“CUMHURİYET” “DEMOKRASİ” DEMEKTİR!

“CUMHURİYET” “DEMOKRASİ” DEMEKTİR!

Prof. Dr. Özer OZANKAYA

Ulusça 85. yıldönümünü kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün önderliğinde “cumhuriyet” kavramını doğru ve tutarlı olarak hep “demokrasi” anlamında kullanıp uygulamış olduğu apaçık bir gerçektir. Buna karşılık “cumhuriyet”in demokrasi olmadığı, Türk Devrimiyle Türkiye’de “demokrasi” değil “cumhuriyet” kurulduğu savını ortaya atanların ve onları destekleyen Siyaset Batısı’nın düşünce ve amaçları ise kavram kargaşası yaratmak olup, düpedüz “demokrasi dışı”dır.

Atatürk ve yakın çalışma arkadaşları için Cumhuriyet kurmak, demokratik bir toplum kurmak demekti ve attıkları her adım, demokrasinin gerektirdiği adımlardı. Cumhuriyet döneminde üçüncü kez olmak üzere 1946′da “çok partili” siyasal düzen uygulanmaya başlandıktan sonra bu gerçek öncelikli olarak dile getirilmek gerekirken, çoğulcu yapıya taban tabana aykırı yol ve yöntemlerle, “cumhuriyet”in “demokrasi” olduğu, Türk Devriminin de demokrasiyi tüm gerekleriyle amaçlayan dünyaya örnek bir “uygarlık projesi” olduğu gerçeği dile getirilmez oldu. Çünkü kısa zamanda anlaşıldığı üzere çok partili uygulamayı, demokrasiyi daha büyük ölçülerde işletip geliştirmek değil, tam tersine, ilk iki denemede olduğu gibi, yine onun önünü kesmek amacıyla kullanma hırsı, sözde politikacılara egemen olmuştu. Oysa Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başarılması da, çağdaş Türk toplumunun tüm kurumları da, doğru anlamı ve dürüst uygulamasıyla “Ulusal Egemenlik”, yani “cumhuriyet” ilkesi altında gerçekleşebilmiştir.

1946′dan sonra toplum ve devlet yapımızdaki çok yönlü ve sürekli gerileme ve zayıflamanın baş nedeni de, “ulusal egemenlik” yani ulusa karşı sorumlu yönetim ilkesinin içinin boşaltılmış, devlet yapısının da siyasal partilerin de işleyişinde artan ölçüde rafa kaldırılmış olmasıdır.

Soğuk savaştan sonra açılan Yeni Sömürgecilik döneminde ise özellikle aydın kesime ve üniversite gençliğimize yönelik yoğun bir yerli ve yabancı propaganda saldırısı başlamış, “cumhuriyet” ile “demokrasi”nin ayrı şeyler olduğu, Türkiye’de demokrasi değil cumhuriyet kurulmuş olduğu yolundaki çarpık bir düşünceyi açık açık yayma çabası sergilenegelmiştir. Bununla aynı zamanda Türk gençliğini, kendisine “emanet” edilmiş olan Cumhuriyet’e yabancılaştırmak, “varlığının ve geleceğinin biricik temelinin cumhuriyet” olduğunu kavramasını engellemek amacı güdülmüştür.

Çıkarcıların, yabancı devletlerin örtülü ödeneğinin ve uluslararası para dünyasının güdümü altına giren iletişim araçlarında yoğunlukla dile getirilen ve Türk demokrasisi ile Türkiye Cumhuriyeti devletini zayıf düşürmeyi amaçlayan bu propagandanın yanlışlığını ve gerçekte demokrasiyi savunmak şöyle dursun, demokrasinin temellerini yıkmayı amaçlayan bir çaba olduğunu belirtmek gerekir.

A) Her şeyden önce, cumhuriyet ve demokrasi sözcüklerinin yabancı kökenli oluşundan yararlanan• bu propagandanın en sık başvurduğu gerekçe, kanımca en zayıf gerekçesidir: “Atatürk Cumhuriyet kurdu, demokrasi kurmadı.” derken, “Saddam Hüseyin’in de, Ziya ül Hakk’ın da, İranlı Mollaların da Cumhuriyeti var!” deniyor. Yani Saddam ya da Humeyni kurduğu yönetim biçimine ‘cumhuriyet’ dedi diye”cumhuriyet” kavramı, onların yönetim biçimiyle özdeşleşmiş oluyor ve böylece değerden düşüyor! Ama çoğu yakın dönemde sosyalist olmakla övünen bu yazar ve akademisyenlerin, sosyalist kampın çöküşünden önce örneğin Bulgaristan’da Jivkov’un, Polonya’da Jirinovski’nin, Romanya’da Çavuşevsku’nun … siyasal düzenlerine “halk demokrasisi” dediğine bakarak “demokrasi” kavramını da dışlamaları gerekirdi. Saddam, rejimine “cumhuriyet” adını verdi diye cumhuriyeti değersiz görenlerin, marksist diktatörlüklerin yönetimlerine “demokrasi” demeleri karşısında demokrasi kavramını da dışlamaları gerekmez mi?

Atatürk Cumhuriyeti’ne açık ya da örtülü saldıran bu kesim, Türkiye için önere önere “2. Cumhuriyet” adını önermiş, başka bir ad bulamamışlardır. Kendilerine de “2. Cumhuriyetçi demişlerdir.” Madem Cumhuriyet demokrasi değildi, neden önerilerini başka bir ad altında yapamıyorlar? Genel aydın kesimimiz bu mantık yanlışını, bu çelişkiyi gördüğü için, bu yazar ve akademisyenlere “Numaracı cumhuriyetçi”, yani yalancıktan cumhuriyetçi adını takmış bulunuyor.

Gerçekte Yunanca kökenli ‘demokrasi’ (=demos + kratie), Latince kökenli “republic” (=rex + publica) ne anlama geliyorsa, Arapça kökenli ‘cumhuriyet’ (cumhur=halk; cuhmuriye = halk yönetimi) de aynı anlama gelmektedir.

Demokrasi ve cumhuriyet kavramlarının saygınlığından yararlanıp kendilerini bunlardan biri ya da öbürüyle adlandıran, gerçekte ise bu kavramların her ikisinin de anlattığı “ulusal egemenlik”, “halkın özgürce seçip değiştirdiği ve halka karşı hesap veren ve insan haklarına saygılı olan yönetim” ilkesine aykırı davranan yönetimler her yerde görülegelmiştir. Irak’ı en insanlık-dışı biçimde işgal edip baştan sona yıkan sömürgeci ABD ve onun işbirlikçisi AB, “Irak’a demokrasi götürdüğünü” söylemiyor mu?

Bir saygın kavram, içeriği ile hiç tutarlı olmayan amaçlar için kılıf olarak kullanılıyor diye, o kavramdan vazgeçmenin doğru bir yol olmadığı açıktır.

B) ‘Cumhuriyet’ kavramı, her zaman değil, ama biraz daha sıklıkla ‘halkın kendi yönetimini kendisinin belirlemesi’ ilkesinin devlet başkanlığı, parlamento, hükümet … vb’nin kuruluşu, seçim düzeni, anayasa, anayasa yargısı, yönetsel yargı, … gibi siyasal kurumlarından söz ederken kullanılmasına karşılık, ‘demokrasi’ kavramı daha çok bireysel yurttaşın insan ve yurttaş hak ve özgürlüklerinden söz edilirken kullanılmakta ise de, bu durum iki kavramın birbirine karşıt ya da çelişik anlamlar taşıdığını öne sürmeğe gerekçe yapılamaz. Tersine, her iki durumda da aynı özgürlük, eşitlik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü düzeni anlatılmaktadır: Parlamentonun, seçim hukukunun, Anayasanın, Anayasa Mahkemesinin, hükümetin kuruluş düzeninin …, birey hak ve özgürlüklerinin güvencede bulunmasıyla doğrudan ilişkili olduğu açıktır. Bireyliğin çiğnendiği yerde de yargı bağımsızlığı, anayasa üstünlüğü, özgür seçim, bilim özgürlüğü … olamayacağı kuşku götürmez.

C) “Cumhuriyet demokrasi değildir” diyenlerin gerçek amaçlarının demokrasi olmadığını, Atatürk Türkiyesi’i zayıf düşürmek, hatta yıkmak olduğunu şu önerilerinden anlıyoruz:

a) “Demokrasi her ideolojinin, her alt kültürün, her tür yaşam anlayışının kendisine yer bulabildiği, özgür bir sivil toplumsal yapının kimlik özelliğidir… Aksi takdirde sivil toplum tek sesli bir topluma dönüşür ve müdaheleci devletle özdeşleşir. Demokrasinin başka seslere, başka kültürlere, başka etnik gruplara yer verici niteliğine … karşılık, cumhuriyet bu başkalıklarda hep düzeni sarsıcı gelişmelerin ayak izlerini arar ve demokrasiyle cumhuriyet arasında adı konulmamış, örtülü bir çatışma sürer gider. Cumhuriyet, hep demokrasi aleyhine alan kazanmaya çalışır.”(Yurdakul Fincancıoğlu, “Sosyal Demokrat Düşünce ve Eylemin Başarı Ortamı,” CHP Parti Eğitmenleri Semineri Ders Notları, CHP Yayını, 2000, s. 317-8).

Görüldüğü gibi, “Demokrasi cumhuriyet değildir” diyen bu görüş, Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet devrimlerinin demokratik nitelik ve özünü gözlerden saklamak, ulusal bağımsızlık, yurt bütünlüğü ve ekonomik gelişme için zorunlu olan demokratik ulusal dayanışma gereklerini bilinçlerden uzak tutmak amacı uğruna, cumhuriyeti müdahaleci devlet, yani diktatörlük düzeni olarak tanımlayacak ölçüde gerçeklerden sapmaktadır.

b) “Cumhuriyet demokrasi değildir” diyen görüş, laiklik karşıtlarıyla “uzlaşma”yı öneren tutumuyla da gerçekte yeni-sömürgecilik demek olan “küreselleşmeci”liğin sözcülüğünü yaptığını ortaya koymuştur:

“Bizim gündemimizi teşkil eden bir uzlaşma alanı da laiklik ve teokratik devlet ikilemiyle ilgili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda çeşitli görüşlerin varlığını doğal ve hoş görmek suretiyle bir uzlaşma zemininin hazırlanması gerektiğine inanıyorum.” (Doç. Dr. Korel Göymen, “Sosyal Demokrasinin Evrensel İlkeleri, Amaçları, TürkiyeÇerçevesi,” CHP Parti Eğitmenleri Semineri Ders Notları, CHP Yayını, 2000, s. 307-8).

“Cumhuriyet demokrasi değildir!” diyenler, laikliğin demokrasinin özü demek olduğunu, bu özden verilen ödünlerin, bir bölümü açıkça teröre batmış Hizbullah, Taliban, Kaplancı .. gibi örgütlemeleri doğurduğu, bir bölümü daha sinsice özel okul ve kurslarda onbinlerce çocuğu demokrasiye karşıt, dinsel dünya görüşüyle biçimlendirmeye yönelmiş Gülenci ve benzeri Orta-Çağ artığı tarikatları hortlattığı, sömürgeci Batı’nın da bunları desteklediği üzerinde hiç durmuyor, tutumlarının bu demokrasi düşmanı örgütlenmelere meşruluk kazandırmak ve bunların siyasal partiler biçiminde örgütlenmelerine olanak vermek anlamına geldiğini bilmezlikten geliyorlar. Oysa Cumhuriyetin kuruluşundanberi, Atatürk’ün deyişiyle “Cumhuriyet’e karşı komplo”lar hep bu kılıf altında kurulmuştur.

c) “Cumhuriyet demokrasi değildir.” diyen görüş, ekonomik politika alanında da açıkça “devletin küçültülmesi”, yani ekonomi alanında yatırımcı ve üretici etkinliklerden hepten uzak durması gerektiğini savunmakta, bu görüşü dünyaya dayatan Batı’nın ise bırakınız son ikiyüz yıllık açık sömürgeciliğini, bugün bile gerek gördüğü birçok alanlarda doğrudan devlet işletmeciliği yaptığından habersizmiş gibi görünmüşlerdir. Bugün dünyanın içine yuvarlandığı ekonomik bunalım karşısında bu sözde serbest-pazar’cı Batı devletlerinin hepsinin birinci sınıf devletçi politikalar uygulmakta oldukları bütün açıklığıyla ortaya çıktığı halde, hâlâ Atatürkçü demokratik devletçiliğin ne denli demokratik ve kalkındırıcı bir ekonomik model oluşturduğu gerçeğini göz ardı etmekte diretmektedirler.

Görüldüğü gibi “Cumhuriyet demokrasi değildir.” diyerek sözde demokrasi istiyormuş görüntüsü altında Türkiye için bu görüşleri öne sürenler, örneğin ulusal kimlik gereğini, ortak yurt kavramı gereğini, ortak bir hukukun toplumda egemen olması gereğini, toplumsal refah ve adalet için kamunun ekonomik girişimlerine de gerek olduğunu, bunlar olmadan hiçbir insan hak ve özgürlüğünün gerçekleşemeyeceği gerçeğini hepten göz ardı etmekte, sözünü bile etmemektedirler. Bu tutumlarının sonucu olarak da örneğin etnik terörü, dinsel terör ve baskıcılığı, otoriter ve beyin yıkayıcı örgütler olan tarikatları, Ermeni soykırımı iftiralarını, Misak-ı Milli ile tanımlanmış yurdumuza saldırıları kınamaya yanaşmamaktadılar. Tersine olarak CNN Türk’ün yaptığı gibi Güney-Doğu Anadolu’yu Türkiye sınırları dışında gösteren harita yayınlayabilmekte, İnsan Hakları Derneği adı altında Türkü yurdunun bir bölümünden yoksun kılmaya yönelik terör örgütünü haklı bir savaş yürüten kuruluşmuş gibi sunup insan hakları kavramının toplumda saygınlığını düşürmekte, uluslararası spor karşılaşmalarında Türk bayraklı flama giymeyi reddetmekte, “Herkesin kendi hukukunu yaşaması” gibi toplum gerçeğine aykırı söylemlerle toplumsal bütünleşme değil, dil, din, mezhep, soy bölünmelerini yeğlediklerini belli etmektedirler.

Böylece de, demokrasi getirmediğini öne sürdükleri Atatürk modelinin sömürgeciliği reddeden, tam bağımsızlıkçı, demokrasinin ekonomik gereklerini içeren ve tutarlı bir laikliği temel alan demokratik özelliklerine saldırmaktadırlar.

Gerek Türkiye’de, gerekse AB sözcüleri arasında “Cumhuriyet demokrasi değildir.” diyenlerin, demokrasi konusundaki içtenlik ve tutarlılıktan yoksunluklarının apaçık bir kanıtı da, Türkiye’deki Siyasal Partiler ve Seçim yasalarının köklü biçimde demokrasiye aykırı nitelikler taşımasına ve başta iktidar ve ana-muhalefet partileri olmak üzere siyasal partilerin hemen tümünün iç işleyişinde demokrasinin bulunmayışına, milletvekili dokunulmazlığının demokrasiyi yıkıcı bir etkene dönüşmüş olmasına .. bugüne değin kararlılık ve yoğunlukla karşı çıkmış olmamalarıdır!

Bütün bunlar gösteriyor ki, “Cumhuriyet demokrasi değildir.” diyen görüş, gerçekte her türlü özgürlük ve insan haklarına saygısız bir uluslararası ekonomik ilişkiler yapılanmasının adı olan yeni dünya düzeni ideolojisinin, Atatürk modeline saldırmak üzere Türkiye’ye uyarlanmış biçimidir.

Atatürk’ün Türk Genliğine ve genellikle Türk ulusuna, “varlığının ve geleceğinin biricik temeli” olarak emanet bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti ise, doğru anlamı ve dürüst uygulaması ile:

1) Sömürgeciliğin askeri saldırısının da tepelenebileceğini;
2) Cumhuriyet Devrimleriyle gerçekleştirilen laik devlet, aile, eğitim, ekonomi kurumlarının ve çağdaş uygarlığın üstün-değerlerini anlatan dil, yazı, sanat, felsefe .. devrimlerinin sömürgeciliğin bir daha hortlamamasını sağlayacak gerçek güvenceler olduğunu;
3) Gerçek gelişmenin kapitalizmi de, sosyalizmi de “demokrasinin belirgin intelikleri açısından aşan” “demokratik devletçilik”le sağlanabileceğini;
4) Eğitimin hem demokratik hem de ekonomik gelişmenin en etkili kaldıracı olduğunu;
5) İslam dininin özünün bilim ve demokrasi ile bağdaşmaz olmadığını, bunun kavranmasının tüm islam dünyasını “şunun, bunun tutsaklık ve aşağılayıcılık zincirleri altında kalmaktan” kurtaracağını

anlatan, bunları başarılı uygulamasıyla kanıtlamış da olan bir kutsal emanettir.

Bu kutsal emanete doğrulukla sahip çıkmak, bireyler olarak da, ulus olarak da “şerefli, haysiyetli ve namuslu” yaşamanın zorunlu gereğidir.

Atatürk, bu uygarlık projesi değerindeki düşüncesiyle, dünya durdukça her türlü “karanlığın üstüne güneş gibi doğmaya” devam edecektir.

Tüm uygar insanlığın övüncü eşsiz önder Atatürk’ü saygıların en derini, gönül borçları ve teşekkürlerin en büyüğü ile anıyoruz.

.

About ADD Isparta