br />
Bakan ve müsteşar Kurul’dan çıkarılmadığı gibi, söylenenin aksine yetkileri artırılmaktadır. Böyle bir yapı ile hakim ve savcılar tümüyle iktidarların denetiminde olacağı gibi, tüm davalara müdahale edilebilecektir. Hiçbir hakim ve savcı özgürce ve korkusuzca görev yapamayacak, siyasal iktidarın talimatlarının uygulayıcıları konumuna getirilecektir.</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Güdümlü ve bağımlı yargı</span></strong> ile sözde darbecilerin yargılanmasına engel olan geçici 15. maddeyi kaldırma iddiasında olan siyasal iktidar, iktidarlardan hiçbir zaman ve hiçbir biçimde hesap sorulamayacak kalıcı 15. maddeler yaratmaktadır.</li>
<li>Öbür maddeler ise vatandaşa hiçbir hak ve özgürlük getir<strong><span style="text-decoration: underline;">me</span></strong>mekte, bu konuda <strong><span style="text-decoration: underline;">halka yalan söylenmektedir</span></strong>.</li>
<li>Örneğin <strong>memura toplu sözleşme hakkı verildiği yalandır</strong>. Metni okuyan herkes bunu rahatlıkla görebilir. Görüşmelerden sonra uzlaşma olmaması halinde gidilecek olan Uzlaştırma Kurulu, iktidarın denetimindeki bürokratlardan oluşmakta ve son sözü söylemektedir ve düzenlemeye göre vereceği karar toplu sözleşme hükmünde olacaktır. Buna karşı yargı yolu kapalı olduğu gibi, <strong><span style="text-decoration: underline;">grev hakkı da yok</span></strong>tur.<br />
Bu nasıl bir toplu sözleşme hakkıdır? Adeta Türk Milleti’nin zekâsıyla alay edilmektedir.</li>
<li>Kadınlara, engellilere, şehitlere, yaşlılara hiçbir yeni hak getiril<strong><span style="text-decoration: underline;">me</span></strong>mektedir. Yapılan yalnızca bir tümce eklemeye dayalı, bu kesimlerin oyunu alma amacına dayalı <strong><span style="text-decoration: underline;">sonuçsuz ve işlevsiz bir sözcük oyunu</span></strong>ndan ibarettir. Şehitlerin kemiklerini sızlatanların, şehitlere sürekli olarak yenilerinin eklenmesine olanakj sağlayanların, Ordusu ile mücadele ederken terör örgütü ve ayrılıkçılarla müzakere edenlerin, şehidini “kelle” olarak görenlerin, şehitlere getireceği hiçbir şey olamaz. Zaten mevcut Anayasanın 61. maddesinde özel olarak ve açıkça Devlete şehitlerin, malül ve gazilerin, sakatların, yaşlıların korunması için açık görev yüklemiştir. Bu görevin yerine getirilmesi yeterlidir.</li>
<li>Kişisel verilerin bu değişiklikle korumaya alınacağı, <strong><span style="text-decoration: underline;">fişlemenin son bulacağı yalandır</span></strong>, çünkü zaten eldeki Türk Ceza Kanunu’nun 135, 136 ve 137. maddeleri kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, saklanması veya başkasına verilmesini suç saymakta ve cezalandırmaktadır. Bunun için Anayasada özel bir hükme gerek olmadığı gibi, eldeki Anayasa’nın 20. maddesindeki özel yaşamın  gizliliği ile ilgili hüküm<br />
buna yeterlidir. Kaldı ki bu iktidar tarafından hazırlanan “Kişisel Verilerin korunmasına Dair kanun” tasarısı da nedense 4 yıldır Meclis’te bekletilmektedir. Üstelik bunun Anayasa  ile hiçbir ilgisi yoktur ve çoğunluğa sahip iktidar, bunu bir anda yasalaştırabilecekken 4 yıldır bekletmektedir.</li>
<li>Değişiklik ile çocukların cinsel istismardan korunacağı yalandır. Bunun için de Anayasa’da ayrıca bir hüküm bulunması gerekli olmadığı gibi, zaten Türk Ceza Yasası’nın 103. maddesi çocuğun cinsel istismarını suç saymakta ve cezalandırmaktadır. Kaldı ki, yine eldeki Anayasa’nın 61. maddesi Devlete zaten korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü önlemi alma görevi yüklemiştir.</li>
<li>Yapılan değişiklikle sözde yurtdışına çıkış özgürlüğü genişletilirken, aslında <strong><span style="text-decoration: underline;">vergi yüzsüzlerinin rahatça yurtdışına kaçmalarına</span></strong> olanak sağlanmaktadır.</li>
<li>Öbür tüm maddeler bunlar gibi <strong><span style="text-decoration: underline;">tuzaklarla ve yalanlarla dolu</span></strong>dur.</li>
<li>Amaç, <strong><em><span style="text-decoration: underline;">asıl gaye olan yargının siyasal iktidara bağlanmasını sağlayacak 2 maddenin gizlenmesi</span></em></strong>dir. Ancak güneş balçıkla sıvanamamakta, mızrak çuvala sığmamaktadır.</li>
<li>Esasen <strong><span style="text-decoration: underline;">güdümlü bir yargı yaratılması</span></strong>nın gerekçesi, bizzat iktidarca hazırlanan kitapçığın 40. sayfasında yer almakta ve aynen şöyle denilmektedir :<strong><em> </em></strong></li>
<li><strong><em>“Kamu yararı gibi sübjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı iptal edilmiş,<br />
böylece küresel sermayenin Türkiye’de yatırım yapması ile ilgili bir çok zorluk çıkarılmıştır.”</em></strong><strong><em> </em></strong></li>
<li>Görüldüğü gibi <strong><em><span style="text-decoration: underline;">değişiklikle, küresel sermayenin denetimsiz biçimde ülkemize girerek, ulusal çıkarlar gözetilmeksizin istediği gibi kaynaklarımızı kullanması, sömürmesi, talan etmesinin önü açılmaktadır.</span></em></strong> İstenilen petrollerimiz, madenlerimiz, arazilerimiz, bugüne dek milletin birikimleri ile oluşan TÜPRAŞ gibi <strong><em><span style="text-decoration: underline;">ulusal servetlerimizin talan edilmesi ve bu yapılırken de yargının denetiminin devre dışı bırakılmasıdır.</span></em></strong><br />
<strong><em><span style="text-decoration: underline;">Bu, çokuluslu küresel sermaye tekellerinin Türkiye’yi sömürmesinin altyapısını oluşturacak bir anayasal değişikliktir.</span></em></strong> Bu değişiklikte gözetilen Ulusun çıkarı değil, küresel sermayenin çıkarıdır ve bu husus açıkça ikrar edilmektedir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Türk Ulusu’nun çıkarı, küresel sermayeye feda edilmektedir</span></strong>.</li>
<li>İddia edildiğinin aksine bu paketin, 12 Eylül ve onun anayasası ile hesaplaşma gibi bir amacı ve hedefi yoktur. Aksi halde 12 Eylül 1980’in en önemli sembol ve kurumlarından biri olan <strong><span style="text-decoration: underline;">YÖK</span></strong>’ün kaldırılmayıp korunması nasıl açıklanabilir ?</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">Geçici 15. maddenin kaldırılması ile darbecilerden hesap sorulacağı da yalandır.</span></strong> Çünkü bu madde bir dokunulmazlık maddesi değil, af maddesi olup kaldırılamaz, kaldırılsa bile evrensel hukuk kuralı olan <strong><em><span style="text-decoration: underline;">aleyhe değişikliğin geçmişe yürürlü olarak uygulanamayacağı</span></em></strong> kuralı karşısında hukuksal olarak  bir sonuç doğurmaz. 12 Eylül ile hesaplaşma iddiasında olanların içtenlik testi, onun en önemli kurumu olan<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">YÖK’ü kaldırmak</span></strong>tır ve bu içtenlik testinden geçilememiştir.</li>
<li>Bu Anayasanın, 12 Eylül Anayasasının hazırlanma ve Ulusa dayatılma sürecinden hiçbir farkı yoktur.<br />
12 Eylül 1980 bir dikta anayasasıyken, bu da topluma dayatılan bir “<strong><span style="text-decoration: underline;">dikte</span></strong>” anayasasıdır.</li>
<li>Bu, ulusal uzlaşmaya dayanmayan, bir partinin siyasi önceliklerine dayalı ve denetlenme hazımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelik <strong><span style="text-decoration: underline;">bir parti anayasası</span></strong>dır. Görüldüğü gibi söz konusu olan ülkenin anayasası değil, <strong><em><span style="text-decoration: underline;">iktidarın</span></em></strong><em> <strong><span style="text-decoration: underline;">bana</span></strong>-<strong><span style="text-decoration: underline;">yasa</span></strong>sı</em>’dır !</li>
<li>Bu değişikliğin ardından, doğrudan veya dolaylı olarak ülkenin tekil yapısının ortadan kaldırılacağı, <strong><span style="text-decoration: underline;">federatif bölgelerin kurulacağı</span></strong> başka bir değişiklik gelecek -ki bu açıkça ifade edilmektedir- ve artık bunları denetleyecek, ulusal çıkarlara ve hukuka aykırı görerek iptal edecek bir AYM ve yargı kalmayacaktır.</li>
<li><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Bu Anayasa, emperyalizmin, küresel sermayenin Türkiye’yi ele geçirmesinin, ayrılıkçı istemlerin somut olarak ve fiilen yaşama geçirilmesinin çatısını oluşturacak bir değişikliktir.</span></em></strong><br />
Bu paketi destekleyenlere şöylece bir bakmak (ABD, AB, Pensilvanya) yeterlidir. BDP ise birlikte aynı cephede yer alarak Milletin gerçeği daha açık görmesini engellemek adına ve aldığı talimatla sözde paketi boykot etmekte, ancak bu şekilde “evet” lerin önünü açmaktadır. Gerçekte ABD, AB, BDP, siyasal iktidarla aynı saf ve cephededir.</li>
<li>Üstelik, millet sözünü ağzından düşürmeyenlerin <strong><em><span style="text-decoration: underline;">tüm maddeleri tek bir paket olarak oylatarak</span></em></strong> senin iradene set ve ipotek koyduğunu, sana 12 Eylül 1980’den bile daha geri olacak biçimde istediğine oy verme olanağı tanımadığını, seçimlerde bile yüksek barajla iradene engel olduğunu da unutma !<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>AZİZ TÜRK ULUSU!</strong> </p>
<p>Bu pakete evet demek;</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin parçalanmasına evet demektir!</strong></li>
<li>Küresel sermayenin denetimsiz olarak Türkiye’yi, kaynaklarını, madenlerini, topraklarını, kısaca tüm ulusal varsıllıklarını, yani çocuklarımızın geleceğini talan etmesine evet demektir,</li>
<li>Ayrılıkçı istemlerin yaşama geçirilmesine, böylece 87 yıl önce yedi düvelin silahla kabul ettiremediği <strong><span style="text-decoration: underline;">Sevr’in kabulüne evet demektir,</span></strong></li>
<li>Sana ait olan ve bağımsız Türk yargısı eliyle kullandığın denetimin gasbedilmesine, yolsuzlukların, hırsızlıkların, uğursuzlukların denetlenmesinin ortadan kaldırılmasına, keyfi bir yönetime, hesap sorulamamasına, yani <strong><span style="text-decoration: underline;">sivil bir diktatörlüğe evet demektir</span></strong>,</li>
<li><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Ulusal egemenliğin küresel güçlere ve sermayeye devredilmesine evet demektir</span></em></strong>.</li>
<li>Üniformasız ve postalsız ancak gerçek ve kalıcı <strong><span style="text-decoration: underline;">bir sivil dikta</span></strong>ya, kuvvetlerin tek elde toplandığı bir <strong><span style="text-decoration: underline;">diktatörlük rejimine evet</span></strong> demektir.</li>
<li> <span style="text-decoration: underline;">Ve “evet” dersen bunların geri dönüşü yoktur, çünkü artık denetim yapacak, hesap soracak bağımsız bir yargın olmayacaktır.</span></li>
</ul>
<p><strong>AZİZ TÜRK ULUSU !</strong></p>
<p>Bu bir sağ-sol, şu veya bu parti sorunu değil, ulusal bir sorundur, yaşamsal bir sorundure , varolma sorunudur. Bu, ulusal ile ile ulusla olmayanın savaşımı ve sorunudur.</p>
<p>Bu nedenle hangi partiye oy vermiş olursan ol; yani bu iktidara oy vermiş olsan bile:</p>
<p><strong>Gerçekler çarpıtılarak, gizlenilerek</strong>,<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Küresel güçlerin çıkarları ve istemleri doğrultusunda</span></strong> hazırlanan,<br />
Bağımsızlığını, egemenliğini, denetim yetkini elinden alacak, ülkenin kaynaklarını ve varsıllıklarını,<br />
Hatta topraklarını küresel sermayeye peş keş çekecek, tekil devleti yok edecek,<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Türkiye’yi Yugoslavya yapacak</span></strong> bir çatı ve buna olanak verecek<br />
Güdümlü, bağımlı, kağıt üzerinde yargı oluşturan, bunun alt yapısını hazırlayan<br />
bu Anayasaya “HAYIR” de !</p>
<p>ÜLKENE, TEKİL YAPINA, ULUS DEVLETİNE, CUMHURİYETİNE, KAYNAKLARINA, ULUSAL YARGINA ve ONUN ARACILIIYLA KULLANDIĞIN DENETİM YETKİNE, KISACA GELECEĞİNE SAHİP ÇIK ! </p>
<p>MİLLET SÖZÜNÜ AĞZINDAN DÜŞÜRMEYEN ama YABANCI FONLAR VE İKİTİDAR KAAYNAKLARI İLE ZENGİNLEŞEN, GÜNÜNÜ GÜN EDEN, <strong><span style="text-decoration: underline;">GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ SÖZDE AYDINLARIN (GDA) YALANLARINA KULAK ASMA</span></strong>,</p>
<p>BİRÇOK KEZ KANITLADIĞIN ENGİN ve TARİHSEL SEZGİNE GÜVEN, HÜR BİR ULUS OLMA SEVDASI, VATAN ve MİLLET SEVGİSİ ile DOLU YÜREĞİNİN SESİNİ DİNLE, SÖMÜRGE OLMAYA, BOYUNDURUĞA, MODERN KAPİTÜLASYONLARA,</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">SEVR’E 87 YIL SONRA BİR KEZ DAHA HAYIR DE !</span></strong></p>
<p>ÜLKENDE ARTIK PERVASISZCA ve AÇIKÇA DALGALANDIRILAN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BAYRAĞINI, KÜSTAH SÖYLEMLERİ ve TEHDİTLERİ, ARDARDA GELEN ŞEHİTLERİNİ, MİLLET YOKSULLAŞIRKEN İHALELERLE ZENGİNLEŞENLERİ UNUTMA,</p>
<p>İKTİDARIN KENDİ KİTAPÇIĞINDA AÇIKÇA BELİRTTTİĞİ ŞEKİLDE SEN ONLAR GİBİ KÜRESEL SERMAYEYİ DEĞİL; ÜLKENİ, KENDİNİN ve ÇOCUKLARININ GELECEĞİNİ , GELECEK KUŞAKLARINI DÜŞÜN !</p>
<p>İKİNCİ, HATTA ONDAN DA GERİ YENİ BİR 12 EYLÜL ANAYASASINA “<strong><span style="text-decoration: underline;">HAYIR</span></strong>” DE!</p>
<p>SİVİL DİKTAYA, KALICI YENİ 15. MADDELERE “<strong><span style="text-decoration: underline;">HAYIR</span></strong>” DE !</p>
<p>AB ve ABD sözcülerinin, senin iradeni ve oyunu yönlendirmeye yönelik “evet” çağrılarındaki saygısısızlık ve küstahlığın da YANITINI ver!</p>
<p>12 EYLÜL 2010 GÜNÜ SANDIKTA VİCDANINLA BAŞBAŞAYKEN BUNLARI HATIRLA VE</p>
<p> <strong>“GİT KAHVEYE, MÜHRÜ “VUR  KAHVEYE !”</strong></p>
<p><strong>Doç. Dr. Ümit Kocasakal<br />
</strong>Galatasaray Üniv. Hukuk Fakültesi, Ağustos 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/anayasa-degisikligi-paketine-neden-%e2%80%9chayir%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4 EYLÜL 1919 ve 30 AĞUSTOS 1922’NİN  EVRENSEL VE GÜNCEL  DEĞERİ!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/4-eylul-1919-ve-30-agustos-1922%e2%80%99nin-evrensel-ve-guncel-degeri.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/4-eylul-1919-ve-30-agustos-1922%e2%80%99nin-evrensel-ve-guncel-degeri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 09:54:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2869</guid>
		<description><![CDATA[4 Eylül 1919 ve 30 Ağustos 1922!
Birincisi özgür ve bağımsız yaşamak isteyen bir ulusun bunu ancak gerçek demokrasi       düzeniyle sağlayabileceğini ilan eden ve yabancı sömürgeci devletlerle işbirliği içindeki Osmanlı Saltanat hükümetine Ulusal Savaşımın   meşruluğunu    kabul ettiren, yabancıların güdümüne sığınma gibi onursuz ve  yenilmeci tutumu bir daha dile gelmeyecek biçimde reddeden Sivas Kongresi’nin 91. yıdönümü!
 İkincisi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>4 Eylül 1919 ve 30 Ağustos 1922!</p>
<p>Birincisi özgür ve bağımsız yaşamak isteyen bir ulusun bunu ancak gerçek demokrasi       düzeniyle sağlayabileceğini ilan eden ve yabancı sömürgeci devletlerle işbirliği içindeki Osmanlı Saltanat hükümetine Ulusal Savaşımın   meşruluğunu    kabul ettiren, yabancıların güdümüne sığınma gibi onursuz ve  yenilmeci tutumu bir daha dile gelmeyecek biçimde reddeden Sivas Kongresi’nin 91. yıdönümü!</p>
<p> İkincisi de sömürgeciliğin   askeri alanda   yenilebileceğini kanıtlayan ve        bir daha hortlayamaması için zorunlu   toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel devrimlerin yolunu açan, meşru haklarının bilincine varmış ve yönetimini kendi eline almış bir ulus karşısında en güçlü sömürgeci ordularının tepelenip dize geleceğini kanıtlayan, tüm insanlık için kurtuluş umudunu bayraklaştıran askeri zaferin yıldönümüdür.<span id="more-2869"></span></p>
<p>  Büyük Atatürk, Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nın bu evrensel değerdeki anlamına dikkatleri çekmek üzere &#8220;Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi yaşamına ilişkin görevini yerine getirmiyor, belki Doğu&#8217;ya yöneltilmiş saldırılara bir engel çekiyor. Yeryüzünden ezen ve ezilen sözcükleri  kalkıp insanlık kendisine yaraşan bir toplumsal duruma eriştiğinde, Türk ulusu bu amaç yolundaki önceliği ile gerçekten övünebilecektir.&#8221; diyordu.</p>
<p> Sivas Kongresi’nin ve 30 Ağustos Büyük Zaferi’nin, Türk ulusu  başta olmak üzere tüm uygar insanlık için taşıdığı bu ulu anlamına uygun biçimde kutlanmaları gerekir. Bu, başta hükümetler olmak üzere bütün siyasal partilerin, kamu kuruluşlarının, eğitim ve bilim  kurumlarının, meslek ve emek örgütlerinin kendi meşru  varlıklarının onlara yüklediği bir ödevdir! Her bilinçli ve dürüst yurttaşın ödevidir!</p>
<p> Sivas Kongresi : 91. yıldönümünü kutladığımız Sivas Kongresi&#8217;nin Kuvva-yı Milliye ruhuyla, yani “Ulusal güçleri etken ve ulusal istenci egemen kılma”  bilinciyle   Ulusal And olmak üzere karar altına aldığı ve 30 Ağustos zaferiyle gerçekleşmeğe başlayan ulusal hedefler  şunlardı:</p>
<p> a)      Ulusal sınırlar içindeki bütün yurt parçaları bir bütündür, birbirinden ayrılamaz.</p>
<p> b)      Yabancıların, ne türden olursa olsun, içişlerimize karışmasına karşı çıkılacaktır. Hiçbir yabancı devletin güdüm ve koruyuculuğu kabul edilemez.</p>
<p> c)      Hiçbir gruba siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar tanınmayacaktır.</p>
<p> d)      Her devlet gibi bizim de gelişme olanakları bulmamızda tam bağımsızlığa ve tam özgürlüğe sahip olmamız, yaşamımızın ve varlığımızı sürdürebilmemizin temelidir.</p>
<p>                   Bunları sağlayabilmek için ulusal güçler etken ve ulusal istenç egemen      kılınacaktır.</p>
<p> 30 Ağustos: Ulusal Egemenlik İlkesinin Zaferi:  30 Ağustos, sömürgeci saldırların   askeri alanda   yenilebileceğini kanıtlayan ve        bir daha hortlayamaması için zorunlu   toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel devrimlerin yolunu açan, bu niteliği ile tüm insanlık için       -evet, Batı da içinde olmak üzere tüm insanlık için-   “İnsanlığın  Ortak Kültür Varlığı” olarak korunması ve yaşatılması gereken      model   değerindeki  kutsal     Türk Kurtuluş   zaferimizin  88. yıldönümü!   </p>
<p> AYMAZLIK, SAPKINLIK VE HAİNLİKLER!</p>
<p> Sivas Kongrasi’nin  bayraklaştırdığı, 30 Ağustos Zaferiyle de gerçekleşmeye başlayan evrensel değerdeki   kutsal  hedefler, ne acıdır ki,  II. Dünya Savaşından sonra, yani Atatürk’ün yokluğunda,    O’nun     NUTUK’ta uyardığı gibi, dış ve iç sömürgen güçlerce,  politikacılarımızın, hükümetlerimizin, kurumlarımız  ve aydınlarımızın “aymazlıkları, sapkınlıkları ve hainlikleri” sonucunda, henüz “zorla” değilse de, “hile ile,” adım adım,       bugün yeniden bir topyekûn ulusal mücadeleyi gerektirecek ölçüde  tehlikeye düşürülmüş bulunuyor.</p>
<p> Yurt ve ulus olarak bu yıkımlı duruma düşürülmemizin nedeni, Sıvas Kongresi’nde ulusun birliği ve kurtuluşu için örgütlememizi, 30 Ağustos 1922’de de yurdumuzu kirli ayaklarıyla 3 yıl çiğneyen  düşmanı   yenip kovmamızı sağlayan,     ondan sonra da bir daha sömürgeci saldırısına uğramamanın güvenceleri olan demokratik devlet ve toplum düzeninin temelini oluşturan  ilkenin, yani ulusal güçleri etken ve ulusal istenci egemen kılma ilkesinin içinin boşaltılarak büyük ölçüde işlerlikten kaldırılmış olmasıdır.</p>
<p>  Oysa  bu hedefler, sonsuza değin, tüm gücümüzle bağlı kalmamız    ve   uğrunda her türlü özverileri göze alarak savaşmamız  gereken hedeflerdir.  </p>
<p> Ama sömürgeciliği ayıp saymamakta direten  AB ve ABD, kendi ülkeleri dışındaki dünyanın her yerinde her türlü uğursuz yol ve yöntemlerle demokrasiyi   engellemeğe çalıştığı gibi,  BOP’u  ile  de bu güzelim  Türk Demokrasi Devriminin yarattığı kurum ve değerleri yıkmaya, yurdumuzu parçalamağa, ulusumuzu bölmeğe, iç ve bölgesel savaşlar çıkarmaya çalışıyor.</p>
<p> Bu yolda   işbirlikçi ve/ya da    ulusuna güvenmeyen,  bağımsızlık ruhundan ve ahlakından yoksun, dar görüşlü,       mandacı yeni Vahdettinler,    Damat Ferit’ler, Ali Kemal ve  Sait Molla’lar, Ali Galip  ve  Halide Edip’ler, ortaçağ artığı şeyhler ve aşiretler     &#8230;   bulup   kullanıyor.</p>
<p>Kendi ülkelerinde  bilim, sanat, siyaset ve askerlik alanlarında ün sahibi dürüst kişiliklerin   derinden saygı ve sevgi duyduğu  Mustafa Kemal’e ve O’nu ATATÜRK katına yücelten Türk Devrimine, en utanmaz karalayıcı saldırılarda bulunmaktan, öğrenilmesine engel olmaktan, içeriğini çarpıtmaktan &#8230;  yüzleri kızarmıyor!</p>
<p> İktidardaki ve muhalefetteki siyasal partilerin hemen tümünde parti-içi demokrasinin yok edilmiş, siyaset alanının olağanüstü kirletilmiş olması, kitle iletişiminin pek büyük bölümünün çıkar karşılığı güdüm altına girmiş olması, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve tümüyle Cumhuriyet Devrimlerinin motor gücü olan ulusal egemenlik ilkesini gerçekte ortadan kaldırmış,  böylece Türk ulusunun sesi kısılmış bulunuyor. Oysa Anadolu ve Rumeli Ulusal Hakları Koruma Derneği’nin   demokratik yapısı ve işleyişi,   Türk ulusunun bağımsızlık, yurt ve özgürlük haklarını  dünyaya duyurabilmişti!</p>
<p> Bu iç ve dış sömürgeci saldırısını bugün de  tepelemek ve bu siyasal boşluğu gidermek için en başta   gerekli olan şey, Atatürk’ün 30 Ağustos’un evrensel değerini seçkin bir biçimde anlatan düşüncelerini yurdumuzun her köşesine, ulusumuzun her kesimine ulaştırmak ve bilinçle, özünden öğrenilmesini sağlamaktır.</p>
<p> Çünkü her gerçek ulusal başarı, ancak geçerli bir BÜYÜK DÜŞÜNCE DİZGESİ  üzerinde yükselebilir.</p>
<p> Mustafa Kemal, hem sömürgeci saldırganın tepelenip   koğulmasını    sağlayan,  hem de   bir daha geri gelmemesinin    güvencesi olan  Türk Demokrasi Devrimlerinin yolunu   açan   bu       düşünce dizgesinin temelinde ve merkezinde, “doğru anlamı ve dürüst uygulamasıyla ulusal egemenlik ilkesi”nin bulunduğunu vurgular[1]</p>
<p> SÖZ MUSTAFA KEMAL’İN:</p>
<p>    · &#8220;Efendiler, &#8216;Türk yurdunu ele geçirmek düşüncesini, Türk&#8217;ü tutsak etmek düşünü, genel, yaygın bir düşünceye dönüştürmeye çalışanların&#8230; layık oldukları sondan kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük.&#8221; (Bugün BOP Türkiye’yi parçalamayı amaçladığını açıkça sergileyen haritalar yayınlıyor; AB Başkanlar Konseyi, “Üyelik görüşmeleri sürecinde Türkiye parçalanırsa, her ayrı kesimle görüşmeler yapılabileceğini” açıkça karara bağlıyor!)</p>
<p> · &#8220;Türk ulusunun burada elde ettiği yengi kadar kesin sonuç veren ve &#8230; yalnız bizim tarihimize değil, tüm dünya tarihine yeni bir akış vermekte kesin etkide bulunan bir meydan savaşı anımsamıyorum&#8221;. (BOP ve AB güdümlü, Soros ödenekli iletişim ve bilim (!) kurumları, Türk Kurtuluş Savaşı’nı basit çatapat gibi göstermeğe çalışıyorlar!)</p>
<p> · &#8220;Hiç kuşku duyulmamalıdır ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti&#8217;nin temeli burada güçlendirildi. Sonsuzluğa değin sürecek olan yaşamı burada taçlandı&#8230;&#8221;</p>
<p> · &#8220;Efendiler, bu pek büyük yenginin türlü etkenlerinin üstünde en önemlisi ve yücesi, Türk ulusunun bağılsız ve koşulsuz olarak egemenliğini eline almış olmasıdır. Bu olayın tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne verimli bir devrim olduğunu açıklamağa gerek görmem. Ulusumuzun uzun yüzyılardanberi hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların baskı ve ezinci altında ne denli ezildiğini, onların açgözlülüklerini doyurma yolunda ne denli büyük yıkımlara ve yitiklere uğradığını düşünürsek, ulusumuzun egemenliğini eline almış olması olayının tüm ululuk ve önemi gözlerimizin önünde belirir.. .&#8221; (BOPçular ve AB’ciler ise, padişahlık  övgücülüğü, tarikatçılık, şeyhlik, …   koruyuculuğu yapmaktan, ulusal egemenliğin olmazsa olmazı laiklik ilkesine saldırmaktan   geri durmuyorlar!)</p>
<p> ·  &#8220;Efendiler, ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Ulusların tutsaklığı üzerine kurulmuş kurumlar her yerde yıkılmağa yazgılıdırlar&#8230;&#8221; (BOP’çular ve AB’ciler, dün din baskıcısı ya da marksist diktacı  iken ulusal egemenliği reddediyorlardı; bugün ulusal egemenliği “şeriat baskısını, kadının eksik varlık sayılmasını, tarikat örgütlenmesini … isteme özgürlüğü”  olarak  tanımlamaktan çekinmiyor, sıkılmıyorlar!) </p>
<p> ·  “Saraylarının içinde Türk&#8217;ten başka ögelere dayanarak, düşmanlarla birleşerek Anadolu&#8217;nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamların  Türk yurdundan kovulması, düşmanların   denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir devinimdir. Türk ulusunun (yurdunda) tam anlamıyla efendi olarak yaşaması, ancak o gereksiz ve anlamsız olduktan başka, varlıkları yalnızca zarar ve yıkım getiren o makamların ortadan kaldırımasıyla olanaklı olabilirdi.&#8221; (BOP’çular ve AB’ciler, saltanat goygoyculuğu yapmak,  Ali Kemal torunlarını, tarikat şeyhlerini .. en yüksek siyasal katlarda ağırlamak … aymazlığını ve gözüpekliğini sergiliyorlar!)</p>
<p> · &#8220;Efendiler, kendilerine bir ulusun geleceği (talihi) güvenilip bırakılan adamlar, ulusun güç ve yeteneğini yalnız ve ancak yine ulusun gerçek ve elde-edilebilir yararları yolunda</p>
<p>kullanmakla yükümlü olduklarını bir an düşüncelerinden çıkarmamalıdırlar.&#8221; (BOP’çular ve AB’ciler, dış işlerinden ekonomi ve maliyeye, eğitimden ulaşıma .. her alanda izlenecek  siyasetin Ankara’da  değil, Vaşington, Brüksel, Londra, Paris ve Berlin’de saptanması yolunu içlerine sindiriyorlar! En yüksek konumlardaki siyaset ve yönetim adamlarından,   başarısızlıkları şöyle dursun, yolsuzluklarının bile hesabının sorulmamasını içlerine sindiriyorlar!)</p>
<p> · &#8220;.. .Efendiler, artık yurt bayındırlık istiyor, zenginlik ve gönenç istiyor. Bilim  ve beceri, yüksek uygarlık, özgür düşünce ve özgür düşünüş istiyor.&#8221;</p>
<p> · &#8220;Efendiler, ulusumuzun ereği, ulusumuzun ülküsü, bütün cihanda tam anlamıyla uygar bir toplumsal kurul olmaktır. Bilirsiniz ki dünyada her ulusun varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar yapıtlarla orantılıdır. Uygar yapıt ortaya koyma yeteneğinden yoksun olan topluluklar, özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun kılınmağa yazgılıdırlar&#8230; Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşamanın koşuludur.. Efendiler, uygarlık yolunda başarı yenileşmeğe bağlıdır. Toplumsal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve uygulayım alanında başarılı olmak için tam gelişme ve ilerleme yolu budur. Yaşam ve geçime egemen olan kuralların zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur&#8230;</p>
<p> ·  &#8220;Efendiler, ulusumuz burada saptadığımız yengiden daha önemli bir görevin arkasındadır. O yenginin sonuçlarının tam olarak kazanılması ulusumuzun ekonomi alanındaki başarılarıyla olanaklı olacaktır. .. Hiç bir uygar devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce ekonomisini düşünmüş olmasın&#8221;. (BOP’çuların ve AB’cilerin Türkiye için beklenti ve özlemleri arasında  Türkiye’nin  her yöresinin sanayileşmesi, ülkenin her yanının demir ve deniz yollarıyla bütünleştirilerek gerçek bayındırlığa kavuşturulması, sanatın, bilimin  ve sporun  her dalında uluslararası düzeyde varlık gösterecek atılımlar yapılması, bunun için felsefe, ahlak, sanat ve bilimin özgür olması   diye bir konu   yer almıyor!)</p>
<p> · “Uygarlığın temeli, ilerlemenin ve güçlü olmanın dayanağı, aile</p>
<p>yaşamındadır&#8230; Aileyi oluşturan kadın ve erkeğin doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini yürütmeğe yeterli bulunmaları zorunludur.&#8221; (BOP’çular ve AB’ciler için Türk Devrimi’nin kadın hakları alanındaki dünyaya örnek başarıları  baskıcılık; çok karılılık, kadının torbaların içinde yaşamaya koşullandırılması, … ise özgürlüğün gereği!)</p>
<p> · &#8220;&#8230;Çağın savaşımlarında ulusumuzu başarılı kılacak bir ekonomik yaşam sağlanmasını amaçlayan genel eğitim ve öğretim düzenlerimiz, her gün daha çok temellenecek ve kuşkusuz başarılı olacaktır.  Efendiler, artık bugün yaşam ve insanlık gerekleri bütün gerçeğiyle belirmiştir. Bunlara aykırı söylentiler ahlak ve inanca temel olamaz&#8230; Uydurmalar, boş inançlar kafalardan çıkmalıdır. Her türlü yükselme ve yetkinleşmeğe yetenekli olan ulusumuzun toplumsal ve düşünsel devrim atılımlarını kısaltmak isteyen engeller kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır&#8221;. (BOP’çular ve AB’ciler için, bilimi ve demokrasiyi temel alan  Eğitim ve Öğretim Birliği düzeni baskıcılıkmış; tek sözcüğünü anlamadığı arapça Kur’anı ezberleterek ulus çocuklarını  beyni sulanmış hafızlara döndüren Kur’an ve hafızlık kursları, demokrasinin d’sinden söz etmeyen imam-hatip okulları ise özgürlüğün gerekleri!!)</p>
<p> ·  &#8220;Efendiler, son sözlerimi yalnızca ülkemizin gençliğine yöneltmek istiyorum. Gençler! Yürekliliğimizi arttıran ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile insanlık niteliğinin, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yüceltecek ve yaşatacak sizsiniz&#8221;.  (BOP’çuların ve AB’cilerin en çok korktuğu, Atatürk’ün Cumhuriyeti geçliğe emanet etmiş olması değil midir!? Onun için en çok bozmaya, geri bıraktırmaya, çarpıklaştırmaya, bilimsel içerikten yoksun kılmaya çalıştıkları kurum, Cumhuriyetin “Yaşamda en doğru yol-gösterici, bilimdir” ilkesi üzerine dayandırdığı eğitim kurumları  olagelmiştir!)</p>
<p>Ama evrensel düzeyde geçerli bir büyük düşünce olan Atatürk’ün bugün de iç ve dış  sömürgeciliği yeneceğine, tüm namuslu ve uygar insanlığın gönlündeki ve kafasındaki saygın yerini korumayı sürdüreceğine inanıyorum.</p>
<p>Mesut TARCAN’ın anlam dolu dizeleriyle uygar insanlığın ortak değeri Atatürk’ü saygı ve gönülborcu duygularıyla anarken,  ulusumuzun 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyor, gelecek yıldönümlerini  bugünkü olumsuzlukların tepelendiğini görmenin mutluluğu içinde kutlamayı diliyorum.</p>
<p>Prof. Dr. Özer OZANKAYA</p>
<p>“YÜCE ATATÜRK DEVRİM DEMEK</p>
<p>YANAR IŞIKLARI GÖNLÜMCE</p>
<p>USUMUZ BÜYÜR SONSUZA DEK</p>
<p>GÜN GÜN, GECE GECE”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/4-eylul-1919-ve-30-agustos-1922%e2%80%99nin-evrensel-ve-guncel-degeri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genelkurmay ve Hanefi Avcı!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/genelkurmay-ve-hanefi-avci.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/genelkurmay-ve-hanefi-avci.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 10:22:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2866</guid>
		<description><![CDATA[Gelin hep beraber muhakeme edelim.    Hanefi Avcı’nın çığlığı andıran açıklamalarının içeriğini TSK ya da Genelkurmay önceden bilmiyor muydu?
Bilmemesi mümkün değil, zira Genelkurmay bu ülkenin bütün sırlarına vakıf temel bir kurum.
Genelkurmay’da ’İstihbarat Birimi’en önemli başkanlıklarından biridir ve pek çok şeye nüfuz eder!
Hadi diyelim bu dönem Emniyet ve MİT bilgi akışını süzüyor, Jandarma İstihbaratının böyle bir şeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gelin hep beraber muhakeme edelim.    Hanefi Avcı’nın çığlığı andıran açıklamalarının içeriğini TSK ya da Genelkurmay önceden bilmiyor muydu?</p>
<p>Bilmemesi mümkün değil, zira Genelkurmay bu ülkenin bütün sırlarına vakıf temel bir kurum.</p>
<p>Genelkurmay’da ’İstihbarat Birimi’en önemli başkanlıklarından biridir ve pek çok şeye nüfuz eder!</p>
<p>Hadi diyelim bu dönem Emniyet ve MİT bilgi akışını süzüyor, Jandarma İstihbaratının böyle bir şeyi yapması mümkün değil.</p>
<p>Şu halde Genelkurmay, Hanefi Avcı’nın açıklama yaptığı konularda çok daha fazla bilgiye sahip!</p>
<p>Öyle ise soralım, Hanefi Avcı bunları açıklarken asker ya da Genelkurmay aylar ve hatta yıllardır niye susuyor!</p>
<p>Üstüne üstlük Hanefi Avcı’nın şahsına bir saldırı da yok ortada, Hanefi Bey, ülkem, devletim ve milletim deyip sorumluluk duyuyor ve bunun için kendini şahsen riske atıyor.</p>
<p>Buna mukabil Genelkurmay operasyon altında!</p>
<p>Üstelik bunu söyleyen, asimetrik bir harekata muhatabız diyen, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı!</p>
<p>Düşünün koca bir kurum aylar ve hatta iki yıldır her gün saldırı altında ama susuyor, diğerine şahsen böyle bir saldırı yok lakin ülkem deyip kendini riske atıyor!</p>
<p>Hayır Hanefi Avcı emekli falan değil, görevde olan bir Emniyet Müdürü, devlete hizmet adına koca bir makamı elinin tersiyle itiyor!</p>
<p>Altını çizerek yazıyorum; susanlar, Dünyanın 5. ordusuyuz diye caka satan bir kurumu yönetenler, üstelik kitap yazarak konuşan ise ardında silahlı gücü şuşu buşu olmayan bir cesur yürek!<span id="more-2866"></span></p>
<p>Lütfen cevap verin bu acayip tabloyu nasıl yorumlamam gerekiyor!</p>
<p>Koca TSK bir Hanefi Avcı kadar olamadı dersem çok mu haksızlık etmiş olurum!</p>
<p>Değilse nedir bu suskunlukları ya da teslimiyetleri, biri bana izah etmelidir!</p>
<p>Bunun iki izahı var, ya korkmaktır ya da dolaylı işbirliği!</p>
<p>Siz yapılan onca rezil yayına, karalamaya, saldırıya rağmen TSK’yı ve dolayısı ile ülkeyi korumak adına bildiklerini milletiyle paylaşan bir komutanı hiç gördünüz mü? Oysa bakın böyle bir polis müdürü var!</p>
<p>Sakın devlet geleneği, yasalar, teamüller, şu bu demeyin, TSK’ya yapılan çirkin hücumlar yasalar, teamüller çerçevesinde mi yapıldı ve yapılıyor?Meşru müdafaa diye bir şey var. Hem Mustafa Kemal, üniformasını niçin ve nasıl çıkardı bilinmez mi?</p>
<p>Hülasa kusura bakmasınlar; Hanefi Avcı aslında bir hakikati tescilledi yani TSK’nın acıklı durumunu gözler önüne serdi.</p>
<p>Efendim darbe mi yapsaydı?</p>
<p>Haşaaaa, böyle bir  şeye önce biz meydan okuruz. Daha önce de yazdım, bunlar kazara ihtilal yapsa yine denge olsun diye, dincilerle beraber aynı anda bizi de içeri tıkarlar, 12 Eylül’de bir oradan, bir karşı cepheden diye yapmadılar mı bunu?</p>
<p>Söylemek istediğim, TSK’yı yönetenler bakımından mazrufun zarfdan farklı olduğudur.</p>
<p>YÜKSEKLERDEN&#8230;</p>
<p>MİT’e ‘Öcalan’la görüş’ emrini veren kim?</p>
<p>MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Abdullah Öcalan’la görüşmek için yakın bir geçmişte İmralı’ya gittiği herkesin dilinde. Öyle ki Cumhurbaşkanı Gül bile bu görüşme ile alakalı soruyu cevaplarken yalanlamadı ve devletin bazı birimleri bu tür görüşmeleri yapar dedi. Peki MİT Müsteşarı, Öcalan’la yapacağı görüşmeyi ve ona götüreceği mesajları kiminle paylaşır? Kuşkusuz Başbakanla, zira MİT Başbakan’a direkt bağlıdır ve her adımından o sorumludur. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın kendi göreve getirdiği MİT Müsteşarı, Öcalan’la buluşmaya gidiyor ise bu kararını Başbakan’ın bilgisi dışında aldığı tasavvur edilebilir mi? Mümkün değil çünkü Öcalan hem devlet hem de siyaset için hayatî bir konu. Şu halde Hakan Fidan’ın İmralı’ya gitmesi Tayyip Bey’in bilgisi  ve emri dahilinde. Soruyorum bu görüşme sonrasında eylemsizlik ilan ediliyor ve BDP’nin boykot kararı sorgulanmaya başlıyorsa bunun anlamı Öcalan’a bazı vaatler de bulunulması demek değil mi? Öyle ise Başbakan ona buna niye şerefsiz diyor?</p>
<p>PANİK&#8230;</p>
<p>Referandum kazıları başladı!</p>
<p>Mahalli Genel Seçimler biteli beri tamamen gündemden çıkmıştı derken önceki gün bir haber, İstanbul-Şile’de kazılar başlamış&#8230; Peki bu kazılar niye mi?.. Gömülü silahları çıkaracaklarmış!.. Vallahi ayıp, bu millet bu kadar salak mıdır ki, referandumda etkilensin ve evet desin diye böyle tuluatlar yapılıyor! Düşünün şurada referanduma az bir süre kalmış, aylardır hiç  yapılmayan kazılar yine başlatıldı. Yahu bir insan silahı niye gömer, darbeyi asker yapacaksa silah zaten onun elinde değil mi? Hem gömülen silah ateş almaz ama maksatları elindeki medya ile dezenformasyon yapıp ahalinin zihnini bulandırmak&#8230; Hatırlayın, bir ara asit kuyularından ceset fışkıracak dediler ama çıka çıka iki tane köpek kemiği çıktı&#8230; Sahi Bülent Arınç’ın öldürülme hikayesi ne oldu?.. Sadece bu kazı olayı bile referandum bağlamında panikte olduklarını gözler önüne sermiyor mu?</p>
<p>AYNI HİKAYE&#8230;</p>
<p>İşte PKK ile gizli anlaşmanın belgesi!</p>
<p>Başbakan oraya buraya sataşacağına şu soruya cevap vermelidir. Partisi ve kendisi PKK’nın eylemsizlik kararı ve Murat Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na yaptığı (Devletle yani AKP iktidarı ile anlaştık) açıklamasından sonra tamı tamına 48 saat niye sustu? Neden 2 gün boyunca partinin internet sitesine bir açıklama konmadı ya da partili bir yetkili bu konudaki sorulara hiçbir cevap vermeyip suskun kaldı? Keza buna ilaveten Başbakana konuşmalarını yazacak kadar yakın olan  danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Star Gazetesinde kaleme aldığı  “Öcalan’la ilişki kurulabilir ve görüşülebilir”  mealindeki yazısı açık bir itiraf değil mi? Efendim hadise Habur’daki hikayenin aynısıdır. Tıpkı açılım gibi önce anlaştılar ve mutabakata vardılar ama baktılar ki bunu  duyururlarsa oy olarak götürüsü çok olacak, yalanlama yoluna gittiler.. İki günlük suskunluk ve Akdoğan’ın yazısı gizli anlaşmanın net  belgesidir!  YENİÇAĞ &#8211; 24 Ağustos 2010      Sabahattin ÖNKİBAR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/genelkurmay-ve-hanefi-avci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DERSİM (TUNCELİ)’ DEKİ OLAYLARI BUGÜN ÇARPITARAK GÜNDEME GETİRMEK BİLGELİKTEN Mİ? BİLGİSİZLİKTEN Mİ? YOKSA BİR AMACA HİZMET İÇİN, KASITLI MI?</title>
		<link>http://www.addisparta.org/dersim-tunceli%e2%80%99-deki-olaylari-bugun-carpitarak-gundeme-getirmek-bilgelikten-mi-bilgisizlikten-mi-yoksa-bir-amaca-hizmet-icin-kasitli-mi.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/dersim-tunceli%e2%80%99-deki-olaylari-bugun-carpitarak-gundeme-getirmek-bilgelikten-mi-bilgisizlikten-mi-yoksa-bir-amaca-hizmet-icin-kasitli-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 10:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2863</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde halkoylamasında 77 yıl önceki Dersim olaylarını tekrar gündeme taşıyarak, yanlış bilgilerle hem ülkemizin ölmüş saygın büyüklerini halk nazarında küçük düşürme, hem de Ulu Önder Atatürk’e söylemeye cesaret edemedikleri sözleri, İsmet İnönü üzerinden söyleme gayreti içinde bir siyaset güdülmektedir.
Halkımızın yanlış bilgilendirilmesini önlemek için, hiçbir belge ve mantığa dayanmayan bu söylemlerdeki yanlışlarının düzeltilmesi ve bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde halkoylamasında 77 yıl önceki Dersim olaylarını tekrar gündeme taşıyarak, yanlış bilgilerle hem ülkemizin ölmüş saygın büyüklerini halk nazarında küçük düşürme, hem de Ulu Önder Atatürk’e söylemeye cesaret edemedikleri sözleri, İsmet İnönü üzerinden söyleme gayreti içinde bir siyaset güdülmektedir.</p>
<p>Halkımızın yanlış bilgilendirilmesini önlemek için, hiçbir belge ve mantığa dayanmayan bu söylemlerdeki yanlışlarının düzeltilmesi ve bu söylemlerin arkasındaki asıl amacın halkımızla paylaşılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bu asılsız söylemlere bakıldığında: </strong></p>
<p>1937-1938 yıllarında cereyan eden olaylarda Mustafa Kemal Atatürk’ün CHP’nin doğal genel başkanı ve Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü’ nün ise Başbakan olduğu görülecektir.  İsmet İnönü daha sonra Başbakanlığı Celal Bayar’a devretmiştir. Olayları bastıran 1937’de İnönü, 1938’de Bayar’ın Başbakanlığındaki Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiydi. Aynı mantıktan gidilirse bugün PKK terör örgütünü bombalatanlar ülkeyi bugün yöneten hükümet olmuyor mu?  İşin en acı yanı ise; benzer bir söylemi “50-100 bin kişinin, Türk Hükümetince öldürüldüğünü” PKK’nın siyasal uzantılarının Avrupa’da 2008-2009’da düzenledikleri Dersim Soykırım Konferansında söylemiş olmalarıdır.<span id="more-2863"></span></p>
<p>O zamanlar Dersim halkının bir kısmının konar-göçer olması nedeniyle, sayımlarda toplam nüfusun 60-70 bin arasında değiştiği görülmektedir. 1937’de isyan eden Seyit Rıza yargılanıp, asılırken, diğer Dersimliler yargısız infaz edilseydi, 1938’de ikinci kez isyan edecek adam, silah nasıl bulunurdu? Sorusunun cevabı yoktur.</p>
<p><strong>İŞGALCİ SÖMÜRGECİ VE ONLARIN İBİRLİKÇİLERİNİN ETKİLERİNE GELİNCE:</strong></p>
<p>Ulu Önder Atatürk’ün hayatının tamamının halkın saf ve temiz duygularından yararlanan din simsarları, ırkçı bölücüler, işgalci sömürgeci ve onların işbirlikçileriyle mücadeleyle geçtiği görülür. Dersim olayları bunların üçünün de var olduğu olaylardır. Dersim olaylarının ana nedeni, vergi vermek istemeyen, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek istemeyen, derebeyliğini devam ettirmek isteyen aşiretler gibi görünse de asıl neden Hatay’dır.</p>
<p>Cumhuriyetin kurulmasından kısa bir süre sonra, İngilizlerin desteğiyle çıkan isyanlar, Musul ve Kerkük’ün kaybedilmesinde ana etkenlerden birisi olmuştur. O  nedenle; Atatürk Hatay’ın Anavatana katılmasına kendisini adamıştır. 1930’lu yılların başlarına gelindiğinde İngilizler artık Atatürk’ü ve O’nun çağdaş Türkiye’sini yıkıp yok edemeyeceklerini anlamış, yaklaştığını hissettikleri İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, Türkiye’yi kazanma hamlelerine başlamışlardır. Ancak; Fransızlar Hatay’ı kaybetmemek için isyanları hâlâ bir ümit olarak görmüşlerdir. O nedenle; Dersim isyanlarını İngilizlerden daha çok Fransızlar desteklemiştir. Ancak; Seyit Rıza eski alışkanlıkla İngilizlere mektup yazarak destek istemiştir. İngilizler ise; Osmanlı Devleti yıkılırken, Osmanlılara karşı Arapları kışkırtmak için kullandıkları, Araplara tam bağımsız devlet kurma sözünü tutmadıklarından, bu sefer Arapları kışkırtmamak için, Hatay konusunda isyanların sonucunu bekleyerek hareket etmişlerdir. İsyanlar bastırılınca da, Türkiye’nin Almanların yanına kaymaması için, Fransızlara Hatay’ın Türklere verilmesi gerektiği konusunda baskı uygulamaya başlamışlardır.</p>
<p>İsyancıların başı derebeyi Seyit Rıza ise; halka ve kendisine karşı gelen diğer aşiret reislerine yaptığı işkence, katliam, soygunlara kılıf uydurabilmek, insanlar üzerinde baskı kurabilmek için, hem din simsarlığı yapmış, hem de işgalci sömürgecilerin desteğini alabilmek amacıyla, halkının %90’ı Kızılbaş Türkmen olan Tunceli halkını, kendisinin de Kızılbaş Türkmen olmasına rağmen, Kürt gibi göstermiştir. Tunceli halkının %10’una yakınını da Zazalar teşkil etmekte, Zazaların kökü de Kıpçaklara, yani Türklerin sarışın Boz Ulus’una dayanmaktadır.</p>
<p><strong>GENEL OLARAK DERSİM OLAYLARI ŞU ŞEKİLDE CEREYAN ETMİŞTİR.</strong></p>
<p>Osmanlı döneminde başlayan aşiret ayaklanmalarının sonuncusu 1937 ve 1938 yılları arasında CHP’nin iktidar olduğu tek parti döneminde bugün Tunceli olarak bildiğimiz Dersim’de yaşanmıştır. Dersim olayları Osmanlı döneminde yurtluk ve ocaklık olarak özerk bir yönetime sahip olan aşiretlerin tek egemene bağlanma reddinin sonuçlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla, özerkliğini kaybeden bölgedeki aşiretler, askerlik ve vergi yükümlülüklerine itiraz etmiştir. 1935 yılında “2884 sayılı Tunceli Vilayeti İdaresi” hakkında bir kanun çıkmıştır. Bu kanuna göre bölgeye askeri bir vali atanmasına karar verilmiş, General Abdullah Alpdoğan’ın geniş yetkileri ve derebeyliği hızlı bir şekilde kaldırma isteği, yeni isyanlar çıkmasına sebep olmuştur. Yaklaşık 6000 kişinin ayaklandığı 1937’deki olaylarda Harçik köprüsünün yıkılması, telefon hatlarının kesilmesi, bölgedeki askeri birliklere düzenlenen saldırı ile bütün askerlerin öldürülmesi, devlete ait mekanların yakılması ile olaylar tırmanmıştır. Bölgede güvenliğin sağlanamaması ve hükümet egemenliğinin yitirilmesi sebebiyle, askeri hareket başlatılmıştır. 50 bin asker ile bölgedeki dağları aşamayan General Abdullah Alpdoğan’ın bir hava saldırısı gerçekleştirme talebi onay almış, bölgeye havadan saldırı gerçekleşmiş, İsyancılar teslim olmuştur. Kasım 1937’de sona eren yargılanmada ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile altı kişi idam edilmiştir. Çok sayıda ayaklanmacı hapis cezasına çarptırılır. Ancak 1938’de Kureyşan aşireti bir isyan daha başlatır. Başbakan Celal Bayar’ın emriyle kara ve hava harekatına şiddetle devam edilir. Eylül 1938’de ayaklanma tamamen bastırılır.</p>
<p>Hava saldırılarında Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen de yer almıştır. Atatürk manevi kızına bizzat kendi tabancasını vermiş: “Eğer isyancıların eline geçme tehlikesi geçirirsen son mermiye kadar ateş et. Son mermiyi kendine kullan. Yaşamına leke düşürme” diyerek göreve göndermiştir. Sabiha gökçen çok başarılı görevler icra etmiş ve salimen geri dönmüştür.</p>
<p>İsyanlar sonrası, Dersim bölgesinden toplanan silah adedi 14 bin 593’tür.hemen hepsi de o dönemin yeni üretilmiş silahlarıdır. Bu da isyancıların işgalci sömürgecilerden ne kadar büyük destek aldığının bir işaretidir.</p>
<p>Kendisini adalet ve insanlığa adamış ulu önder Atatürk, güvenlik güçlerinin isyancılara karşı hukuk dışı hiçbir uygulama yapmayacağı, yapanların da amirlerince azami ölçülerde cezalandırılacağını bildiğinden, Ankara’daki bütün yabancı askeri ataşeleri çatışma bölgesine davet etmiştir.</p>
<p>Dünyada bir ilk olan bu uygulama yabancı ülke temsilcilerini şaşırtmış ve rahatsız etmiştir. Çünkü Atatürk bu uygulama ile özellikle işgalci sömürgeci devletlerin dünya kamuoyunu yanıltmak amaçlı, kasıtlı, maksatlı, uydurma haber üretme olanaklarını ellerinden almış, aynı zamanda isyancıların elindeki silahların kaynağının gözler önüne serilmesini sağlamıştır. Nitekim bölgeye gitmek zorunda kalan İngiltere’nin Türkiye Askeri Ataşesi tarafından hazırlanan raporda, Türklerin bölgede 12 bin silah ele geçirdiği yer almaktadır.</p>
<p>Resmi rakamlara göre; Dersim’de isyancılar 2500 civarında kayıp vermiştir. Güvenlik güçleri ve isyancılara katılmayan, onlarla mücadele eden aşiretlerin kayıpları da bu civardadır.</p>
<p>Oysa; Olaylardan sonra 8 bine yakın isyancı da bölgeden başka yerlere göçürülerek bölgede huzur sağlanmaya çalışılmıştır. Diğer aşiretlerle de devamlı kavgalı olan isyancıların bölgeden çıkarılması ve bölgede sağlanan huzur hemen etkisini göstermiş, 1940 yılında yapılan sayımda Dersim’in nüfusu 95 bine ulaşmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>DERSİM OLAYLARININ BU GÜNLERDE GÜNDEME GETİRİLMESİNİN ANA NEDENİ, BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (BOP)’DİR.</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) aşırı askeri harcamalar nedeniyle, Irak’taki askerlerini çekmektedir. Askerlerinin çekilmesinden sonra Irak’ta istikrarsız bir ortam bekleyen A.B.D., özellikle Barzani’nin ve dolayısıyla Irak’ın kuzeyindeki oluşumun güvenliğine büyük önem vermektedir. Eğer bölgenin güvenliği tehlikeye girerse, Türkiye’nin devreye girmesini istemektedir. Bu amaçla Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi.  sonra onlara özerklik verilmesi, ana dilde eğitimin serbest bırakılması, daha sonra iki milletli, iki bayraklı bir hale getirilmesi için bütün bunların Anayasa’ya yansıtılması gerekmektedir.</p>
<p>Türkiye’de <strong>açılım </strong>bu amaçla başlatılmış, ancak iyi yönetilemediği ve halkımızın direnci sayesinde ABD’nin istediği noktaya ulaşamamıştır. Açılımda istenenlerin elde edilemeyişi, Anayasa değişikliğine de yansımış, bu nedenlerle BDP, halkoylaması (referandum)’nı boykot ettiğini açıklamıştır. Şimdi Dersimle ilgili olarak yapılan bu talihsiz açıklamaların amacı, BDP’nin boykot kararını geri aldırmaktır.</p>
<p>Nitekim, Dersim olayları bahane edilerek gönderilen işaret yerini bulmuş görünmektedir. BDP, muhtemelen gizlice aldığı veya alacağı ödünle, halkoylamasında boykottan vazgeçebileceğini; istenen şekilde oy verebileceğini belirtmiş, PKK’da şehit haberlerinin AKP’ye oy kaybettirmemesi için anlaşmalı olarak ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır.</p>
<p>Halkımız bu söylemlerin ve eylemlerin arkasındaki gerçeği iyi anlamalı, değerlendirmelidir.</p>
<p><strong>Zamanın Dersim’indeki olayları bugün çarptırarak gündeme getirmek;</strong> <strong>Bilgelikten mi?  Bilgisizlikten mi? </strong></p>
<p><strong>Yoksa bir amaca hizmet için kasıtlı mı? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Karar sizin Halkım.</strong></p>
<p>Dr. Erdoğan KARAKUŞ</p>
<p>ADD Genel Başkan Yrd.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/dersim-tunceli%e2%80%99-deki-olaylari-bugun-carpitarak-gundeme-getirmek-bilgelikten-mi-bilgisizlikten-mi-yoksa-bir-amaca-hizmet-icin-kasitli-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD, AKP ve PKK ‘EVET’ diyor!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/abd-akp-ve-pkk-%e2%80%98evet%e2%80%99-diyor.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/abd-akp-ve-pkk-%e2%80%98evet%e2%80%99-diyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 17:59:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[Açıkca anlaşıldı ki PKK ve yandaşlarının ‘boykot’ manevrası Atlantik ötesinden kararlaştırılmıştı. İnce hesaplar yapılmıştı. ‘Boykot-Hayır’ cephesi bütünleştirilecek, Halk ‘Hayır’dan uzaklaştırılacaktı.
Şimdi alenen ortada ki:
PKK ‘EVET’ diyor.
APO ‘EVET’ diyor.
BDP ‘EVET’ diyor.
********************
AKP yalanlıyor ama iktidarın, ‘evet’e yol hazırlamak için adımlar attığını PKK liderlerinden Karayılan açıklıyor.
‘Ateşkes kararının devlet ile Öcalan arasında sağlanan temaslar sonucu alındığını’ söylüyor. ‘Görüşme talebinin Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Açıkca anlaşıldı ki PKK ve yandaşlarının ‘boykot’ manevrası Atlantik ötesinden kararlaştırılmıştı. İnce hesaplar yapılmıştı. ‘Boykot-Hayır’ cephesi bütünleştirilecek, Halk ‘Hayır’dan uzaklaştırılacaktı.<br />
Şimdi alenen ortada ki:<br />
PKK ‘EVET’ diyor.<br />
APO ‘EVET’ diyor.<br />
BDP ‘EVET’ diyor.</strong></p>
<p><strong>********************<br />
</strong><strong>AKP yalanlıyor ama iktidarın, ‘evet’e yol hazırlamak için adımlar attığını PKK liderlerinden Karayılan açıklıyor.<br />
‘Ateşkes kararının devlet ile Öcalan arasında sağlanan temaslar sonucu alındığını’ söylüyor. ‘Görüşme talebinin Türkiye Cumhuriyeti devletinden geldiğini’ belirtiyor.</strong><br />
<strong>Ve Güneydoğu Anadolu’da faaliyet gösteren STK’lar bir bir dökülüyor: Hepsi koro halinde ‘EVET’ diyorlar . Güneydoğulu işadamları da ekranlardalar. İmaj konusu düşünülmüş. Pek Amerikanca! Üstlerinde bir örnek beyaz gömlekleri var.<br />
‘EVET’ diyeceğiz!’ diyorlar. ‘Daha derin ve geniş kapsamlı bir değişim süreci başlayacak. Bu referandum aslında yepyeni bir anayasaya ön basamak olacak.’<br />
Tercümesi ‘Güneydoğuya özerkliğin yolu açılacak!’<span id="more-2860"></span></strong></p>
<p><strong>‘Baba, oğul ve kutsal ruh’!</strong></p>
<p>Tablo net! Pazarlık <strong>‘Sen bana Evet ver! Ben sana Özerklik!</strong>’ çerçevesinde gelişiyor.<br />
<strong>İktidar ve terör örgütü arkalarında Amerika, ‘Baba, oğul, ve kutsal ruh’ olarak, hristiyan üçlemesini tamamlıyorlar.<br />
Fener Patrikhanesi, Sümela’da Pontus’a ‘EVET’ çığlıklarıyla onlara eşlik ediyor.<br />
Dengeyi kaçırmamak için, Ermeni kilisesinin Akdamar’dan atacağı ‘EVET’! çığlıklarını, referandum sonrasına ertelediler. ‘Van Ermenidir!’ korosunun sahne alışını, 19 Eylül’de planlıyorlar.<br />
</strong><br />
<strong>Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, kararlı! Türkiye topraklarını BOP haritasına uygun biçimde bölmeye ‘EVET’ diyorlar!</strong><br />
Her birinin değişik sebepleri var. Ama oyunun kuralını Baba koyar. <strong>‘Baba’, dünyayı işgal eden küresel şirketler. ‘Baba’, yerli işbirlikçi ve taşeronlara tabii ki hak ettiklerini verecek. En önemlisi, görevlerini layığıyla yaptıkları takdirde, onları deliğe süpürmeyecek.</strong><br />
<strong>Kutsal Ruha gelince, bu haçlı oyununda PKK’yı oynuyor. ‘Baba’ya yeni bir İsrail hediye etmek için çabalıyor. Görevi, en münbit maden ve petrol topraklarını Türkiye’den ayırıp dünyayı yönetme hevesindeki çetenin emrine sunmak.! Yeni kurulan devlet, devamlı kaos üreten bir makine olarak, Amerikan kılıcını, Ortadoğu’da sallayacak!<br />
Bush söylemişti. Türkiye Avrasya’nın kilidi! Türkiye’den Çin’e kadar uzanan Avrasya, tüm dünyadaki doğal zenginliklerin dörtte üçünün sahibi!<br />
Avrasya’ya açılan bu kilit kırılırsa, ‘tek dünya devleti’ne giden yol açılacak. Kaynakları giderek tükenen emperyalizmi, en az 100 yıl rahat yaşatacak ve savaştıracak, enerji ve madenler yağmalanacak!</strong></p>
<p><strong>Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattı!</strong></p>
<p><strong>Bu projenin önünde duran güç Türkiye’dir. Hükümetler tamamdır da halk ‘halledilememektedir! 100 yıldır tüm zaafları didiklenmektedir. </strong></p>
<p>Boşuna Rize’den İskenderun’a hatlar çizilmemiştir.</p>
<p>Rize Çayeli Bakır yataklarından başlayın, Elazığ Maden’e, Palu’ya, Sivrice’ye oradan Diyarbakır Ergani’ye, İskenderun’a inin.</p>
<p><strong>DÜNYA ÇELİK TRÖSTLERİ O HATTAN BESLENİR.</strong></p>
<p>Almanya 2. Dünya savaşına o bölgenin kromundan aldığı güçle girmiştir.<br />
<strong>Atatürk’ün vefatından bu yana, dünya tröstlerinin gözü maden diyarı Maden’de, Ergani’de, Bakır diyarı DİYARBAKIR’da, gümüş kapısı DER-SİM’de (bkz C. Özakıncı) ya da Tunç elleri Tunceli’dedir. Yani Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattında 100 yıldır yaratılan kaosun nedeni bellidir.</strong><br />
<strong>Lütfü Ergene</strong> dostumuz, muazzam arşivi ile bana ışık oluyor. Bakın ne diyor:<br />
‘<em>Yıl 2010. Başta Almanya, İsveç ve Norveç olmak üzere dünyadaki çelik üreticisi ülkelerin yıllık ortalama bir milyon ton civarında ham Krom ihtiyacını karşılamaya devam eden Türkiye, bir çılgınlık sonucu hala Krom destekli -yani nitelikli- çelik üretememektedir.<br />
Türkiye’de Demir Çelik İşletmeleri diye boy gösteren fabrikalarda ise ne yazık ki neticede basit anlamda inşaat demiri üretilmektedir.<br />
Nitelikli çelik üretmek için gerekli olan ham Krom’u ferrokrom haline dönüştürme faaliyetinden, Elazığ Ferro Krom fabrikası özelleştirilip kapatılarak vazgeçilmiştir.</em>’</p>
<p><strong>Tıpkı İskenderun Demir Çelik’in kuruluş aşamasında ABD, gizli raporlarla ‘Türkiye’deki bu gidişin durdurulması’ emrini verdiyse (Bkz. A. İlhan Hangi Atatürk), Ferro krom’un da akibeti farklı olmamıştır. Türkiye her ağır sanayi adımında engellenmiş, ‘Sen ham maden sat! Yoksa bedel ödetiriz!’ denmiştir.</strong><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>‘EVET’ ile paylaşılacak Hazine!</strong></p>
<p><strong>Kısacası bölge bir hazinedir. Küresel çete, ÖZERK KÜRDİSTAN aşamasında, bu hazineyi bölge ileri gelenleri, işadamları, örgüt yandaşlarıyla ‘paylaşacağı’ mesajını yaymaktadır. Aynı anda ‘işine bakmaktadır’!</strong><br />
(Afganistan’da Irak’da da aynı mesajları vermişti. İşgal başladığında önce içerdeki yandaşlarını temizledi. )<br />
<strong>Küresel çetenin en önemli işi, kucağında büyüttüğü siyasiler, ekonomistler hukukçularla önündeki tüm engelleri kaldırmak için bir Anayasa yapmaktır.<br />
Bunun ilk aşaması olan REFERANDUM yasadışı şekilde gündeme taşınmıştır.<br />
EVET için ‘Yedi düvel’ çalışmaktadır. Çünkü EVET, Ergani, Çayeli, Tunçeli, Maden kromu, altını bakırı gümüşü petrolü demektir.</strong><br />
<strong>O nedenle, ABD ve Avrupalı büyükelçi ve konsoloslar, ‘EVET’ çığlıkları atarak yurdun dört bir yanını dolaşmaktadır.En çok ziyaret edilen bölge ne hikmetse (!) ELAZIĞ- ERGANİ hattıdır. (Dipnot 1)</strong><br />
Onlar küresel şirketlerin memurlarıdır. 300 küsur yabancı şirket , <strong>ŞİMDİLİK, Danıştay ve Anayasa mahkemesi engelleriyle ‘uğraşarak’ bu servete el koyabilmektedir. Yeni Anayasa ile önlerindeki tüm engeller kalkacak, hazine ayaklarının dibine düşecektir!<br />
İşte bu nedenle dünyayı yöneten küresel şirketler koro halinde ‘EVET’çidir.<br />
EVET ile ele geçecek servet, Suriye sınırında 4 trilyon dolarlık petrol, (dipnot 2), güneydoğunun münbit topraklarında yatan bakıra yani altına, gümüşe, kroma, doğrudan el koyma imkanı.. Servetin boyutunu siz hesabedin!</strong></p>
<p><strong>Selim Kotil</strong>, küresel çetenin ,iktidarla üleşiminden örnekler veriyor:<br />
‘<strong>Örneğin İsrail devletini kurduran Rothschield ailesi ile Başbakanın damadının genel müdür olduğu Çalık Grubu, Anatolia Minerals firmasında % 50 şer ortaklar. Bu firma 4 milyon dönüm arazi kapatmış durumda.<br />
Fethullah Gülene yakınlığı ile bilinen Koza Grubu 6 milyon dönüm arazi ve 500 ruhsatla bu işin en önünde.’</strong></p>
<p><strong>EVET için her şey mübah!</strong></p>
<p><strong>İşte bu üleşim nedeniyle, AKP hükümeti, Yabancılara Toprak Satışı Kanununu Yargıya takılmadan geçirmek zorunda. Tapu kanununu çıkarmak<br />
Yabancı Şirketlerin Taşınmaz Mal Edinmelerine izin vermek zorunda.</strong><br />
Bunların önünde duran yargıyı ezip yoketmek zorunda.<br />
<strong>EVET çıkarsa, bu yağmaya karşı açılmış tüm davalar kapanacak. Küresel ‘Baba’ topraklara madenlere petrole el koyacak, ‘Oğul’ deliğe süpürülmeden koltuğunda kalacak ve hazineden pay alacak, ‘kutsal ruh’ kukla devletten pay kazanacak, saraylarda yaşayacak. Feodal ağalıktan krallığa sıçrayacak. Yöre halkı acından ölmeye devam edecek. Bugün Silvan’da iftarını açacak ekmeği olmadığı için kendini asan ‘Hacı’nın, iftar açmak için gideceği bir evi de olmayacak.Bu kabus gerçekleşirse, Güneydoğu Anadolu, Afganistan , Pakistan ve Irak halkının kaderini paylaşacak!</strong></p>
<p><strong>Bu bir yedi düvel oyunudur. Ve oyunun son perdesidir.<br />
Bu oyunda batının 300 küsur şirketi, ağzından salyalar akıtarak, diş geçirdikleri doğal zenginliklerimize el koymak için yeni Anayasa beklemektedir.</strong></p>
<p><strong>Durum artık PARTİLER ÜSTÜ bir durumdur. Ne yazıkki gerçek bir muhalefet uzun yıllar önce budanmış ve yeri boş kalmıştır. Lider olabilecek kişiler öldürülmüş ya da içeri tıkılmıştır. EVET’in geçmesi halinde, ‘aydın’ sıfatlı pek çok kişi de aynı akibeti paylaşacaktır. Görev HALK’ındır!<br />
Hangi partiye yakın olunursa olunsun, Türkiye’nin Bekası için, bu milletin geleceği, varlığı, devamı için, emperyalist odakların son oyunu bozulmalıdır!</strong> <strong><br />
HAYIR demek farzdır.</strong> 21 Ağustos 2010</p>
<p><strong>Banu AVAR<br />
banuavar@superonline.com<br />
www.banuavar.com.tr<br />
İLK KURŞUN</strong></p>
<p>DİPNOT:<br />
Tarih: 28 Temmuz 2009</p>
<p>Konsolos Hallberg Elazığ’a geldi</p>
<p>ABD Adana İkinci Konsolosu Kurt Hallberg, Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nu ziyaret etti. Konsolos Hallberg, Selmanoğlu’nun makamında gerçekleşen ziyarette Türkiye’nin Adana veya Ankara’dan ibaret olmadığını, büyük bir ülke olduğunu belirterek, ”Türkiye, büyük ve zengin bir ülke. Bu yüzden daha iyi tanımak için gezmemiz lazım” dedi. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin devam ettiğini ifade eden Hallberg, Türkiye’nin ekonomisinin küresel krize rağmen iyileştiğine işaret etti.<br />
Başkan Selmanoğlu da Hallberg’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Türkiye’nin büyük bir devlet olduğunu kaydeden Selmanoğlu, ”Küresel kriz gelse bile Başbakanımızın kaydettiği gibi teğet geçmektedir. Alınan çok güzel radikal kararlarla ülkemiz inşallah önümüzdeki dönemde daha rahat edecek, ekonomi daha rahatlayacaktır. Türkiye gerçekten Avrupa’da hissedilebilir şekilde büyük bir devlet, ekonomisi büyük. İnşallah daha güzel günleri birlikte yaşayacağız diye düşünüyorum” diye konuştu. Selmanoğlu ve Hallberg bir süre basına kapalı olarak görüştü. Hallberg’in Elazığ’daki ziyaretlerinin ardından Diyarbakır’a geçeceği öğrenildi.</p>
<p>Tarih 26 Mart 2010…</p>
<p>Avusturya Büyükelçisinden Vali Erol’a Ziyaret</p>
<p>Bir dizi incelemede bulunmak üzere Elazığ’a gelen Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret etti.</p>
<p>Bugün Elazığ’a gelen ve bir dizi incelemelerde bulunacak olan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u bu sabah makamında ziyaret etti. Büyükelçi ziyarette Elazığ Valisi Muammer Erol’dan Elazığ ile ilgili bilgiler aldı.</p>
<p>Ziyaretten sonra bir değerlendirme yapan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, sadece Ankara’da kalmak istemediklerini, zaman zaman Türkiye’nin değişik bölgelerine ziyarette bulunduğunu ve bu kapsamda Elazığ’a geldiğini ifade etti. Elazığ’a ilk defa geldiğini ifade eden Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Elazığ’ın ekonomik potansiyelleri hakkında bilgiler alacağını belirtti. Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Fırat Üniversitesine de bir ziyarette bulunacağını kaydetti.</p>
<p>Elazığ Valisi Muammer Erol ise ziyareti anısına Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar’a bir kilim hediye ederken, büyükelçi de Elazığ Valisi Muammer Erol’a Avusturya’yı tanıtan bir kitap takdim etti.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.elazig.gov.tr/h1090-avusturya-buyukelcisinden-vali-erola-ziyaret.html">http://www.elazig.gov.tr/h1090-avusturya-buyukelcisinden-vali-erola-ziyaret.html</a></p>
<p>DİPNOT 2<br />
Mehmet Emin Koç yeni mesaj’da yazdı:<br />
‘AKP hükümeti, Suriye sınırımızdaki 2 Kıbrıs büyüklüğünde mayınlı araziyi İsrail’e, temizlemek karşılığında hiçbir bedel almadan sadece mayınları temizlemek karşılığında 49 veya 99 yıllığına İsrail başta olmak üzere ecnebi firmalarına devretmeye çalıştı.<br />
Anayasa Mahkemesi iptal etti. (23 Temmuz 2009)…<br />
İngiliz Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu açıkladı.’</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/abd-akp-ve-pkk-%e2%80%98evet%e2%80%99-diyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP&#8217;YE DE, ANAYASA&#8217;SINADA HAYIR!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/akpye-de-anayasasinada-hayir.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/akpye-de-anayasasinada-hayir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 13:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2855</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/AKP-YE-HAYIR.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2856" title="AKP YE HAYIR" src="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/AKP-YE-HAYIR.jpg" alt="" width="452" height="343" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/akpye-de-anayasasinada-hayir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP BÖLDÜ BİZ BAYRAĞI DİKİYORUZ!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/akp-boldu-biz-bayragi-dikiyoruz.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/akp-boldu-biz-bayragi-dikiyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2852</guid>
		<description><![CDATA[“Özerk Kürdistan” istedikleri için haklarında soruşturma açılan BDP’lilerden hatırlatma: “Kalkınma Ajansları ile zaten bu yapıldı”
Mahalle takımında bile var!
BDP, Kalkınma Ajansları’nın eyaletleşme ve özerklik adımı olduğunu ilan etti. Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, “AKP ülkeyi 26’ya böldü. Buraların eyalet olmasında bir sorun yok. Sadece yetki devri yeterli olacak. Özerklik istediğimizi söyledik. Mahalle futbol takımının bile var, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Özerk Kürdistan” istedikleri için haklarında soruşturma açılan BDP’lilerden hatırlatma: <span style="color: #ff0000;">“</span><strong><span style="color: #ff0000;">Kalkınma Ajansları ile zaten bu yapıldı”<br />
</span></strong><strong>Mahalle takımında bile var!</strong><br />
BDP, Kalkınma Ajansları’nın eyaletleşme ve özerklik adımı olduğunu ilan etti. Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, “AKP ülkeyi 26’ya böldü. Buraların eyalet olmasında bir sorun yok. Sadece yetki devri yeterli olacak. Özerklik istediğimizi söyledik. Mahalle futbol takımının bile var, bölgemize bayrağımızı da asarız” dedi.<br />
<strong>“Türk halkından kurtaracağız”</strong> <span id="more-2852"></span><br />
PKK paçavralarına sahip çıkan BDP’nin diğer Grup Başkanvekili Bengi Yıldız da ilginç açıklamalar yaptı: PKK, bu ülkenin gerçekliği&#8230; Ret, inkar politikası ön plana çıkarsa tepkisel olarak ortaya bayrak da çıkıyor, slogan da&#8230; Önemli olan bu devletin etnik bir grubun, Türk halkının devleti olmaktan çıkarılmasıdır. <br />
<strong>Ankara’ya son veren federalizm</strong><br />
AB’nin dayattığı, iktidarın boyun eğdiği federalizmin en önemli adımı Kalkınma Ajansları’ydı. Ankara’nın başkentliğini kağıt üstünde bırakacak projeyi YENİÇAĞ, 12 Haziran 2006’da duyurmuştu. <br />
‘Özerk’ bölgeler yabancı bölgelerle direkt temasa geçebilecek. Yatırımlar için kaynak arayışına girebilecek. Saatli bombadan farksız olan Kalkınma Ajansları, yeni derebeyliklerin önünü açacak.<br />
<strong>Haber: Macit SOYDAN</strong><br />
BDP, AKP’nin kalkınma Ajansları’nı eyaletleşme ve özerklik için bir adım olduğunu duyurdu. BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, Radikal gazetesine verdiği demeçte, <strong>AKP’nin Kalkınma Ajansları adı altında ülkeyi 26’ya böldüğünü belirterek, buraların eyalet olmasında bir sorun olmadığını sadece, yetki devirinin yeterli olacağını söyledi.</strong> Ata, “Türkiye’nin tamamı için ve Türkiye’de yaşayan tüm etnik kimlikler, dinler ve inançlar için özerklik talebimiz var. Dünyada bunun örnekleri vardır. Bize en yakın örneklerden biri belki İspanya ve İtalya. İtalya’da da şu an 26 tane özerk bölge var” dedi. BDP’li Ata şunları söyledi: “Türkiye’de de AB’ye giriş süreci bölgesel birtakım özerkliklerin tanınmasını beraberinde getirdi. Şu an Türkiye’de birçok ekonomik iyileştirme programı 26 bölge esası üzerinden yapılıyor. Türkiye’de üniter devlet yapısı içerisinde ülke bütünlüğü içerisinde çözümün adının demokratik özerklik olduğunu söyledik, hâlâ da bu noktadayız. Ata, bir mahelle futbol takımının bile bayrağı olduğunu belirterek,  özerklik durumunuda da kendi bölgelerine Kürt bayrağı asılmasında bir sakınca olmayacağını kaydetti.<br />
<strong>Yetki devri gerekli</strong><br />
Ata, ”Bu modelde, yerel yönetimler, aynı zamanda il genel meclisi gibi seçilmiş bölgesel yönetim esasına da dayanan kendi kararlarını kendi içinde alabilen yapılar öngörülüyor. Adalet, dışişleri, güvenlik, savunma, maliye gibi temel hizmetlerden tabi ki ortak hareket edilmesi, bunun dışındaki organizasyonlarda yerele inisiyatif tanınması ve yetkilerinin artırılması“ diye konuştu. BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız da, ”Özerklik konusunda Kürtlerin taleplerinin biraz daha somutlaşması konusunda bir tartışma sürecinin devreye girmesini önemsiyoruz“ dedi.<br />
<strong>PKK paçavraları bölmezmiş</strong><br />
Yıldız, son günlerdeki eylemlerde bölgedeki boş binalara PKK bayraklarının asılması konusunda ise şunları söyledi: ”PKK bayrakları asılmakla bu ülke bölünmez. Ret, inkar politikası ön plana çıkarsa tepkisel olarak bayrak da çıkıyor, slogan da. Önemli olan bu devletin etnik bir grubun, Türk halkının devleti olmaktan çıkarılmasıdır“ diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/akp-boldu-biz-bayragi-dikiyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdoğan kimin vagonudur?</title>
		<link>http://www.addisparta.org/erdogan-kimin-vagonudur.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/erdogan-kimin-vagonudur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:40:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlardan Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2849</guid>
		<description><![CDATA[Tayyip Erdoğan, MHP’yi CHP’nin vagonu olmakla suçluyor. Böylece, hayır cephesinde bir bölünme meydana getirmeye çalışıyor.
Benim gördüğüm ise CHP ve MHP, ülkenin içine düşürüldüğü tuzakları görerek, referandum gibi konularda benzer politikalar takip ediyor.
MHP’nin referandum sürecinde ortaya koyduğu söylem, Türk Milliyetçiliği olarak ifade ettikleri ideolojinin de gereğidir. Yani, MHP bu süreçte tamamen kendi çizgisine uygun hareket ediyor.
Elbette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tayyip Erdoğan, MHP’yi CHP’nin vagonu olmakla suçluyor. Böylece, hayır cephesinde bir bölünme meydana getirmeye çalışıyor.<br />
Benim gördüğüm ise CHP ve MHP, ülkenin içine düşürüldüğü tuzakları görerek, referandum gibi konularda benzer politikalar takip ediyor.<br />
MHP’nin referandum sürecinde ortaya koyduğu söylem, Türk Milliyetçiliği olarak ifade ettikleri ideolojinin de gereğidir. Yani, MHP bu süreçte tamamen kendi çizgisine uygun hareket ediyor.<br />
Elbette bütün partiler gibi MHP’nin de eleştirilebilecek çok yönü vardır. Mesela, referandum kampanyasında gündemi belirleyemiyorlar. Ancak ortaya koydukları bakış açısına da kimse cevap veremiyor. Mesela Bahçeli, “Cumhuriyetin ilkelerini ve üniter yapısını tartışmaya açmak, etnik  kökene dayanıp millet bütünlüğünü yıkmaya çalışmak, devlete kastetmekle eşdeğerdir, ihanettir” diyor, Tayyip Erdoğan susuyor!<br />
* * *<br />
Peki Tayyip Erdoğan bugüne kadar kimlere vagonluk etmiştir? <span id="more-2849"></span><br />
Notlarımı filan karıştırmadan ilk aklıma gelenleri söyleyeyim:<br />
Erdoğan, Yahudi spekülatör Soros’a vagonluk etmiştir.<br />
Erdoğan, Yahudi işadamı Ofer’e vagonluk etmiştir.<br />
Erdoğan, Ford, Citigroup, Newmont Mining, Metro AG, BNP Paribas, Arcelor, Hyundai, Unilever, ISCAR, Merloni, Fiat, Telecom Italia ve Pirelli, Toyota, Nortel, Corus, Mitsui, Daimler Chrysler ve Unicredit şirketlerine vagonluk etmiştir.<br />
Bilindiği gibi Tayyip Erdoğan’ın davetiyle İstanbul’da her sene toplanan Yatırım Danışma Konseyi’nde Türkiye’yi paylaşma toplantıları yapılır. Uluslararası Yatırım Danışma Konseyi üyeleri, daha çok ABD ve İngiltere merkezli şirketlerden oluşur ve bunların da çoğu Yahudi sermayesidir.<br />
Bunları davet eden de Erdoğan’dır.<br />
Telekom’u Hariri ailesi üzerinden İngiliz istihbarat servisine satan Tayyip Erdoğan’dır.<br />
Amerikan Cargill firması için yasa üzerine yasa çıkarılmasını sağlayan Tayyip Erdoğan’dır.<br />
Mossad ikinci başkanı David Kamhi’nin Ankara’da glokalleşme toplantısı düzenleyip, Türkiye’nin şehirlerini küresel hükümete bağlama operasyonunda vagonluk eden Tayyip Erdoğan’dır. Toplantıya bizzat katılıp destek vermiştir.<br />
Küresel güç merkezlerinin Türkiye’yi 16 eyalete bölme operasyonu demek olan demokratik özerkleşme projesini, daha iktidara gelmeden kendisine gönderilen gizli memorandumu parti programı haline getiren ve yerel yönetimlere özerklik vermeyi kabul eden, söylece CFR denilen güç odağına vagonluk eden Tayyip Erdoğan’dır.<br />
* * *<br />
Erdoğan, bugüne kadar Türkiye’nin Başbakanı gibi değil, ABD’nin, AB ülkelerinin, İsrail’in Türkiye’deki sözcüsü gibi davranmıştır.<br />
Millet, cenazelerde Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına “Bush’un emrinden çıkın” diye bağırmıyor muydu?<br />
Tayyip Erdoğan MHP’den işte bunun için rahatsızdır. Çünkü bağıranların MHP’liler olduğunu öğrenmişti.<br />
Erdoğan’ın Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,  2003 yılı Mayıs ayında Londra’da, ünlü Citigroup’un düzenlediği program çerçevesinde, Rotschild gibi Yahudi ailelerine, BP’ye ve Shell şirketlerinin sahiplerine, Tüpraş, Petkim, Milli Piyango ve Tekel’i pazarlarken itiraz edenlere de “babalar gibi satarım” diyordu.<br />
Özelleştirme adı altında, Türkiye’nin en büyük servetlerini, bankalarını, maden arazilerini Rio Tinto ve Citibank’a devreden Tayyip Erdoğan’dır.<br />
“Türk” kavramını etnik bir kimlik gibi takdim eden Tayip Erdoğan’dır.<br />
Etnik gerekçelerle Türkiye’nin çimentosu olan  “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüne karşı çıkan ağız Tayyip Erdoğan’ın ağzıdır!<br />
Tayip Erdoğan, Yahudi sermayesinin Türkiye temsilcisi gibidir. Öyle ki Türkiye-Suriye sınırını İsrail firmasına devredebilmek için gırtlağını yırttı neredeyse..</p>
<p>Arslan BULUT</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/erdogan-kimin-vagonudur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUHALİFMİŞ GİBİ YAPIP İKTİDARIN KEYFİNİ ÇIKARIYORLAR</title>
		<link>http://www.addisparta.org/muhalifmis-gibi-yapip-iktidarin-keyfini-cikariyorlar.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/muhalifmis-gibi-yapip-iktidarin-keyfini-cikariyorlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 17:47:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlardan Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2847</guid>
		<description><![CDATA[Liberal sol Türkiye’de iki büyük travmadan doğdu. İlki 12 Eylül darbesidir, ikincisi ise Sovyetler Birliği’nin dağılması ve reel sosyalizmin çözülüşü.
Bir grup aydın 12 Eylül’e baktı ve dedi ki; “karşımızda ceberut, zalim bir devlet var, eğer bu ülkede güçlü bir sivil toplum olsaydı, darbenin etkilerini bu kadar güçlü yaşamazdık.”
Ve aynı isimler sosyalizmin çözülüşüne baktı ve dedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Liberal sol Türkiye’de iki büyük travmadan doğdu. İlki 12 Eylül darbesidir, ikincisi ise Sovyetler Birliği’nin dağılması ve reel sosyalizmin çözülüşü.</p>
<p>Bir grup aydın 12 Eylül’e baktı ve dedi ki; “<strong>karşımızda ceberut, zalim bir devlet var, eğer bu ülkede güçlü bir sivil toplum olsaydı, darbenin etkilerini bu kadar güçlü yaşamazdık</strong>.”</p>
<p>Ve aynı isimler sosyalizmin çözülüşüne baktı ve dedi ki; “<strong>reel sosyalizm, otoriter, totaliter bir rejimi beraberinde getirdi, eğer reel sosyalist ülkelerde sivil toplum güçlü olsaydı, özgürlükçü bir sosyalizm kurulabilirdi.</strong>”</p>
<p>Böylece sivil toplum keşfedildi, böylece Gramsci, Althusser, Poulantzas gibi Batı Marksizmi’nin önemli isimleri yeniden keşfedildi ve deforme edici bir okumayla liberal solun peygamberleri haline getirildi.<br />
Liberal solculara göre, Türkiye’de esas çatışma sermayeyle emek arasında değil, devletle toplum, bürokrasi ile halk, elitlerle sıradan insanlar, laikçilerle dindar kitleler arasındaydı. Bu yüzden de devleti, bürokrasiyi, elitleri ve laikçileri zayıflatacak, güçsüzleştirecek her siyasi akım demokrasi adına desteklenmeliydi.</p>
<p>Bu iki travma yetmezmiş gibi, bir de 90’larda postmodernizm moda bir akım haline geldi. İşler belki de o noktada çığırından çıktı ve Marksizm’i reforme etme çabası, birden Marksizm’i inkar çabasına dönüştü.<br />
<span id="more-2847"></span><br />
Postmodernizm, sınıfı, devrimi, ideolojileri, büyük anlatıları reddediyor, totaliter olmakla suçluyor, toplumsal olanı, bütünlüğü, aydınlanmayı, bilimi, kesinliği ve kolektif olanı değil, parçalı olanı, bireyi, gizemi, göreliliği yüceltiyordu.</p>
<p>Çoğu mensubu “<strong>tercüme odası memuru</strong>” niteliği taşımaktan öteye gitmeyen Türkiye entelijansıyası, postmodernizme aşık oldu, ondan büyülendi, sorgusuz sualsiz kabullendi; fark etmedi ama böylelikle Marksizm’i inkar ederken aslında kendini inkar etti.</p>
<p>2002’deki AKP iktidarı büyüyü katmerlendirdi, aynı isimler bu sefer de cellâtlarına âşık olup, “<strong>muhafazakârlardaki demokrat damar</strong>”ı keşfetmeye kendilerini adadı. Devlet, jakobendi, elitistti, bürokrasinin kontrolündeydi, burjuvazi bürokrasinin kölesiydi, Muhafazakâr/sağcı parti ve kitlelere ise yıllardır zulmediliyordu, oysa bu partiler ve kitleleri, liberaldi, özgürlükçüydü, demokrattı.</p>
<p>Liberal sol aydınların AKP aşkında Avrupa Birliği üyelik süreci adeta bir çöpçatanlık görevi üstlendi. Liberal sola göre Türkiye’nin demokratikleşebilmesinin, devletin etki alanının sınırlanmasının ve sivil toplumun gelişmesinin yolu AB üyelik sürecinden geçiyordu ve mademki AKP bu sürecin taşıyıcılığını yapıyordu o halde sonuna kadar desteklenmeliydi, o halde bu aşk devam etmeliydi.</p>
<p>Liberal sol-AKP aşkının ikinci perdesini Ergenekon süreci oluşturdu. AKP ve liberal solcuların ortak projesinin adı “<strong>ikinci cumhuriyet</strong>”ti ve iki taraf da ikinci cumhuriyetin inşa edilmesinin yolunun Ergenekon benzeri kapsamlı bir operasyonla muhalif odakların sindirilmesinden geçtiğini biliyordu.<br />
Liberal sol, Ergenekon’a, kontrgerillanın tasfiyesi, derin devletin ortaya çıkarılması, sivilleşme ve demokratikleşme gibi argümanları kullanarak destek verdi. AKP’nin Türkiye’yi dönüştürme ve yeni bir rejim kurma projesinin ideolojik meşruiyeti liberal sol aydınlar tarafından sağlandı.</p>
<p>Üstelik bu yapılırken Türkiye sol geleneğine ait bütün değerlere yönelik pervasız bir saldırı başlatılmış durumdaydı: Denizler ve Mahirler İttihatçıydı, 68’liler Marksist değil Kemalist’ti, Türkiye solu halkın değerlerini benimseyememiş ve cunta peşinde koşan bir grup maceraperestten ibaretti vs.<br />
Liberal sol kimi zaman susarak, kimi zaman da açıktan destekleyerek, Türkiye soluna yönelik bu liberal-muhafazakâr saldırıya omuz verdi.</p>
<p><strong>LİBERAL SOLUN AKP AŞKINDA SON PERDE </strong></p>
<p>AKP ile liberal sol aydınların aşkında şimdi de yeni bir perde açılmış durumda. Liberal sol, gerek DSİP ve EDP gibi örgütlenmeleriyle olsun, gerekse gündemi belirlemede hayli güçlü olan aydınlarıyla olsun, 12 Eylül günü yapılacak referandumda evet denilmesi için yoğun bir çaba içerisine girmiş bulunuyor.<br />
Liberal sol, nasıl ki Ergenekon Operasyonu’nu derin devletin tasfiyesi söylemiyle meşrulaştırmışsa, şimdi de 12 Eylül’de yapılacak referandumu 12 Eylül zihniyetinin tasfiyesi söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor.</p>
<p>Buna göre anayasa değişikliği paketinde yer alan maddeler Türkiye’nin 12 Eylül rejiminden çıkışı için atılmış önemli bir adım olma niteliği taşıyor ve bu yüzden de referandumda evet denilmesi gerekiyor.<br />
Liberal solun önemli isimlerinden <strong>Ahmet İnsel</strong>’e göre “<strong>özgürlükçü sol açısından, önümüzdeki referandumda evet demek, yeni bir Anayasanın önündeki bazı engelleri kaldırmak ve yeni Anayasa konusunda toplumsal kararlılığı vurgulama imkânı kazanmak demek</strong>” anlamına geliyor.</p>
<p>İlginç değil mi, sanki AKP’nin elini tutan varmış gibi, referandumun 82 Anayasası’nın bütünüyle değiştirilmesi için bir başlangıç olacağını, eğer ilerde AKP lütfedip yeni bir anayasa tartışmasını gündeme getirirse, solun kararlı durması gerektiğini, bunun için de solun şimdiden evet demesinin zorunluluğu olduğunu söylüyor İnsel.</p>
<p>Peki sol, darbe anayasasının değişmesi ve yerine gerçek anlamıyla eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasanın getirilmesi için mücadele ederken neden AKP iktidarını güçlendiren ve ülkeyi daha baskıcı ve gerici bir rejime dönüştüren söz konusu değişikliğe destek versin ki?</p>
<p>Kuşkusuz, İnsel gibiler açısından bu sorunun anlamlı bir yanıtı bulunmuyor. Onlar açısından önemli olan AKP’nin sonsuza kadar iktidarda kalması çünkü.</p>
<p>Başka bir liberal solcu, <strong>Fuat Keyman </strong>da, söz konusu düzenlemenin 82 Anayasası’ndan daha ileride olduğu iddiasıyla evet diyeceğini açıklıyor. Keyman diyor ki, “<strong>kişisel özgürlükler alanında yer alan değişikliklerin eksiklikleri olmakla birlikte, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısındaki değişikliklerle ilgili maddelerin sorunlarına rağmen, özellikle de Anayasa Mahkemesi’nin aldığı iptal kararlarından sonra, değişiklikler 1982 Anayasası’ndan daha ileride, daha olumlu niteliktedir</strong>.”</p>
<p>Yine ilginç bir durumla karşı karşıyayız: Kişisel özgürlükler alanında yapılan değişiklikler eksik, yargı ile ilgili yapılan düzenlemeler sorunlu ama sol yine de evet demeli!</p>
<p>Peki ama niye? Neden eksik ve sorunlu bir metne evet demeliyiz?</p>
<p>Yanıt aynı aslında: Liberal solcular açısından önemli olan vesayet rejimini yıkan ve ülkeyi demokratikleştiren “<strong>sivil ve devrimci AKP’nin</strong>” sonsuza kadar iktidarda kalması çünkü.</p>
<p>Bütün bir liberal sola sirayet eden “<strong>aşamacılık</strong>”, &#8220;<strong>yani önce kısmi düzenlemeler yapalım, sonra köklü dönüşümleri sağlarız</strong>” anlayışı, <strong>Oral Çalışlar</strong>’da da görülüyor elbette. Çalışlar’a göre, “<strong>Türkiye’deki baskıcı, anti-demokratik sistemin bugünden yarına değişmesinin, ülkemizin eşitlikler ve özgürlükler konusunda en hızlı şekilde daha normal standartlara ulaşmasının özlemini duyanları anlıyorum&#8230; Bu özlem benim içimde de var. Ancak, köklü değişimler (özellikle de bu ülkede) bir günde gerçekleşen şeyler değillerdir&#8230; Bu değişiklik paketi, belki bir sıçrama olarak tanımlanmayı hak etse de, elbette ki yeterli değil. Önümüzde daha uzun bir yol var.</strong>”</p>
<p>“<strong>Yetmez ama evet</strong>” şeklindeki slogan, İnsel, Keyman, Çalışlar gibi yazarların satırları ile daha bir berraklık kazanıyor. Bu isimler için, bir teşbihte bulunup, “<strong>statüko isimli ne olduğu belirsiz yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot’lar</strong>” desek, hem teşbihte hata yapmış hem de Don Kişot’a hakaret etmiş olacağız.</p>
<p>Çünkü Don Kişot sonsuz hayal gücü ve cesareti ile gitmişti değirmenlerin üzerine ve uzlaşmayı hep reddetmişti. Liberal sol aydınlar ise muhalifmiş gibi yapıp iktidar olmanın keyfini çıkarıyorlar. Kimileri devletin televizyonunda çocuğu ile program yapıyor, kimileri gazete ve dergi köşelerinde sol adına ahkâm kesmeye ve bir diktatörlük inşasına omuz vermeye devam ediyor.<br />
 </p>
<p><strong>Hakan Utkan<br />
Odatv.com </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/muhalifmis-gibi-yapip-iktidarin-keyfini-cikariyorlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“HAYIR”  OYU, TÜRKİYE’Yİ BATI’YA AÇIK SÖMÜRGE OLMAKTAN KORUYACAKTIR</title>
		<link>http://www.addisparta.org/%e2%80%9chayir%e2%80%9d-oyu-turkiye%e2%80%99yi-bati%e2%80%99ya-acik-somurge-olmaktan-koruyacaktir.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/%e2%80%9chayir%e2%80%9d-oyu-turkiye%e2%80%99yi-bati%e2%80%99ya-acik-somurge-olmaktan-koruyacaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 17:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2844</guid>
		<description><![CDATA[CHP YÖNETİMİNE VE TÜM YURTTAŞARA  İVEDİ ÇAĞRI:
 “HAYIR”  OYUNUN, ASIL OLARAK TÜRKİYE’Yİ BATI’YA AÇIK SÖMÜRGE OLMAKTAN VE TÜRKİYE HALKINI  KARDEŞ KAVGASINA SÜRÜKLENMEKTEN  KORUYACAĞI   VURGULANMALIDIR! 
12 Eylül’de Türk Ulusu’nun önüne getirilecek olan Anayasa Değişikliği önerisine neden “HAYIR” denmesi gerektiği, halka çok iyi anlatılmalıdır.
“HAYIR” demenin hem ulus düzeyinde, hem de birey, aile, belde .. düzeylerinde onurla, huzur,   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>CHP YÖNETİMİNE VE TÜM YURTTAŞARA  İVEDİ ÇAĞRI:</strong></p>
<p><strong> “HAYIR”  OYUNUN, ASIL OLARAK TÜRKİYE’Yİ BATI’YA AÇIK SÖMÜRGE OLMAKTAN VE <span style="color: #800000;">TÜRKİYE HALKINI  KARDEŞ KAVGASINA SÜRÜKLENMEKTEN  KORUYACAĞI   VURGULANMALIDIR! </span></strong></p>
<p>12 Eylül’de Türk Ulusu’nun önüne getirilecek olan Anayasa Değişikliği önerisine neden “HAYIR” denmesi gerektiği, halka çok iyi anlatılmalıdır.</p>
<p>“HAYIR” demenin hem ulus düzeyinde, hem de birey, aile, belde .. düzeylerinde onurla, huzur,   kardeşlik  ve güvenlik içinde  yaşayabilmemiz için neden zorunlu olduğu,     tüm seçmenlerin     bilinçlerinde, ruhlarında geniş yer tutacak bir açıklıkla anlatılmalıdır.<span id="more-2844"></span></p>
<p>Bu açıdan bakılınca, yargıyı  hükümet güdümüne sokan  bu anayasa değişikliğine “HAYIR” demenin asıl gerekçesi,   “Recep Bey  ve  öteki AKP yönetici  takımını     haklarındaki    ağır suç davalarından dolayı Yüce Divan’a gitmekten korumakta oluşuna” indirgenmemelidir.</p>
<p>Hatta Anayasa değişikliği önerisinde “İşçinin, çiftçinin, emeklinin, gençlerin, öğretmenlerin &#8230;sorunlarına çözüm bulunmayışı”  da HAYIR denmesi için öncelikli  gerekçe yapılmamalıdır.</p>
<p>CHP, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugüne değin ulusa yaptığı  açıklamalarda kanımca bu öncelik sırası   gereken yeri bulmamış  görünüyor.</p>
<p>Oysa HAYIR demenin asıl gerekçesi  olarak her şeyden daha önce ve daha ağırlıkla işlenmesi gerekli <strong>iki ana  konu </strong>vardır<strong>: </strong></p>
<p><strong>1) Anayasa değişikliği ile Adalet Kurumunun hükümetin boyunduruğu altına sokulmasının, ABD ve AB güdümlü olup  AKP Genel Başkanının eşbaşkanlığını yaptığı Büyük   Projesi içinde    bir yandan tümüyle Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp ortadan kaldıracağı, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus, yurt, hukuk temellerini dinamitleyerek Lozan yerine Sevr’i getirmeye yönelik  anayasal hainliklerin kapısını,  böylece   toplumu  iç savaş ortamına   sürüklemenin yolunu açacağı ulusa açıkça anlatılmalıdır.</strong></p>
<p><strong> “Habur rezaleti”</strong>nin beceriksizlik  ürünü olmadığı, tam tersine ABD ve AB’nin Atatürk Türkiye’sini yıkma projesine AKP’nin de “eşbaşkan” olarak katıldığının   bir işareti  olarak düzenlendiği belirtilmelidir.</p>
<p>Ve bu anayasa değişikliği ile bağımsız yargı   engeli kaldırılacak  olursa, o zaman   “Habur”un   Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkma, ulusu bölüp biribirine kırdırma, Anadolu’yu binlerce yıldır kardeşçe yurt edinen insanların yurdu olmaktan  çıkarma   hainlikeri   için “Milat”  olarak düzenlendiğinin görüleceği, tüm yurttaşların bilgi ve bilincine ulaştırılmalıdır.</p>
<p><strong> “Dubai rezaleti” </strong>de öncelikle  bu tehlike açısından söz konusu edilmelidir.</p>
<p><strong>2) </strong> <strong>Bu anayasa değişikliği önerisiyle yargıç, savcı ve yargı  polisi    iktidar  partisinin memuruna dönüştürüleceği için, yalnız siyasal yaşamda, örneğin partiler arası çekişmelerde değil,  tüm yurttaşlar arasındaki  alacak-verecek,  evsahibi – kiracı, işçi – işveren, .tarla – tapan &#8230; gibi günlük yaşam  anlaşmazlakılarında da  yurttaşların  “güdümlü yargıya” güvenleri kalamayacağı için, yurdumuzda  iç barış korkunç boyutlarda sarsılabilecek, insanlar “kendi  hakkını kendisi almak” gibi  bir anarşi ortamına sürüklenebileceklerdir.</strong></p>
<p>İşte Anayasa Değişikliği halkoylamasında “HAYIR” oyu kullanmanın en başta vurgulanması, en çok işlenmesi gereken ikinci ana gerekçesi bu olmalıdır.</p>
<p>Ancak bu iki ana konu bağlamında olmak  üzere, “dokunulmazlıkar, Yüce Divan’dan kaçma hazırlıkları, işçinin, köylünün, kadının, gencin, &#8230; ağır sorunlarının yüzüstü bıraklıdığı” gerekçelerine  de yer verilmelidir.</p>
<p>Halkoylamasına 40 gün kadar kaldığı şu günden başlayarak başta CHP olmak üzere “HAYIR” sonucunun çıkmasını isteyen tüm kurum ve kesimler ve bireyler olarak tüm yurttaşlar, bu öncelik sırasına tam anlamıyla özen göstermelidirler.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özer OZANKAYA</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/%e2%80%9chayir%e2%80%9d-oyu-turkiye%e2%80%99yi-bati%e2%80%99ya-acik-somurge-olmaktan-koruyacaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kamu yararına dernek&#8221; olmak, yapıp edeceklerinin &#8220;iktidar tarafından vesayet altına alınması&#8221; demek değildir.</title>
		<link>http://www.addisparta.org/kamu-yararina-dernek-olmak-yapip-edeceklerinin-iktidar-tarafindan-vesayet-altina-alinmasi-demek-degildir.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/kamu-yararina-dernek-olmak-yapip-edeceklerinin-iktidar-tarafindan-vesayet-altina-alinmasi-demek-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 07:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2841</guid>
		<description><![CDATA[ADD Genel Başkanlığı&#8217;na,
     12 Eylül 2010&#8242;da yapılacak Anayasa değişiklikleri referandumunda ADD&#8217;nin kurumsal olarak
bir tutum benimseyememesi ve eylemli girişim içinde olamaması kabul edilemez.
     ADD kurucularından Sn. Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ&#8217;ın itirazına büyük ölçüde katılmaktayım.
     &#8220;Kamu yararına dernek&#8221; olmak, yapıp edeceklerinin &#8220;iktidar tarafından vesayet altına alınması&#8221; demek değildir.
     Dernekler Yasası ve demokratik özgürlükler kapsamında, iktidarın kimi uygulamalarının -örneğimizde Anayasa değişikliklerinin- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ADD Genel Başkanlığı&#8217;na,</strong></p>
<p>     12 Eylül 2010&#8242;da yapılacak Anayasa değişiklikleri referandumunda ADD&#8217;nin kurumsal olarak<br />
bir tutum benimseyememesi ve eylemli girişim içinde olamaması kabul edilemez.</p>
<p>     ADD kurucularından Sn. Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ&#8217;ın itirazına büyük ölçüde katılmaktayım.</p>
<p>     &#8220;Kamu yararına dernek&#8221; olmak, yapıp edeceklerinin &#8220;<em>iktidar tarafından vesayet altına alınması</em>&#8221; demek değildir.<br />
     Dernekler Yasası ve demokratik özgürlükler kapsamında, iktidarın kimi uygulamalarının -örneğimizde Anayasa değişikliklerinin- kamu yararına olmadığını söyleyerek halkı uyarması tam da kamu yararına hizmet demek olabilir.</p>
<p>     İktidarların her yaptıklarının kamu yararına olduğunu varsaymak, ancak totaliter rejimlerde, faşizmde, teokrasilerde olabilir.<span id="more-2841"></span></p>
<p>     1982 Anayasası&#8217;nın &#8220;A. Dernek kurma hürriyeti&#8221; yan başlığı altındaki maddesi aşağıdadır :</p>
<p>     MADDE 33. – (Değişik: 23.7.1995-4121/2 md.; 3.10.2001-4709/12 md.)</p>
<p>     &#8230;&#8230;</p>
<p> <em>     Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık<br />
ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.</em></p>
<p>     &#8230;. </p>
<p>     Dernek kurma özgürlüğünü sınırlama gerekçeleri Anayasada bellidir. Bu sınırlar aynı zamanda derneklerin etkinliklerinin de anayasal çerçevesidir. Md. 33&#8242;te yazılan gerekçeler dışında dernek etkinlikerinin sınırlandırılmış olduğu yorumu yapılamaz. &#8220;Kamu yararına dernek olma statüsü&#8221;, anayasal özgürlük kapsamında etkinlikler yerine getirilirken kamunun engeliyle değil, kamunun koruması ile buluşmak demektir.       <br />
     298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında yasanın ADD Genel Merkezince gerekçe gösterilen ilgili 62. maddesinin, Dernek kurma ve bu çatı altında çalışma özgürlüğü sağlayan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler karşısında geçerliği yoktur. Anayasanın 90. md. si son fıkrası bağlamında dernek kurma ve örgütlenme özgürlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri bağlamında, AB&#8217;ye uyum süreçlerinde TBMM tarafından usulüne uygun olarak <em>(bir yasa ile)</em> benimsenen <strong>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi</strong> (<strong>Madde 3 : <em>Serbest seçim hakkı: </em></strong><em>Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde </em><strong><span style="text-decoration: underline;">halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak</span></strong><em> koşullar içinde &#8230; yapmayı yükümlenirler.</em>) ve AİHM’nin yargı yetkisini tanıyan pek çok düzenleme ile üstün iç hukuk normu olmuşlardır. Kuşku yok, referandum da seçimlerle aynı kapsamdadır.<br />
     Adı geçen <span style="text-decoration: underline;">298 sayılı yasanın 62. maddesi, bu bağlamda uygulanma geçerliğini yitirmiştir</span>. Bilindiği gibi<br />
bu sözleşme ve anlaşmaların anayasaya aykırılığı bile, yine Anayasa md. 90/son fıkra uyarınca ileri sürülemez.     Örnekleri ortadadır : Bırakalım son derece dolaylı ve zayıf bir kamusal bağlantı olana &#8220;kamu yararına dernek&#8221; statüsünü; kamu kurumlarının doğrudan kendileri son derece kritik anayasa değişiklikleri referandumunda<br />
aktif taraf olmuşlardır. HSYK, Yargıtay, Danıştay orta yerdedir. Ayrıca, &#8220;kamu yararına dernek&#8221; olma statüsünün çok daha ötesinde olan, Anayasanın 135. maddesinde tanımlanan &#8220;<strong><em>kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu</em></strong>&#8221; olan Barolar, TMMOB, TTB (Türk Tabipleri Birliği) özgürce karşıt girişimlerini sürdürmektedir.<br />
İstanbul Barosu neredeyse öncü durumdadır. Sendikalar da öyle..</p>
<p>     Dolayısıyla ADD, çok kritik konjonktürde mevzuatın eski ve geçersiz kimi hükümlerini öne çıkararak<br />
daraltıcı yorumlarla kendi elini kolunu bağlamak yerine; genişletici-özgürleştirici yorumlarla cesaretle,<br />
ülkenin çok zor bir dönemecinde AYDINLATILMASI için durumdan görev çıkaran yürekli bir çizgide olmalıdır.<br />
Tüzüğümüz, bu savaşımı sürdürmemizi hem normatif olarak olanaklı kılmakta hem de kurucularımızın, şehitlerimizin aziz anıları bağlamında tarihsel olarak, <strong><em>meşru zorunluluklarla</em></strong> bizi bağlamaktadır.<br />
     Konunun bir kez daha özenle gözden geçirilmesini ve gereğini saygı ile dilerim. 26 Temmuz 2010.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet SALTIK</strong><br />
ADD Genel Başkan Eski Yardımcısı<br />
<strong><em><a href="http://www.ahmetsaltik.com/">www.ahmetsaltik.com</a></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/kamu-yararina-dernek-olmak-yapip-edeceklerinin-iktidar-tarafindan-vesayet-altina-alinmasi-demek-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYEDE DARBELERİN KAYNAĞI 35. MADDE DEĞİL, NATO’DUR.</title>
		<link>http://www.addisparta.org/turkiyede-darbelerin-kaynagi-35-madde-degil-nato%e2%80%99dur.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/turkiyede-darbelerin-kaynagi-35-madde-degil-nato%e2%80%99dur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 09:59:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2836</guid>
		<description><![CDATA[Sayı:2010/4I
Konu “Darbelerin kaynağı 35. madde değil, NATO’dur”            25 Temmuz 2010
          BASIN AÇIKLAMASI
   TÜRKİYEDE DARBELERİN KAYNAĞI 35. MADDE DEĞİL, NATO’DUR. 
 Cumhuriyet rejimini yargıyı kullanarak dönüştürecek, Yargı bağımsızlığını yok edip yargının bir siyasal parti tarafından ele geçirilmesine olanak hazırlayacak olan “Anayasa Değişikliği” paketinin “Halkoyuna” sunulması tartışmalarının alevlendiği bir süreçte  “TSK iç hizmet kanununun 35. Maddesinin” kaldırması tartışmalarının gündeme taşınması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sayı:2010/4I</strong></p>
<p><strong>Konu</strong> “Darbelerin kaynağı 35. madde değil, NATO’dur<strong>”            25 Temmuz 2010</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>          </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">BASIN AÇIKLAMASI</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>  </strong><strong><em>TÜRKİYEDE DARBELERİN KAYNAĞI 35. MADDE DEĞİL, NATO’DUR. </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Cumhuriyet rejimini yargıyı kullanarak dönüştürecek, Yargı bağımsızlığını yok edip yargının bir siyasal parti tarafından ele geçirilmesine olanak hazırlayacak olan “Anayasa Değişikliği” paketinin “Halkoyuna” sunulması tartışmalarının alevlendiği bir süreçte  “<strong>TSK iç hizmet kanununun 35. Maddesinin”</strong> kaldırması tartışmalarının gündeme taşınması Türkiye üzerinde oynanan emperyalist planların bir parçasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">TSK’nın görevini “<strong><em><span style="text-decoration: underline;">Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” </span></em></strong>Diye tanımlayan 35. Madde, darbe yapmayı meşru gösteren bir madde değil, tam tersine dışarıdan ve içeriden gelebilecek her türlü tehdit, tehlike ve darbeye karşı Cumhuriyeti ve vatanı savunma görevidir.<span id="more-2836"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de <strong><em>12 Martın, 12 Eylül ün, 28 Şubatın, e- muhtır</em>a’</strong>nın kaynağı ABD&#8217;nin çıkarları doğrultusunda kararlar alan, ABD’nin kirli eli “NATO” dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Soğuk Savaş döneminde Amerika tarafından Sovyet tehlikesine karşı kullanılan TSK, Sovyetler Birliğinin dağılması, Komünizm tehlikesinin ortadan kalkmasıyla ABD’ye <span style="text-decoration: underline;">karşı tavır</span> almaya başladı. PKK ile mücadele, <span style="text-decoration: underline;">TSK’nın siyasi düşüncesini</span> değiştirdi ve eski müttefiki ABD’yi <span style="text-decoration: underline;">sorgular</span> konuma getirdi. Bu nedenledir ki TSK içindeki anti-Amerikancı tepki ve değişim, Ergenekon operasyonlarına, özellikle üst rütbeli subaylara yönelik yapılan operasyonlara neden olmuştur.  </p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin topraklarında NATO üssü bulundurması <strong>&#8220;yurtta barış ve dünyada barış&#8221;</strong>ın önündeki en büyük engeldir. Dünya barışının en tehlikeli düşmanı olan NATO Filistin Meselesi’nde de İsrail&#8217;in yanında yer almıştır. NATO aldığı kararlarla ABD&#8217;nin dış politikada ki uygulamalarını hep meşruiyet zeminine çeken roller üslenmiştir. Irak konusunda, Yugoslavya&#8217;nın parçalanmasında, Afganistan&#8217;da hep bu rolü oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, NATO&#8217;nun savaş üssü olmaktan bir an önce kendisini kurtarmalıdır.<br />
Batı güdümünden kurtulmanın, <strong><em><span style="text-decoration: underline;">darbelerin önüne geçmenin</span></em></strong> tek yolu 35. Maddeyi kaldırmak değil NATO&#8217;dan çıkmaktır. ABD güdümündeki NATO&#8217;dan derhal çıkılmalıdır. Irak, Afganistan, Filistin, Yugoslavya hep NATO&#8217;nun kurbanı olan ülkelerdir. Sıra Türkiye&#8217;ye gelmeden önce, NATO ülkemizden defedilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">35. Maddeyi kaldırma pazarlığı yapan tüm siyasi partilere çağrı yapıyoruz. Eğer ulus ve ülke çıkarları konusunda samimi iseniz ve yüreğiniz yetiyorsa, cumhuriyet rejiminin değişip dönüştürülmesine karşı iktidarın önünde tek engel olarak gördüğü  TSK ile uğraşmayı bırakın,  tehdidin asıl kaynağı olan NATO dan çıkmak için çaba gösterin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YÖNETİM KURULU ADINA:                                                              MAHMUT ÖZYÜREK</strong></p>
<p><strong>                                                                                                     ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI</strong></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/turkiyede-darbelerin-kaynagi-35-madde-degil-nato%e2%80%99dur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEVR’DEN LOZAN’A -LOZAN’DAN SEVR’E HEDEF AMASYA!</title>
		<link>http://www.addisparta.org/sevr%e2%80%99den-lozan%e2%80%99a-lozan%e2%80%99dan-sevr%e2%80%99e-hedef-amasya.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/sevr%e2%80%99den-lozan%e2%80%99a-lozan%e2%80%99dan-sevr%e2%80%99e-hedef-amasya.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 21:18:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/sevr%e2%80%99den-lozan%e2%80%99a-lozan%e2%80%99dan-sevr%e2%80%99e-hedef-amasya.html</guid>
		<description><![CDATA[                  O zaman çalıştığımız televizyon kanalında Attila ağabey (İlhan) danışman olarak bulunuyor ve her Salı ve Perşembe öğleden sonra, odası onu dinlemek isteyenlerle dolup taşıyor. Nadiren onu yalnız yakalıyordum. 2003. Bir yaz günü. Bana Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan Barış Anlaşmasında içini dağlayan maddelerden sözediyor.
‘Gençler bilmiyor!’ diyor. ‘Lozan’dan sonra 13 yıl boyunca, Mustafa Kemal Paşa, batılıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                  <a href="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/bamisir.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2833" title="bamisir" src="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/bamisir-150x150.jpg" alt="" width="108" height="107" /></a>O zaman çalıştığımız televizyon kanalında Attila ağabey (İlhan) danışman olarak bulunuyor ve her Salı ve Perşembe öğleden sonra, odası onu dinlemek isteyenlerle dolup taşıyor. Nadiren onu yalnız yakalıyordum. 2003. Bir yaz günü. Bana Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan Barış Anlaşmasında içini dağlayan maddelerden sözediyor.</p>
<p><strong>‘Gençler bilmiyor!’ diyor. ‘Lozan’dan sonra 13 yıl boyunca, Mustafa Kemal Paşa, batılıları Boğazlar sorunu için karşısına oturtmaya çalıştı. Lozan anlaşması, yedi düvele karşı büyük bir başarıydı. Ama Türk boğazları, Çanakkale, Karadeniz ve Marmara denizi, ‘Boğazlar komisyonu’ adı altında Türk ve yabancılardan oluşan bir komisyonun denetimine bırakılmıştı.. Ege adaları Türk hakimiyeti dışında kalmıştı. Bu onun içini dağlıyordu.’</strong></p>
<p>Yıl 1923. Yepyeni bir cumhuriyet, içte ve dışta düşmanlarla çevrili. Yeni cumhuriyeti göçertmek için türlü plan yapılıyor. Batı kurtuluş savaşının rövanşı için sinsi sinsi bekliyor.<span id="more-2834"></span></p>
<p>Lozan konferansında batılı devletler türlü ayak oyunları deniyorlar. Sonunda Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir ülke olarak tanınıyor. Atatürk Lozan’ı ‘tarihte emsali olmayan bir siyasi zafer’ olarak niteliyor. Ama 1936’ya yani Montrö’ye kadar, Mustafa Kemal Paşanın içine sindiremediği ‘derhal kalkmalı’ dediği kayıtlar kağıt üstünde kalıyor.</p>
<p>Montrö anlaşması ile Lozan’da eksik kalanların tamamlandığını, Türk boğazlarının egemenlik haklarının nasıl bir mücadele sonucu geri alındığını anlatıyor ve <strong>‘Mustafa Kemal zamanında Türkiye haklarını savunan, Müdafaa-i Hukukçu bir Türkiye idi!’</strong> diyor.</p>
<p>Batı desteği ile çıkarılan isyanlar birbirini takip ediyor, bunlarla baş ediliyordu. Boğazlar yabancı denetimden kurtarılıyor</p>
<p>Ve ölümünden sadece 9 yıl sonra ‘tam bağımsız, Müdafaa-i hukukçu Türkiye’ ‘Yeni Tanzimatçı Türkiye’ye dönüşüyor.</p>
<p><strong>‘Yeni Tanzimatçı Türkiye!’</strong></p>
<p>1947’de yapılan ABD yardımı ile Türkiye, yargı, ekonomi, politika, eğitim, savunma konularında Amerika’ya bağlanıyor. İnönü dönemi böyle sonlanıyor. Menderes döneminde Türkiye NATO’ya giriyor. Girişinin 7. ayında İzmir&#8217;de müttefik kara kuvvetleri karargahı kuruluyor. .</p>
<p>1954’de NATO’nun Türkiye topraklarında askeri tesisler ve üstler kurması ve askeri personel bulundurulması kabul ediliyor!</p>
<p>Yedi Düvel’e meydan okunan Lozan Barış Anlaşması, bugün hala ABD tarafından kabul edilmiyor. Kabul etmiş görünenler de hem içte hem dışta, aslında SEVR’e bağlı olduklarını her fırsatta ilan ediyor. Parçalanmış bir Türkiye özlemlerini, demokrasi kılıfına sarıp kafamıza indiriyor.</p>
<p>1923&#8242;de Lozan’la bağımsızlığını ve özgürlüğünü cümle aleme ilan eden , 1936’da Montreux ile Bogazlarda yabancı denetimine son veren bir Türkiye, ‘tanzimat kafalı’ yöneticiler eliyle vatan topraklarını, bir zamanlar savaştığı batılı ülkelerin emrine tahsis ediyor! Ve her gelen yönetim açılan yolda hızla yürüyor. Türkiye’nin hukukunu savunmak bir yana, Türkiye’yi hukuk’tan temizlemek için elinden geleni yapıyor.</p>
<p>Lozan’ın 87., Montrö’nün 74. yıldönümünde, Mustafa Kemal’in ordusuna karşı en büyük saldırıya tanık olduğumuz bugünlerde, milletçe, onun sözlerine ve çözüm önerilerine kulak vermeliyiz. O dahice çarelerini sadece yaşadığı gün için değil, çok sonrası için de formüle etmişti.1920’de durumu söyle saptıyordu:</p>
<p><strong>‘…..Batılı devletler, bazı makamların kesin teslimiyet taraftarlıklarından istifade ederek çalışmaktadırlar.’</p>
<p>‘Batılı devletler, ancak, zayıf ve kararsız hükümetler sayesinde amaçları doğrultusunda ilerleyecekler, zayıf ve kararsız hükümetler, dış baskılara boyun eğerek, iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı surette korku ve endişe içinde tutarak, resmi ya da gayrı resmi kararların alınmasına engel olacaklardır.’</strong><br />
Ocak 1920’de bugünü tarif ediyordu!</p>
<p>Düşman devletlerin özellikle İstanbul’da, işbirlikçi zevat vasıtasıyla, yanlış telkinlerle halkın yönlendireceğini, Türkiye’nin içerden kuşatılacağını ve son aşamada, milli güçlerin geniş çapta tutuklamalara uğrayacağını, susturulacaklarını ve ‘idam hükmü taşıyan barış şartlarının tebliğ edileceğini’ söylemişti.</p>
<p><strong>Milli güçler ve Milli irade</strong></p>
<p>İşte bu koşullarda halkın örgütlenmesi, makus talihine karşı ‘yeter’ demesi için harekete geçilmişti:</p>
<p>Hareketin ilkeleri, 6 ay önce, Haziran 1919’da Amasya genelgesinde kağıda dökülmüştü:</p>
<p><strong>1-</strong><strong> Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.</p>
<p>2- İstanbul&#8217;daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.</p>
<p>3- Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.</p>
<p>4- Ulusun durumunu ve davranışını gözönünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.</p>
<p>5- Anadolu&#8217;nun her yönden en giivenli yeri olan Sivas&#8217;ta ulusal bir kongrenin tezelden toplanması kararlaştırılmıştır.</p>
<p>6- Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.</p>
<p>7- Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.</strong><br />
Böylece ‘&#8221;Ulusal Mücadele&#8221; nin işaret fişeği çakılmıştır.</p>
<p>3 ay sonra, Eylül 1919’da Sivas Kongresi toplanmış, milli güçler ve milli iradenin hakim kılınacağı ilan edilmiştir.Manda ve himayenin kabul olunamayacağı tüm dünyaya ilan edilmiş, Millî kurtuluş hareketinin parolası belirlenmiştir: <strong>&#8220;Ya istiklal ya ölüm!&#8221;</strong></p>
<p>Millî vicdandan doğan cemiyetler <strong>&#8220;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;</strong> adı altında birleştirilmiştir.Anadolu İhtilalinin ilk gazetesi <strong>&#8220;İrade-i Milliye&#8221;</strong> Sivas&#8217;ta yayına başlamıştır.</p>
<p>Tüm bunların ortasında <strong>&#8220;Ya başaramazsanız?&#8221;</strong> diye soran Amerikalı gazeteciye, M. Kemal Paşa şu yanıtı vermiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını sağlamak için, düşünce sınırlarını aşan girişimler ve fedakarlıklarda bulunduktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olmazsa demek, o ulusun ölmüş olacağına karar vermek demektir.&#8221;</strong><br />
Sevr’den Lozan’a ve Montrö’ye giden yol, bu milletin büyük sabrı, sağduyusu ve dayanma gücüyle döşelidir. Bugün Lozan’dan Montrö’den, Sevr’e dönüş dayatması varsa yol haritası bellidir.</p>
<p><strong><em>(ADD yetkililerine selamlarımla!)</em></strong> <sup>*</sup></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/sevr%e2%80%99den-lozan%e2%80%99a-lozan%e2%80%99dan-sevr%e2%80%99e-hedef-amasya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LOZAN ANTLAŞMASININ 87. YILI   ORTAK BASIN AÇIKLAMASI</title>
		<link>http://www.addisparta.org/lozan-antlasmasinin-87-yili-ortak-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/lozan-antlasmasinin-87-yili-ortak-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 09:09:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2829</guid>
		<description><![CDATA[ “ISPARTA ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ“ LOZAN ANTLAŞMASININ 87. YILI   
ORTAK BASIN AÇIKLAMASI
24 Temmuz 1923 &#8216;te imzalanmış olan Lozan Antlaşması Türk ulusunun varlığının, çetin bir kurtuluş savaşı sonunda saldırgan, yayılmacı batı tarafından tanındığı, aynı zamanda tüm mazlum milletlerin kurtuluşu yönünde atılmış ilk ve önemli bir adımdır. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ölüm fermanı Sevr, doğum belgesi ise Lozan&#8217;dır. Lozan&#8217;da Türkiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<pre><strong> “ISPARTA ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ“ </strong><strong>LOZAN ANTLAŞMASININ 87. YILI   </strong></pre>
<pre><strong>ORTAK BASIN AÇIKLAMASI</strong></pre>
<p>24 Temmuz 1923 &#8216;te imzalanmış olan Lozan Antlaşması Türk ulusunun varlığının, çetin bir kurtuluş savaşı sonunda saldırgan, yayılmacı batı tarafından tanındığı, aynı zamanda tüm mazlum milletlerin kurtuluşu yönünde atılmış ilk ve önemli bir adımdır. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ölüm fermanı Sevr, doğum belgesi ise Lozan&#8217;dır. Lozan&#8217;da Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin sınırları belirlenmekle kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin toplumsal yapısı da antlaşmaya bağlanmıştır. Bu nedenledir ki Lozan Türkiye&#8217;nin tapu senedidir.<span id="more-2829"></span></p>
<p>Lozan Antlaşması &#8216;na, soylu Türk ulusunun bağımsızlığını savunma iradesini, azim ve kararlı direnişini yenemedikleri için <em>&#8220;olur&#8221; </em>diyen Batı, bugün <em>&#8220;küreselleşme&#8221; </em>adı altında, Lozan ve onunla birlikte Türkiye Cumhuriyeti küresel saldırıların hedefi haline getirilmiş bulunuyor.</p>
<p>Türkiye Lozan dan 87 yıl sonra <span style="text-decoration: underline;">&#8220;Güncelleştirilmiş Sevr Dayatması&#8221; </span>ile karşı karşıyadır.</p>
<p>       İçinde bulunduğumuz süreçte “Lozan Barış Antlaşması”nın 87. yıl dönümü kutlamalarının anlamı ve önemi artmıştır. Lozan görüşmelerinde doğrudan karşımızda olan taraflar, bu gün karşımızdakilerin yanına eklemlenen “içimizdeki”lerle bağımsızlığımıza ve toprak bütünlüğümüze saldırmaktadırlar. Lozan görüşmeleri sırasında kabul ettiremediklerini, uzunca bir süredir AB uyum yasaları, tek taraflı ikili anlaşmalarla tek tek kabul ettirdiler. Bağımsızlığımızı yitirdik. Toprak bütünlüğümüz tartışılmakta. Açılımlar adı altında etnik ve dinsel ayrımcılık körükleniyor. Yer altı ve yerüstü kaynaklarımızda uzunca süreden beri söz hakkımız kalmadı. Küresel sermayenin dayattıkları bir bir yerine getirilmekte. Özelleştirmeler, işbirlikçi sermayenin insafına bırakılmış piyasa, işçinin, memurun emeğinin katmerleşerek sömürülmesi. Sağlıkta yürütülen tekelleşme ve yabancılaşma politikaları; sağlık emekçileri üzerinde artan baskılar&#8230; Son olarak gündeme getirilen Anayasa değişikliği ile bu sürece meşruiyet kazandırılmak isteniyor. Fiilen uygulamada olan rejime kılıf hazırlanıyor.</p>
<p>Lozan; Emperyalist ülkeler karşısında verilen Kurtuluş Savaşından sonra eşit koşulları sağlayarak tam bağımsızlığını kazanmak için, gerçekten akıllara durgunluk veren büyük bir tarihsel başarıdır. Bu onurlu mücadelenin kazanımlarıyla gerçekleşen ve Lozan&#8217; ı yücelten Cumhuriyet&#8217;imizin 87. kuruluş yılına geldik. Tüm emperyalist ülkeler, Türkiye&#8217;nin &#8220;Ulusal Egemenlik&#8221; konusunda gösterdiği bu dik duruşu, Lozan Antlaşması&#8217;nı imzaladıkları günden beri içlerine sindirememişlerdir.</p>
<p>Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin tam bağımsızlığı ve ulusal bütünlüğü dünyaya kabul ettirildi. Ne yazık ki bu gün emperyalistler, hazırlanan anayasa taslağı ile bağımsızlığımız ve ulusal bütünlüğümüzü elimizden almaya çalışıyorlar. Üstelik bunu “referandum” oyunuyla Türk ulusunun kendi bağımsızlıklarından, ulusal bütünlüklerinden vazgeçmelerini isteyerek gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Uzun süreden beri Adalet Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından Anayasa reformu adı altında sürdürülen ve Türk yargı sistemini altüst eden çalışmaların sonunda gündeme getirilen anayasa değişikliğinin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasası olmaktan çok uzak, iktidarı ele geçiren çevrenin anayasası(!) gerçeğinin üzerine “milli birlik projesi” yaftasını geçirerek yapıyorlar. Dün Lozan’da oyuna getiremedikleri Türk ulusunu bu gün işbirlikçileri aracılığıyla oyunun eşiğine kadar getirmiş görünüyorlar.</p>
<p> 12 Eylül de yapılacak Referandum da; Lozan Barış Antlaşması sürecinde sahip olduğumuz ruha, Top yekun ayağa kalkmaya, oynanan oyunu azim ve kararlılıkla bozmaya, tam bağımsızlığımızı yeniden kazanmaya gereksinimimiz var.</p>
<p>Üzerimizde oynanan oyunları yine boşa çıkaracağız.  Lozan&#8217; a, Atatürk İlke ve devrimlerine sahip çıkmak için;  Atalarımızdan devir aldığımız Cumhuriyete ve kazanımlarına var gücümüzle sahip çıkmak, emperyalistlerin topraklarımız üzerindeki planlarını bozmak için top yekûn mücadele zamanıdır. Özelleştirme adı altında AB ye  girme sevdası ile uygulanan tüm dayatmalara ve yok edilişe dur demek için geçmişte olduğu gibi  bu gün de birlik olma zamanıdır.</p>
<p><strong>Lozan Antlaşmasının Türkiye Cumhuriyetinin temeli olduğu gerçeğinden hareketle, ömürlerini bu ülke ve bu ulus için engin hizmetlerle geçiren; büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk </strong><strong>ile </strong><strong>gerçek devlet adamı İsmet İnönü&#8217;nün saygın anılarında, Anadolu İhtilal inin adı sanı bilinmez kahramanlarını, bu gün vatan savunması yolunda şehit düşen askerlerimizi saygı ile anarak sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. </strong><strong>24.Temmuz 2010 </strong></p>
<pre><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;">“ISPARTA ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ“</span></strong></pre>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="360" valign="top">
<ol>
<li>Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesi</li>
<li>Cumhuriyet Halk Partisi Isparta İl Örgütü</li>
<li>CUMOK Isparta Temsilciliği</li>
<li>Demokratik Sol Parti  Isparta İl Örgütü</li>
<li>Eğitim- İş Isparta Şubesi</li>
<li>Alevi Kültür Derneği Isparta Şubesi</li>
</ol>
<p> </td>
<td width="360" valign="top">
<ol>
<li>İşçi Partisi Isparta İl Örgütü</li>
<li>Tüm Gençlik Birliği Isparta Şubesi</li>
<li>Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği Isparta Şubesi</li>
</ol>
<p>10.  Türkiyem Topluluğu Isparta Temsilciliği</p>
<p>11.  Y.Kuşak Köy Enst. Dern. Isparta Şubesi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/lozan-antlasmasinin-87-yili-ortak-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ULUSLARARASI LOZAN BARIŞ ANDLAŞMASININ KÜRESEL  BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN KALICI DEĞERİ</title>
		<link>http://www.addisparta.org/uluslararasi-lozan-baris-andlasmasinin-kuresel-baris-ve-demokrasi-icin-kalici-degeri.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/uluslararasi-lozan-baris-andlasmasinin-kuresel-baris-ve-demokrasi-icin-kalici-degeri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 12:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlardan Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2825</guid>
		<description><![CDATA[Sömürgeci Saldırıyı Yenilgiye Uğratmanın Altın Anahtarı
    23 ve 24 Temmuz, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinde biri ötekinin temellerini atan iki önemli ulusal atılımın yıldönümüdür: 23 Temmuz 1919 günü, Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırıp Orta-Doğu’yu sömürgeleştirmeyi amaçlayan Siyaset Batısı’nın,     1000  yıllık Türk yurdu Anadolu’yu Türksüzleştirmek üzere  giriştiği işgallere karşı Türk ulusunun, insanlığın yetiştirdiği iki ya da üç dâhi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sömürgeci Saldırıyı Yenilgiye Uğratmanın Altın Anahtarı</p>
<p>    2<strong>3 ve 24 Temmuz, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinde biri ötekinin temellerini atan iki önemli ulusal atılımın yıldönümüdür: 23 Temmuz 1919 günü, Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırıp Orta-Doğu’yu sömürgeleştirmeyi amaçlayan Siyaset Batısı’nın,     1000  yıllık Türk yurdu Anadolu’yu Türksüzleştirmek üzere  giriştiği işgallere karşı Türk ulusunun, insanlığın yetiştirdiği iki ya da üç dâhi önderden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde  ayaklanışını simgeleyen Erzurum Kongresi toplanmıştır. <span id="more-2825"></span></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>24 Temmuz 1923’te ise, bu ulusal  ayaklanmanın     sömürgeci saldırıları dize getirişini   İsmet İnönü Başkanlığındaki Türk Barış Kurulu’nun üstün yönetiminde  dünyaya ilan eden   Uluslararası Lozan Barış Andlaşması imzalanmıştır. </strong></p>
<p> Erzurum Kongresi’yle yürütülmeye başlanan, Lozan Andlaşması’yla da zafere ulaştırılan strateji, demokrasi ve barış alanlarında tüm uygar insanlığa yol gösterici değerdedir. Çünkü hem   askeri alanda sömürgeci saldırıların ancak ulusun gerçek temsilcisi olan ve her eyleminin ona hesabını veren bir yönetimle (terörizmle değil!) dize getirilebiliceğini göstermiştir; hem de gerçek kurtuluşun doğru anlamı olarak bir ulusun bir daha  sömürgeci saldırısına uğramamasının, yani bir daha kurtulmak zorunluluğuyla yüzyüze gelmemesinin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel  gereklerini   ortaya koymuştur:</p>
<p>  <strong>“Hiçbir yabancı gücün ne boyunduruğu ne de koruması kabul edilemez. Ulusal sınırlar içinde  yurt bir bütündür; hiçbir parçası koparılamaz. Bu  amaçlar, ancak ulusun gücüne dayanılarak ve ulusun istenci egemen kılınarak sağlanabilir.”</strong></p>
<p> Sömürgeciliğin ve terörizmin küresel boyutta dizginlerini kopardığı  günümüz dünya koşullarında, ulusal ve uluslararası boyutlarıyla örnek alınacak değerde tam   bir demokrasi kültürü girişimi!</p>
<p> Stratejinin mimarı Mustafa Kemal Atatürk,  tüm eylemi için benimsediği ve silah ve demokratik devrim arkadaşı İsmet İnönü’nün  usta yönetiminde  uygulattığı  ilkeyi şöyle anlatmıştır:</p>
<p> “Ben en iyi siyasetin, her türlü anlamıyla en  çok (azami, Ö.O.) güçlü olmakta bulunduğunu kabul ederim. En çok güçlü olmak deyiminden anladığım, yalnız silah gücü olduğunu sanmayınız. Tersine, bu bence güç toplamını oluşturan  etkinliklerin en sonunda yer alır. Bence en çok güçlü olmak, bilim, teknik ve ahlak bakımlarından güçlü olmaktır. Çünkü bu saydığım değerlerden yoksun bir ulusun bütün bireylerinin en son silahlarla donatıldığını tasarlasak bile, güçlü olduğunu kabul etmek doğru olmaz. Bugünkü insanlık toplumunda insan olarak yer alabilmek için eline silah almış olmak yetmez. .. Ülkemi ve ulusumu, pek iyi tanıdığım ve yoksun bulunduğumuz ilerlemeye eriştirebilmik için, huzur ve sükûn ile, ama kesinlikle özgürlük ve bağımsızlığı kurarak çok ve sürekli çalışmak gerektiğine inanmış bulunuyorum.”</p>
<p> Bu ilke, ulusal ve uluslararası alanda sömürgeciliği de, baskıcı yönetimi de, terörizmi de dışlamayı başaran bir stratejinin özetidir. Hemen her ülkeden birçok dürüst bilim, sanat, siyaset ve düşün insanlarının yaptığı gibi, Alman felsefe profesörü <strong>Herbert Melzig</strong> de Kemalist stratejiyi bu nitelikte bulmaktadır:</p>
<p> <strong>“Atatürk, Türk ulusuyla atıldığı bağımsızlık savaşı ile ve</strong> <strong>başka ulusların hakkını koruyan bir barışla insanlığa görkemli bir örnek vermiştir. Yeni Türkiye Atatürk’le yalnız İslam anlayış ve görüşlerini değil, aynı zamanda Avrupa’nın düşünme biçimini de aşmıştır. Türkiye bir dürüstlük, içtenlilik ve gerçekçilik politikası gütmekte ve bu yüzden tepkilere, başarısızlıklara uğramamaktadır.”</strong></p>
<p> Atatürk de, Türk ulusunun kendi önderliğinde 24 Temmuz  1923 günü Lozan’da kazandığı  zaferin  tam  bir demokrasi ve barış anıtı olduğunu       şöyle anlatmaktadır:</p>
<p> <strong>“Osmanı Devleti bir takım kapitülasyonların tutsağı idi. Hristiyan halkının birçok ayrıcalık ve öncelikleri vardı. Kendi ülkesindeki yabancıları yargılama hakkı yoktu.  Kendi uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alması yasaktı. Kendisini kuran   Türk ulusunun insanca yaşamasını sağlayacak yollara başvurmaktan alıkonulmuştu. Ülkesinde bayındırlık yapamazdı, demiryolu yaptıramazdı; okul bile yaptırmakta özgür değildi. Yabancılar hemen engel olurdu.   ..</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>“Benim, Türk ulusunun varlığı, bağımsızlığı, egemenliği için neye mal olursa olsun elde etmek ve güvenceye almak zorunda olduğu temellerin (Lozan’da) dünyaca kabul edileceğine kuşkum yoktu.  Çünkü Konferans masasında istediklerimiz, zaten gerçekte elde etmiş olduğumuz hakların tanınıp onaylanmasından başka bir şey değildi. Bu haklarımızı koruyup savunacak gücümüz de vardı. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, doğrudan doğruya halkın eline vermiş ve halkın elinde kalmasını sağlayabileceğimizi de eylemli olarak (fiilen) kanıtlamış olmamızdı.. .. Bu andlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardanberi hazırlanmış ve Sevr Andlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok-etme eyleminin çökertilişini anlatan bir belgedir.” </strong></p>
<p> Lozan’a Temel Olan  “Türk   ulusu” ve “Türk yurdu” Kavramları </p>
<p> Uluslar arası Lozan Barış Andlaşması’nın ulusal planda temel aldığı  demokratik “Türk   ulusu” ve “Türk yurdu”  tanımı,  uluslararası ilişkiler planında izlediği ilkelerle bir bütün oluşturmaktadır: Türk ulusluğu tanımı, hiçbir soy, din, mezhep, toplumsal konum ayrıcalığı ve ayrımcılığı içermeyen, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir.”  ilkesine dayalı bir tanımdır.  “Türk yurdu” kavramı da, Ulusal And Belgesi’yle, her türlü yayılmacılığı ve geri-almacılığı (irrédentisme) reddeden, tarihsel boyutta süregelen     hukuksal, kültürel,  ekonomik   ve   manevi değerlere dayalı olarak üzerinde yaşadığı ve yurt edinmeğe hak kazandığı coğrafya parçası olarak tanımlanmıştır.   Bu tanımlar, Türk ulusunun kendisini ve yurdunu tanımlayış biçimini, o zaman özellikle İngiltere ve Almanya Devletlerinin   sömürgeci emellerle, gerekli gördüklerinde Osmanlı Devleti’ni izlemeye  özendirip destekledikleri, gerekli gördüklerinde ise cezalandırma nedeni yaptıkları Turancı ve İslamcı söylemlerden arındırmıştır.</p>
<p>Bu demokratik      yurt ve ulus tanımı,  Lozan’da  dünyaca tanınarak, Cumhuriyet Türkiyesi’ni   Orta-Doğu’da barış ve güvenliğin en büyük etkeni kılmış, Türk ulusunun 82 yıldanberi kesintisiz barış içinde yaşamasını  ve siyasal sınırları değişmeden kalan hemen tek ulus olmasını      sağlamıştır. Bugün Siyaset Batısı, kendi küresel amaçları için çizdiği Büyük Orta-Doğu Tasarımı’nda  Türkiye Cumhuriyeti’ne, kurtuluşunu ve kuruluşunu sağlamış olan bu demokratik ulus ve yurt tanımına aykırı       bir  “Ilımlı İslami demokrasi önderliği”  rolü oynatmak istemektedir.   Siyaset Batısı’na ve  onun bu politikasını yürütmeyi üstlenen ve pek yakın yıllarda  Irak’ta “Bir koyup üç almak” gibi demagojilerle ulusumuzu aldatıp ulusal birliğimizi ve yut bütünlüğümüzü yıkmaya yönelik   “Türk-İslam Sentezciliği”ne,   Atatürk’ün 85 yıl önce Turancılık ve İslamcılık konusunda yaptığı  değerlendirmeyi anımsatmak gerekir. Atatürk bu yaklaşımları “Büyük ve boş hayaller ardında koşup, yapamayacağı şeyleri yaparmış gibi görünen sahtekârlıklar” olarak nitelemekte ve şu  uyarıda bulunmaktadır:</p>
<p> “Büyük ve  boş hayaller ardında koşmak yüzünden, bütün dünyanın kinini ve düşmanlığını bu ülkenin, bu ulusun üzerine çektik. Dünyaya korku ve telaş veren (Turancılık, İslamcılık) kavramları ardında koşup düşmanlarımızın sayısını ve üzerimizdeki baskılarını arttırmaya çalışmak yerine, doğal sınıra, meşru sınıra çekilelim; haddimizi bilelim.   Biz, yalnız özgürlük ve  bağımsızlık isteyen bir halkız ve yalnız ve ancak bunun için yaşamımızı harcarız.”</p>
<p> Lozan’da zafere ulaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası, <strong>“Ulusun yaşamı tehdit edilmedikçe, savaş cinayettir.”</strong>, <strong> “Yurtta barış, dünyada barış!” </strong>derken,   <strong>“Benim ulusumu tutsak etmek iseteyenlerin, bu amaçlarından vazgeçinceye değin amansız düşmanıyım!” </strong>demeği de hiç unutmayan  gerçekçi bir dış politikadır.   Ve uluslararası sömürgecilikten  gerçek anlamda kurtuluş demek olan tam bağımsızlığın,   yalnız siyasal ve askeri alanla sınırlı olamayacağını, ekonomik, mali, yargısal, eğitsel ve kültürel açılardan da tam özgürlük ve bağımsızlığı gerektirdiğini bilen bir politikadır.</p>
<p> Uygulama İlkeleri</p>
<p> Demokrasi kültürü, bir ulusun bu anlamda “evinin efendisi”   olabilmesini de   içerir. Bunu sağlayacak uygulama ilkeleri de bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturur. Lozan Andlaşması’nın başarıyla imzalanmasını sağlamada bu tür uygulama ilkelerinin bilinçle izlendiğini görüyoruz. Bu ilkeler, Lozan görüşmelerine hazırlanırken Türk hükümetinin özenle yerine getirdiği ve  İsviçre’ye gönderilen İsmet Paşa başkanlındaki Türk Temsil Kuruluna da yönerge olarak verdiği ilkelerdir.   Atatürk’ün anlatımına bağlı kalınarak şöyle özetlenebilir:</p>
<p> A)              Bir ulus dış politikasına, kendi yurdunda  özgürce saptayıp  gerçekleştirmek istediği meşru amaçlarını temel yapmalıdır; başka ulusların baskıları altında, ya da ülkedeki kimi yöneticilerin kişisel değerlendirmelerine göre biçimlenecek bir dış politikaya o ulusun iç düzeni uydurulmaya ya da araç kılınmaya kalkışılmamalıdır.</p>
<p>B)              Barışın kurulup korunmasını, bir işbirliği ya da ortaklığın gerçekleşmesini engelleyen temel sorunlar çözülmedikçe ya da istenilen biçimde çözüleceği inancını verecek kanıtlar ortaya konulmadıkça, hiçbir  ödün verilmemesi ilkesi. Eğer anlaşmazlık içinde olduğumuz ya da bir işbirliği yapmak istediğimiz uluslar, bizim için yaşamsal önem taşıyan sorunları bize yararlı olacak biçimde çözmeyi düşünmüyorsa, elden geldiğince görüşmeleri uzatarak, türlü sorunlar üzerinde bizi yıpratarak, en sonunda kendi yararlarına ödünde bulunmaya bizi zorlamak istiyorlar demektir; bu durumda ayrıca bilmek gerekir ki ödün isteklerinin sonu da hiç gelmez.  (Bu uygulama ilkelerinin örneğin bugün Yunanistan ve Kıbrıs Rum hükümetiyle anlaşmazlıkların çözümünde, AB’ye tam üyeliğin gerçekleşmesi çabalarında, Ermenistan’la anlaşmazlıkların çözümünde, PKK terörü konusunda ..  gözardı edilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk ulusunu ne denli güç ve utandırıcı durumlara düşürdüğü ortadadır:     tek yanlı Gümrük Birliği Andlaşması, Kıbrıs’ta 1960 Londra ve Zürich Uluslararası Andlaşmaları’na dayalı haklarımızın gözardı edilmesi, AB üyelik görüşmelerinin açık uçlu, kalıcı istisnalarla yüklü olması, PKK terör örgütü  ve uzantılarıyla meşru kuruluşlarmış gibi görüşme masasına oturulma önerileri  &#8230; gibi). </p>
<p> Lozan’ın Hizmetine Koşulduğu Toplum Düzeni</p>
<p> Lozan’da zafere ulaşan Türk dış politikası, ülkemizde  kendi özgür istencimizle gerçekleştirmek istediğimiz, her türlü sömürgeci karışmalarına kapıları tümden kapatacak bir toplum düzeninin hizmetindeki   dış politikadır. Türk dış politikasının gerçek gücünü oluşturan ve başarısını sağlayan bu toplum düzeninin ana çizgileri şunlardır:</p>
<p> a- devlet, bağımsız, demokratik, yani laik, ulusal bir çağdaş devlettir; insan hakları üzerine kurulu hukuk düzenini kurup işleten dev­lettir; </p>
<p>b-  aile,    kadına   toplum  ve kamu yaşamında  tam yetkili  eşit yurttaş konumu sağlayan bir ailedir; nüfusun yarısını oluşturan ve tüm nüfusun zekâ ve karakterini belirlemede baş etken olan  kadınları, ilk çocukluk yıllarından başlayarak insanlık değerlerinden en küçük  kuşku duymayan “onurlu insanlar” olarak yetiştiren ailedir;</p>
<p>c- Eğitim,  “insanlığa saygı, ulusa ve ülkeye sevgi, şeref ve bağımsızlık” anlayışıyla dolu, sanat ve meslek sahibi ve mesleklerini &#8220;birer namuslu uzman ve birer bilgin” gibi yapacak bireyler yetiştiren; “ulusal kültürümüzü uygar ilkeler ve özgür düşüncelerle besleyip güçlendiren” bir eğitimdir.</p>
<p>ç- Ekonomi, mal ve  hizmetlerin üretim ve dağıtımında &#8220;ulusal yaşam için temel önem taşıyan etkinliklerin yerine getirilmesini de,  emek harcayanların gönencini sağlamayı da, yurttaşların girişim özgürlüklerini de güvenceye alan bir demokratik ulusal ekonomi”dir.</p>
<p>d- “Üstün-değerler-düzeni”,  evreni,  doğayı,    toplumu   öz­gürce      yorumlayan felsefi önermelere ve bilimsel araştırmalara dayalı, &#8216;kamu yararını hergün, yeniden yeniye özgürce tartışmaya açık&#8217; bir değerler düzenidir. </p>
<p> Lozan’la uygar insanlık ailesi içinde edindiğimiz güçlü ve saygın   konum, böyle bir toplumsal düzeni gerçekleştirme amacının ürünüdür ve ancak bu amaca tutarlılıkla bağlı kalıp yaklaşabildiğimiz ölçüde korunup geliştirilebilir. Bu çağdaş toplumsal düzene aykırı, ortaçağcıl ve diktacı sapkınlıklar, uluslararası güç ve saygınlığımızı onulmaz  ölçülerde zayıflatırlar.</p>
<p> Bu gerçek,  Avrasya’daki Türk devletleri için de, “Büyük Orta-Doğu”da yer alan öteki İslam toplumları için de yaşamsal önem taşımaktadır. Türkiye bu devletlerle   ilişkilerini, kendisinin de gerçek  güç kaynağını ve temellerini oluşturan bu Atatürkçü doğrultuya oturtmalıdır. Hem Türkiye için, hem öteki kardeş Türk   Cumhuriyetleri ve Müslüman toplumları  için onur, sağduyu ve yüksek  yararlar   bunu   gerektirmektedir.</p>
<p> Ulusal bağımsızlığımızın senedi ve Ulusal And’a dayalı yurdumuzun tapusu olan Lozan Barış Andlaşması’nın 87. yıldönümünde, “Devletimizi kuran, ulusumuza doğrulukla, özveriyle hizmet eden, insanlık ülküsünün seçkin ve tutkun kişiliği eşsiz kahraman” Atatürk’ü ve O’nun önderliğinde Türk ulusunu yok olmaktan kurtaran ve bir daha sömürgeci saldırılarına uğramamayı sağlayacak nitelikteki Cumhuriyet Devrimlerini yürüten üstün devlet ve siyaset adamı İsmet İnönü’yü saygı ve gönül borcuyla anıyoruz.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özer Ozankaya</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/uluslararasi-lozan-baris-andlasmasinin-kuresel-baris-ve-demokrasi-icin-kalici-degeri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“EVET”  Mİ “HAYIR” MI?</title>
		<link>http://www.addisparta.org/%e2%80%9cevet%e2%80%9d-mi-%e2%80%9chayir%e2%80%9d-mi.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/%e2%80%9cevet%e2%80%9d-mi-%e2%80%9chayir%e2%80%9d-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 08:37:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2823</guid>
		<description><![CDATA[Sonunda Anayasa Mahkemesi kararını verdi. Karardan kimse memnun değil! Taraflar birbirini timsah gözyaşı dökmekle suçluyor. Belli ki, referanduma kadar Anayasa değişikliklerini tartışacağız. Hükümet ile birlikte hareket eden Saadet Partisi ve BBP,  Anayasa değişikliklerini ‘yargı reformu’ olarak anlatıp  “Evet” oyu kullanılmasını isteyecekler. Bu anlatım tam olarak bir aldatmaca, Saadet Partisi bu konuda AKP’ye  neden ortak oluyor  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sonunda Anayasa Mahkemesi kararını verdi. Karardan kimse memnun değil! Taraflar birbirini timsah gözyaşı dökmekle suçluyor. Belli ki, referanduma kadar Anayasa değişikliklerini tartışacağız. Hükümet ile birlikte hareket eden Saadet Partisi ve BBP,  Anayasa değişikliklerini ‘yargı reformu’ olarak anlatıp  “Evet” oyu kullanılmasını isteyecekler. Bu anlatım tam olarak bir aldatmaca, Saadet Partisi bu konuda AKP’ye  neden ortak oluyor  mümkün değil. Daha önce AKP’ye yönelttikleri suçlamalar insanın aklına geldikçe, ‘o zaman  ‘takiyye’  mi yaptınız’  diye sormadan geçilmiyor…</p>
<p>Yapılan değişikliklerin hiç biri ‘reform’ niteliğinde değil. Akademik görevi yanında avukatlık mesleğini de fiilen icra eden genç Profesör Sayın Metin Feyzioğlu, geçenlerde bir televizyon programında bu konuya ilişkin pek çok soruyu masaya getirdi. Feyzioğlu, “Bu değişiklikten sonra, adalet arayan vatandaş hakkına daha erken mi kavuşacak? Hâkimlerin iş yükü mü azalacak? Avukatların yazdığı dilekçelerin okunması için daha fazla zaman mı harcanacak? Yargısız infaza dönüşen tutuklamalar mı sona erecek? Hâkimler üzerindeki baskılar mı kalkacak? Adliye personelinin özlük haklarında bir iyileşme mi yapılacak? Temyiz mahkemelerindeki dosyalar mı eriyecek? Sonuç olarak biri çıkıp bana anlatsın” dedi, “bu anayasa değişiklikleri halkın hangi sorununu çözecek ki, adına “yargı reformu” denmiş?..”<span id="more-2823"></span></p>
<p>Kaç gündür hükümet yalakaları kanal kanal gezip hükümetin çarpıtmalarına kılıf hazırlıyorlar. Anlaşılan Feyzioğlu’nun sorularına cevap vermek çok kolay olmayacak…</p>
<p>Akademik düzeyde sürdürülen “şekil yönünden inceleme”  tartışmasından ise, bir şey anlayan yok gibi. Hükümet ve yandaşları diyor ki, mecliste çoğunluğu sağlayan parti Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini de değiştirebilsin. Değiştirecek de ne olacak sanki? Halkın hangi sorunu çözülecek? Milli gelirden kişi başına düşen pay mı değişecek? İşsizlik mi ortadan kaldırılacak? Yolsuzluklar mı yok olacak? Hayat pahalılığı mı bitecek? Can ve mal güvenliğimiz mi sağlanacak? Terör mü sona erecek? Çiftçinin ürünü mü para edecek? Hayvancılık mı gelişecek? Yabancılara peşkeş çekilen milli ve stratejik işletmeler geri mi alınacak? Madenleri işletmek üzere vatandaşa bir olanak mı sağlanacak? Eğitim sorunları mı çözülecek? Sanayicinin yüzü mü gülecek? Soruları artırın artırabildiğiniz kadar…</p>
<p>Yoksa “Evet” oyları ile,  bütün bu olumsuzlukların müsebbibi olanlar,  adalet önünde hesap vermekten mi kurtulacak?..</p>
<p>Bu sorulara cevap veren yok. Ayrıca yapılmak isten değişikliklere “evet” denirse, demokrasiye de ilelebet “hayır” söylenmiş olacak! Olacak şey mi yani, bu yüz yılda, meclisteki çoğunluğa her istediğini yapma olanağı tanınabilir mi?.. Hükümet “padişahlık sistemine” geri  dönmek mi istiyor? Anayasanın ilk 3 maddesini değiştirmeden de, böyle bir sonucu elde etmesi mümkündür. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili maddeyi değiştirip, seçimleri 90 yılda bir yapmak şekline dönüştürdüler mi, adı nasıl konulursa konulsun saltanat da fiilen geri gelir. Hükümet ve yandaşlarının kafası en iyi hile‑i şer’riye konusunda çalışıyor. Anayasa Mahkemesi bu defaki ‘şekil’ yönünden incelemesinde, bu yolun kapalı olduğunu gösterdi. Haklı olarak Anayasa’nın ilk 4 maddesini dolanıp,  kanuna karşı hile yaparak, onları işlevsiz hale getirecek olan değişiklikler de ‘şekil yönünden’ incelemeye dahil edildi. Aksi olsaydı anayasa değişikliği yoluyla ‘sivil darbe’ yapıp ‘rejimi değiştirmek’ de mümkün hale gelebilirdi…</p>
<p>Hal böyle iken, hükümetin anayasa değişikliğinde ısrarı nedendir, derdi nedir? Bu sorunun cevabını ise, hiçbir zaman veremezler!..</p>
<p>Hükümet istiyor ki,  kendisinden hiçbir zaman hesap soran olmasın… Onların derdi; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmesini düzenleyen kuralları değiştirmek; bu seçimlerde hükümetin ve cumhurbaşkanının etkinliğini artırarak, kendilerine yakın kişilere ‘yargıyı işgal’ ettirmek! Kısaca halkın ‘adalet’ arayışına bir çözüm getirmek umurlarında değil.  Peki,  yandaş bir yargı ihtiyacı nedendir? Asıl cevabı aranması gereken soru budur. AKP 8 yıllık iktidarı süresince, kamu kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekmiş; yakınlarını “gemicik” sahibi yaparak,  onlara  türlü ayrıcalıklar sağlamış; ülkenin varını yoğunu, bu arada güvenliğini de direkt ilgilendiren alanları,  yabancılara satarak suç işlemiştir!.. Hükümet yaptıklarının bilincindedir ve Yüce Divan’da sanık olarak yargılanmayacak bir tek adamları kalmamıştır. Olası bir iktidar değişikliğinde hesap vermekten kurtulmak için giderayak, kendileri için bazı tedbirler almak istemektedirler. Yüce Divan’ın hâkimlerini bugünden seçmek,  tedbirlerin en önemli ve sonuç alınacak olanıdır.  12 Eylül’de önümüze konacak olan sandığa “evet” pusulasını koyarsak, devleti talan edenleri de hesap vermekten kurtarmış olacağız!.. Bu nedenle neye “evet” diyeceğimizi çok iyi anlamamız gerekir.</p>
<p> İlerleyen günlerde bu konu, tartışmaların uzağında kalanların önüne, “Erdoğan’a ‘evet’ mi ‘hayır’ mı” şekline de getirilebilir. Hatta ‘evet’in karşısındaki soru hiç ilgisiz ve saçma bir soruya kadar indirilebilir de. Denebilir ki,  bu referandumda  “PKK terörüne evet mi hayır mı” hususunda da oy kullanacağız!?.. Bu tür sorular üreterek,  halkın kafasını karıştırmak mümkündür! O bakımdan herkesin üzerine düşen görev: Gerçeği araştırıp öğrenmek ve ona göre oy kullanmaktır. Geleceğimizi bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda,  dedikodu düzeyinde kalan bilgilere itibar edilerek oy kullanılamaz… </p>
<p>İhanet bile bundan daha  kötü olamaz!..</p>
<p>            Av. Cemil Can</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/%e2%80%9cevet%e2%80%9d-mi-%e2%80%9chayir%e2%80%9d-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Derelerini satan ülke belini doğrultamaz!’</title>
		<link>http://www.addisparta.org/%e2%80%98derelerini-satan-ulke-belini-dogrultamaz%e2%80%99.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/%e2%80%98derelerini-satan-ulke-belini-dogrultamaz%e2%80%99.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 12:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2820</guid>
		<description><![CDATA[Eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Yazar Orhan Özkaya, Anadolu’nun kılcal damarları olarak adlandırdığı derelerin HES’ler için özelleştirilmesine isyan etti.
Özelleştirmelerin kamusal kaynaklar üzerindeki yıkıcı etkisini ele alan çalışmalarıyla bilinen Özkaya, HES’lerle ilgili “bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz” değerlendirmesinde bulundu.
 İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Yazar Orhan Özkaya, Anadolu’nun kılcal damarları olarak adlandırdığı derelerin HES’ler için özelleştirilmesine isyan etti.</p>
<p>Özelleştirmelerin kamusal kaynaklar üzerindeki yıkıcı etkisini ele alan çalışmalarıyla bilinen Özkaya, HES’lerle ilgili “bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> İşte “dünyayı ve ülkeyi bu hoyrat yok edişe karşı korumak ve kollamak savsaklanamayacak bir görev olarak algılanmalıdır” tespitinde bulunan Özkaya’nın o değerlendirmesi…  Yusuf Yavuz</p>
<p>ÜLKENİN KILCAL DAMARLARI DERELERE BARİ DOKUNMAYIN!&#8230;</p>
<p>Rekabet Kurulu, 05. 07.2010 tarihinde; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 7. maddesi ve yine 1998/4 sayılı Tebliğ’e göre; Elektrik Üretin Anonim Şirketi (EÜAŞ)’e ait 18 Grup    olarak özelleştirilmesine karar verilen hidroelektrik santrallerinin devredilmesine karar vermiştir.<span id="more-2820"></span></p>
<p> İlk etapta Kovada 1 Kovada2, İvriğ ve Kayaköy HES’leri elden çıkarıldı.Sırada: Işıklar, Visera, Dereköy, İznik, İnegöl, Cerrah, Mustafakemalpaşa, Suçtu, Turunçova, Finike, Haraklı, Hendek, Pazarköy, Ak yazı, Bozüyük, Bünyan, Çamarlı, Pınarbaşı, Sızır, Bozkır,Ermenek,Göksu, Anamur, Silifke, Mut, Boz yazı, Derinçay, Zeyne, Değirmendere, Kuzuculu, Karaçay, Bayburt, Çemişgezek, Girlevik, Devre, Ka yadibi, Erkenek, Kernek, Besni, Derme, Malazgirt, Varto, Sönmez, Çağ Çağ, Otluca, Uludere, Engil, Hoşap, Koçköprü,Erciş, Kiti, Telek ve Arpaçay HES’leri yer alıyor.</p>
<p>Özelleştirmeler ve İMF borçlarını ödüyoruz bahanesiyle ülkede satmadık, elden çıkarmadık kamu malı bırakılmadı. Halkın yoksul bütçesinden oluşturulmuş zenginlikler, yeraltı ve yerüstü varlıklar önce özelleştirilerek yandaşların, sonra da hızla yabancı tekellerin eline geçti.</p>
<p>Ülke değerleri bitme noktasına geldi. Ne İMF borçları ödendi ve ne de özelleştirmelerle sağlanacağı söylenen refaha kavuşuldu? Ülke borç batağına saplanmaya devam etti. Aksine ülke ve halk yoksullaştıkça yoksullaştı, bazı bu işlerin taşeronları ise alabildiğine zenginleşerek güçlendi. Yine halkımız hiç değişmeyen yazgısının tutsağı konumunda kaldı. Manavgat’ın İsrail’ e satılmasından sonra, sıra suların satılmasına gelecek endişesi kamuoyunun gündemini sarmıştı; nihayet o tehlike de gerçekleşiyor.</p>
<p>Dereler, akarsular üzerine HES yapımının hızla gerçekleşmesi derelerin de halkın elinden alınmakta olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar dereler ve akarsular üzerinde top lam 225’in üzerindeki HES’in önce kullanma hakkının özelleştirildiğini görüyoruz. Daha sonra bunların yabancıların eline geçmeyeceğine kimse garanti veremez. Zaten amaç küreselleşmeye uyum sağlamak değil mi? Bütün bu olumsuz süreç sürüyor, 1-4 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Sosyal Forumu’na ‘Antalya, Burdur, Isparta Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu’ gönüllülerinin katılımı bölge halkının özgüvenini arttırmış ve bölge halkı sürece katılarak önce Fırtına Deresi’nde büyük bir direniş sergilemiş, şimdi de Yuvarlak Çay üzerinde yapılmak istenen HES’e karşı direnişini simgeleştirerek ülke genelinde örgütlenmenin öncülüğünü yapmıştır.</p>
<p>Halkımız artık yapılan tahribatların geleceğini tehdit eder boyuta vardığının bilincine ulaştı. Bu yapılanların anayasaya ve yasalara aykırı olduğunu aldığı mahkeme kararlarıyla görüyor. Ancak mahkeme kararlarının uygulanmamasını da izliyor. Çok yakın bir gelecekte kuracağı demokratik halk iktidarında bütün bu elinden giden varlıklarını yeniden geri alacağını ve anayasa suçu işleyenlerden de hesap soracağını biliyor. Artık köylü derelerine sahip çıkmaya başladı ve bütün köy halkı eksiksiz direniyor. Bunun canlı örneği Antalya köylerindeki medya ve muhalefet tarafından TBMM’ne taşınan direnişler.</p>
<p>Kaş’ın Gömbe beldesinde Uçarsu’ya kurulmak istenen HES’e karşı halk, büyük bir karşı duruşla buna izin vermeme ye kararlı. Zira tek su kaynağı olan Uçarsu’yun yazın Gömbe’ye, kışın da Fethiye’nin Eşen Çayı’na ak tığını görüyor.</p>
<p>Yaşamına kan veren suyunu elinden aldırmamak için canını dişine takmış direniyor. Yi ne Altınova’da halk, çiçekçilik, sebze ve meyvecilik yaptığı birinci sınıf tarım alanlarına can veren dereleri korumak için ‘Antalya Altınova Tarım Alanlarını Koruma Derneği’ kurarak örgütlü mücadelesini yükseltmeye çalışıyor. İşte halkımızın en büyük kazanımı direnişini örgütleyebilmesi, buna kitle örgütlerinin hızla katılmaları ve yöresel tabanda bu tür örgütlenmelerin artmış olması. Batı’da doğaya karşı yapılan bu tür yasa dışı tahribatın önüne geçilebilmesi büyük bir örgütlenmenin önünü açmış, giderek partileşmeyi getirmiştir. Yeşiller Partisi bu gerek sinmeden doğmuş ve iktidarların ortağı konumuna dahi gelmişlerdir.</p>
<p>Sonuç: Her türlü karşı çıkmaya karşın iktidar HES’lerle ilgili dayatmalardan vazgeçmiyor. Ülke genelinde ilk etapta 1700 HES’in yapılacak olması ve 5 ile 17 bin HES lisansının verildiğinin çevreciler tarafından açıklanması son derece üzüntü verici. Ormanların yabancı maden şirketlerine 49-99 yıllığına devredilmesi sonucu delik deşik hale getirilmesi ve dünyanın gözdesi konumundaki Çığlıkara sedir ormanlarının, Kaz Dağlarının, Kozak Yaylasının, Çal Dağının, Erzene Yaylası’nın, Bergama Ovacık’taki zeytin alanlarının, Fırtına Vadisi’nin ve ülkenin eşsiz güzelliklerinin tahrip edilmesi, göllerin yok edilmesi insanın içini acıtıyor. İnsan olan herkesin bu küresel felâkete dur demesi ve siyasetin hedefinin yok etmek, satmak olamadığını vurgulamak olmalı. Dünyayı ve ülkeyi bu hoyrat yok edişe karşı korumak ve kollamak savsaklanamayacak bir görev olarak algılanmalıdır. Bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz. Çıkış ancak ulusça işleri ele almaya bağlıdır.                                                    </p>
<p>Orhan Özkaya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/%e2%80%98derelerini-satan-ulke-belini-dogrultamaz%e2%80%99.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ  “BATI AKDENİZ ŞUBELERİ BÖLGE TOPLANTISI” BASIN AÇIKLAMASI</title>
		<link>http://www.addisparta.org/ataturkcu-dusunce-dernegi-%e2%80%9cbati-akdeniz-subeleri-bolge-toplantisi%e2%80%9d-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/ataturkcu-dusunce-dernegi-%e2%80%9cbati-akdeniz-subeleri-bolge-toplantisi%e2%80%9d-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 11:40:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2816</guid>
		<description><![CDATA[Atatürkçü Düşünce Derneği  “Batı Akdeniz Şubeleri Bölge Toplantısı” 08.07.2010 Perşembe Günü Saat 16.00 ADD Isparta Şubesinin ev sahipliğinde ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Batı Akdeniz Bölge Sorumlusu Mahmut ÇELİK, Isparta- Antalya- Burdur İl-İlçe Şube Başkanlarının katılımlarıyla yapılmıştır.
Toplantı sonunda; aşağıdaki bildirgenin basın kuruluşlarımız aracılığı ile tüm halkımıza duyurulması kararlaştırılmıştır.
1-      Cumhuriyet yıkıcılığından sabıkalı AKP’nin tek başına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/BÖLGE-TOPL.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2815" title="BÖLGE TOPL" src="http://www.addisparta.org/wp-content/uploads/BÖLGE-TOPL-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Atatürkçü Düşünce Derneği  <strong><span style="text-decoration: underline;">“Batı Akdeniz Şubeleri Bölge Toplantısı” </span></strong>08.07.2010 Perşembe Günü Saat 16.00 ADD Isparta Şubesinin ev sahipliğinde ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Batı Akdeniz Bölge Sorumlusu Mahmut ÇELİK, Isparta- Antalya- Burdur İl-İlçe Şube Başkanlarının katılımlarıyla yapılmıştır.</p>
<p>Toplantı sonunda; aşağıdaki bildirgenin basın kuruluşlarımız aracılığı ile tüm halkımıza duyurulması kararlaştırılmıştır.</p>
<p>1-      Cumhuriyet yıkıcılığından sabıkalı AKP’nin tek başına hazırlayıp Meclis’ten de kendi çoğunluğunun oylarıyla geçirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti niteliklerini değiştirmeye yönelik “Anayasa değişikliği Paketi”nin Anayasa Mahkemesince iptal edilmemiş olması, Anayasa Mahkemesinin Atatürk Cumhuriyetini koruma, Cumhuriyet hukukunu ve Anayasa’yı savunma görevlerini yerine getiremediğinin açık ve tartışmasız bir göstergesidir.<span id="more-2816"></span></p>
<p>2-      Ardında Büyük Orta Doğu ve Medeniyetler İttifakı Projeleri olan ve Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini değiştirmekle görevli AKP Hükümetine,  Anayasa Mahkemesince, kapatma davasında olduğu gibi  “Cumhuriyet Yıkıcılığında yola devam vizesi” verilmiştir.</p>
<p>3-      12 Eylül 2010 günü; aslında oylanacak olan bir Anayasa değişikliği değil  “Cumhuriyet rejiminin geleceği” olduğunun bilinciyle Atatürkçü Düşünce Derneği olarak yurttaşlık sorumluluğu taşıyan herkesi bu Anayasa değişikliğine “HAYIR” demeye çağırıyoruz.</p>
<p>4-       Çünkü bu Anayasa değişikliği laik demokratik hukuk devletinin temellerini dinamitleyen ağır bir saldırıdır. AKP’nin bu girişimi gelecek olan daha büyük saldırıların işaret fişeğidir.  Bundan sonra sıra Ulusal egemenliğin terk edilmesi,  milletin ayrıştırılarak parçalanması ve vatan topraklarının bölünmesine gelecektir.</p>
<p>5-      Atatürk Cumhuriyetini ve hukukunu savunmak, milli devletimizi, ulus ve ülke bütünlüğünü korumak için,  Başı dik, tam bağımsız Türkiye için 12 Eylül 2010 da <strong><span style="text-decoration: underline;">“AKP Anayasası’na HAYIR!”</span></strong> Diyoruz.</p>
<p>6-      Halkımıza saygı ile duyurulur.</p>
<p><strong>ADD GYK Üyesi Mahmut Çelik </strong></p>
<p><strong>ADD Antalya Şb. Bşk İbrahim DAŞ, BurdurŞb Bşk: Kazım ÜSTÜNER, Isparta Şb. Bşk: Mahmut ÖZYÜREK, Eğirdir Şb Bşk Nesrin ÖZDAMAR , Yalvaç Şb Bşk Ali ARI, Yaka Şb. Bşk. Ramazan DERELİ , Gelendost Şub. Bşk: Lokman KUMCU, Bağkonak Şb. Bşk. Mehmet ÖZBAŞI </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/ataturkcu-dusunce-dernegi-%e2%80%9cbati-akdeniz-subeleri-bolge-toplantisi%e2%80%9d-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERÇEKLER ACIDIR…/GÜRKUT ACAR</title>
		<link>http://www.addisparta.org/gercekler-acidir%e2%80%a6gurkut-acar.html</link>
		<comments>http://www.addisparta.org/gercekler-acidir%e2%80%a6gurkut-acar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 10:31:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mahmut Özyürek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derneğin Yayınladıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addisparta.org/?p=2809</guid>
		<description><![CDATA[         Birkaç gün önce iyi niyetinden ve dostluğundan kuşku duymadığım bir meslektaşım; “çok sert yazıyorsun” dedi. Böyle olup olmadığını kendimce sorgularken elime aşağıdaki satırlar geçti. Şimdi dikkatle okuyunuz lütfen:
         “…fiilî bir durumla karşı karşıyayız. Bu fiilî durum, müvekkilimizin özgürlüğü üzerine kilitlenmiştir. Yaşadığımız olay, 12 Mart, 12 Eylül müdahalelerinde yaşananları kat, kat aşmıştır. Türkiye’de ilk kez, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>         Birkaç gün önce iyi niyetinden ve dostluğundan kuşku duymadığım bir meslektaşım; “çok sert yazıyorsun” dedi. Böyle olup olmadığını kendimce sorgularken elime aşağıdaki satırlar geçti. Şimdi dikkatle okuyunuz lütfen:</p>
<p>         “…fiilî bir durumla karşı karşıyayız. Bu fiilî durum, müvekkilimizin özgürlüğü üzerine kilitlenmiştir. Yaşadığımız olay, 12 Mart, 12 Eylül müdahalelerinde yaşananları kat, kat aşmıştır. Türkiye’de ilk kez, bir adliye basılıp aranmıştır. Anayasanın 144. Maddesine, 2802 sayılı yasanın 82, 85, 88, 90. maddelerine rağmen, birinci sınıfa ayrılmış bir başsavcı olan müvekkilimiz, aranmış/yakalanmış/tutuklanmıştır.<span id="more-2809"></span></p>
<p>         Yargılama diye yapılan işlemlerin ayrıntısına girmiyorum. Çünkü özel yetkili mahkemeler budur, hepsi aynıdır. Adalet Bakanlığının teklifi üzerine kurulurlar. Mevcut sisteme göre, kararname taslakları bakanlıkça hazırlanır, dolayısıyla, kabuldeki mülakatla başlayan bakanlık etkisi, Sekretarya ve sicillerin bakanlık elinde oluşu nedeniyle, yargıç ve savcılarını bakanlık belirler ve siyasal iktidarın ezmek istediği insanları, bu mahkemeler ezer. Kesinlikle, DGM’ler ile aynıdırlar. Kesinlikle Anayasanın 2, 3, 36, 138/2, 140/2 maddelerine ve AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)’nin 6. Maddesine aykırıdırlar.</p>
<p>         Müvekkilimizi, bu davaya konu olan İsmailağa Tarikatı soruşturmasında, telefonla Başbakan Yardımcısı Cemil ÇİÇEK aramış mıdır, aramıştır. Peki, niye aramıştır? Elbet, uyarmak ve ricacı olmak için aramıştır. Yine ayrıntıya girmiyorum, Başbakan Yardımcısının bu ricası yerine getirilmeyince, işte bu sonuç doğmuştur. Devreye hemen isimsiz/imzasız uydurma mektuplarla, bakanlık ve özel yetkili savcı Osman ŞANAL girmiş, yasal ve anayasal kuralların hepsi çiğnenmiştir. Ve müvekkilimiz Giordano Bruno’nun ateşe verilip yakılması gibi, bütün bir toplumun gözleri önünde, kural tanımaz ve acımasız bir uygulamanın, yani engizisyon kazanının içine atılmıştır. Bu fiilî durumun, yani engizisyonun nasıl işlediğini bazı örneklerle açıklamak istiyoruz…”</p>
<p>         Nasıl sert değil mi? Nereden geldi bu satırlar? Yargıtay 11. Ceza Dairesine verilen savunma dilekçesinden alındı. Sayın Meslektaşım Av.Turgut KAZAN’ın Erzincan C.Başsavcısı İlhan CİHANER için verdiği dilekçeden alındı. Gerçeklerin ta kendisini yazıyor!.. Nasıl yumuşatabiliriz bu satırları? Bunların yumuşatılması mümkün değildir. Çünkü gerçekler acıdır!</p>
<p>         “…Bir başka örnek, birleştirme kararının dayanağı, Albay Dursun ÇİÇEK’in Erzincan’a gelmiş olmasıdır. Dursun ÇİÇEK Erzincan’a gelmiş. “Mazlum Konak Otel”de kalmış. Otel kaydı bunu doğruluyormuş. Elbet Dursun ÇİÇEK’le ilgili bir konaklama belgesi var. Ve o konaklama belgesinde adı geçen Dursun ÇİÇEK’in TC kimlik numarası da var. Bizim büro, bir tuşa basıp internete girdi, otelde kalan Dursun ÇİÇEK’in iş adresini, sigorta numarasını buldu. Duruşmada soruşturmanın sefaletini vurgulamak için, bu gerçeği dile getirdik, belgesini gösterdik. Gazeteciler konaklama belgesindeki Dursun ÇİÇEK’i bulup söyleşi yaptılar. Resimleri yayınlandı. Albay ÇİÇEK başka bir insan, otelde kalan ÇİÇEK başka bir insan. Doğum tarihleri dağlar kadar farklı. Ama, mahkeme yine de, Albay Dursun ÇİÇEK’le bağlantıdan hareketle, o inanılmaz birleştirme kararını verdi. İşte özel yetkili mahkeme budur…”</p>
<p>                   AKP iktidarının; “Yargı bağımsızdır. Konuşmayın, eleştirmeyin!” dediği kararların hepsi eski DGM’lerin yani iktidarın özenle seçtiği, sicillerini, atanmalarını, terfilerini ellerinde tuttuğu Mahkemelere aittir. Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararları ise iktidarın ve Sayın Başbakan’ın “Yargıya güvenimiz yok” sözleriyle karşılanmaktadır.</p>
<p>                   İktidar; muhalefeti ezen, faşist bir baskı aracına dönüşen, hep kendisini haklı çıkaran bir yargı istemektedir. Bunu sağlamak için Anayasayı değiştirmiş; referandum yoluna gitmek için her yolu denemiştir. Anayasanın “değiştirilemez hükümlerini değiştiren” her madde şekil yönünden iptal edilir. Çünkü “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” tümcesi şeklî bir hükümdür.</p>
<p>                   Hukukta iki kere ikinin dört ettiği durumlar vardır.</p>
<p>                   Belki bu satırlar yayınlandığında Anayasa Mahkemesi kararı çıkmış olacaktır. Türkiye’nin demokratik bir ülke olması; tam bağımsızlığını koruması yanında, hiçbir iktidara tabi olmayan bir yargı organı ile mümkündür. Bunu önlemeye çalışan Anayasa değişiklikleri referanduma sunulamaz.</p>
<p>                   Anayasanın temel ilkelerini ihlal eden iktidar, ilk seçimden sonra bağımsız yargı önünde, mutlaka hesabını verecektir.</p>
<p>                   Önümüzdeki seçimde ya sandıklara sahip çıkarak, seçim hilelerini önleyerek, “bir korku İmparatorluğu” haline dönüşen iktidara son vererek demokrasinin, insan haklarının, ulus ve yurt bütünlüğünün yolunu açacağız ya da parçalanmanın, iç savaşın veya dış savaşın sarmalında Osmanlı’nın son dönemini yaşayacağız…</p>
<p>                   Gerçekleri yazmak biraz acı ve sert gelse de bizim aydın olarak toplumsal görevimiz budur…05.07.2010</p>
<p>YAZI/YORUM</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addisparta.org/gercekler-acidir%e2%80%a6gurkut-acar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
