ERMENİSTAN PROTOKOLÜNÜN HUKUKİ BOYUTLARI
Gündeme anidan “pat” diye düşen “kürt açılımı” tartışmaları devam ederken Ermenistan ile iki ayrı protokolün imzalandığı haberleri ile kucağımıza verilen ve “prematüre doğan” bebek sayısı ikiye ulaştı. Sayının artacağından endişe edilmektedir.
İMZALANDIĞI SÖYLENEN PROTOKOLLERDE KARMAŞA VAR
Neden bir “prematüre” doğumdan söz edilmektedir. Zira imzalandığı söylenen protokollerin sayısı ve niteliği tam olarak bilinmemektedir. İki protokolün varlığından söz edilmektedir. Prokolün altına atılan imzalar için bazen ‘imza’ bazen ‘paraf’ deyimi kullanılmaktadır. Bir “üçüncü protokolün” var olup olmadığı, protokol hükümleri ve niteliği tam olarak bilinmemektedir. Bu durumlar, “erken doğum ve ümitsiz bir vakadan” bahsedilebilmesi için yeterlidir.
MEŞRUİYET SORUNU
Bütün bu durumlar sırada başka protokollerin olup olmadığı kuşkusunu uyandırmaktadır. Bu kuşku; imzalandığı söylenen protokole ilişkin bilinmezlik ve sır örtüsünden kaynaklanmaktadır. Yarın veya öbürgün; Rum Patrikhanesi veya rumlarla bir protokolün imzalandığının açıklanması halinde ne olacaktır ? Korkarız ki bu durumda, bu çocuklar “gayrımeşru addedilecek” ana babasız kalacak ve sokağa terkedilecektir. Esasen doğumlarından itibarem “meşru” olduklarını iddia etmek de mümkün değildir.
MECLİSİN İRADESİNİN ÖNÜNE GEÇİLMİŞTİR
Üstelik sınır kapısının açılarak; kara, hava ve demiryolu ile ulaşımın iki ay sonra uygulanacağı yolunda hükümler konulmuştur. Bu durumda, söz konusu protokolün Meclis’in onayına sunulup sunulmamasının da bir önemi kalmamaktadır. “Meclis’in iradesinin” önüne geçilerek, bazı konular için süre konularak uygulamaya geçilmesi mümkün ve uygun değildir
PROTOKOLLERİN İMZALANMASINDA YETKİ
Protokol ve anlaşmaların imzalanmasındaki “yetki koşullarına” uyulduğu da söylenemez. Genel hukuk kuralları ve Anayasamıza göre, anlaşmayı imza eden kişi yetkili olmalıdır. Süregelen ilişkilere dayanarak; ekonomik, ticari ve teknik ilişkileri düzenleyen protokolleri, ilgili bakan imzalayabilir. Ama uluslararası alanda siyasi yükümlülük doğuran protokol ve anlaşmaları bir bakan kendi insiyatifine dayanarak imzalayamaz. Bakanlar Kurulundan veya en önemlisi Meclis’den “yetki” almak durumundadır. Aksi durum, bir bakanın kendi kişisel görüş ve isteğine göre; siyasi, sosyal, hukuki sonuçlar doğuran ülkelerarası anlaşma ve protokolleri imzalaması gibi bir sonuç doğurur ki bunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir işlemin “idari, hukuki ve cezai” sonuçları vardır. “Uluslararası anlaşmalar” ile “onu onaylayan ve yürürlüğe koyan işlemleri” birbirinden ayırmak gerekir. Uluslararası anlaşmalara karşı yargı yoluna başvuru kısıtlanmıştır. Ancak onu onaylayan ve yürürlüğe koyan işlemlere karşı yargı yoluna başvurulabilir.
PROTOKOL HÜKÜMLERİ VE UYGULANMA SÜRECİ
Protokolün her ne kadar TBMM.nin onayından geçtikten sonra yürürlüğe gireceği söylenmekte ise de bir takım hükümlerinin daha once uygulanacağı yolunda hükümler ve kararlılık söylemleri mevcuttur. Protokol; yalnızca bir öneri ve yol haritası olmaktan çıkmış; sınırların açılması, ulaşımın sağlanması, iki ülke arasındaki sınırların belirlenmesine varacak ölçüde ileri ve bağlayıcı hükümlere varmıştır.
TÜRKİYE BÖYLE BİR PROTOLÜN VARLIĞINDAN HABERSİZDİR
Protokollerin nasıl ve ne suretle imzalandığı da bilinmemektedir. Türkiye kamuoyu, kurumları, kamu ve sivil toplum örgütleri ve insanları, böyle bir protokol hazırlığından ve varlığından tamamen habersizdir. Hiç bir şekilde bilgi verilmemiş, görüş alınmamıştır. Bir gün ansızın bir veya bir kaç protokolün imzalandığı haberi verilmiştir. Bu durum kamu yönetiminde anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir durum değildir. Hükümetin ileri sürdüğü açıklık, şeffaflık ve açılım ilkelerine de aykırıdır.
PROTOKOLE İSVİÇRE DE DAHİL OLMUŞTUR
Protokolde İsviçre’nin de imzasının bulunmaktadır. Protokole ilişkin ilk bilgiler “İsviçre kaynaklarından” ve “İngiliz BBC” yayınlarından öğrenilmiştir. Türkiye ile Ermenistan arasında yapılan görüşmelere bir üçüncü ülkenin neden katıldığı, arabuluculuk gibi bir sıfatı neden yüklendiği halen açıklanmamış ve anlaşılamamıştır. Türkiye ve kamuoyunun bu önemli konu hakkında, başlangıcından bu güne kadar hiç bir bilgisinin olmaması da önemli bir noksanlıktır.
HAZIRLIK SÜRECİ DE BİLİNMEMEKTEDİR
Ermenistan ile prokol çalışmalarının kısa bir süre önce yapılmayıp, uzun bir çalışma ve toplantı sürecine dayanmasına rağmen, Türkiye kamuoyuna hiç bir bilgi verilmeden imzalanması ve bir süre sonra aniden açıklanmasındaki sorun da çözülebilmiş değildir. İki ülke arasındaki çalışmalara bir üçüncü ülke olan İsviçre’nin bir nevi denetmen olarak katılması, bu çalışmaların uzun bir süredenberi devam ettiği sonucunu doğurmaktadır. Üstü örtülü olarak yapılan bir takım açıklamalarda ise, bu protokolün altı ay önce imzalandığı ancak çeşitli nedenlerle açıklanmasının ertelendiği kaydedilmektedir. Bu kadar önemli bir konuda; kamuoyunun, kamu kurum ve örgütlerinin hiç bir bilgisi olmadan yapılan bir protokolün, yapıldıktan sonra aylar boyunca gizlenmesi ve şimdi açıklanmasını mümkün kılan koşulların neler olduğu üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Uzun bir süre gizlenen protokolün neden ve niçin şimdi açıklandığı hususu da ayrıca irdelenmesi ve üzerinde durulması gereken bir husustur.
PROTOKOLÜN GETİRDİKLERİ VE ERMENİ TEPKİLERİ
Ermenistanın süregelen ve değişmeyen tutumu ve resmi devlet politikası karşısında, bu protokolün Türkiye’ye ne kazandıracağı konusu üzerinde de durulması gerekir. Ermenistan halen “Türkiye sınırını” tanımamamakta yani Türkiye toprakları üzerinde hak iddia etmektedir. Uluslararası alanda “soykırım suistimali” yapmakta ve Türkiye’yi, insanları katleden bir ülke olarak tanıtmaktadır. Azerbeycan toprağı olan Karabağ’ı boşaltmamakta ve bütün dünyanın gözü önünde “işgalci tutumunu” sürdürmektedir. Bütün bu tutum ve davranışlarını bir “devlet politikası” olarak devam ettirmektedir. Bu görüşlerinden vaz geçtiği yolunda en ufak bir emare yoktur. Böye bir durumda bu ülke ile, Türkiyenin fedakarlıklarına dayanan bir anlaşma yapmanın hiç gereği ve yararı yoktur. Üstelik Ermenistan içindeki ve dışındaki ermeni toplulukları ve örgütleri Türkiye’ye ve protokole karşı başlattıkları cepheyi genişletmekte ve hükümetlerinden de yardım ve destek görmektedirler. Böyle bir durumda bu ülke ile, Türkiyenin fedakarlıklarına dayanan bir anlaşma yapmak tamamen gereksiz bir hale gelmiş olmaktadır.
EZİK BİR KABUL EDİLMİŞLİK DUYGUSU
Ermenistan insanının, bu protokolü “protesto edip, gösteri ve yürüyüşler yaparak”, daha başka kazanımlar elde etmek için, kendi yöneticilerine baskı yapmakta, dünya kamuoyunu oluşturmak yolunda çalışmalar yapmakta olmasına rağmen, Türk insanının ve medyasının “sessizlik ve ezik bir kabul edilmişlik” içinde bulunması ve böyle bir görüntü vermesi üzüntü ve hayret verici olmaktadır.
Av.A.Erdem Akyüz
Hukukun Egemenliği Derneği
Genel Başkanı
.
bu yazıyı yazana ve sayfaya koyarak okumamıza olanak verene en içten teşekkür ve tebriklerimizi sunarız.
saygılarımızı sunarız.