Devşirme Aydınlar
Devşirme Aydınlar
Laura Bush, Orhan Pamuk okuyormuş. “Benim Adım Kırmızı”yı. Batı emperyalizmi, yandaşı olan yazar, köşe yazarı, şairleri baş tacı gibi yaparak bizlere de ayni yolu işaret ediyor. Karşılıklı bir alışveriş mevcut. Bulundukları konumda onların kısa-uzun vadede menfaatlerine dönük çalışma karşılığında, ya Nobel alıyorlar ya da iş. “Ekmeğini yediğin kapının düdüğünü çalmak” gibi.
Dünya gemisinin dümeninde ki seçkinlerden Laura Bush, Orhan Pamuk okuyormuş bende okuyayım diyenler her zaman çıkar.
Laura Bush’un Orhan Pamuk okuması, Nobelli yazarın eserlerinin ne kadar çok okunduğunun da göstergesi yapılmış aslında. Oysa bunca reklama kitapları en az okunan yazar statüsündedir Pamuk. Laura Bush’un Yakında bir de Fetullah Gülen okuması çok muhtemel görünüyor. Cemaat ve ABD el ele, gönül gönüle Dünya Barışına katkıda bulunuyorlar ya o bakımdan.
Orhan Pamuk’un eserlerini, Türkiye’de baştan sona okumaya muvaffak olan okur sayısı bir elin iki parmağını geçmez. Okuyanı hayal kırıklığına uğratan satırları ile “sükût-u hayal Nobel”ini daha çok hak ediyordu, diyenlere katılmak için bir eserinin mutlaka okunması gerekir.
“Benim adım Kırmızı” da Yahudi karakterini öne çıkaran Orhan Pamuk, dikkatinizden kaçmadıysa eğer Türkler hakkında ne diyordu?”Bütün bu işe niye burnumu sokmuştum? Edirnekapı’da iki yıl evvel bir bohçacı karıyı, söz verdiği kız başka herifle evlenince kulaklarını keserek öldürmüşlerdi. Anneannem TÜRKLERİN ‘ÇOĞU ZAMAN ’sebepsiz adam öldürdüğünü söylerdi bana.” (Benim Adım Kırmızı - O.Pamuk)
Ne düşünürsünüz o satırlardan sonra?
Vay Barbar Türkler vay..Çoğu zaman, sebep yokken, canları isteyince adam öldüren Türkler..1,5 Milyon Ermeni’yi (bugün canım Ermeni öldürmek istedi diye) kesen Türkler..Küçük Asya soykırımını gerçekleştiren Türkler.. Kürtleri katleden barbarlar.. Canları Tamuya..
Batının bir şekilde devşirdiği zevat, onlara hizmet ettiği sürecek ayakta kalacaktır. Türkiye’de bunlardan bol miktarda mevcut. Birkaç gün önce yazdım, devletin yeni nesle sahip çıkmayışı bunda önemli rol oynuyor. Gençler, Anadolu Liselerinden Cemaat kucağına kadar bir dizi farklı devşirim, dönüştürme sistemine teslim ediliyor. İçlerinden genetik ve kültür olarak batılaşanlardan “Devşirme Aydın” tabakası oluşturuluyor. Adlarının önüne Nobel ve Profesör unvanı da eklenince sahne almaya başlıyorlar.
Orhan Pamuk kitabına niçin o adı seçmiştir? 3. Murat döneminde büyük bir olay oluyor. Önce katl emri vermekle birlikte sonra Yahudileri aşağılamak için, “bundan böyle Yahudilerin kırmızı şapka giyecekleri ” yönünde ferman yayınlıyor. “Benim Adım Kırmızı” diyor yazar, 3. Murat döneminde ki o davranışa günümüzde başkaldırıyor.
Laura Bush’a hangi kitabı okuyorsunuz diye sormuşlar efendim, o da cevaplamış:”Türkiye’nin Washington büyükelçisinin eşinin (Gülgün Şensoy) şu sıralarda bana armağan ettiği ‘Benim Adım Kırmızı’ adlı kitabı okuyorum. Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmış bir kitap. Gerçekten, gerçekten iyi, çok iyi..”( Medya)
Laura Bush’a Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı”sından sonra, Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı asıl romanı okumasında fayda var. Taklit taklittir, aslının yerini tutamaz.
Washington Büyükelçiliğimize teşekkür borçluyuz, gerçekten hayırlı bir iş yapmış. Orhan Pamuk’un, “Türkler 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü katlettiler ” dediği için Nobel aldığını, beşikte ki bebeğin bile bildiğini Büyükelçiliğimiz bilmiyor olması, pek de önem arz etmiyor şu saatten sonra. Üstelik “301″ denen Türk’e küfretme hakkı, Pamuk ve Elif Şafak gibi devşirilmişlerin yüzü suyu hürmetine yakında değişime uğrayacak.
Türkiye böyle garip bir ülke oldu artık. Müslüman olmayan Cumhurbaşkanımız zamanında Çankaya’ya sokulmayan, devşirilmişlerin tamamı şimdi Müslüman Cumhurbaşkanının “Fikir sofrasında” yer buluyor. 4 Şubat 2008 de Elif şafak Çankaya’ya davetli. Ortak noktaları çok fazla. Bir tanesi “Ilımlı İslâm”. 12. Abant Platformu’nun yapıldığı Mısır’da konu: “İslam, Batı ve Modernleşme” idi. Elif Şafak’ta orada, Abant Platformunun davetlisi olarak bulundu. İslâm’da modernleşme mevzuunda fikir beyan etti mi duyulmadı, fakat “Katil Türk” konusunda orijinal fikirleri olduğunu biliyoruz.
“Fikir Sofrası” adı verilen, Atatürk döneminin kötü kopyası olan buluşmalarda, Türkiye yararına bir fikir mi söyleniyor? Yoksa Abdullah Gül Çankaya’ya ısınırken, “Atatürk düşmanı diyorduk fakat bak, Atatürk sofrası geleneğini sürdürüyor mu demeliyiz. Orhan Pamuk ve Elif Şafak, Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşasaydı eğer, Atatürk onlarla aynı sofraya oturur muydu diye düşünmeden edemiyor insan. Tabii, onlarda böyle bir cüreti, “fikri özgürlüğün” arkasına sığınıp gösterebilirler miydi acaba?
Pamuk ve günümüz iktidarını bu kadar birbirine yaklaştıran nedir?
Bakın ne demiş Nobelli yazarımız Orhan Pamuk, barbar Türkler beyanından sonra.
“Son üç yılda Türkiye’de büyük değişimlerin yaşandığını söyledi. Pamuk 30 yıldır talep ettikleri düşünce özgürlüğünü sınırlayan yasaların kalkmasını Erdoğan hükümetinin gerçekleştirdiğini vurguladı ve şimdi sıranın Avrupa’nın Türkiye’ye yardım eli uzatmasında olduğunu söyledi.” (Süddeutsche Zeitung)
AB’nin bize uzatacağı yardım eli, Türkiye’yi biraz daha köşeye sıkıştırıp, hasta etmekten başka bir şey olamaz kanaatimce. Vahşi Batı, Leyla Zana’dan Orhan Pamuk’a ödül veriyor, sonra PKK ya yardım ve yataklık ederken yanında da “Sözde Soykırım”ı kabul ederek Türkiye’ye servis ediyor.
AKP iktidarı “Fikri özgürlükler” bağlamında, ayağını gazdan çekmez ise birkaç yıla kalmaz Öcalan’da “Fikir Sofrasında” kendisine yer bulur.
Türkiye’yi sevenler olarak marjinalleşiyor muyuz ne?
Neval Kavcar
.
sağı solu eleştiren siz kendi düşünceniz nedir?eleştirmek kolay fikir beyan etmek lazım duymak isteriz…