ATATÜRK DÜŞMANLARI NEREDE BULUŞUYOR?
Günümüzde ne yazık ki başta Atatürk olmak üzere tüm laik ve Kemalist kesim; iki grup tarafından karalanmaya çalışılmaktadır.
I. Grup Kuran İslam’ı yerine çıkarları doğrultusunda Arap Emevi Siyasi İslam’ı yerleştirmeye çalışanlar. Örneğin; Arap Emevi örf ve geleneklerine boğulmuş siyasi İslam taraftarları; sanki kendilerine o güne kadar karşı olan ve rahatlıkla özerkliklerini ilan ettikleri tekkelerin kapatılması gerektiğini ilk söyleyen Atatürk’müş gibi, O’nu; din düşmanı, kafir ilan etmişlerdir. Oysa Tekkelerin artık gerçek İslam ile alakalarının kalmadığını, buralarda ahlaksızlık, çıkar ve siyasetin hüküm sürdüğünü, Kuran İslam’ının ise böylesi bir yapılanmaya tamamen karşı olduğunu; Atatürk doğmadan 36 yıl önce vefat eden ve 19. yy. din çevrelerince alanında önder kabul edilen Kuşadalı İbrahim Efendi (1774-1845) yanan tekkesinin yerine yenisinin yapılmasını isteyenlere “Artık Tekkelerin İslam’la alakası kalmamıştır. Tekkeler meyhane ve kerhaneye dönüştürüldü. Buraların tamamen kapatılması lazım.” demiştir. Şimdi yaşadığı dönemin en önemli din alimi olarak gösterilen Kuşadalı İbrahim Efendi de mi kafir ve din düşmanı birisiydi ki; Atatürk Tekkeleri kapatmadan neredeyse 100 yıl önce bu konuyu dile getirmişti.
Peki Atatürk büyük din alimlerinin de ortak görüşü olan Tekkeleri kapattıktan sona, İslam dinini yok mu saydı? Aksine Atatürk; gerçek İslam’ın genç Türkiye’de yer etmesi için; Elmalılı’yı 9 ciltlik Kuran tefsirini yapmakla görevlendirdi. O dönemde Atatürk; maddi sıkıntılar nedeniyle telif ve basım giderlerinin bir kısmını şahsi parasıyla karşılamış; tam 10 bin adet basılıp tüm Türkiye’de dağıtılmasını ve insanların; hurafelerden, batıldan, Arap Emevi örf ve adetlerinden arınmış; gerçek Kuran dinini tekrar keşfetmesini sağlamıştır.
Atatürk aynı zamanda laik eğitim sistemini de Türkiye’ye armağan etmiştir. İşte siyasi İslamcıların kabullenemediği ve en büyük yenilgi olarak görüp rövanş almak için çalıştığı konu da bu olmuştur. Yani Tevhit-i Tedrisat kanunu ile eğitim öğretimin birleştirilmesi. Bu konuda Atatürk’ün görüşü şudur: “Türk ulusu vereceği eğitimi; mektep ve medrese olarak pay edemez. Eğitim birliği sağlanmadan; aynı düşünce ve anlayışta bireyler yetiştirmek mümkün değildir.” O’nun hedefi laik eğitim sistemi ile öğrencilerin beşeri dünyada ilerleyebilmesini sağlayacak pozitif ilimlere de vakıf olmasıydı. Pozitif ilimler kişinin sadece beşeri dünyasını değil; aynı zamanda maneviyatlarını da geliştirmeleri için gereklidir. İsfahanlı Ragıp bu konuda şöyle der: “Akla dayalı ilimlerle (pozitif ilimlerle) donanmamış kişiler; Peygamberlikten kaynaklanan ilimleri anlamakta yetersiz kalır. Akıl komutandır. Din asker” Aklını kullanmayı bilen kişi; kendisini din ile aldatanları anlayacak ve onlara karşı gelecektir. Siyasi İslamcıların laik eğitim sisteminden nefret etmelerinin nedeni budur. Laik eğitim; kula kulluk anlamına gelen sıradan bir faniye mutlak itaat edilmesini engeller.
II. Grup ise İslam dininin ve hatta tüm dinlerin tamamına karşı olanlardan oluşmaktadır. Geçmişte samimi dindarlara dahi tahammül edemeyenler, İslam’ı yok sayanlar; bugün kendilerine verilen görev gereği, kalemlerini siyasi İslamcılar için çalıştırmaktadırlar. Bu kişiler; Sovyetlerin dağılmasının ardından, bu coğrafyada siyasi İslamcılarla beraber; laik ve üniter Türkiye’yi yok edip; ülkemize biçilen -ve özünde bizi Hıristiyanlığa hizmet için kullanacakları- “Ilımlı İslam” rolünü yerleştirmekle görevlendirilmişlerdir.
Bu satılık kalemleri görevlendirenler, dış cephede de onları yalnız bırakmamakta; sundukları raporlarla, verdikleri demeçlerle laik ve Atatürkçü Türkiye Cumhuriyetinin yerine; siyasi İslamcıların desteklediği Ilımlı İslam’ı getirmeye çalışmaktadırlar.
Bakınız AB Türkiye raportörü Hollandalı Hıristiyan Demokrat Arie Ostlander ne diyor: “Türkiye Anayasası Kemalist anlayış üzerine oluşturulmuştur. Bu anayasa Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü ve laiklik kavramı gibi bir anlayışla korku düzeni kurmuştur. Bu korku yüzünden Türkiye’de kökten dincilik fobisi mevcuttur.” Gördüğünüz gibi bir Hıristiyan parlamenter; Türkiye’de kökten dinciliğin fobi oluşturmaması gerektiğini, bu fobiden kurtuluşun laik ve üniter yapımızı korumamızı sağlayan Atatürkçü temellere dayalı anayasadan kaynaklandığını söylemektedir. 1982 yılından beri kullandığımız günümüz anayasası ile ilgili görüş belirtmeyen, kendine “aydın” sıfatı yakıştıran akademisyen ve yazarlar; Atatürk ilkelerinden arındırılmış ve Sevr maddelerini içeren şekilde, anayasamızın tekrar yazılmasıyla ilgili AB’li parlamenterlerin direktifleri doğrultusunda; aynı türde yazılar, görüş ve öneriler sunmaya başlamışlardır.
İlginç olan şeylerden biri de İslam’dan ve Müslümanlardan nefret eden ve hatta “Müslüman olduğunuz için sizi birliğe alamayız” diye açıkça beyanları olan bu kişilerin kökten dinciliği öcü gibi görmememiz gerektiği ile ilgili beyanlarıdır. Hatta Hıristiyan Oryantalist Udo Steinback daha da ileri gitmiş “Atatürk Hilafeti kaldırarak İslam’a büyük bir darbe vurmuştur” diyebilmiştir. İnsan düşünmeden yapamıyor: “Madem İslam için endişelenecek kadar Müslümanları düşünüyorsun neden hala Hıristiyansın?”
Üstelik bu düşünceyi II. Grupta benimsemiştir. Dinle, Müslümanlıkla, İslam’la alakası olmayan bu grup; kökten dincilerin de demokrasi ile yönetilen bu ülkede çeşitli haklarının olduğunu, bu hakları sağlamaları için I. Cumhuriyeti yani; Atatürk Cumhuriyetini yıkıp yerine II. Cumhuriyeti yani; ılımlı İslam Cumhuriyetini getirmek gerektiğini söyleyebilmektedirler.
Özellikle kıyafet konusunda Türkiye’nin hassasiyetini gören batı; demeçlerini sürdürmüştür: “Türkiye’de kadınlar; yüksek yerlere gelebilmiş; doktor, mühendis vs. olabilmiştir. Ancak bunun bedeli olarak erkek gibi giyinmek ve başlarını açmak zorunda kalmışlardır.” Giyim tarzımızın Batılı ülkelerden farklı olmaması; -Türkiye’deki Müslümanları etkilemek için- onlar tarafından “bedel” olarak gösterilmekte ve “Bir Müslüman için çarşaf giymek doktor ya da mühendis olmaktan çok daha önemli olmalıdır” düşüncesi aşılanmaya çalışılmaktadır. Üstelik sıradan dindar halkı kandıran bu Hıristiyan’lar; Müslümanlıkta ruhban sınıfının olmadığını ve dolayısıyla da dini bir kıyafet tanımının yapılamayacağını bizden iyi bilmektedirler. Her iki grubu da Kemalist Türkiye’ye karşı kullanan bu Hıristiyan Oryantalistler; kendi ülkelerinde en az 10 yıl olan zorunlu eğitimi görmezden gelip; Türkiye’deki 8 yıllık zorunlu eğitimi İslam düşmanlığına bağlamakta, Kemalizm’in Türkiye’de İslam’ı ve İslami değerleri yok ettiğini dahi söyleyebilmektedirler. Peki Kemalizm’in; İslam dini üzerinde böylesi bir yıkıcı etkisi varsa, bunu dile getiren Hıristiyan’ın Kemalizm düşmanı değil dostu olması gerekmez mi? Türkiye’de bu söylemlerde bulunan Hıristiyan Oryantalist ve parlamenterlere hizmet edenler, bu kişilerin kendi inandıkları dinlerini bir kenara bırakıp demokrasiye ve insan haklarına duydukları saygıdan dolayı bizim yararımızı gözettiklerini söylemektedir. Oysa biz bu düşüncede olanların demokrasi ve insan haklarından ne anladıklarını; Afganistan’da, Irak’ta, Bosna’da gördük ve maalesef bugün de Filistin’de görmekteyiz.
Gerçekte birbiri ile asla birlikte olamayacak bu iki grup; söz konusu laik Türkiye Cumhuriyeti olduğu zaman güçlerini birleştirmekten çekinmemektedirler. Bu iki kesim ortak düşman olarak gördükleri Atatürk Türkiye’sine karşı, aslında İslam dininden de Kemalist Türkiye kadar nefret edenler tarafından bir araya getirilmiş; Türkiye’nin gücünün bu iki grup tarafından emilmesi ve güçsüz düşen ülkemizin bölünmesi için zemin yaratılmıştır. Bakınız bu iki grup; Hıristiyan emperyalistler tarafından bir araya getirildiğinden bu yana; ayrılıkçı Kürtler federasyon söylemlerini TBMM’NE kadar getirebilmiş, Ermenistan’dan özür dileme kampanyaları başlatılmış ve ardından toprak talebi için zemin hazırlığına başlanmıştır. Kıbrıs elimizden çıkma noktasına getirilmiş, K. Irak’ta kurulan Kürdistan; yarı resmi olarak tanınmıştır. Artık “Türkler ya Müslüman’dır ya da Kemalist” diye açıklama yapan ve Kemalizm’i, dinmiş gibi gösteren Katolik Guido Kraemer’e “Ben hem Kemalist’im hem de Müslüman’ım”; “Laiklik dinsizliktir” diyen Protestan Hartmet Dreierve’a ” O zaman tüm Batı ve siz de dinsizsiniz” deme ve bu kişiler gibi düşünenlere hadlerini bildirme, ülkemize sahip çıkılma vakti gelmedi mi?
ŞEBNEM ÖZBEK
29.12.2008
.
çok güzel bi açıklama olmuş bu.elinize sağlık.