4 Ekim 2008 :
AKTÜTÜN Sınır Karakolu Tarih Laboratuvarı Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Toplum Hekimliği (Halk Sağlığı) Uzmanı Ankara Üniv. Tıp Fak ADD Genel Başkan Önceki Yrd.
” Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, devrimci Türkiye Cumhuriyeti’ni benim şahsımla var zannedenler çok aldanıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, her mânası ile büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Kıymetli evlâtlarının elinde daima yükselecek, ebediyen yaşayacaktır.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla
Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965)
Giriş :
Yine şiddet, yine kan dökme ve çok sayıda insanın canına kıyılan bir vahşet.
Acımız derin; yüreğimizin derler ya, gerçekte beynimizin derinliklerinde,
moleküllerinde içimiz sızlıyor. Hem de sızım sızım. Söze gelir yanı yok bu elemin.
Derin bir özdeşim (empati) ile şehitlerimizin yasını yaşıyoruz ulusça.
Bu vahşet bir insanlık suçudur.
Azmettiren ABD ve AB emperyalizmidir.
Maşa ya da teşeronlar ise “PKK” denilen bölücü örgütün “koşullandırılmış” militanlarıdır.
Ne adına, niçin; hedefi ne?
“Terör ile mücadele” = “Terörü kullanarak mücadele” neyin aracı ya da maşası??
Önce 4 yıl geriye giderek, taa 1920‘lere, Said-i Nursi‘ye (veya Said-i Kürdi) gönderme yapan konuşmamıza değinelim :
* * * *
18-19 Aralık 2004 günlerinde Bolu’da İzzet Baysal Üniversitesi’nde düzenlediğimiz
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi Batı Karadeniz Bölge Toplantısında,
-power point sunuları eşliğinde- şunları kaydetmişiz :
- 1. Int. Herald Tribune Gazetesi’ne Paris Kürt Enstitüsü imzasıyla verilen ilanla (10.12.04) güya Kürtleri temsilen kimi isteklerde bulunmuşlardır.
Gerçek Kürtleri temsil etmeyen kimilerinin, Kürtlerin tarihi geçmişine bütünüyle
zıt olarak ayrı bir yol izledikleri görülmektedir.
88 yıl önce gerçekleşen bir olayı anımsayalım :Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlıların üzerine binbir hesaplar yapılırken, kimi Ermeni ve Kürtler de ayrılıp kendi devletlerini kurmayı düşünürler.
İşte bunlardan bir Kürt Paşası ile Ermeni Paşası, ilginçtir ki;
yine Pariste 2 ulusu temsilen anlaşma imzalarlar.
- 2. Bu gelişmeyi duyan Said Nursi, iki büyük Kürt aşireti reisi ile birlikte bu anlaşmanın
Kürtleri temsil etmediğini,
Kürtlerin Osmanlılardan ayrılma düşüncesinde olmadığını
ve daha birçok gerçeği dile getirmiştir. Bugün yine aynı merkezlerde,
benzer misyonla yüklü adamlar ve yabancı parmağıyla kışkırtmalar sergileniyor.Said Nursi ve arkadaşlarının o zaman İkdam Gazetesi‘ne
ve Sebil-ür Reşad Mecmuası aracılığıyla kamuoyuna duyurduğu gerçekleri,
bugün, 04 Ekim 2008 günü benzer gereksinimle, ibret alınması için,
kamuoyunun dikkatine sunuyoruz..
Said Nursi’nin İkdam’da yer alan makalesi, 7 Mart 1920 (22 Şubat 1336, sayı: 8273) :
İkdam Ceride-i Muteberesine!
“ Evvelki günkü gazeteler, Paris’te Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi
Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir anlaşma yapıldığını yazarak, Kürt kamuoyuna açıklamada bulunuyorlardı.
4.5 yy’dan beri İslam birliğinin özverili ve cesur koruyucu ve yandaşları olarak yaşamış ve dinsel töreye sadakati yaşam amacı bilmiş olan Kürtler; henüz beşyüzbine varan şehitlerinin kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının anılarını acılarla anarken; İslamiyetin zararına olarak, tarihsel ve yaşamsal düşmanlarıyla anlaşma imzalamak yoluyla; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler.
Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisinin bu tarz tahassüsüne muğayir hareket eden zevatı da tanımazlar.. Ve yegane emelleri de; vahdet-i dinî ve millîlerini muhafaza olduğundan, keyfiyyatın izahına delalet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirham ediyoruz.
Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskid ve beliğ cevap,
vilayat-ı şarkiyede Kürd aşairi rüesası tarafından çekilen telgraflardır.
Kürdler camia-i İslamiyeden ayrılmaya asla tahammül edemezler.
Bunun aksini iddia edenler mutlaka makasıd-ı mahsusa tahtında hareket eden ve
Kürdlük namına söz söylemeye selahiyettar olmayan beş on kişiden ibarettir.
Kürdler, İslâmiyet nam ve şerefini i’la için beşyüzbin (500 000) kişi feda etmişler ve
makam-ı hilafete olan sadakatlerini, isar ettikleri kan ile bir kat daha te’yid eylemişlerdir.
Ma’hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince: Ermeniler Vilâyat-ı Şarkiyede ekall-i- kalil derecesinde bulundukları için asla bir ekseriyet teminine.. ve ne kemiyyeten,
ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu’da iddiayı temellüke muvaffak olamayacaklarını
son zamanlarda anladılar..
Maksadlarına, Kürdler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşa’yı alet etmeyi
müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası ortada kalmayacak
ve Şarkî Anadolu’daki iftirak âmâli mevki-i fiile çıkmış olacaktı.
İşte, bu gaye ile o ma’hud beyanname müştereken imzalandı ve konferansa takdim olundu.
Ermeniler’in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz.
Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseriyette bulunduklarını inkâr edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dûn oldukları bahanesiyle,
Kürdleri bir millet-i tabie haline getirecekleri muhakkaktır.
Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraftar değildir.
Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif olduklarını isbat ediyorlar.
Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır..
Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar..
Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan… Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi,
onları bir dakika bile işgal etmez. “El İslâmü cebbeti’l asabiyyete’l cahiliyyete” İslam,
uhuvvet-i İslamiyeye münafi olan kavmiyyet davasını men’ eder.
“Esasen bu, tarihe ait bir şeydir..
Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa olsun, İslâmdan iftiraka vicdan-ı millîleri
asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alâkadar bulunduğu hakâik-i tarihiyedendir. İslamiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsuru
İslam aleyhine olarak menfî surette intibah hasıl etmesini kabul edemez.
Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler esasat-ı İslâmiyeye muhalif
hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on kişiden ibaret!..
Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek,
ancak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniye’deki mebuslar olabilir.
Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor…
Kürdler, ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar.
Eğer Kürdlerin serbestii inkişafını düşünmek lazım gelirse;
bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i âliye düşünür.
Hülâsa: Kürdler bu hususta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler..
Hakiki Kürdler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafaa olarak kabul etmiyorlar.“
Sadatı Berzenciye’den Dava Vekili Ahmet Arif (Yazıyı kaleme alan)
Hizan Sadat-ı Kiramından İhtiyat Binbaşısı Muhammed Sıddık (Tanık)
Ulema-i Ekrad’dan Said-i Kürdî (Nursi)
* * * *
Dolayısıyla, 7 Mart 1920′de yazılan bu tarihsel mektubun / makalenin günümüze tuttuğu ışıktan yararlanmak gerekir. Kürt kökenli kardeşlerimiz bir kez daha emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin aşağılık, hain tuzağına düşmemelidir.
Said-i Kürdi’nin tarihsel makalesinin özellikle son 2 tümcesini bir kez daha sunalım :
“..Hülâsa: Kürdler bu hususta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler..
Hakiki Kürdler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafaa olarak kabul etmiyorlar.”
Kürt kökenli yurttaşlarımız, PKK’yı aradan çıkararak, onunla her türlü ilişkisini keserek ve
tüm dünyaya ilan ederek, ne sorunları varsa Türk kardeşleriyle doğrudan görüşmelidirler.
Birkaç temel hususu yeniden vurgulayarak yazımızı sürdürelim :
- 1. Ülkemizde “Kürt sorunu” değil “Kürtçülük sorunu” söz konusudur.
- 2. 1984′te resmen başlayan PKK (kuruluşu 1978, MİT eliyle!?!?) Eruh saldırısı 25. yılında. Arada AB Kopenhag Ölçütleri benimsendi 1999′da.
Neredeyse AB ülkelerinden daha çok temel haklar tanındı.
Ancak PKK şiddet eylemlerini durdurmadı, tersine artırdı.
Son çeyrek yüzyılda yitirilen insan sayısı 35′bine yaklaşarak,
3,5 yıl süren Kurtuluş Savaşı yitiklerinin (10 500!) 3 katını aştı!
•3. Bundan çıkan sonuç :
PKK bir hak-özgürlükler eylemi değil,
emperyalizmin maşası bölücü bir örgüttür.
Ardında çok çok çok net olarak ABD ve AB vardır 28-32 ülke!).
PKK, ABD-AB emperyalizminin bölücü bir taşeron örgütüdür.
Toplumsal Karmaşayı Aşmanın Temel İlkeleri :
Herkesin aklını başına almasının kaçınılmazlaştığı bir aşamaya geldik.
Tüm taraflar serinkanlılıkla oturup, her şeyi ama istisnasız her şeyi,
ezberleri bozarak, tabuları kırarak bir kez daha, yeniden irdelemelidir.
PKK terörü ile 30 yıldır bir “çözüm” sağlanamamıştır.
Daha 330 yıl da bu yolla bir çözüm beklenmemelidir.
Kafa karışıklığının özellikle hedeflendiği bir dez-enformasyon ve karmaşa (kaos) ortamında,
önümüzü görmemizi sağlayacak temel ilkeleri birlikte anımsayalım ve sıralayalım :
- Türk-Kürt kardeştir!
Altın kural budur!! - Emperyalizmin tarihi boyunca hiçbir halkı, etnisiteyi….
özgürlüğüne kavuşturduğu görülmemiştir. - Emperyalizmin tunç yasası : “BÖL/PARÇALA-YÖNET-SÖMÜR” dür!
- Dolayısıyla, Kürtçülük yapan ya da yapmayan Kürt kökenli yurttaşlarımıza / kardeşlerimize anımsatıyoruz :
- PKK, sizin olmadığı gibi hiç kimsenin özgürlük ve kurtuluş örgütü değildir!
En azından başlangıçta (1978′ler..) böyle idiyse bile en az 10 yıldır artık değil.. - 1999′da AB Kopenhag Ölçütleri‘nin benimsenmesiyle
PKK’nın kendisini feshetmesi gerekirdi. - Ama Emperyalizmin maşasına dönüştürüldü.
- Türkiye halkını birbirine düşürmek için,
ülke ve ulusumuzu bölmek için TAŞERON bir bölücü örgüte dönüştürüldü. - Türkiye PKK ile veya PKK Türkiye ile savaşmıyor !
- Savaş, ABD-AB emperyalist cephesinin Türkiye’ye karşı PKK kullanılarak
vekaletten yürüttüğü bir iğrenç savaştır! - Emperyalizm ya da emperyalistler müttefik alınarak,
bir halkın özgürlük savaşı tarihsel olarak olanaklı değildir. - Bir bölüm Kürt kökenli yurttaşlarımızın PKK’ya desteklerini çekmelerini
ve bunu kamuoyuna yüksek sesle açıklamaları hepimiz için çok yararlı olacaktır. - Kürt kardeşlerimizin en yakın dost ve müttefiki Türklerdir.
Biz birbirimizin doğal müttefikiyiz.
Aradan ABD-AB emperyalizminin maşası PKK’yı çıkarmalıyız. - Kalan sorunlarımızı oturur, dostça ve insanca çözeriz, buna inanın..
Sonuç ve öneriler :
Artık pansuman önlemlerin ve halkı oyalamanın zamanı geçmiştir.
Yara gangren olmak üzeredir. Köklü ve cesaretli adımlar atmayı gerektirmektedir :
- Türkiye, PKK’nın arkasında yer aldığını önceki Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in ağzından
ileri sürdüğü 28-32 ülkeyi dünya kamuoyuna tarih önünde açıklamalıdır.
Önceki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da açıkça Batı’yı PKK’ya silah ve
lojistik destek vermekle suçlayarak, “Gölge etmeyin başka ihsan istemez..” demişilerdi.
Türkiye, söz konusu ülkelere belgeler eşliğinde açık NOTA vererek, PKK üzerinden
ülkemizi iç çatışmaya ve bölmeye dönük girişimlerini derhal durdurmaya çağırmalıdır.
Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ni ivedilikle toplantıya çağırarak;
ülkesinin ve ulusunun bölünmez bütünlüğü temelinde beka hakkına dönük uluslararası hukuka aykırı saldırıların durdurulması için ilgili ülkelere çağrı yapmasını istemelidir.
Türkiye, BM Güvenlik Konseyi böylesine bir karar almazsa, söz konusu 28-32 ülkeyi
sağlam kanıtlarla uluslararası toplum önünde terörist ve insanlık suçu işleyen devletler olarak ilan etmelidir!
- Tüm bunlar AKP hükümetiyle olur mu?
Çooooook zor, çoooook.
BOP kapsamında 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi öngören ve İran-Irak-Suriye-Türkiye topraklarından alarak sözde özgür ve büyük Kürdistan kurmayı -gerçekte bu tanımlı
petro-coğrafyada bir kukla devlet!- hedefleyen ABD planında eşbaşkan olan
bir başbakan ile olanaklı mı?
Ham hayal!
Öyle ise :
Başbakan R.T. Erdoğan ya kamuoyu önüne çıkarak özeleştiri vermeli ve
BOP kapsamında hiçbir planın içinde olmadığını,
Eşbaşkanlığı -epey geç de olsa- bıraktığını..
açıklamalı ve Türkiye derhal kapsamlı bir ulusal master plana başlamalıdır.
Ya da, böyle olmayacaksa, Türkiye ivedilikle AKP’siz ya da etkisinin olabildiğince sınırlandırıldığı bir MİLLİ PLAN, bir MİLLİ HÜKÜMET seçeneğini gündeme almalıdır.
İç savaş, bölünme vb. değerlendirmeleri biraz fazla karamsar ve abartılı buluyoruz.
Türkiye bu “devasa” sorunun da üstesinden gelecek tarihsel birikim ve deneyime sahiptir.
Yüce ATATÜRK‘ün görkemli devriminin kökleri sağlamdır.
Yeter nicelik ve nitelikte insangücü de hiç kuşku duyulmasın ki,
bu ülkede, sessiz sedasız ve hala “la havle..” çekse de fazlasıyla vardır.
Vakti saati geldiğinde ayağa kalkmayı (kıyamı!) da bilecek
engin tarih sağduyusuna sahiptirler.
Henüz, İzmir’in işgal edildiği (15 Mayıs 1919!) kanısında değiller anlaşılan..
Aman, Psikolojik savaşın sosyal psikolojik çekimine, -kara delikler denli
güçlü girdaplı olsalar da- kapılmayalım ve serinkanlılığı elden bırakmayalım.
Halkı bölücü, karamsarlığa hatta umutsuzluğa iten psikolojik savaştan korumak zorunudur.
Toplumsal paniğe sürüklenecek söz ve eylemlerden özenle kaçınalım.
Çoook sabırlı ve dikkatli olalım.. Bu süreç ne yazık ki bir maraton!
Toplum Hekimlerinin de (ya da Halk Sağlığı Uzmanlarının) sözlerini söyleyerek
topluma -kollektif özneye- yol göstermelerinin kritik zamanıdır.
Bu toplumsal-profesyonel sorumluluğumuzu yerine getirmeye çabalıyoruz.
Bunu sürdürmeliyiz, sürdüreceğiz de..
Türk-Kürt, şu-bu ayrımı yapmadan tüm Türkiye insanlarını “MİLLETİMİZ” diye çağırarak seslenen Yüce Atatürk‘ün yol gösterilerine kulak kabartalım :
“ Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erişebilmek için
maddî ve mânevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve
aynı istikamete yöneltmek lâzım gelir. Yakın senelerde milletimiz,
böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini kavramıştır.
Memleketin ve inkılâbın, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır.
Aynı cinsten olan kuvvetler, müşterek gaye yolunda birleşmelidir. “
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK (1931, Söylev ve Demeçler, cilt III, syf. 90)
Anadolu coğrafyasında 1923′te kurulan Türkiye Cumhuriyeti,
emperyalizme karşı bir yoktan varoluş destanıdır.
Türkiye, Türk’ün de Kürt’ün de öz ve ortak aziz vatanıdır.
Bu olgu, Alpaslan’dan, 1071′den beri böyledir.
Osmanlı’dan bu yana Batı’lı emperyalistlerin kışkırtmasıyla 19 Kürt isyanı yaşanmıştır.
Üzgünüz, PKK taşeronluğuyla götürülen bu sonki 20. si olsa gerektir.
Anca Kürt kardeşlerimiz de tarihten ders almışlardır.
Tarihin aptallar için “tekerrür” olduğunu bilirler.
Akıllı olmak ve evrensel, tarihsel insanlık düşmanı emperyalizme karşı
Türk-Kürt birlikte davranarak tarihi biz yazmalıyız.
Tarihi güçlü olan yazar, geri kalanlar da okur. Gelin biz bu kez bu sürecin nesnesi / piyonu değil; öznesi, yaratanı, yapanı ve de yazanı olalım.
İsmet İnönü, Lozan’da “.. Biz Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı, hükümeti..” demişti.
Sevgi ve saygı ile.. 04.10.08, Ankara
Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Toplum Hekimliği (Halk Sağlığı) Uzmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Genel Başkan Önceki Yrd.
www.ahmetsaltik.com (lütfen izleyin, önerin..)
.
