“Deniz Feneri yolumuzu aydınlatıyor.”
Deniz Feneri, Danıştay ve Eroin…
“Deniz Feneri yolumuzu aydınlatıyor.”Gerçekten de Deniz Feneri’nden yayılan ‘ışık’, Türkiye’de gözlerden kaçırılan birçok pisliğin ortaya çıkmasını sağladı. Yıllardan bu yana din istismarı ve din ticareti yapan kişi ile grupların nasıl bir soygun düzeni kurduğu açıkça görüldü. Ana muhalefet partisi CHP’nin büyük bir soğukkanlılıkla sürdürdüğü “takip” yalanın, talanın ve soygunun gösterilmek istenmeyen yüzünü belleklere kazıdı.
Kuşkusuz CHP’nin burada ortaya koyduğu performansta iki aktörün önemli payı var. Bunlardan biri CHP MYK Üyesi Ali Kılıç. Diğeri ise CHP’nin SAKİN GÜÇ’ü Kemal Kılıçdaroğlu. Her iki siyasetçi de Almanya’da sürdükleri izi, Türk kamuoyuna yalın bir dille anlattı. Din istismarı yapan ve “Müslümanlar iyi yaşasın” yalanıyla toplanan paraların kimlerin cebine girdiğini adım adım gösterdi. Din ticareti yapanlar, söyleyecek bir söz bulamayınca, çareyi en iyi bildikleri yöntemde aradı: “İstismar.”
Din tacirleri, Deniz Feneri’ndeki pisliğin ortaya çıkmasının ardından, el altından, “Yoksullara yardım yapmamızın önünü kesmek istiyorlar” yalanına başvurdu.
Ancak mızrak artık çuvala sığmıyor. Milyonlarca kişi, Deniz Feneri’ne verdiği paraların, Armada’da, Akman’ın şirketlerinde ve Kanal 7′de kullanıldığını biliyor. Hatta bu paralarla, “gemicik”ler alındığını da büyük bir ızdırap içinde öğreniyor.
Şaban Dişli’nin rüşvet belgesinin ardından ortaya çıkan Deniz Feneri yolsuzluğu ise, AKP’li Fırat’ın “hayali ihracat” yapmasının belgelenmesiyle yeni bir aşama kaydediyor. CHP’nin SAKİN GÜÇ’ü Kılıçdaroğlu, “laikliğe meydan okuyan” Fırat’ın yargıyla neden kavga ettiğini, ortaya koyduğu DANIŞTAY belgesiyle yoruma gerek bırakmayacak şekilde gösteriyor. Çünkü; önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz üzere, AKP yönetimi, Danıştay ve Yargıtay’ı önünde bir engel olarak görüyor. Yargıyla kavgada destek bulabilmek için de “türban” sömürüsünün arkasına saklanılıyor. Yargıtay ve Danıştay’da aleyhlerine çıkan kararları engelleyemeyen AKP’liler, bu yüzden ‘türbanın önündeki en büyük engel CHP denetimindeki yargıdır, türbana onlar izin verdirtmiyor’ propagandasına başvuruyor.
Halbuki; dün bir kez daha görüldü ki; yargı, AKP’nin hukuk dışı işlemlerinin önünde sağlam bir set olarak duruyor. Yağmalanmak istenen kamu arazilerine, 3. Köprü’nün yapımına, tarihi eserlerin yok edilmesine izin vermeyen Danıştay, AKP’nin en üst yönetimindeki Mir Dengir Mehmet Fırat’ın “hayali ihracat” yaptığı gerçeğini boynuna bir yafta olarak asıyor. AKP ise “yargıyla kavgayı, demokrasi mücadelesi” olarak yutturmaya çalışıyor. Asıl dertlerinin ise, “işlerini kolay yürütmek olduğu” anlaşılıyor.
Bu kadar açık bir gerçeği görmek istemeyen yandaş-yalaka medya ise, bugünkü yorumlarında CHP’li Kılıçdaroğlu’nun suçlayarak “Belge çıkaramadı” diyor. Bir kısım yalaka ise, Kılıçdaroğlu’nun Danıştay belgesini okuruna duyurmak yerine “DEMOKRASİ KAZANDI” hikayesine başvuruyor. Ancak belli ki; onların demokrasi anlayışına göre, demokrasinin kapsamına “hayali ihracat - çifte faturlı ticaret ve eroin taşıyan kamyon” da giriyor.
Tartışmanın özü yerine, “biçim”ini öne çıkaran yandaş - yalaka takımı, büyük bir yüzsüzlükle “medeni bir tartışma oldu” diyor. Eroin taşıyan kamyon, hayali ihracat yapan şirket ve “Bizi kırmızı hattan çıkartın” dilekçesi “gürültüye getiriliyor.”
Yandaş - yalaka medyanın bir kısmı da “yurttaşın kafası karıştı” diyor. Halbuki; karışan kendi kafaları… Çünkü; mızrağı çuvala nasıl sığdıracaklarını bir türlü bulamıyorlar. Bu yüzden de “tarihi tartışma”yı sulandırıp özünü kaybetmeye çalışıyorlar. Bu sırada hızını alamayanlar, tartışmanın galibi olarak Uğur Dündar’ı gösteriyor. Üstelik, Dündar bu tartışmada ‘taraf’ bile değilken…
Oysa; gerçekler çok açık ve çok yalın: AKP’nin iki numaralı siyasetçisi Fırat’ın şirketi, DEVLET tarafından, “güvenilmez” bulunuyor. Çünkü; Fırat’ın şirketinin kamyonunda 89 kilo ‘eroin’ yakalanıyor. Ve Fırat’ın şirketi bu yüzden, “Kırmızı Hat” denilen kuşağa alınıyor. “Kırmızı Hat” aynı zamanda “şüpheli” olunduğunu da işaret ediyor. Ve aynı şirketin sahibi Fırat, elindeki siyasi nüfuzu kullanarak “Kamyonlarım gümrükten aranmadan geçsin” diye dilekçe yazıyor. Bu dilekçeyi yalanlayamayan Fırat, “Ben Baron değil, Mir’im” derken, eroinden “MAL” diye söz ediyor.
Danıştay ise, “Devrimler travma yarattı” diyen AKP’li Fırat’ın, “hayali ihracat” yaptığını belgeliyor. Fırat, CHP’li Kılıçdaroğlu’nun belgesi karşısında sadece yutkunuyor, terini siliyor.
Aynı Fırat, Türkiye’nin izlediği tartışmada, “çift fatura” kullandığını rahatlıkla söylüyor. Bu sözler, “Vergi kaçırıyorum” anlamına geliyor.
Peki bizim medya ne diyor?
Yandaş yalaka takımı, bu noktada ikiye ayrılıyor. Birinci grup şunu söylüyor: “Kılıçdaroğlu’nun belgeleri kafa karıştırdı, önemli bir şey söylemedi. Tartışmanın galibi Uğur Dündar oldu.”
AKP’yi kızdırmak istemeyenler ise ‘ortadan’ yazıyor: “Demokrasi kazandı…”
Onlara, çok sevdikleri Başbakanlarının üslubuyla seslenmek gerekiyor: “Sevsinler sizin, eroinli, hayali ihracatlı, çift faturalı demokrasinizi…” BARIŞ YARKADAŞ
.