ADD Genel Merkezi Basın Açıklaması, 16 Temmuz 2008
Türkiye Cumhuriyeti, dıştan ve içten büyük kuşatma altındadır. Ülkenin bütünlüğü, ulusun birliği tehlikededir.
Yeni Sevr planları, BOP’un uzantısı olarak uygulamaya konulmuştur.
Son yaşanan olaylar (bu kapsamda) tarih bilinci ve neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, ABD ve AB desteğinde, Cumhuriyetimize, Atatürkçü düşün sistemine
savaş açmıştır.
ABD ve AB’nin, iddianame ortada yokken “Ergenekon Soruşturmasını” genişletme istekleri, son gözaltı ve tutuklamalarıyla örtüşmüştür.
“Ergenekon soruşturması” ileri sürülerek, toplumun Atatürkçü /Kemalist kesimlerine yönelik yaygın, toplu gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir.
Bu kapsamda; yıllarca PKK ile savaşım yürüten, Türkiye’nin iç ve dış güvenliğinden sorumlu olarak Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Jandarma Genel Komutanı görevlerinde bulunan, vatanına, ulusuna 45 yıl onurla hizmet eden, son olarak da ADD Genel Başkanı görevini yürüten E. Org. Şener Eruygur, bir yılı aşkın süredir bitirilemeyen bir iddianameye dayanarak gözaltına alındıktan sonra “yargısız infazla” tutuklanmıştır.
Yine Atatürkçü kimliği ile tanınan, tüm yaşamları kamuoyu önünde saydam bir biçimde izlenen, ülkemizin seçkin Ordu Komutanı, emekli generaller, subaylar, gazeteciler, yazarlar, parti başkanı, ticaret odası başkanı, profesörler, doçentler, Türkiye Gençlik Derneği Başkanı gibi saygın kişilerin gözaltına alınması ve
büyük çoğunluğun tutuklanması tarihe bir hukuk skandalı olarak geçecektir.
- Hukuki bir gerçeğe dayanmayan soruşturma Türk Ordusunu yıpratmaya, sindirmeye ve teslim almaya yönelmiştir. Asıl hedef Türk Ordusu ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Ulusudur.
- Hukuk siyasallaştırılmıştır. Soruşturmanın Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşmaya büründüğü izlenimi kamuoyunda oluşmuştur.
- İliştirilmiş, işbirlikçi mandacı medyanın satılmış “Ali Kemal” leri, kendilerini, hem savcı, hem yargıç konumuna koyarak haksız suçlamalarda bulunmakta ve kamuoyunda yoğun bilgi kirliliği yaratmaktadır.
- Soruşturmanın gizliliğine ve yayın yasağına karşın, iddianamelerle birlikte, sorgudaki konuşmalar anında yayınlanmakta, aylar öncesinden tutuklanacakların listesi mütareke medyasında yasalara aykırı olarak
yer almaktadır.
Soruşturmayı yönlendirme ve kamuoyunda önyargı oluşturma çabaları sürmektedir.
- Yaklaşık 13 aydır tutuklu bulunan, mütareke medyası tarafından “Ergenekon finansörü” olarak mahkum edilen Kuddusi Okkır, cezaevinde en temel yaşam ve sağlık hakkından yoksun bırakılmıştır.
Kuddusi Okkır, neyle suçlandığını bile öğrenmeden savunma yapma olanağı bulamadan, hastalığının tedavi edilmemesi yüzünden ölmüştür. Bu hukuki cinayetin sorumlularının yargılanması, Hukuk Devleti olmanın gereğidir.
- Delilleri yok etme ve yurtdışına çıkma olasılığı bulunmayan kişilerin gözaltına alınma yöntemleri
ve tutuklanmaları cezalandırma sürecine dönüşmüştür. - Yürütmenin başı, yargıya ve anılan soruşturmaya müdahalede bulunmaktadır.
Dokunulmazlığı kaldırılmadığı için hakkındaki 13 davası görülmeyen, Türkiye’yi de bölüp parçalamaya yönelik
BOP’un eş başkanı:
- “Ergenekon soruşturması, sonucu ne olursa olsun sonuna kadar gideceğiz”
- “Olayın sonuna geldik” (1 Temmuz 2008)
- “Biz çeteye, mafyaya savaş açtık”
- Ana Muhalefetin “Acaba Başbakanın bildiği bir şeyler mi var?” sorusuna karşılık olarak; Başbakan: “Başbakanın bildiği bir şeyler olması lazım zaten. Nereden ne geliyor, ne gidiyor, tabi bir şeyler bilmesi lazım”
- “Ergenekon davasını emniyetçe pişirip kotardık ve işi, belli bir bölümünde savcılığa devrettik”
sözleriyle soruşturmayı kendisinin yönlendirdiğini açıkça itiraf etmiştir.
Ana Muhalefet; bu soruşturmayı “Başbakanın talimatıyla yürütülen bir dava” olarak yorumlamıştır.
Siyasal iktidarın yönlendirdiği “Ergenekon Soruşturması” hukuki dayanaktan yoksundur. Hedefinde Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti vardır. Bütün bu nedenlerle Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar hakkında soruşturma açılması gereklidir. Atatürk’e Ulus Devlete, Atatürkçülere, Türk Ordusuna yönelik yoğunlaşan saldırılar, Türkiye Cumhuriyetini parçalamak, bölmek ve çökertmek amaçlıdır.
1920′lerde yokluk ve yoksunluk günlerinde Düvel-i Muazzama denilen emperyalist güçlere karşı Atatürk önderliğinde tüm dünyaya örnek olan Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı vererek çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Ulusu, bugün de aynı savaşını verecek güç ve kararlılığındadır.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, Türk Ulusu emperyalizmin yerli planlarını, oyunlarını bozacak, işbirlikçi hainlerden, Türk Ulusu adına karar veren bağımsız yargı önünde hesap soracaktır.
Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi
.