Son günlerde basında çıkan bir haber, belki seçim açılımlarından dolayı
dikkatinizi çekmemiş olabilir.
Ancak, seçim açılımları kadar, hatta onlardan çoğu kez daha da önemli olan
bu haber her nedense yeteri kadar ilgi görmedi.
Haber:
Ermeni soykırımı yaptığımızı varsayarak özür dileme kampanyası açanların, AB
fonlarından çok ciddi anlamda para aldıklarıyla ilgiliydi.
İmza kampanyasının kamuoyu önünde tartışıldığı o günlerde medya önünde
topluma, kendi vicdanım için imza attım diyenlerin önemli bir kısmının,
aslında cüzdanları için imza attığını da böylece öğrenmiş olduk.
Aslında bir süredir ülkemizde yürütülen Türkiye aleyhine ne kadar kampanya
varsa bunların tamamının AB ve ABD fonlarından desteklendiği bilinmektedir.
Ama her nedense tüm bunlar bilinmesine rağmen bu konuda önlem alınmamakta
aksine, yapılan düzenlemelerle bu gidişin önü giderek daha fazla
açılmaktadır.
Hatta gerek merkezi yönetimde, gerekse yerel yönetimler bazında, bu
fonlardan yararlanmak her geçen gün teşvik edilmektedir.
Kimi gün bakıyorsunuz…
Bir il ya da ilçe belediyesi.
Bir başka zaman, devletin koskoca bir kurumu.
Derneklerimiz.
En büyük sendikalarımız.
Üniversiteler.
Neredeyse harıl harıl AB projesi hazırlamaya çalışmaktadırlar.
Bu işle uğraşan birçok insan, yanı başlarında ülkemizin tarihi ve turistik
yerleri dururken, bunların farkına varmayıp…
Ne yazık ki AB ülkelerini gezip, dolaşmak için yanıp tutuşmaktadırlar.
Özellikle de bu gelen paranın karşılıksızmış gibi görünmesi işin cazibesini
daha da artırmaktadır.
Aslında bu projelerle verildiği söylenen paranın neredeyse tamamının o
projeler için gönderilen uzman ve gidilen ülkede harcatıldığı da
düşünülürse…
Olayın vahameti daha çok anlaşılmaktadır.
Burada dikkat çekilmesi gereken konu şudur.
Eskiden emperyalist ülkeler ele geçirmek istedikleri ülkelerle ilgili
çeşitli kişileri satın alır, bu kişiler yoluyla bilgi toplarlardı.
Ancak bu kişinin ortaya çıkması olasılığı birçok riski de beraberinde
taşımaktaydı.
Tabi bu süreç günümüzde oldukça değişti.
Ve bu kez emperyalist ülkeler bilgi toplamak için birilerini arayıp bulmak
gibi zahmete bile girmemektedirler.
Çünkü…
Bu kez bilgiler çeşitli kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri
tarafından bizzat kendi istekleriyle sağlanmaktadır.
Böyle olunca da adı, tahmin ettiğiniz gibi casusluk değil, proje çalışması
olmaktadır.
Bu gün, ülkemizin kaynakları yabancılara satılırken…
Topraklarımız el değiştirirken…
Vakıflar Yasası…
Sosyal Güvenlik Yasası gibi yasalar topluma dayatılırken…
Başta üniversitelerimiz olmak üzere, sendikaların, derneklerin, odaların
tepkisiz kalmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Sakın ola, o alınan paralardan olmasın.
11-02-2009
Nusret KEBAPÇI
.
