BENZERLİKLERİMİZ “YOKSULLUKLARIMIZ” MIDIR?

Bilindiği gibi   insanlara, toplumlara  zehir, asla paslı maşrapada verilmez; yaldızlı kâselerde sunulur!

Bir yaldızlı sözdür tutturuldu: “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” diyen diyene!…  

Yayın araçlarının  da, yüksek makam sahiplerinin de bir bölümü,  sorumluluklarını gözardı ederek, bu basmakalıp sözü ağızlarından düşürmüyorlar.

Bu söylem, ya bilgisizliğin, ya da kamuoyunu yanıltma isteğinin ürünüdür.

Böyle olmasa, bu ‘yaldızlı sözü’ dillerinden düşürmeyenlerin, peki “Benzerliklerimiz neyimizdir?” sorusunu da en az aynı sıklıkla sorup yanıtını vermeleri gerekmez mi?

Toplumu kavram kargaşasına sürüklemekten kaçınmaları gerekmez m?

Önce uzun süre  “Türk ulusu   bir mozaiktir” diyerek, “mozaik” sözcüğünü  gerçek anlamının tam tersi yönde kullanarak kamuoyumuzu yanıltma bombardımanı uyguladılar.

Şimdi de  “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” denilerek yine kamuoyu yanıltılmak isteniyor.

Bir toplumda “kavram kargaşası”na yol açılması, orada düzenli, dolayısıyla güvenli yaşama olanak bırakmaz..

Ne “mozaik”, bu post-modern aldatmacıların sunmak istedikleri gibi, değişik renkte çakıl taşlarının aralarında bilinçli-amaçlı herhangi bir organik bağ  kurulmadan,     gelişigüzel fırlatılmasının sonucudur; ne de Türk ulusu, aralarında organik bağ bulunmayan bireylerden ya da aşiret, tarikat, sülale, kabile,    … gibi ortaçağcıl mekanik   topluluklardan oluşan bir ‘yığın’dır.

 

“Farklılıklarımız zenginliğimizdir” diyenler, eğer gerçekten ulus olarak  “zenginliğimiz”den kıvanç duymayı  temel alan niyetler besliyor olsalar, farklılıklarımızdan onlarca kat daha çok olan benzerliklerimizin de  zenginliklerimiz olduğunu   aynı sıklıkla  yinelerlerdi.

 

Dahası, asıl zenginliğimizin benzerliklerimiz olduğu gerçeğini unutturmaya kalkışmazlardı.

 

“Ne mutlu Türküm diyene!”, tüm ulustaşların benzerliklerinden, yani ortak değerlerinden duydukları kıvancın türküsüdür!

 

“Farklılıklarımız zenginliğimizdir” demek, ulusal birlik ve toplumsal dayanışmaya katkıda bulunur da, benzerliklerimizi   bilinçlerde taze tutmak, birlik ve dayanışmamıza çok daha fazla katkı yapmaz mı?

 

İşin özü şudur: Benzerliklerimizi vugulamadan “Farklılıklar zenginliktir” diyenler, gerçekte bölücülüğün  bilinçli, bilinçsiz sözcülüğünü yapanlardır.

 

Akıl hocaları, siyasal, yayınsal, parasal …. destekçileri olan sömgürgeci Batı’dır.

 

O Batı, benzerliklerimizi  örtmek, tersine farklılıklar yığını imişiz gibi görüntü yaratıp bizi de buna inandırmak için elinden geleni yapıyor; bunun için bizim    ortak değerlerimizi bilmemizi      hiç mi hiç  istemiyor.

 

Eğer   sivili ve askeriyle Türk   yönetici kadroları, Türk kamuoyu oluşturucuları, Atatürk’ün NUTUK’ta  anlattığı olaylardan, örneğin YAHYA KAPTAN olayını bile öğrenmiş ve gerekli dersi çıkarmış olsalardı, sömürgeci Batı’nın ve işbirlikçilerinin, 12 Mart darbesinden buyana, bir yandan   hem  etnik bölücü, hem   faşist-milliyetçi, hem   dinsel baskıcı, hatta hem de    -‘özgürlükçülük’ görüntüsü vermek için- baskıcı-solcu örgütleri desteklerken, bir yandan da  bunları biribirlerine kırdırarak,  ortada “Türk ulusu” diye bir şey olmadığı     görüntüsünü yapay olarak    yaratmak  gibi      şeytanca düzenler kurgulamakta olduğunu anlar, ulusça oyuna getirilmemize engel olabilirlerdi.

 

Bilindiği gibi, Kurtuluş Savaşımızın ilk döneminde İngiliz işgalcisi ve onun güdümündeki gerici Osmanlı yönetimi,   halkı  Kuvva-yı Milliye’ye karşı  ayaklandırmak için, kendi gizli adamlarıyla Yalova, Tavşanlı … dolaylarındaki Hristiyan halka saldırılar düzenletmeye koyulmuştu.  Bu oyunu gören  Yahya Kaptan, Mustafa Kemal’in hizmetine girer ve O’nun onayını alarak adamlarıyla birlikte bu iblisçe oyunu   bozar. İşgalci sömürgecinin güdümündeki Osmanlı hükümetinin tepkisi, Yahya Kaptan’ın evini basmak, silahsız teslim olmasına karşın O’nu eşi ve çocuklarının önünde kurşuna dizmek olur!

 

Yahya Kaptan dersi, kalıcı değerdedir,   bugün de yaman biçimde günceldir:  Kürtçülüğü de, Kurtçuluğu da, tarikatçılık, şeriatçılık ve mezhepçiliği de, şiddet kullanan solculuğu da aynı   sömürgeci Batı beslemiştir ve beslemeye  devam etmektedir. Aynı zamanda bunları biribirlerine   de saldırtarak her birine yapay olarak varlık gerekçeleri oluşturmaktadır.  

 

Asıl hedef ise    Atatürk Cumhuriyeti’nin ilke ve kurumlarıdır!

 

Atatürk Cumhuriyetinin dünyaya örnek, gerçek demokrasiye dayalı ulus, yurt, laiklik, özgürlük,  hukuk, aile, eğitim, ekonomi ve ahlak-sanat kurumlarıdır!

 

Asıl hedef Anadolu ve Trakya’yı Türk yurdu olmaktan çıkarmak gibi bir Sevr hainliğidir!

 

Ama zafer Atatürk’ün uygarlık projesinin olacaktır!

 

Sömürgeci Batı ve maşaları, Atatürk’e yenilmeğe devam edecektir!

 

Çünkü Atatürk, çağın özlediği, Batı’ya da, Doğu’ya da kılavuz olacak  büyük düşüncenin simgesidir.

 

Bu büyük düşünce, “Tarih, bir ulusu hakkını, varlığını inkâr etmez.” der!

 

“Düşünceler   topla, tüfekle, baskı ve zorbalıkla yok edilemez.” der.

 

 Sevr tasarısı yıkılmaya yazgılıydı, yıkıldı.    Bugün de yıkılmaya yazgılıdır ve çökertilecektir.

 

Prof. Dr. Özer Ozankaya

.

About Mahmut Özyürek