BOP ve Kanlı saldırılar Neval Kavcar
BOP sınırları içinde kan dökülmeye devam ediliyor. Halkını yönlendirmek ve iktidarı verilenleri yapma konusunda hızlandırmak için olduğu belli olan saldırılar yoğunluk kazandı. BOP denilen proje kapsamında ki devletlerin içinde Pakistan’ında olduğu söyleniyor.ABD ile anlaştığı duyulan Benazir Butto’nun Pakistan’a gelmesi ile birlikte terör olayları artmıştı. Yaptığı miting sonrası öldürülmesine bakınca, klasik soruyu soralım diyorum. Butto’nun
öldürülmesi kimin işine yarar?
Bir kere Pakistan’ın yaramaz, çünkü ortalık epey bir karışacaktır. Bu eylemden dolayı ise ilk suçlanacak Pervez Müşerref’tir. Butto’nun ölmesini değil, rakip olarak yenilmesi onun daha çok işine gelir. Hiç suçlanmayacak fakat bu işten kârlı çıkacak kimdir? BOP’un patronu elbette.
Türkiye’de, Afganistan’da, Irak’ta, Pakistan’da ve tam teslim olmamış ülkeleri Amerikanlaştırmanın yolu kanlı mı kansız mı olacak, o ülkenin kendisi karar verecek diyordu Abant Platformu başkanı Mete Tuncay. Tercümesi “demokratikleşme adı altında ABD hegemonyasını kabul ettin ettin, etmediysen işte böyle kan gövdeyi götürür” demektir.
Pakistan’da meydana gelen kanlı olay gününde sadece miting yoktu. Ayni gün, Pervez Müşerref genelkurmay başkanlığını bırakarak, sivil devlet başkanı olarak yemin edecekti. Bununla çakışan diğer önemli olay ise eski başbakanlardan Navaz Şerif’in bir gün sonra Pakistan’a gelecek olmasıdır.
İntihar saldırısı şeklinde ki bu katliamın sorumlusunu biraz düşünen herkes çıkarabilir.
Butto’yu ve Navaz Şerif’i Pakistan’a getiren irade bu denklemde Butto’yu dışarı atarken, Müşerref’e direnmemesini söylemektedir. Navaz şerif’e de antlaşmalara sadık kalma yolu kalmaktadır.
Ocak başında yapılacak seçime artık iki lider kalmıştır. Pakistan’ında SECSIS projesi var mıdır bilmiyoruz? Ya da Navaz Şerif’i % 47 gösteren kamuoyu şirketi ve başında da Tarhan Erdem gibi bir dehası.
Elde ne kaldı ona bakalım. Butto’nun öldürülmesi seçim sandığına öfke olarak yansıyacaktır. Seçmenleri mutlaka ve mutlaka Navaz Şerif’e yönlenecektir. BOP planları tıkır tıkır böyle işlerken Pakistan çok büyük bir değişiklik olmazsa yeni yılın ilk günlerinde, ABD’nin tamamen kontrolüne geçecektir.
Benazir Butto’yu katleden irade ayni zamanda Müslüman ülke liderlerine de ayar çekmiştir. Ayni geçtiğimiz yıl Saddam’ın arife günü asılması gibi.
İran’ı çevreleyen tüm ülkeler kanlı ya da kansız ABD nin stratejik ortağı olurken, Abdullah Gül’ün ABD’ye gideceğini öğreniyoruz. Gül’ün adı geçince iki yıl önce yazdığı bir makale geliyor aklıma ister istemez. Hatta bizim medya’da “Eleştiri gücü Yüksek Makale” adı ile yer bulmuştu. ABD’ye yağ çektiği o satırların neresinde eleştiri var pek anlaşılamasa da, “Stratejik Vizyon Belgesini” imzalamış bir Dış İşleri Bakanı olarak Washington Post’ta ABD’ye şunu diyordu:
” Benim neslim, demokrasinin yüksek değerlerinin yanında duran bir ABD imajıyla büyüdü.. ”Bizim, ABD ve diğer müttefiklerle bin bir çabayla geliştirilmesine uğraştığımız Orta Doğu’nun demokratik dönüşümüne yönelik umutlar da bölge insanlarının yaşamları gibi paramparça oluyor”. (Abdullah Gül- Zaman- 3.8.2006)
Amerikan hayranı ve aynı zamanda BOP için çaba harcayan bir Cumhurbaşkanınız olacak hem de Müslüman!
Dense inanır mıydınız, meselâ bir altı yıl kadar önce. Birçoğu onların şeriat getireceğine inanıp, Müslüman sınıfına sokmasını geçersek elde kalan, “ABD stratejilerini benimsemiş, “İslam” ve “İslam ülkelerini” BOP çerçevesinde dönüştürülmesinde Truva atı olan bir iktidar kalır elimizde.
5 Kasımda Başbakan Erdoğan gitti Bush’un yanına, şimdi de Gül gidecek 6 Ocakta. The Economist’te yayınlanan;” Erdoğan-Bush anlaştı. Sınır ötesi karşılığında, Kürdistan tanınacak” haberinin çıkış sebebi, Erdoğan ve Bush’un baş başa Türk heyetini almadan yaptıkları görüşme idi. Gerçi böyle bir antlaşma için baş başa kalmaya gerek
olmasa da kamuoyuna böyle yansımıştır.
” Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir şeyler vermek karşılığı işbirliğine girecek kadar şerefsiz değil. Bizim o görüşmemizde yanında notu alan, Dışişleri Bakanımızdır. Karşımızda da ABD başkanı kendi yardımcısı ve resmi tercümanı vardır. Bunların hepsi aslında ne yazık ki bu ülkenin birliğini beraberliğini gölgeleyecek yaklaşım tarzıdır .” Diyor Erdoğan. Ve devam ediyor:
“Olmayan bir şeyi nasıl konuşursun? Bu zihniyet aynı şeyi Kıbrıs için de söyledi. Ne verdik Kıbrıs’ta ?”
Kıbrıs Rum kesimi onbeş yıl gibi bir zaman zarfında değil derhal Kıbrıs’ın tamamına sahip olmak istediği ve “Annan Planını” kabul etse de ret etse de AB ye alınacağı için planı kabul etmemiştir . Annan Planı kabul edilse idi, ortada KKTC kalacak mıydı? Ne KKTC kalacaktı ne de onları koruyacak TSK i. Bugün ne verdik diyebiliyor ve hayret etmemek mümkün değil. Rum kesimi planı kabul etsin diye KKTC’den toprak verdiklerini, planın boş yerlerinin BM sekreterinin doldurmasına bile razı olduklarını unuttuğumuzu sanıyorlar zahir.
“Çözümsüzlük çözüm değildir diyerek, “Türklerin hakkını korumaya” çözümsüzlük diyen bir başbakan olduğunu kendisi unutsa da bizler unutmadık.
Devlet geleneğinde yabancı devlet adamları ile görüşmenin bir adabı vardır. Başbakan yanına Dışişleri Bakanını alıp (ayni iktidara mensup olarak) görüşmesi doğru değildir. Dedikodusu böyle ayyuka çıkar. Her taşın altından çıkan Bush’un yanında başkalarının olup olmadığı bizi hiç ilgilendirmez. Babacan’ı alarak Bush’la görüşme, Türkiye’den götürülen heyetin ekilmesi manası taşır. Sonra böyle “şeref ispatlama” yarışı başlar.
İnandırıcılığının yorumunu ise okura bırakıyorum.
.