ABECEMİZ, ULUSAL BİRLİĞİMİZİN TEMELLERİNDEN BİRİSİDİR!

 Bütün çağdaş ulusların   imrendiği  Türk abecesinde “q, x, w” harflerinin bulunmayışını özellikle Kürtçenin doğru  yazılıp okunabilmesine  engel diye sunmak,   sömürgeci  ABD/AB güdümündeki kışkırtmalardan bir başkasıdır.

 Sömürgecinin tüm kışkırtmalarını     olduğu gibi,  bunu da etkin biçimde çürütmek, ciddiye alınmayacağını anlayıp   vazgeçinceye değin  gerçekleri ondan daha kararlı ve inatçı biçimde dile getirmek gerekir.

 Bunu yapmaktan hiç  hiç vazgeçmeyelim.

Çünkü  zaten “yaşam sürekli bir mücadeledir.” Özgürlük, bağımsızlık, ulusal birlik, yurt  … gibi yüksek değerler, bir kez elde edildikten sonra içinde uykuya dalınacak   yerler değil,  uğruna hergün yeniden mücadele verilmesi gereken değerlerdir.

Bunu bilirsek, dış ve iç sömürgecinin ve onların hizmetindeki kimi kitle yayın araçlarının   saldırısını  her an  yenilgye uğratacak  güçlü ve çağdaş konumda bulunmanın yaşamın gereği olduğunu görür, hiç bunalmadan, tersine sömürgeciyi ve maşalarını yıldıracak  kararlılıkla, gerçekleri ulusumuzun bilinç düzeyinde hazır tutmaya çalışarak, ulusal direncimizi hep yüksek düzeyde tutmuş olacağımızın huzurunu duyar, mücadele azmimizi de bilemiş oluruz.

 Şimdi gelelim abecemizde eksik harf bulunup bulunmadığı konusuna:

 1) Önce belirtelim ki  Türk abecesi:

 A)    80 yıldanberi halkın konuşma dili ile yasa, yönetim ve hukuk dili arasındaki uçurumları kaldırarak ve böylece toplum yaşamımızı demokratikleştirerek;

B)     Arapça dil ve yazısında doğa-üstü, büyülü bir güç olduğunu   yüzlerce yıldanberi beyinlere şırınga eden akıl ve bilim dışı   boş-inançları    yıkarak;

C)    Dilimizi söylendiği gibi yazma ve yazıldığı gibi okuma olanağını veren özelliği ile okur-yazarlığı olağanüstü kolaylaştırmakla,  gerçek anlamda  bilim, sanat, felsefe ve uygulayım üretmenin yollarını açarak …   

tüm ulusumuz  için en yüksek ve kalıcı ölçüde özgürleşme  olanağını  sağlamıştır.  

İşte özgürlük düşmanı, cehalet sürdürücüsü dış ve iç sömürgeci saldırganların, onların hizmetindeki kitle iletişim araçlarıyla yazar-söylerlerin  Türk ulusuna yaraşır bulmadıkları, bir türlü “olur” demedikleri şey, tam da budur.  

2) İkinci olarak    Kürtçenin bu abeceyle doğru yazılıp okunamadığı savının gerçek dışılığını anlatalım:

Neymiş? Kalın “K” ile ince “K”yı ayrı ayrı harflerle göstermek gerekiyormuş? Bunun için  okunduğu gibi yazılmayan ve yazıldığı gibi okunmayan karmaşık Avrupa abecelerindeki   “Q” harfini abecemize eklemeli imişiz!

Neymiş? Üst dişlerin alt dudağa değdiği “V” sesi ile değmediği “V” sesini ayrı harflerle göstermeli, bunun için yine    Avrupa’nın o karmaşık   abecesindeki “W” harfini güzelim abecemize eklemeli imişiz!

Neymiş? Arapça’da bolca      bulunan ve gırtlaktan   çıkarılan “Khı” sesini, Anadolu Türklüğü   bin yıldanberi inceltip “H” harfiyle söyleyegelmiş olduğu halde,   Arap gibi   gırtlaktan çıkarmayı dayatırcasına, abecemize hem de  “X” harfi biçiminde sokmalıymışız.

Oysa:

1) Okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan, bu yüzden dünyanın imrendiği  Türk abecesi, örneğin  “kesmek, küsmek” ve “kapamak, koşmak” sözcüklerindeki “k”  için iki ayrı harf öngörmenin gereksizliğini doğru olarak görmüştür.  Kendisinden sonra gelen sesli harfin kalın ya da ince oluşuna göre doğru olarak seslendirilebildiği ortadadır. Örneğin şu tümcedeki  “kendisi” ve “kalın” sözcüklerini doğru okumama ya da yazmama olasılığı bulunmadığı açıktır. Arapça kökenli  “Kadir” ve “Keşif” sözcükleri için de aynı şey geçerlidir.

Tek “K”,  olsa olsa   Arapça sözcükler yerine Türkçe sözcükler kullanılmasını kolaylaştırmış, böylece Türk ulusunun bilim, yasa, yönetim, sanat … ını kendi diliyle, anlayarak,   öğrenip  yapmasına katkıda bulunmuştur.

Arapçadaki üç ayrı  “T”nin, dört değişik “Z”nin … yerine Türkçenin gereği olarak birer harf konmasının  da aynı katkıyı yapışı gibi.

Acaba abecemize Arapça sözcüklerdeki  “ze, zal, zı ve zat” selerini  karşılayacak harfler konmasını neden istemiyorlar? Yoksa şimdilik mi bu kadar?    

2) Türkçe için hiç söz konusu olmayan  ‘üst dişlerin alt dudağa   değmediği “v”ler’ için, örneğin “vali” ve “vergi” sözcüklerinin doğru okunması bakımından  abecemize  “v”dışında   “çift v” (w) koymaya gerek olmadığı da açıktır.

Zaten Osmanlıca (yani Arap) abecesinde de böyle ikinci bir « v » harfi   bulunmamaktadır.

3) Yine Türkçeye de Kürtçeye  de giren özellikle Arapça sözcükler bakımından sözkonusu olan ve gırtlaktan çıkarılan “khı” sesini (bunu “kh”yerine “x” ile yazmanın anlamsız  ve yanlış oluşu da ayrı!)  Türk halkı bin yıldanberi incelterek “h” harfiyle karşılamıştır. Türkçe konuşurken “khıdır” yerine “hıdır”, “kharab” yerine “harab”, “khalis” yerine “halis”, “khoş” yerine “hoş” dediğimizde hiçbir anlam yitimi, hiçbir anlama güçlüğü  söz konusu olmamaktadır.

Ama gırtlaktan çıkarılan seslerin bir dili   kaba-saba yaptığını, kendi anadili olan Hollandaca için Joseph Luns’un nasıl yana-yakıla  anlattığını, bu yüzden hep İngilizce konuşmayı yeğlediğini söylediğini anımsayalım.

Türkçenin ise dünya dilleri içinde     en güzel-tınılı dillerden biri sayıldığını gözönünde tutalım.

« X » ve « W » harflerinin  abecemize sokulmak istenmesi,        ulusumuzun kendine, birliğine olan güvenini   yıkmaya yönelik    bir psikolojik saldırı     da olabilir.

ABD ve AB sömürgenlerinin amacı,  tüm ulustaşlarımızın birlik, kardeşlik ve  dirliğinin  çimentosu olan Atatürk Cumhuriyeti kurumlarına   saldırmak olduğu için, her türlü yalancılığa ve kışkırtmacılığa baş vurmaktadırlar. Abecemize saldırıları da bu bağlamdadır.

Onlara diyoruz ki:

“Sizin her saldırınızdan, ulus olarak birliğimizi daha da güçlendirerek çıkacağız.

Siz    en kötüyü yapacaksınız. Yani başaramayacaksınız.

Biz elimizden gelen en iyiyi yapacağız. Yani başaracağız.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, tümüyle uygar insanlığa örnek olacak değerde bir Uygarlık Tasarımı üzerine kuruludur.”

 

Prof. Dr. Özer Ozankaya

.

About Mahmut Özyürek