DİZ DÖVMEK YERİNE DİZ ÇÖKTÜREBİLMEK İÇİN
ULUS OLARAK DİZ DÖVMEK YERİNE DİZ ÇÖKTÜREBİLMEK İÇİN, ATATÜRK’Ü DOĞRU VE TAM ANLAMAK ZORUNLUDUR!Prof. Dr. Özer Ozankaya![]()
Ulus olarak diz dövmek değil, diz çöktürtmek zamanıdır, diyoruz.
Evet, çok doğru.
Ama bunun için elele vermiş dış ve iç sömürgeciye nasıl diz çöktürüleceğini eylemli olarak göstermiş olan ATATÜRK’Ü doğru ve tam olarak bilmek gerek.
Çünkü Atatürk, sömürgeciliğin nasıl yenileceğini ve bir daha sömürge durumuna düşmemenin güvencelerinin neler olduğunu eylemli olarak göstermek gibi büyük bir uygarlık projesinin sahibidir. Aynı zamanda Türk demokrasi mücadelesinin düşünsel olduğu kadar kurumsal, yapısal kasnağını da oluşturmuştur. Bugün yaşamakta olduğumuz saldırılar, bu yapısal ve kurumsal çerçevelere yapılan saldırılardır.
Atatürk’ü, ve O’nun kişiliğinde Türk Kurtuluş Savaşının felsefesini, stratejisini ve ilkelerini doğru ve tam olarak öğrenip bilmeden, diz dövmek değil, dize gelmekten kurtulamayız; kurtulamadığımızı artık görelim!
Atatürk’ü doğru ve tam olarak anlamak demek:![]()
1) ULUSAL EGEMENLİK İLKESİNİN DOĞRU ANLAMI VE DÜRÜST UYGULAMASININ neleri gerektirdiğini bilmek demektir; bundan sapanların meşruluğunu yitirmesi demek olduğunu, bunun ise Vahdettin’ler, Damat Feritler .. neye layık iseler ona layık olmak anlamına geldiğini bilmek ve gereğini yapmak demektir. Atatürk’ün, neden, “Ulusal egemenliğe herhangi bir saldırı olduğunda benim ve benim gibi düşünenlerin yapması gereken tek şey, neye mal olursa olsun o adımı atanları tepelemektir!” dediğini anlamak ve gereğini yapmaktır.
2) Atatürk’ü doğru ve tam anlamak demek, MİSAK-I MİLLİ’Yİ doğru anlamak ve dürüst uygulamak demektir; Misak-ı Milli’den sapan siyasal parti ve yöneticilerin meşruluğunu yitirmesi, çünkü Türk ulusunun yüreğine zehirli hançer göndermesi anlamına geldiğini bilmek ve gereğini yapmak demektir.
3) Atatürk’ü tam ve doğru anlamak, LAİKLİĞİ tam ve doğru anlamak ve dürüstçe uygulamak demektir; laiklikten sapmanın da bir siyasal partinin ve yöneticilerinin meşruluğunu yitirmesi ve siyaset yapma alanının dışına süpürülmeği hak etmesi demek olduğunu bilmek ve gereğini yapmak demektir.
A)Bu bağlamda, Atatürk’ü doğru ve tam anlamak demek, laikliğin dini safsatalar yığını olarak nitelemek demek olmadığını, her bireyin inanç özgürlüğünün ancak dinin ortak yaşama, yani kamu yaşamına yön verme konumuna getirmemekle olanaklı bulunduğunu bilmek demektir;
B) İslam dininin de başvurulması zorunlu din adamına, gidilmesi zorunlu ibadet yerine yer vermeyen özelliği ile laik, yani demokratik düzenle çelişmesinin söz konusu olmadığını, Atatürk’ün de demokrasi devrimlerimizi yaparken din adına yöneltilen eleştirileri İslam dininin bu özünü belirterek etkisiz kıldığını bilmek demektir. Ancak Cumhuriyet döneminde kitlelere ulaşma olanağı bulabilen Yunus Emre’nin “Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır - Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları, Ona dalga vurdukça aşınıp gidesidir” dizelerinde de anlatıma kavuşan bu anlayışın , “Bir bilimsel açıklama, gerçek yaşamda karşılaştığı soruları aşma yönünde ilerlemiyorsa geçerliği kalmamıştır” diyen Aydınlanma Bilincini anlattığını ve bunun İslam la çelişmediğine Yunuslar’ın, Hacı Bektaş’ların, Mevlana’ların, Erzurumlu İbrahim Hakkı’ların .. tanıklık ettiğini bilmek demektir.
C) Bu bilince sahip olarak, din sömürücüleri için “İslamcı, dinci, İslam, ılımlı İslam ..” gibi hiç hak etmedikleri övgü sayılacak sıfatlar kullanmanın yanlışlığını, onların gerçek sıfatının Atatürk’ün de kullandığı “din sömürücüsü, din oyunu aktörü, dini sömürgeci amaçlarına araç yapıcı” sıfatı olduğunu ve öyle adlandırılmaları gerektiğini bilmek demektir.
4) Atatürk’ü tam ve doğru anlamak demek, 1970′lerden bu yana izlenen “Türk-İslam Sentezi” politikasının, tıpkı 20. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’nin yıkılışını kolaylaştıran TURANCILIK VE İSLAMCILIK politikası gibi “yapamayacağı şeyi yaparmış gibi görünüp düşmanlarımızın sayısını ve ulusumuz ve yurdumuz üzerine olan baskılarını arttırmaya yol açan büyük sahtekârlıklar” olduğunu bilmek demektir; etnik bölücülük ile karşılıklı olarak biri birlerine yapay varlık gerekçesi sağlayan saldırganlık politikası olduğunu, her üçünün de gerçek niteliğinin Türk ve İslam dünyasını Batı sömürgeciliğinin güdümüne sokma taşeronluğu olduğunu bilmek demektir.
5)Atatürk’ü tam ve doğru anlamak, ulus çocuklarına erginlik çağına değin her düzeydeki okullarda demokrasi ve bilim dışında bir telkinin yapılmasına olanak vermemek, dinsel eğitimi anne kucağına ve baba ocağına bırakmak demek olan EĞİTİM BİRLİĞİ İLKESİ’Nİ; kadınları eşit insan ve yurttaş düzeyine çıkaran KADIN HAKLARINI anlamak demektir. Bunlara aykırı davranışın demokratik meşruluğu yitirmek, yani siyaset alanının dışına süpürülmeği hak etmek demek olduğunu bilmek ve gereğini yapmak demektir.
6)Atatürk’ü doğru ve tam anlamak demek, siyasal partilerin iç yapı ve işleyişinin demokratik olmasının zorunlu olduğunu , böyle olmayan siyasal partilerin, ulusa karşı sorumlu yönetim gerçekleştiremeyeceğini, tersine demokrasi düşmanı iç ve dış güçlerin etkisine açık duruma düşeceğini, bu nedenlerle parti içi demokrasiden yoksunluğun demokratik meşruluktan yoksunluk demek olduğunu bilmek ve gereğini yapmak demektir.
7) Atatürk’ü tam ve doğru anlamak demek, kitle iletişim araçlarının, yani TV, radyo, gazete ve dergilerin “Aşağılık insanlar için para karşılığı yayın yapan, yabancı devletlerin örtülü ödeneğinin ya da uluslararası para dünyasının etkisi altına girmiş” yayın organları olmasına fırsat vermemek, böyle yayın organlarının demokratik bir düzende yerleri olmadığını bilmek ve gereğini yapmak demektir.
8)Atatürk’ü doğru ve tam olarak anlamak demek, O’nun Anadolu’dan İstanbul’daki “aydın” geçinenlere yaptığı uyarı ve çağrıyı bilmek ve ona göre davranmak demektir:
“a. Yalnız toplantılar ve gösteriler, büyük amaçları hiçbir zaman gerçekleştiremez.
b. Bunlar, ancak doğrudan doğruya ulusun bağrından doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.
c. Özünde acı olan durumu öldürücü biçime sokan en önemli etken, İstanbul’daki karşı akımlar ve ulusal erekleri zararlı bir biçimde desteksiz bırakan ulus yararına aykırı siyasal propagandalardır.
ç. Artık İstanbul Anadolu’ya egemen değil, bağımlı olmak zorundadır. Ben, ulusal amaç elde edilinceye değin Anadolu’dan ve ulusun bağrından ayrılmayacağım ve hiçbir güç bu ulusal kararlılığa engel olamayacaktır.
d. Size düşen özveri pek büyüktür.”
9) Ve Atatürk’ü tam ve doğru anlamak demek, bir de O’nun Çanakkale’de birliklerine verdiği şu komutun, yalnız askeri alanda değil, demokratik siyasal mücadele alanında da zorunlu olduğunu anlamak ve gereğini yapmak demektir:
“Herkes ve bütün erler bilmelidirler ki, siperler yalnız savunma için değildir; saldırı sağlamayan siperler, zararlı ve başarısızlığa uğratıcıdır.”
Atatürk’ün önderliğinde kavuştuğumuz demokrasi kurumlarımızı sürekli olarak sağlamlaştırma atılganlığı içinde olmak yerine, onları içine girip saklanacağımız siperler olarak görme yanlışımız yüzünden, o kurumlardan yararlanan demokrasi düşmanlarının saldırıları bizi o kurumlarla birlikte yok etme ölçüsüne ulaştı.
Oysa Atatürk’ün uyarısından ders almış olsaydık, özgürlüklerin bir kez elde edildikten sonra içinde saklanılacak siperler değil, her gün uğrunda mücadele verilmesi gerekli değerler olduğunu, bu nedenle onlara düşmanlık niteliğindeki her kıpırdanışı (tarikat ya da şeriat, ağa ya da aşiret yapısı, okullarda din dersi, ya da sanat düşmanlığı, kadını torbalara koymak ve harem-selam ayrılığı uygulamak ya da mezhepçilik yapmak …) daha başını kaldırmaya fırsat bulmadan ezmek gerektiğini takdir edebilir ve zamanında gerekli önlemleri alırdık. Bu iç demokrasi düşmanlarının dış sömürgecilerle ittifak kurmalarına da fırsat bırakmazdık.
10) Bugün de izlenmesi gerekli yol, aynı Atatürk yoludur; üstelik bugün bu yolun toplumumuzda bilgi ve meslek sahibi olup en etkili konumlarda bulunan milyonlarca ve milyonlarca yandaşı bulunmaktadır.
Tandoğan ve Çağlayan .. larda coşkuyla bir araya gelen ve çağdaş Türkiye’nin bu gerçek güç temelinden yola çıkan Biz Kaç Kişiyiz hareketi, ancak yukarıdaki gerçekler temeli üzerinde yürünürse Anadolu ve Rumeli Ulusal Hakları Savunma Derneği benzeri bir güce dönüşebilir!
Bugün Türk ulusu olarak bize diz çöktürtmek isteyenleri, doksan yıl önce Mustafa Kemal öncülüğünde yaptığı gibi bizim dize getirebilmemiz, yukarıdaki gerçekleri bilmemize ve gereğini yerine getirmemize bağlıdır.
.
ATAM seni ve ilkelerini kimse öldüremeyecek.Seni anlamayanlara da anlatıcaz seni anlayana kadar…