14 Mayıs 1920’de Malta’ya varan sürgünler arasında bir Yakup Şevket Paşa (Subaşı) mütarekeye karşı direnmekten sanıktır. Diğer on bir kişi Osmanlı Hıristiyanlarını öldürmekten sanık olarak yakalanmış ve Malta’ya sürülmüşlerdir.
İstanbul’da dikkati çeken bir başka durum, tam da Sevr Antlaşması’nın İstanbul Hükümetine dikte ettirileceği günlerde “Hıristiyan kırımından sanık” kişilerin takibinin hızlandırılmasıdır. Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin kurduğu Sıkıyönetim mahkemeleri anılan sanıkları yargılamaktadır. İngilizler ve Damat Ferit Paşa cezalandıracak Kemalistleri ele geçiremeyince “Ermeni kırımından sanık” savıyla ava çıkıp infazlar yaparlar. Bu infazlar arasında idam da vardır.
10 Nisan 1919’da eski Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in (1884- 1919) İstanbul’da Beyazit meydanında saat 17.00’de idam edildiğini hatırlatmama izin verin lütfen. 8 Nisan’daki idam kararını Harp Divanı Reisi Mustafa Nazım Paşa (Nemrut Mustafa Mahkemesi) verecek, Sadrazam Damat Ferit Paşa hiç bekletmeden Sultan Vahdettin’e gönderecek, o da hiç bekletmeden fetva için Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’ye gönderip onaylatacaktır. 20. yüzyılın sürat çağı olmasının ilk işaretlerinden biri bu hızlandırılmış idam onayıdır! Hukuk tarihimizin kara lekelerinden biridir aslında bu karar.
Biz dönelim 1920 yazına… Nemrut Mustafa Mahkemesi 20 Temmuz 1920 günü eski Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey’i idama cezasına çarptırır. İngilizler Mehmet Nusret Bey’i Bekirağa Bölüğü’nden alıp Malta’ya götürmek istemişlerse de Nemrut Mustafa izin vermemiştir. (Kraldan çok kralcı olmak böyle bir şey işte… İşbirlikçi ve hain gömleğini giydiniz mi işlem tamam demektir.)
Bekirağa Bölüğü’nden Mehmet Nusret Bey’in koğuş arkadaşı Falih Rıfkı Bey (Atay) olayı şöyle anlatır: Mutasarrıf Nusret’in ölümü eşsiz bir faciadır. Terbiyeli, özü sözü birbirinden temiz bir Türk milliyetçisiydi. Tehcir sanığı olarak bizim koğuşta yatıyordu. Bir gün kendisini acele Merkez Kumandanlığı’na istemişlerdi. Malta’ya sürüleceği havadisini duyduk ve sevindik.
Sarsarı geri döndü… Benden hayır yok, dedi, beni öldürecekler. Sonra anlattı… Kulağımla duydum. Yan odada İngilizlerden gelen zabite Mustafa Paşa yalvararak; “Onu bırakınız. Birkaç güne idam edeceğiz…” diyordu. Bu söz üzerine beni tekrar aranıza yolladılar. (Çankaya, Cilt I, sf. 138)
Bilal N. Şimşir Malta Sürgünleri adlı değerli araştırmasında Falih Rıfkı Bey’in (Atay) söylediklerinin İngiliz belgelerine uygun düştüğünü söylemektedir. “Tam o sıralarda İngilizler bir grup sanığı İstanbul’dan alıp 13 Temmuz günü Malta’ya sürmüşlerdir. Anlaşılan Nusret Bey de kafilede olacaktı. Malta’ya sürüleceğini duyunca koğuş arkadaşları sevinmişlerdi bile. Ama Nusret Bey, 20 Temmuz’da idam cezasına çarptırıldı ve 5 Ağustos 1920’de Beyazit meydanında asıldı. O da bir yıl önce aynı biçimde, Ermeni yalancı tanıklarının sözleriyle asılan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi bir “Milli Şehit”tir. Nusret Bey’in idamından beş gün sonra (10 Ağustos 1920) Sevr Antlaşması İstanbul Hükümetince imzalanır.”
Efendim? Ne buyurdunuz? Küreselleşme ve açılım mı dediniz? Emperyalizm çağında tellaklar değişiyor, ama oyun aynı mı diyorsunuz? Ne yani, siz şimdi olan bitenlerle Silivri’de tutsak edilen ulusalcı, Kemalist, yurtsever, cumhuriyetçi kadrolarla paralellik mi kuruyorsunuz? Tellak dün İngiliz emperyalizmi ve işbirlikçileriydi, bugün ise ABD ve AB emperyalizmi ile onun dâhili ve harici işbirlikçileridir mi diyorsunuz? Sizi gidi sizi…
Biz ulusalcılara, yurtseverlere, cumhuriyetçilere düşen tarihi görev emperyalizme karşı en geniş cepheyi kurarak onları yeniden denize dökmektir.
Devrim şehitlerimiz eski Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i ve eski Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey’i sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Mücadeleleri günümüzün antiemperyalist mücadelesine ışık tutuyor.
Gazanfer ERYÜKSEL
ADD Antalya Şube Yazmanı
.
