TBMM’nin 2 Aralık 1922 cumartesi günkü oturumunda Başkanlık yapan Dr. Adnan Adıvar bir kanun önergesini okumadan havale etmek istiyordu.
“Efendim, bu kanun önergesinin okunmadan meclise havalesi işleyiş gereğidir”
Bakan sözünü bitirdiğinde bir Milletvekili söz istedi.
“Efendim, bu kanun önerisi özel bir maksadı içeriyor ve bu özel maksat doğruca şahsımla ilgili olduğundan izin verirseniz birkaç kelimeyle düşüncemi arz etmek istiyorum.”
Bu Milletvekili Mustafa Kemal’di.
“Erzurum Milletvekili Süleyman Necati, Mersin Milletvekili Selahattin ve Samsun Milletvekili Emin Beyefendiler tarafından önerilen kanun tasarısı doğrudan doğruya benim şahsımı vatandaşlık hukukundan düşürmek görüşüne yöneliktir.
’14.maddede yazılı olan şartları gözden geçirecek olursanız, orada deniliyor ki:
‘Büyük Millet Meclisi’ne seçilebilmek için, Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki yerler oturanlarından olmak zorunluluktur, ya da seçim çevresi içinde oturmak zorunludur. Ondan sonra göç ederek gelenlerden Türk ve Kürtler iskan tarihlerinden itibaren 5 yıl geçmişse seçilebilirler.
Ne yazık ki, benim doğum yerim bugünkü sınırlarımız dışında kalmış bulunuyor. İkinci olarak her hangi bir seçim çevresinde 5 yıl oturmuş dahi değilim. Doğum yerim bugünkü ulusal sınırların dışında kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim katiyen bir kasıt ve kabahatim yoktur. Bunun nedeni bütün ülkemizi ulusumuzu mahv ve yok etmek isteyen düşmanların harekatında başarılı olmaktan kısmen men edilmiş olmasıdır. Eğer düşmanlar tamamen maksatlarına ermiş olsalardı Allah korusun buraya imza koyan efendilerin dahi doğdukları yerler sınırlarımız dışında kalabilirdi.
Bundan başka bu maddenin istediği koşula sahip bulunmuyorsam, yani 5 yıl sürekli olarak bir seçim çevresinde yerleşmemiş isem, oda bu, vatana yaptığım hizmetler yüzündendir.
Eğer bu maddenin talep ettiği koşulu kazanmaya çalışsaydım, İstanbul’u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar da ki savunmaları yapmamaklığım gerekirdi. Eğer ben bir yerde 5 yıl oturmaya mahkum olsa idim, Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan bu vatani görevimi yapmamaklığım gerekirdi. Bu efendilerin talep ettiği koşulları kazanmak isteseydim, Suriye’yi tahliye eden orduların enkazından Halepte bir ordu oluşturarak düşmana karşı savunma yapmamaklığım ve bugün ‘Ulusal Sınır ‘ dediğimiz sınırı fiilen belirlememekliğim gerekirdi.
Sanırım ki ondan sonraki işlerimi herkes bilir. Hiçbir yerde 5 yıl oturmayacak kadar iş gerçekleştirmiş bulunuyorum. Ben sanırım ki bu hizmetlerimden dolayı ulusumun sevgi ve saygı onurunu kazandım. Belki bütün İslam dünyasının sevgi ve saygı onuruna sahibim. Dolayısıyla bu yönelmelere karşılık vatandaşlık hukukundan düşürülmeye uğrayacağımı asla hatıra getirmezdim.
Tahmin ediyorum ve diyorum ki, yabancı düşmanlar bana suikast etmek yoluyla da beni ülkemde ki hizmetimden ayırmaya çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getirmezdim ki, yüce mecliste, isterse iki üç kişi olsun, aynı zihniyette bulunabilsin. Dolayısıyla ben şunu anlamak istiyorum: Bu efendiler seçim çevreleri halkının ciddi olarak düşünce ve duygusunun tercümanımıdırlar. Yine bu efendilere karşı söylüyorum: Milletvekili olmak itibariyle doğal kapsamlı bir sıfatı toplamış bulunuyorlar. Dolayısıyla demek istiyorum ki, Ulus bu efendilerle aynı fikirde midir?
İkinci olarak efendiler, beni vatandaşlık hukukundan düşürme yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir, kimler tarafından verilmiştir?
Bu kürsüden resmen yüksek heyetinize bu efendilerin seçim çevresi halkına ve bütün ulusuma soruyorum bunu ve yanıt istiyorum.
Gazi Atatürk, Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni beyin karşı savunmasına şöyle karşılık verir :
“Hüseyin Avni bey madde açıktır yoruma hacet yoktur.”
Bayezit Milletvekili Şevket bey Mustafa Kemal’i sakinleştirmek için düşüncesini söyler:
“siz müstesnasınız Paşa Hazretleri “
Mustafa Kemal haykırarak şöyle der:
“Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur ve ben müstesna olamam.”
Kendi şahsından ve hizmetlerinden bahsetmek ağır gelmiş, Mustafa Kemal’e ıstırap vermiştir.
Yaşamını Türkiye’ye adayan “Mütevazi adama “hazırlanan “ pusu” amacına ulaşamamıştı.
Haber yurtiçi ve yurtdışına aktarılınca Türk ulusu olayı öğrendi ve meclise kınama telgrafları yağmaya başladı. Bu telgraflar büyük çoğunlukla önergeyi veren Milletvekillerinin seçim bölgelerinden geliyordu.
Bir kınama telgrafı:
“size ve sayın değerli çalışma arkadaşlarınıza karşı sancağımız adına söz söyleyen ve aykırı görüş besleyen ve bizce hiçbir şahsiyet ve yeri olmayan Milletvekilini kınarız. Onun sancağımızı temsil etme hakkı da olamaz.”
Rize
Rıza Soyak:
“Atatürk şahsına karşı yapılan kötülüklerden dolayı kimseye kin beslemez , daima af ile muamele ederdi.Hatta olanak olursa iyilikle karşılık vermek isterdi.Nitekim önergeyi verenlerden Erzurumlu Necati beye birkaç yıl sonra öğretmen olarak bulunduğu Eskişehir Lisesinde rastlayınca kendisine iltifatta bulunduğuna tanık oldum. Başka bir dönemde Emin Bey’in de yeniden Milletvekili seçilmesine ses çıkarmamıştı.”
.

tüm türk yurtları MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ümüzün ikametgahıdır