Demokrasi, onu yıkma özgürlüğü tanıyan bir düzen değildir! — Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesi

Demokrasi, onu yıkma özgürlüğü tanıyan bir düzen değildir!


AKP’ye Kapatılma Dâvâsı: AKP

AKP“Demokrasi, onu yıkma özgürlüğü tanıyan bir düzen değildir”!

Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başsavcısı, bağımsızlık ve özgürlüğümüzün, kadın ve erkeğiyle tüm yurttaşlarımızın insanlık onurunun güvencesi olan laik, sosyal hukuk devleti nitelikleriyle Cumhuriyet düzenimizi bağımsız yargı yoluyla koruma ve savunma görev ve yetkisini kullanmış ve AKP hakkında kapatma istemiye Anayasa Mahkemesi’nde dâvâ açmıştır.

Tüm yurttaşlar olarak, Yargıtay Başsavcısının görevini yerine getirmek üzere yetkisini kullanmasına destek verilmesi bir zorunluluktur.

Atatürk önderliğinde kavuştuğumuz demokrasimizin iç ve dış düşmanlarının denetimindeki parti, basın ve vakıf/dernek gibi kuruluşlar ulusumuzu aldatmak için yine “Demokrasi’de siyasal parti cezalandırılmaz; siyasal yasak olmaz” gibi dogmatik, yani gerçeğe tümden aykırı saplantı niteliğindeki yaygaraları koparmaya koyulacaklardır.

Bunu yaparken bir de “Yargı siyasallaşıyor!” gibi laf kalabalğına (demogojilere) başvuracaklardır.

Truva-AKPTürk demokrasisi 1924′te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası deneyiminden başlayarak, iç ve dış demokrasi düşmanlarının elbirliği ile, hep demokrasiden yararlanıp demokrasiyi yıkma saldırılarına hedef olmuştur.

Bu saldırıların en büyük bölümünü oluşturan dinsel baskıcılık, o zamandanberi hiç şaşmamacasına, bir yandan milli egemenlik ilkesini kâfirlik diye suçlamış, öte yandan demokrasiyi, çiğnenmesi ya da kaldırılması teklif bile edilemeyecek temel haklar ve özgürlükler düzeni olduğunu inkâr edip, uluorta bir oyçokluğuna indirgeyerek “asıl milli egemenliği biz istiyoruz” takiyyesini, yani yalancılığını yürütegelmişlerdir.

O dönemde Atatürk’ün önderliği onlara, bunların maskesini indirmeyi başarmış ve onlara “demokraside siyasal yasak olmaz; parti kapatılmaz” propagandası ile kamuoyunu aldatmak fırsatını vermemiştir.

1970′lerden başlayarak önceleri hem dinsel ve faşist baskıcı örgütler, hem de komünist örgütlenmelere, Sovyetlerin dağılışından bu yana da asıl olarak dinsel baskıcılığa alan açıp Türk demokrasisini çözmek üzere gerçeği ters-yüz eden bu propaganda özellikle ABD ve AB desteği ile yürütülmektedir.

Demokrasinin içtenlikle hizmetinde olanlara düşen görev, en az onlar kadar yoğun bir çabayla, demokrasinin uluorta bir oy çoğunluğu düzeni olmayıp, temel hak ve özgürlükler düzeni olduğu, demokrasi düşmanlığı yapma özgürlüğünün bulunmadığı, böyle pertilerin kapatılmasının ve böyle politikacıların siyaset yapmaktan yasaklanmasının demokrasinin tam da gereği olduğu tüm yurttaşların bilgisine ve bilincine ulaştırılmalıdır.

Tersi durumda ulusun ve ülkenin iç kargaşaya ve uzak-olsun giderek iç-savaşa sürüklenebileceği anlatılmalıdır.

Bu anlayışın demokraside en çok yol almış Batı ülkelerinde de geçerli olduğu, o ülkelerde yaşanan büyük acılardan sonra artık demokrasiyi yıkmak için örgütlenen siyasal partiler az görülüyor diye, oralardaki anlayışın bundan farklı olmadığı, kamuoyumuzun bu yolda aldatılmaması gerektiği vurgulanmalı ve en taze örnek olarak Avusturya’daki Heider olayı özenle v eönemlez anımsatılmalıdır.

Bilindiği gibi AVRUPA BİRLİĞİ, birkaç yıl önce Avusturya’da halkın oylarıyla hükümet kurma yetkisi almış olan, ırkçı (nazi) program sahibi bir partinin başındaki Heider adlı politikacıya hükümet kurdurtulması durumunda, AB olarak Avusturya hükümetiyle hiçbir ilişkiye girilmeyeceğini açıkça bildirdi ve Heider’in hükümet kurmasını engelledi!

Türkiye’de de demokrasiyi yıkma demek olan kadını eşit insanlık haklarından yoksun kılma, bir dinin bir mezhebini hukuka, eğitime, çalışma yaşamına, sanata, … egemen kılma, ulus birliğini, ülke bütünlüğünü parçalama … eylemlerinin odağı durumunda olduğu BAĞIMSIZ YARGI tarafından savlanan ve saptanan patilerin kapatılması, bu suçları işlediği saptanan kişilerin siyasal etkinlikten yasaklanması, yalnız ve ancak demokrasinin zorunlu gereği sayılmalıdır.

Tersi, ülkede bağımsız yargıya da artık olanak bırakmayacak olan bir baskı yönetiminin kurulması, Atatürk’ün deyimiyle, “elleri kolları bağlı kurbanlık koyun durumuna razı olmak” düşkünlüğü demektir.
Cumhuriyet Başsavcısı’na açtığı bu dâvâ dolayısıyla yapılacak açık ya da örtülü saldırı niteliğindeki her tutum ve davranışın, doğrudan doğruya Bağımsız yargının özgürce işlemesini engelleme anlamı taşıyacağı ve kendi başına suç olacağı, Türkiye’de bağımsız yargının bulunduğu ve var olacağı, en yüksek sesle tüm yurttaşlara duyurulmalıdır, kanısındayım.

Prof. Dr. Özer OZANKAYA

.




Yorum Bırak

Bir kaç dakika ayırın ve bize bu makaleyle ilgili ne düşündüğünüzü yazın. Cümle başları hariç küçük harfler kullanmaya özen gösteriniz. Yorumunuzun sorumluluğu size aittir.

Okuyucu Yorumları

bu degerli düşüncelerinizi bizimle paylaştıgınız için çok teşekkür ederiz Türkiye Cumhiriyeti hiç bi zaman sahipsiz degildir onu bölmek ve parçalamak isteyen kişiler her zaman karşısında Ulu Önder Atatürk ün izinde giden biz türk gençligini bulacaktır