90. YILDÖNÜMÜNDE 19 MAYIS

İNSANLIK TARİHİNDEKİ YERİNE UYGUN BİÇİMDE KUTLANMALIDIR!

Siyaset Batısı’nın bugün hâlâ insanlığa çok büyük acılar yaşatma pahasına sürdürdüğü sömürgeciliği yenmenin tek başarılı örneğini vermiş olan Atatürk önderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı, sömürgeci saldırılarını gerek yenilgiye uğratmanın, gerekse bir daha hortlamasını önlemenin, ancak tüm yönleriyle UYGARLIK PROJESİ değerindeki bir dünya, toplum ve insan anlayışına dayalı programla başarılabileceğini göstermişti.

 Bu uygarlık projesinin mimarı ve yürütücüsü olan MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, tarih boyunca insanlık için özgürlük ve gönenç sağlayıcı etkileri yüzlerce yıl süren iki ya da üç devrimci yüce önderden birisidir.

Uygulaması 19 Mayıs 1919′da başlayan bu uygarlık projesinin 90. yıldönümüne ulaşmış bulunuyoruz.

Yalnız Türk ulusu için değil, yalnız sömürülen ülke ve uluslar için de değil, sömürgecilik yüzünden kendileri de çok yönlü yıkımlara uğrayarak çürümekte olan Batılı ulus ve ülkeler için de özgürleşme, barış ve gelişmenin güvencelerini gösteren Atatürkçü uygarlık projesi,   yazık ki önderinin erken ölümü yüzünden ereğine tam ulaşamamış, ama sömürgeci boyunduruğunu kırmanın olanağını ve yolunu gösterdiği gibi, insanlığın, her ikisi de 19. yüzyıl ürünü olan kapitalist ve kolektivist modellere mahkûm olmadığını, her ikisini de demokrasinin temel gerekleri açısından aşan bir üçüncü yolun olanağını gösterebilmiştir.

 Gerçekten de 19 Mayıs’la başlayan Atatürkçü Uygarlık Projesi,   uygarlığa,  aşağıda ana çizgilerini belirttiğimiz ve her biri en az Bacon’ların, Kant’ların, Rousseau’ların, Goethe’lerin, Pastör’lerin, Einstein’ların … Uygarlığa yaptıkları katkılar ölçüsünde değer taşıyan ve bu nedenle 90. yıldönümünde bayraklaştırılarak kutlanması gereken şu temel katkıları yapmıştır:

 1) Yüzelli yıldan beri insanlığın başındaki en büyük kötülük olan sömürgeci saldırının askeri alanda da yenilebileceğini, ama bunun terörle değil; din, mezhep, ırk ve benzeri etnik kesimlere dayanılarak da değil; ancak demokratik tanımıyla ulusal egemenlik bayrağı altında, yani demokratik meşruluğa dayalı “milli mücadele” ile yenilebileceğini sergilemiştir. Bunun, bütün İslam ülkeleri için taşıdığı evrensel değer açıktır. “Ulusal güçler etken ve ulusal istenç egemen olacaktır!” ilkesinin anlattığı üzere, meşru haklarının bilincinde olan ve yönetimini kendi eline alan, yani özgürce seçtiği, denetlediği ve değiştirdiği hükümetlerle yaşamını yürüten bir ulus karşısında, en güçlü sömürgeci saldırganların bile dize geleceğini kanıtlamış olmak, uygarlığa sonsuz değerde bir katkıdır.

 2) Sömürgeci saldırının bir daha hortlama fırsatı bulamamasının güvencesi olan bir toplumsal yapının modelini göstermiştir:   bu çağdaş toplum modeli, toplumsal yapının temel taşları olan devlet, aile, eğitim, ekonomi ve üstün değerler kurumlarını demokratik ilkelere dayandırmıştır.

 3) Ulusal egemenlik ilkesinin çoğunluk baskıcılığı olmadığını;  din, mezhep, soy, cinsiyet, meslek ve servet farkı olmaksızın, her bireyin doğuştan vazgeçilmez, devredilmez eşit insan ve yurttaş hakları çiğnenmemek koşuluyla yönetimin oy yoluyla belirlenmesi demek olduğunu temel almış; ulusal Egemenlik ilkesinin çoğunluk diktasına dönüşmemesi için “baskıya karşı direnme hakkı”nı da içerdiğini, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nden çok önce görmüş, anayasasına bu ulusal egemenlik düzenini yıkıcı yasaların önerilmesinin bile demokratik meşruluğunu yitirme anlamına geleceğini öngören hükümler konmuştur.  

4) Türk Devrimi, ulusal egemenliğe yönelecek gerek çoğunluk baskıcılığı, gerek fiili kalkışmalar biçimindeki saldırılara karşı bu direnme hakkının kullanılışının toplumu anarşiye düşmekten sakınıcı kurumsal yollarını da göstermiştir.  İnsan hak ve özgürlüklerine aykırı düzenlemelerin önerilmesini bile yasaklayan anayasa hükümleri de, Cumhuriyeti korumak ve kollamak üzere öngörülen tarafsız ve bağımsız anayasal kurumlar da, bunların yetersiz kalması durumunda Cumhuriyetin Türk Gençliğine emanet edilişi de uygarlığa katkı niteliğinde bir demokrasi mühendisliğidir.

5) Laik devlet ve toplum düzeninin doğru anlamını ve dürüst uygulamasını ortaya koyarak, gerçek özüyle ve temel ilkeleriyle İslam dininin laik ve demokratik düzenle hiçbir bağdaşmaz yanı olmadığını eylemli olarak sergilemiştir.  

6) Ekonomik düzen alanında kapitalizmin de kolektivizmin de asıl amaç olması gereken demokrasinin temel ölçütleri açısından eleştirisini yapmış, gerçek yaşamın kuramları izlemediğini, kuramların gerçek yaşamı izleyerek kendilerini yenilemek zorunda olduklarını temel almış,   böylece kapitalizmin de kolektivizmin de demokrasiye aykırı özelliklerinden arınmış bir demokratik ekonomik düzen kurulabileceğini sergilemiştir.

 7) Eğitimin hem demokratik, hem de ekonomik kalkınma ve ilerlemenin en etkili bir kaldıracı olduğunu göstermiş ve bu amaç için kullanılışının görkemli örneğini vermiş, altyapı – üstyapı ayrımının kuramsal bir soyutlama işlemi olduğunu, gerçek yaşamda hepsi karşılıklı etkileşim içinde bir bütünlük oluşturduğunu, bu nedenle eğitim kurumunun ekonomik kalkınma da içinde olmak üzere genel olarak gelişme ve ilerlemenin en temel, en verimli bir kaldıracı olduğunu görüp göstermiştir.

 8) “Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesiyle uluslar arasında gerçek ve kalıcı barışın gereklerini de, bu gerekleri yerine getirmenin uygulama alanındaki örneğini de vermiş, UNESCO’nun “gelecek kuşaklara örnek olacak biçimde uluslararası anla­yış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş, eğitim, bilim ve kültür alan­larında olağanüstü bir devrimci” değerlendirmesine hak kazanmıştır.

9) Güzel sanatlar, felsefe ve bilim özgürlüğünün bu Uygarlık Projesinin omurgası olduğunu görüp göstermiştir.

DEVLET VE ULUS OLARAK 90. YILDÖNÜMÜNÜ GÖRKEMLE KUTLAMALIYIZ!

  Bu nedenlerle, başta Büyük Millet Meclisi olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün resmi kurumları,    özellikle Türk Kurtuluş Savaşını ve Türk Demokrasi Devrimi’ni gerçekleştirmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi, genel olarak varlıklarını Türk Devrimine borçlu olan tüm öteki siyasal partiler, yazılı ve görsel basın, bütün ekonomik örgütler,   sendikalar,   sivil toplum kuruluşları, … Türk Bağımsızlık ve Demokrasi Devriminin başlangıç günü olan 19 Mayıs 1919′un 90. yıldönümünü, onun Türk ulusu ve tüm insanlık için bu UYGARLIK MODELİ özelliğini ululayarak, bayraklaştırarak kutlamalıdırlar.  

İktidardaki AKP yönetici kadrolarının Türk Devriminin bu sömürü-karşıtı, bağımsızlıkçı ve demokratik özelliklerini benimseyen yapıda olmadığı, kendi söylem ve eylemleriyle olduğu gibi, en üst yargı kurumu kararıyla da saptanmış olduğuna göre, 90. yıldönümünün Türk ulusunun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzünü ağartacak bir görkemle kutlanmasında en büyük görevin bağımsız ve özerk kurumlarımızla, Kurtuluş Savaşı ve Türk Demokrasi Devrimini yönetip yürütmüş olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne düştüğü kanısındayım.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi, bütün il ve başlıca ilçe örgütlerinde 19 Mayıs haftasını gerçek bir “TAM BAĞIMSIZLIK ŞÖLENİ” olarak kutlamak üzere, tüm halkımızın katılacağı çok yönlü, bir bölümü uluslararası nitelikte bilimsel ve sanatsal etkinliklerle kutlamalıdır.

 Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet bıraktığı Türk Gençliğinin başlıca yetiştiricisi olan üniversitelerimizin de aynı nitelikte çalışmalarla 90. yıldönümünü kutlamaları gerektiği açıktır.

ATATÜRKÇÜ UYGARLIK PROJESİ’NİN en anlamlı günü olan 19 Mayıs’ın 90. yıldönümünün, bu bilinç aydınlığı ve tutarlılığı içinde, ulusça Atatürk’ün ve Türk Bağımsızlık ve Demokrasi Devriminin değerini bildiğimizi dosta düşmana göstererek,   yüzümüzü ağartacak biçimde kutlanması, en içtenlikli dileğimizdir.

PROF. DR. ÖZER OZANKAYA

.

About ADD Isparta