ATATÜRK’ÜN İNSANCIL EKONOMİK DÜZEN ANLAYIŞI

ATATÜRK’ÜN İNSANCIL (HUMANISTE) EKONOMİK DÜZEN ANLAYIŞI  Prof. Dr. Özer Ozankaya   -Yıldız Teknik Üniversitesi

I. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN İNSANLIĞA HİZMETİ

Çeyrek yüzyıldanberi “Devlet özellikle ekonomide ne yaparsa kötü yapar” dogması altında “kapitalizm”i insanlığa tek seçenek gibi dayatan ve Türkiye’yi de Atatürk’ün “demokratik devletçilik modeli”ne karaçalarak ondan vazgeçmeğe zorlayan Batılı ülkeler, kapitalizmin yıkımları kendi ülkelerinde de ağır biçimde duyulunca, hiç çekinmeden devleti ekonomik yaşamlarının en etkin aktörü yapmaya yöneldiler.

Ama sömürgeci nitelikleriyle, Türkiye’yi Atatürkçü doğrultudan saptırma isteğinde diretiyorlar.

Bu incelemenin yazarı, yine çeyrek yüzyılı aşkın süredir, “Sosyalizmin çöküşünü kapitalizmin zaferi olarak görmemek gerektiğini” savunmakta ve buna karşı “Atatürkçü dünya, toplum ve insan anlayışının belli başlı her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da demokratik düzenin nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda insanlığa çok seçkin bir örnek verdiğini” anlatmaktadır.

Atatürkçü düşüncenin “Demokratik ekonomi” ilke ve uygulaması ile, birisi “yalnız başına yaşayan birey,” ötekisi “bireylerden soyutlanmış toplum” düşlemesine (fiction) dayalı bulunan ve her ikisi de 19. yüzyıl ürünü olan kapitalist ve sosyalist doktrinlerin yıkımlarından toplumları sakınmanın olanaklı olduğunu kanıtladığını, böylece uygarlığa, nice bilim ve düşün insanının yaptığından daha değerli bir katkıda bulunduğunu bıkmadan dile getirmektedir.

Dünyanın içinde kıvrandığı ağır ekonomik, siyasal ve toplumsal bunalımların doruğa çıktığı şu günlerde, bugüne değin kapitalizmin de sosyalizmin de dogmatik savunucularının duymazlıktan gelip gözlerden kaçırmayı yeğledikleri Atatürkçü demokratik devletçilik modelinin ilkelerini, hem de kendi kaleminden, bir kez daha dikkatlere ulaştırmak çok yararlı olacaktır kanısındayım.

Yalnız Başına Birey ve Bireylerden Soyutlanmış Devlet Olamaz!

Atatürk, “Ekonomik Demokrasi” alanında uygulanabilirliğini de eylemli olarak kanıtladığı düşüncelerini, Yurttaş İçin Medeni Bilgiler adlı yapıtında “Devletin yurttaşa karşı ödevleri” bağlamında şöyle sunmaktadır:
“Devletin, güvenlik, adalet ve bağımsızlığı koruma dışında, yollar, demiryolları gibi bayındırlık işlerini, eğitim, sağlık, toplumsal yardımlaşma işlerini, tarım, ticaret, sanata ilişkin ekonomik işleri yapmaması, bireylere bırakması gerektiği iddiasında bulunanlar vardır. Bu kuramı onaylayıp izleyenlere “bireyci” derler.

Ulusun genel ve ortak yararlarına ilişkin siyasal, düşünsel işlerde olduğu gibi ekonomik her türlü işlerin bireylere bırakılmayıp devlet tarafından yapılmasının daha uygun olacağı kuramını savunan “devletçi”ler de vardır.

Biz devletimizce izlenmesi uygun olan ilkeyi saptamak için, “bireyci” ve “devletçi”lerin dayandıkları noktaları ve bir de demokrasinin belirgin niteliklerini göz önünde bulundurarak kısa bir uslamlama (muhakeme) yapalım:

Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti demokrasi temeline dayalı bir devlettir. Demokrasi ise asıl olarak siyasal niteliktedir; düşünseldir, bireyseldir, eşitlikseverdir. (Altını çizen Atatürk, Ö.O.) …

Öyleyse demokrasi temeline dayalı bir devlet, bir toplumsal dayanışma sistemi ya da bir ekonomik örgüt sistemi değildir. Bunun için bu alanlara ilişkin işleri bireylere ya da bireylerden oluşmuş ortaklıklara (şirketlere) bırakabilir.

Bu olanağın ölçüsünü anlamak için devletin ulusa ve ülkeye karşı yerine getirmek zorunda olduğu temel görevlerinin ikinci derecede görülen görevlerle ilişkilerini ve bağlarını düşünmek gerekir.

Devlet güvenliği sağlamak için, ülkeyi savunmak için, sağlığı yerinde, gürbüz ve anlayışları, ulusal duyguları, yurt sevgileri yüksek yurttaşlar ister.

Devlet içerde ve dışarıda ulus işlerini sürdürecek yüksek yetenekte yurttaşlara muhtaçtır…

Devlet genellikle yurttaşların herhangi sanat ve meslekte, zamanımız ilerlemelerinin gerektirdiği ölçüde başarılı olmasıyla ilgilenir….

Devlet ülkenin güvenlik ve savunması için yollarla, demiryollarıyla, limanlarla, deniz araçlarıyla, telgrafla, telefonla, ülkenin hayvanlarıyla, her türlü ulaşım araçlarıyla, ulusun genel servetiyle yakından ilgilidir. Ülke yönetiminde ve savunmasında bu saydıklarımız toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir.

Özellikle para, her türlü aracın üstünde bir varlık silahıdır. Bu saydığımız alanlardaki işlerden ekonomik olanlar doğrudan doğruya devletin zorunlu görevlerinden görünmemekle birlikte, o zorunlu görevlerin yerine getirilmesinde etkilidirler. Bu alanlardaki işleri bireylere ya da ortaklıklara tümden bırakabilmek için, bu işlerin devlet karışması ve yardımı olmadığı halde, devletin temel görevlerini yerine getirmede güçlüklere uğratmayacağından güvenli olmak gerekir…

Özel yarar çoğunlukla genel yararla çelişme içinde bulunur. Bir de özel yararlar en sonunda yarışmaya dayanır.Oysa yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz.Bu sanıda bulunanlar kendilerini bir serap karşısında aldatılmaya koyuverenlerdir.

Bireyler, ortaklıklar devlet örgütüne göre zayıftırlar. Özgür yarışmanın toplumsal sakıncaları da vardır: zayıflarla güçlüleri yarışmada karşı karşıya bırakmak gibi… Ve son olarak bireylerin kimi büyük ortak yararları sağlamaya güçleri yetmez. Bu gibi işlerde, bireylerin kurmaya olanak bulamayacakları geniş ve güçlü örgüt gerekebilir; ya da bu gibi işlerde bireyler yeter çıkar elde edemeyecekleri için o işlerden vazgeçerler. Oysa bu işler ulusça yaşamsal bir önem taşır ve devlet onu yapmak zorunda kalır.

Her halde uluslarda özgürlük ve uygarlık geliştiği oranda devletin görevleri ve sorumlulukları çoğalır; yaşam çoğaldığı oranda araçlar da çoğalır. Çok araçlar, çok ve büyük güçle yönetilir. Güç çoğaldıkça kurallar da çoğalır. Bir toplumun araç ve kuralı ise devlettir…

Bu durumda karşı karşıya kalınacak güçlük şudur: Devlet ile bireyin karşılıklı etkinlik alanlarını ayırmak.

Devletin bu husustaki etkinliklerinin sınırını çizmek ve bu hususta başvuracağı kuralları saptamak; öte yandan yurttaşın bireysel girişim ve özgürlüğünü sınırlandırmamış olmak, devleti yönetmeye yetkili kılınanların düşünüp saptaması gereken konulardır. İlke olarak devlet bireyin yerine geçmemelidir. Ama bireyin gelişimi için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel etkinlikleri ekonomik gelişmenin asıl kaynağı olarak kalmalıdır. Bireyin gelişimine engel olmamak, onların her bakış açısından olduğu gibi, özellikle iktisadi alanlardaki özgürlük ve girişimleri önünde devlet kendi etkinlikleri ile bir engel oluşturmamak demokrasi ilkelerinin en önemli temelidir.

Bu açıkladığımız anlam ve anlayışta “devletçilik, özellikle toplumsal, ahlaki ve ulusaldır”. Ulusal servetin dağıtımında daha yetkin bir adalet ve emek harcayanların daha yüksek gönenci, ulusal birliğin korunması için koşuldur. Bu koşulu sürekli olarak göz önünde tutmak, ulusal birliğin temsilcisi olan devletin önemli görevidir…

Genel yarara hizmet eden genel kurumların çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutacağı bir konudur. Bu sayede yalnızca çıkarsever olan etkinlikler sınırlandırılır. Bu, yurttaşlar arasında ahlaki dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir.”

Atatürk’ün bu toplumbilimsel nitelikteki düşüncelerini ve onların başarılı uygulamalarını inceleyen Arjantin’li Siyaset Bilimci Blanco Villalta’nın da, başka bir çok bilim ve düşün insanı gibi vardığı yargı, insanlığın bugün Atatürk’ten alacağı dersin ne denli önemli, ne denli özgürlük, barış ve gönenç sağlayıcı olduğuna değerli bir kanıttır:

“Atatürk insanlık tarihinin kaydettiği zafer taklarının altından, asıl olarak bütün zamanların en büyük komutanlarından biri özelliği ile değil, bir ulusu bağımsızlığına kavuşturup yeni, çağdaş ve gönençli bir devlet kurucusu niteliği ile de değil, asıl olarak siyaset kuramının en büyük filozoflarından biri olarak geçmiştir. Atatürk, insanlığın geleceği için geniş olanaklar içeren bir siyasal plan katkısında bulunmuştur: ortaya attığında tümüyle devrimci nitelik taşıyan bir düzen; ekonominin yönetiminde temel sorumluluğu devlete veren ve devleti, zorunlu ve yararlı olduğu ölçüde ekonomiye karıştıran, ama onun ötesine de geçirtmeyen, ekonomik ve toplumsal nitelikte bir siyasal düzen; ve yöneticilerini seçmekte, kendi düşüncelerini benimsemekte, vicdani inançlarında tam anlamıyla özgür olan ve seçim hakkına sahip bulunan bir ulus yarattı.”

.

About Mahmut Özyürek