ATATÜRK: “BUNLARI DEF EDİN!..” Hulki CEVİZOĞLU
ATATÜRK: “BUNLARI DEF EDİN!..” ![]()
Yazan: Hulki CEVİZOĞLU 08 Ocak, 2008
Ulusal ve uluslararası gündem yeniden hız kazandı. Satılmak için topun ağzına en son sürülen Tekel şirketi, Hakkari-Dağlıca’da PKK tarafından kaçırıldığı ileri sürülen kişiler(askerler)’in son durumu, hazırlıkları gizli sürdürülen Atatürk’süz(renksiz) bir Anayasa değişikliği ve ABD’deki başkanlık yarışı bunların başlıcaları.
“BİZ GİDİYORUZ, SEN DE GEL!..”
PKK’lı teröristlerin Dağlıca baskınında “kaçırıldığı” (!) ileri sürülen kişilerle(askerlerle) ilgili olarak 30 Ekim 2007′de “8 Kişi Kendisi mi Gitti?” diye sormuştum. Büyük yankı yapan yazıma gösterilen küçük bir tepki de, “Bu vahim bir soru. Hulki, bildiğini açıkla. PKK’lı gibi gösterme” şeklinde olmuştu.
Bugün geldiğimiz noktada, hazırlanan askeri iddianamede ve basına yansıyan son haberlerde, bakınız neler ortaya çıktı:
- Kaçırıldığı söylenen erlerden Ramazan Yüce, 2002′de Mersin’deki Nevruz kutlamalarında tutuklanmış ve PKK’ya yardım ve yataklıktan yargılanmış.
Ben o yazımda, “tahminlerimi” (!) yazmıştım. Bir tahminimi(!) de şimdi yazıyorum:
- Dağlıca baskınında kaçırıldığı(!) söylenenlerdin biri (ya da birkaçı) komutanlarına gidip, “Komutanım, biz gidiyoruz, sen de gel” dedi mi, demedi mi?..
Yine aynı yazımda, bunun “Esir alma görüntülü bir operasyon” olduğunu söylemiştim. Bu psikolojik savaş operasyonu ile hedeflendiğini yazdığım her madde bugün tek tek uygulamaya kondu.
Bir kez daha vurguluyorum. Dış güçlerce planlanmış bu operasyon ile kahraman Mehmetçiğimize kimsenin leke sürmesine, teröristlerle fikir ve eylem birliği içinde olanların da bizden gibi görünmesine izin verilmemelidir.
TEKEL’İ UCUZA SATMAK İÇİN SİGARA YASAĞI..
Bu arada, TBMM’de kabul edilen sigara yasağını destekliyorum. Bana göre, sigara açık havada bile yasaklanmalı.
Ancak.. Yararlı da olsa, zamanlama hatası (ya da kasıtlı olarak) başka amaçlara hizmet edilebilir. Şimdi soruyorum: Önümüzdeki günlerde satılacak olan çok yüksek değerdeki Tekel şirketinin değerini düşürüp, yandaş yerli-yabancı bir şirkete vermek mi amaçlandı acaba?..
Düşünsenize, Türkiye’de sigara yasak.. Yasak olunca kime ne satacaksın?.. Ürünün satılacağı pazar olmayınca onu üreten fabrikayı kim alır?.. Olsa olsa ölü fiyatına alıcı çıkar, değil mi?..
Peki, niçin Tekel’i sattıktan sonra sigarayı yasaklamadınız?..
Acaba, yürürlüğe girmesi 18 ay geciktirilen yasa, Tekel’i bedavaya kendi yandaşınıza verdikten sonra, yumuşatılacak ve Pazar açılacak mı?.. Ne bileyim, “Yasakla bir yere varılmıyor, piyasada kaçak sigara arttı, vergi kaybımız var, bari biz üretelim” denecek mi?..
Bunu da yaşarsak, göreceğiz.
ATATÜRK: “BUNLARI DEF EDİN!..”
Türkiye’de bütün şirketlerimiz yabancıların eline geçerken, Mustafa Kemal’in 3 Ocak 1922′de TBMM’ye gönderdiği bir muhtırayı sizlere hatırlatayım.
Mustafa Kemal, milletvekillerini uyarmış ve neler yapmaları gerektiğini söylemişti. (Atatürk’ün Milli Dış Politikası’nı gösteren bu metnin geniş biçimini “1919′un Şifresi” kitabımda bulabilirsiniz):
“… Şimdiye kadar memleketimizde ekonomik, politik ve bilimsel amaçlarla çalışan kuruluşlar ya da yabancı kişiler özellikle aşağıdaki hedefler peşinde koşmuşlardır:
1- Memleketimiz içindeki faaliyetlerinden insafsız bir kâr elde etmek..
2- Bir bölgede elde ettikleri ekonomik ayrıcalıklara dayanarak, ileride o bölgelerde hak iddia etmek. Bu gibilerin bir daha memleketimizin içinde çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi kararlaştırılmıştır…
3- Ekonomik, bilimsel ve insâni amaçlarla memleketimize gelip, bir süre sonra işgal etmek için toplumun farklı unsurlarını, gerek hükümete gerek birbirine karşı kışkırtmak. Bu gibiler hem 1. Dünya Savaşı’nın hem de memleketimiz içindeki feci boğazlaşmanın başlıca sorumlularındandır.
4- Yalnızca bilimsel ve insani amaçlarla ülkemizde çalışmakla beraber, ruhlarında saklı bulunan Hristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen tümüyle Hristiyan azınlıklarla meşgul olmak ve onlara Müslüman kitlelerden ayrılmak arzusunu aşılamak… Hükümetimiz bu gibilerin faaliyetlerine serbestçe devam etmelerine izin verdiği takdirde, Müslüman olan ve olmayan tüm vatandaşlarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır… Bu nedenledir ki, Amerikalılar tarafından örnek çiftlikler ve benzeri kuruluşlar kurulup, buralarda kendi uyruğumuzdaki binlerce çocuğumuzun Türk hükümeti ve milletine karşı düşmanca ve sadık olmayan (vefasız) duygularla dolu olarak yetişmelerine izin veremeyiz.”
Tüm bu ve benzeri gelişmeler, acaba yeni ABD Başkanı seçildikten sonra değişir mi?.. Beyazlardan bile çok oy alan ve beyaz adayları(Hillary Clinton’u da) geride bırakan Demokratların siyah aday adayı Barack Obama seçilirse, acaba, ezilenlerin yanında bir uluslararası politika uygular mı?..
Oğul Bush’un “mahkeme kararı” ve “birkaç oy farkla” seçildiğini ve ABD’deki Başkan suikastlerini hatırlarsak, ABD’ye bir gözlemciler ekibi göndermeliyiz diye düşünüyorum:
Seçimlere hile karıştırılmasın ve Evangelistler ortalığı karıştırmasın diye!..
Ufkun ötesini gören ve bilen Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in 1922 yılı başlarında İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği muhtıranın bizi de uyarması gerekir.
“Yabancılar savaş ortamında yurdumuzun düştüğü zayıflıktan yararlanmak için Anadolu’da Öksüzler Yurdu ve örnek çiftlikler kurarak yerleşmek istemiş ve bu isteği Ankara’ya iletmişlerdi . Meclis Başkanı Mustafa Kemal, derhal İçişleri Bakanlığı’na bir muhtıra yollayarak uyarıda bulunmuştu. Bu muhtırayı okuyalım:
” Ankara, 3 Ocak 1922 İçişleri Bakanlığı’na
29.12.1921 Gün ve 10319/2423 Sayılı yazınız yanıtıdır
Anadolu’da öksüzler yurdu ve örnek çiftlikler vb hayır kurumları açma ve kurma konusunda Amerika Yakındoğu görevlileri adına yapılan başvuruya karşı vereceğimiz yanıtın konusu ve ilkeleri, ilişik muhtırada genişçe açıklanmıştır, efendim.
Muhtıra Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ülkenin bayındırlaşmasına, öksüzlerin rahatlamasına, genel sağlık ve ekonomimizin düzeltilmesine yönelik girişim ve çalışmaları teşekkürle kabul eder. Ancak, bu konuda gerek uzak, gerek pek yakın geçmişte, bize oldukça ağıra patlayan deneyimlere dayanarak bir takım kaygılarımızı açıklama gereği vardır.
Şimdiye değin ülkemizde ekonomik amaçlarla, politik ve bilimsel çalışan kurumlar ve yabancılar özellikle aşağıdaki amaçları izlemişlerdir:
1. Ülkemizdeki çalışmalarından korkunç bir kazanç sağlamak. Bizim için en zararlı olanı bunlardır.
2. Bir bölgede elde edecekleri ekonomik yetkiye dayanarak o bölgenin sahibi olmaya çalışmak. Bu gibilerin ülkemizde bir daha çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi kararlaştırılmıştır. Böyle yapmakla yalnız kendimize değil, bütün insanlığa alabildiğine büyük hizmet ettiğimize inanıyoruz. Dolayısıyla Genel Savaşı (Birinci Dünya Savaşı)’nı çıkaranlar, bu gibi amaçları izleyen paralı gruplar ve onlara alet olan politikacılardır.
3. Ekonomik amaç, bilim ve insanlık görüntüsü ile yurdumuza gelip ilerde istila hazırlamak için, etnik toplulukları gerek hükümete, gerek birbirlerine karşı kışkırtmak. Bu gibiler hem genel savaşın hem ülkemizdeki korkunç cinayetlerin düzenleyicileridir.
4. Yurdumuzda, yalnız bilim ve insanlık amaçları ile çalışmakla birlikte, ruhlarında bulunan Hıristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen Hıristiyan azınlıklarla ilişki kurmak ve ister kasıtlı ister kasıtsız olarak, aralarında azınlıklarında yaşamakta olduğu Müslüman topluluklardan ayrılma isteğini propaganda etmek.
Bu gibilerin gerek Müslümanlara, gerek iyiliğine çalıştıkları Hıristiyan azınlıklarına, aralarında yaşamakta oldukları İslâm çoğunluğuna baskıyı yapmayı aşılamakla, ne denli insanlık dışı bir biçimde çalıştıkları ve bu yüzden meydana gelen cinayetlerden sorumlu oldukları ortadadır. Hükümetlerimiz bu gibilerin de özgürce çalışmalarına izin verdiğinde Müslüman ve Müslüman olmayan bütün uyruklarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır.
Buna izin vermek, çocukları yaşayacakları çevreye düşman ya da hiç olmazsa yabancı olarak yetiştirmek ve yaşayacakları çevre ile çatışmak zorunda bırakmaktır. Bu ise gerek o çocukların, gerek içerisinde yaşayacakları halkın yıkımını hazırlamaktır. Bunu yasaklamasak ise hükümetin görevidir. Bundan dolayıdır ki, Amerikalılarca örnek çiftlik vb kurumlar kurup buralarda kendi uyruğumuzdan olan binlerce çocuğun Türk hükümetine ve ulusuna karşı sevgisiz ve uyumsuz duygularla yetişmelerine izin veremeyiz.”"
Yüce ATATÜRK, 1935 yılında ise “Ellerine bir ulusun yazgısı emanet edilen kimseler o ulusun gücü ve erkini yalnız ve ancak gene o ulusun gerçek ve elde edilebilir çıkarları yolunda kullanmakla yükümlü olduklarını bir an olsun unutmamalıdırlar. Bu kimseler düşünmelidirler ki, bir ülkeyi ele geçirmek o ülkenin yurttaşlarına egemen olmaya yetmez. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun irade ve kararlılığı kırılmadıkça o ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Yüzyılların oluşturduğu milli bir ruha hiç bir güç karşı koyamaz.” demektedir.
Mustafa Kemal ATATÜRK, Mayıs 1935
.
HERKES, AMA HERKES SAYIN HULKI CEVIZOGLU`NUN 1919`UN SIFRESINI OKUMALI! ÖNEMLE TAVSIYE OLUNUR.