84. Yılında Lozan Antlaşması ve Türkiye’nin Geleceği


Türkiye Cumhuriyeti’mizin uluslararası hukuk ve diplomasi alanında onaylanması ve bir tür tapu senedi olan Lozan Barış Antlaşması’nın üzerinden 84 uzun yıl (?!) geçti. Aslında tarihsel ölçek açısından yeterince uzun bir Antlaşma ömrü sayılmayabilir. Ancak bir başka ölçü daha var dayandığımız : 1. Dünya Paylaşım Savaşı’nın ardından bağıtlanan antlaşmalardan hâlâ yürürlükte olan ender metinlerden Lozan Antlaşması.. Dolayısıyla, hem sağlıklı temellere oturtulmuş olması
hem de çok yönlü güç dengelerine dayalı olarak ayakta kalabilmiş olması, söz konusu Antlaşmanın temel nesnel yapsını da açıklıkla ortaya koyuyor.. Baş Delege İsmet İnönü’nün ısrarla, bilerek, tasarlayarak, bıktırırcasına, hatta bir psikolojik savaş ögesi olarak kullandığı tekerleme şöyleydi :

• “Bütün uygar uluslar gibi, özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz!”

Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve ulusuyla asla bölünmez bir bütün olarak bugün de aynı haykırışı gökkubbeye yükseltmektedir. Küresel zeminlerde yankılanan tarihsel ulusal ve meşru istencin
karşı konulamaz gücüdür ki, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün en büyük yapıtı Türkiye Cumhuriyeti, tüm emperyaist-kapitalist küresel abanma ve kuşatmaya karşın dimdik ayaktadır. Sorunlarımız yok mudur? Elbette vardır.. Dünün düvel-i muazzama’sı günümüz topludurumunda (konjonktüründe) acımasız bağlaşımlarla (ittifaklarla) üzerimize gelmeyi durdurmuş değldir ki! Tarihin karmaşık kulvarlarında dün olaylananlar, nitelik değişimi ile yinelenme eğilimindedirler. Dolayısıyla, sonsuza dek tam bağımsız kalması, çağdaşlaşması, uygarlaşması gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin, geçmişten, bilimsel tarih incelemesi yöntemleriyle beklenen dersleri çıkararak güne ve geleceğe yönelik çıkarsamalarda bulunması, öngörüler üretmesi, yaşamsal önem ve işlev taşımakta.
Yoksa, Tarih baba, ders almayanlar için yinele(n)meyi sürdürmekte. Yasası böyle.. Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, tarih içinde kurduğumuz Türk devletlerini simgeliyor.. Ya madalyonun öbür yüzündeki ne? Nerede 15 Türk Devleti? 16 ncısı için “yukarısı” ile göksel (ilahi) bir bağışıklık sözleşmemiz mi var ??!

Dolayısıyla, 84 yaşına basan Lozan Antlaşması’nı, kat ettiği tarihsel bilinç ve ağır sorumlulukla
bir kez daha irdelemek, yeni kuşaklara vazgeçilmez sürgit tarih öğretisi yükümüdür.

Lozan’da yükselen özgürlük haykırışı :

Barış Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16.00′da, Lozan’ın Mont Benon Gazinosu’nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonu’nun Başkanı Habab’ın konuşması ile oturum açıldı.
Bir yanda Türkiye; karşı yanda Yunanistan, İngiltere, Fransa İtalya, Japonya ve Sırp-Hırvat-Sloven (Yugoslavya) Devleti vardı. Mağrur İngiliz Lordu Kürzon’dan sonra söz alan İsmet Paşa (İnönü), daha ilk andan başlayarak Bağımsızlık ve Egemenlik davasını en yüksek önem ve ısrarla belirtmiş; “Bütün uygar uluslar gibi, özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz!” diyerek sesini tüm dünyaya duyurmuştur. Mahmut Soydan, 1929′larda yazdığı makalesi ile günümüze ışık tutmakta :

” Lozan Konferansı, basit bir sorunu çözümle uğraşmıyor. Yeni Türkiye Devleti’nin üçbuçuk yıllık sorunlarını çözümle yetinmiyor. Lozan Konferansı, başlangıcı çok eski olan bir mücadelenin
derin aşamalarını tahlil ederek onu olumlu bir sonuca bağlamaya çalışıyor. Kuşku yok ki, karışık
bir dengeyi belirgin bir sonuca ulaştırmak kolay değildir. Özellikle karışık hesapların sorumlusu da
biz değiliz. Düşmanlarımız, yalnız bize ait hesapları sormak gibi adil, insancıl bir anlayışa sahip olsalardı, sorun iki günde biterdi. Fakat, öyle işe başladılar ki, yüzyılların birikmiş sorunlarını
bizden soruyorlar. Bağlaşık (İtilâf) Devletleri olumlu bir sonuca varmak istiyorlarsa, mutlaka eski anlayışlarını terk etmek zorundadırlar. Benim gördüğüme göre varılan zemin, sonuçta barışla sonuçlanacaktır. Bütün ulusça arzuya değer ki barış olsun. Cihanda barışın kurulması hem cihanın çıkarı, hem bizim çıkarımız gereğidir. Herhalde biz, hem kendi çıkarımıza aykırı olan, hem de dünyanın çıkarına uymayan savaşın sürmesine asla yandaş değiliz. Böyle olmadığımızı şimdiye dek çok kezler duyurduk, kanıtladık. Eğer uygarlık dünyası, bizim bu işte ne denli içten olduğumuzu anlarsa, barış için hiçbir engel kalmayacaktır. Fakat, eğer barış isteyenlerin fikri, savaş yandaşlarına baskın gelmezse, bütün iyi niyet ve içtenliğimize karşın biz de bu sonucu yazgı ve zorunlu sayacağız, yazgıya bağlı olacağız ve hiç kuşku duymuyorum, bugünkünden daha verimli sonuçlar alacağız.” (1923, Gazi ve İnkılâp, Milliyet gazetesi, 5-6.12.1929)

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatan Kemal Paşa’nın hedefi, ” İSTİKLAL-İ TAMM!” idi.
Günümüz Türkçe’siyle TAM BAĞIMSIZLIK! Gazi’nin üzerine titrediği temel, ana erek..

• “Bu ise mali bağımsızlıkla gerçekleşebilir. Mali bağımsızlığın korunması için ilk koşul; bütçenin ekonomik bünye ile denk ve uygun olmasıdır. Herhalde Türk yurttaşı kesin olarak bilmelidir ki; bir ulusun insanlık ve uygarlık dünyasında yükselmesi ve başarılı olması yalnız ve ancak kendi gücüne dayanarak özgürlük ve bağımsızlığını dokunulmaz bulundurmasıyla olasıdır. Bunun başka çözüm yolu yoktur..” diye de eklemekteydi.

I. ve II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI’NA KATILAN TÜRK TEMSİLCİLER

Lozan görüşmelerinde yer alan ulusal kahramanlarımızı tanımak ve anmak vefa borcumuzdur:
Gazi Mustafa Kemal, 1 Kasım 1922′de Saltanat’ı kaldırmakla ülkede yönetim birliğini sağlamıştı. Mudanya Ateşkesi (11 Ekim 1922) ve üzerinde güneş batmayan imparatorluğun (!) başbakanı Lloyd Georg’un, Anadolu’da aldığı ağır yenilgi yüzünden istifa etmek zorunda kalarak düşmesi ile gerçekçi bir barışın yolu açılmıştı. Lozan Barış Konferansı’na baş delege olarak, Mustafa Kemal’in tercihiyle, Meclis tarafından İsmet Paşa seçilmişti. İkinci delege olarak Maliye Bakanı Hasan Saka, üçüncü delege olarak da Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur uygun bulunmuştu.

Baş temsilci : İsmet İnönü (Dışişleri Bakanı)

Temsilciler : Dr. Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Maliye Bakanı)

Danışmanlar : Prof. Dr. Veli Saltık, Münir Ertegün, A. Muhtar Çilli, Zülfü Tigrel,
Zekai Apaydın, Mahmut Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker,
M. Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Yusuf Hikmet Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey

Basın Danışmanları : Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı

Genel Skr. ve Danışm. : Reşit Saffet Atabinen Yazmanlar: Ali Türkgeldi, Mehmet Ali Balin, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav, Süleyman Saip Kıran, Rıfat Bey, Dr. Nihat Reşat Belger, Atıf Esenbel, Sabri Artuç.

Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşının bu kezki görkemli hizmetini “tarihi bir başarıyla taçlandırma” olarak tanımladı, İnönü’yü ve çalışma arkadaşlarını kutladı. Yüce Atatürk, Lozan kahramanı İnönü için aşağıdaki anlatımı kayıtlara geçirmiştir :

• ” Lozan Barışı, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk ulusu için siyasal bir utku (zafer) oluşturan bu Antlaşma’nın, Osmanlı tarihinde benzeri yoktur. Ulusumuz, bununla gerçekten övünebilir ve Türk Ulusu’nun yüksek bir yapıtı (eseri) olan bu Antlaşma’nın yüksek değerini değerlendirmesi gelen gençliğin, bunu geçmişte yapılmış antlaşmalarla karşılaştırması gerekir.
Bu nedenle, Lozan görüşmelerinde her türlü siyasal mücadelelere göğüs gererek sonucu
elde etmede bir zekâ göstermiş olan İsmet Paşa Hazretleri’ni saygı ile anmak görevimdir.”
(1927, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt V, syf. 47)
Lozan görüşmelerinde Lord Kürzon ile aralarında geçen bir konuşmayı İnönü şöyle aktarmaktadır :
Lord Kürzon : ” Aylardır müzakere ediyoruz. İstediklerimizin hiçbirini alamıyoruz. Biliniz ki,
geri çevrilen isteklerimizin hepsini cebimize atıyoruz. Yorgun ve yoksul bir ulussunuz. Ülkeniz yıkık. Yarın, bunları onarmak ve kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz. -ABD temsilcisini işaret ederek- para bende, bir de O’nda var. O zaman cebimizdekileri çıkarıp birer birer önünüze koyacağız.” (15 Eylül 1980, DTCF, Ankara)
İsmet İnönü : ” Biz haklıyız. Lozan’da hakkımızı mutlaka alacağız. Bugün biz bunları alalım.
Şayet yarın kapınıza gelirsek, siz de dilediğinizi yaparsınız.”
İngiliz Başbakan W. Churchill’in, 2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı’nın ardından İnönü’ye mektubu son derece öğretici ve kıvanç vericidir :

• ” Tarih, general olarak kazandığınız zaferlerden başka, Türkiye’yi 2. Dünya Savaşı’nın ürkünç (vahim) tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi, aynı zamanda Mustafa Kemal tarafından
çetin mücadelelerle kurulmuş olan liberal ve gelişmiş hükümeti nasıl koruduğunuzu
hayranlıkla yazacaktır. ”

Lozan Antlaşması Genel Olarak Ne Getirdi ?

Uzun ve çetin görüşmelerden sonra 24 Temmuz 1923′te İsmet Paşa tarafından imzalanan
Lozan Antlaşması’yla yeni Türkiye Devleti’nin bağımsızlığı, bütün dünya devletlerince kabul edildi,
ulusal sınırlar (Misak-ı Milli) belirlendi; ekonomik alanda Osmanlılar döneminden kalma eski pürüzler temizlenerek kapitülasyonlar kaldırıldı. 13 Ekim 1923′te Ankara devlet merkezi oldu. 29 Ekim 1923′ te Cumhuriyet ilân edilerek Gazi Mustafa Kemal, devletimizin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Lozan görüşmelerine Osmanlı Devleti’nin de çağrılması bardağı taşıran damla oldu. 1 Kasım 1922′de Saltanat kaldırılarak, Lozan görüşmelerinde Türkiye’nin biricik temsilcisi TBMM Hükümeti oldu. İngiliz Muhipleri (Sevenleri) Derneği üyesi, 36. ve son Padişah VI. M. Vahidettin, 15 gün sonra bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’u terketmek zorunda kaldı. Kemal Paşa’nın, 31 Ekim / 1 Kasım 1922 gecesi, Saltanat’ın kaldırılması görüşmeleri sırasında TBMM’de yaptığı tarihsel uyarıda vurguladığı üzere, “600 yüz yıldır Türk ulusunun egemenliğini gaspeden Osmanoğulları” nın Saltanatı böylece son buldu.

3 Mart 1924′te artık hiçbir gereği kalmayan, aksine zararlı bir kuruluş durumunu almış bulunan Halifelik de kaldırıldı ve son Halife Abdülmecit’le birlikte Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.
(Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Utkan Kocatürk. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Atatürk Araştırma Merkezi yayını, 1999, syf. 23)

1914′ten beri süren savaşa son veren Lozan Antlaşması, 143 maddelik asıl antlaşma ile 18 ek belgeden oluşmaktadır. Antlaşma’nın ilk 22 maddesi sınırları saptamaktadır. Trakya sınırı Karaağaç tren istasyonu Türkiye’de kalmak üzere Meriç Talweki olarak kabul edilmiştir. Gökçeada, Bozcaada
ve Tavşan adaları dışında kalan adalar Yunanistan’a bırakılıyordu. Ancak bunlardan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Limni adalarında bir deniz gücü ve istihkâm yapılmayacaktı. Bu adalardaki asker, yöreden silah altına alınıp eğitilecek askerle sınırlı olacaktı. İtalya’nın 1911-1912′de işgal ettiği ve Quichy Antlaşması ile geri vermeleri gereken Rodos, Onikiada ile Meis adaları onlara bırakılıyordu.

• Esasında 12 Ada, 1912′de Berlin Antlaşmasıyla Osmanlı tarafından İtalyanlara verilmişti.

Suriye sınırı Ankara Antlaşması ile kabul edildiği gibi kalıyordu. Irak sınırı ise dokuz ay içinde barış yoluyla çizilecek, bu olanaklı olmazsa, konu Milletler Cemiyeti’ne götürülecek, her iki yan da alınacak kararı beklerken herhangi bir askeri girişimde bulunmayacaktı. Hatay, Kemal Paşa’nın ciddi çabaları sonucu 1939′da, gecikerek anayurda katılmış oldu.

Lozan Barış Konferansı’nda, yalnız Yunanistan’la bir hesaplaşma ve savaşa son veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I. Dünya Savaşı’nın yenginleri (galipleri) ile hesaplaşma, hukuksal ve siyasal yönden uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri süregelen sorunlara çözüm aranmaktaydı. Açıkça, “Doğu Sorunu”, emperyalizmin en az 400 yıllık Os Politik (Şark Politikası) planları ekseninde bütün Konferansın ağırlık merkezini oluşturuyordu. Lozan Barış Antlaşması önsözünde, devletlerin bağımsızlık ve egemenliğine saygı gösterilmesi ilkesine
yer vermiştir. Bu ilke, yeni Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı’nın yenginleri (galipleri) ile eşit koşullar altında, Lozan’da siyasal bir savaşıma (mücadeleye) giriştiğini gösteren bir maddedir. Türk bağımsızlık
ve egemenliğinin tanınması bakımından da büyük önem taşır. Lozan Antlaşması, bir önsöz ve
beş bölümden oluşan 143 maddedir. Prof. Dr. Seha L. Meray Fransızca metninden Türkçe’ye çevirmiştir. Önsözde yer alan “..devletlerin bağımsızlık ve egemenliğine saygı gösterilmesi ilkesi..” günümüzde de mazlum ülkelerin emperyalistler karşısında dayanabikeceği bir uluslararası hukuk kanıtı olarak görülmektedir. Türkiye, uluslararası diplomaside ısrarla, kendisine insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkışan, elleri kanlı ve beyinleri-yürekleri kapkara kirli emperyalistlere karşı bu meşru belgeleri başı dik olarak ileri sürmelidir.

Lozan Barış Antlaşması, Kurtuluş Savaşı’nın sağladığı, Anadolu halkının yaşamsal haklarını ve emellerini gerçekleştirdiği bir yapıttır. Lozan aynı zamanda, Orta Doğu’nun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve sürdürmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan’da
genel olarak, son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında benimsenen Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmiştir.

İsmet Paşa, TBMM’ndeki Lozan görüşmelerinde yaptığı konuşmasında Lozan Antlaşması’nın
uyumlu (mütecanis), yeknesak bir vatan yarattığını bu vatanın iç yönetimi bakımından ayrıcalıklardan kurtulmuş, özgür bir vatan olduğuna dikkati çekti. Sonuçta 2. Meclis, 14′e karşı 213 oyla Antlaşma’yı onayladı (23 Ağustos 1923). Antlaşma’nın onaylanmasının ardından 15 Eylül’de Karaağaç,
21 ve 22 Eylül’de Bozcaada ve İmroz (Gökçeada) Yunanlılardan teslim alındı.

Lozan Antlaşması’nda Azınlıklar :

Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların korunmasına ilişkin kurallar vardır. Lozan Antlaşması’nın bu konuyla ilgili düzenlemeleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır. Türk uyruğundan sayılan gayri müslimlerin yasa ve hukuk düzeni önünde eşitliği sağlanmıştır. Antlaşma’nın 42. maddesi ile müslüman olmayan azınlıklar yararına kabul edilen kişisel haklar ile aile hakları, Yurttaşlar Yasamızın (Medeni Yasa) 17.02.1926′da yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir. Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların kişisel işlemlerinde hiçbir yetkileri kalmamıştır.

Atatürk’ün laik hukuk devriminin başka bir sonucu da, Lozan Antlaşması gereğince, hıristiyan azınlıklara tanınmış olan hukuksal ayrıcalıkların gereksiz duruma gelmesidir. Nitekim müslüman olmayan cemaatlar, hükümete başvurarak, yeni Yurttaşlar Yasası kurallarına bağlı olmak istediler.
Bu yolla Türkiye Cumhuriyeti’nde, yurttaşlararası ilişkilerde din, mezhep, etnik köken vs. ayrı hukuksal düzenlemelerin yerini, laik hukuk sistemi ve onun evrensel yasaları aldı. Artık yabancı devletlerin; Musevi (Yahudiler), Hıristiyan (Rum ve Ermeni) azınlıkların haklarını korumak gerekçesi ile, yüzyıllardan beri içişlerimize yaptıkları karışmaların da kapıları kapanmıştır.

Lozan Antlaşması’nda Kapitülasyonlar :

Kapitülasyonlar; dar ve teknik anlamda hukuksal (adli), akçalı (parasal, mali) ve yönetsel vb. alanlarda yabancılara tanınan ayrıcalık ve bağışıklıklardır. Sözcük anlamı başından bağlama demektir. Etimolojik olarak Latince “Capita” sözcüğünden kökenlidir. Ekler alarak türetilmiş son biçimiyle Kapitülasyon, “kafasından yakalama” anlamındadır. Daha açık bir anlatımla, bir köpek balığının kurbanını başından yakalamsı ile emperyalistlerin bir ülkeyi kapitülasyonlara bağlaması arasında sonuç bakımından fark yoktur. Sonuç ölümdür! Yüce Atatürk retorik tuzağın ayırdındadır ve aynı retorik ustalıkla yanıt vermektedir :
• ” Bizi yutmak isteyen kapitalizme ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizme..
karşıt bir doğrultuda hareket etmiş, ..emeğiyle geçinen zavallı bir halk olmanın gerektirdiği bir yapılanmayı hedefliyoruz.. ”

• Latince “Capita” (baş) sözcüğünden türetimli “Kapitalizm”, sermayesine verdiği sınırsız değeri, “baş” anlamına gelen bir sözcükten türeterek ortaya koymaktadır. Dolayısıyla eşsiz dahi
Mustafa Kemal Paşa, yukarıdaki tarihsel değerlendirmesinde “kapitalizm” in amacının
“bizi yutmak” olduğunu bilerek, sözcüklerini seçerek aktarmaktadır. Kapitalizm “kapitülasyon” larla
bizi “yutmak”, emperyalizm ise “mahvetmek” istemektedir. Bu dün böyleydi, bu gün de böyle..

Yarın ?? Gazi’nin öngörüsüne göre “..sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yokolacak…” tır.

Lozan Antlaşması’nın 28. maddesiyle, kapitülasyonlar bütün sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve
yeni Türkiye, yüzyıllardan beri çekilen bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur. Lozan görüşmelerinde Gazi’nin, İnönü’ye mutlak buyrumlarından (direktif) biri, kapitülasyonların kesin reddidir.
Lozan Antlaşması’nda Savaş Giderimleri :

1854′ten başlayarak 1. Dünya Savaşı sonuna dek büyüyen Osmanlı kamu borçları, 1. Dünya Paylaşım Savaşı’nda alınanlarla birlikte, büyük bir toplam oluşturuyordu. Sene tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun taksimi ile asıl borç toplamı oldukça azaltılmıştır. Öbür yandan bu borçlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletlere de gelirle orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’a olan borçları, bu devletlerle de yapılan antlaşmalarla 1. Dünya Paylaşım Savaşı’nın yenenlerine devredilmiştir. Osmanlı kamu borçlarının, özellikle faizlerin öbür çetin aşaması da, hangi para birimi ile ödeneceği sorununda kendini göstermiştir. Karşı yan, altın veya Sterlin olarak ödeme istemiştir. Türkiye, Türk parası ve Fransız Frangı olarak ödemeyi önermiş, aradaki farkın çok büyük tutarlara varmasına karşın, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.

1. Dünya Savaşı’nın yenginleri (galipleri), TBMM hükümetinden Savaş nedeniyle ödence (tazminat, giderim) istediler. Buna ek olarak, işgal giderlerini (!?), kendi uyruklarının zarar ve yitiklerini de eklemişlerdir! Savaş içinde Almanya’dan borç karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında İngiltere’ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi ellerinde bulunduğundan,
bizlere geri verilmemiş ve savaş onarımı karşılığı el konmuştur.

1. Dünya Paylaşım Savaşı’na giren yenilen devletlere ciddi akçalı yük olan bu beladan, geleceğe
bir borç bırakılmadan, yalnızca fiilen elimizde olmayan tutar karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır. Borç ödemeleri 1953′lere dek yaklaşık 30 yıl sürdürülmüştür.

Türkiye, Yunanistan’ın savaşın sürmesinden ve bunun sonuçlarından doğan parasal durumunu dikkate alarak, savaş onarımı konusunda her türlü istemlerinden, Venizelos’un önerisiyle
Karaağaç ve çevresinin (4 x 2 = 8 km2) Türkiye’ye bırakılması koşulu ile vazgeçmiştir.

Lozan Antlaşması’nda Boğazlar Sorunu :

Lozan’da bağıtlanan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazları’nın durumu ile ilgili sözleşmedir.
Boğazlar sorunu, madde 23‘te genel olarak yer almış, Barış Antlaşması’na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonu’nun kurulmasını, Boğazların ve çevresinin askersiz duruma getirilmesini hedefleyen
ve Milletler Cemiyeti’nin de güvencesini sağlayan kuralları içeren bu Sözleşme, 1936′da
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Ulusal egemenliği sınırlayıcı kurullar kaldırılmış, ulusal çıkarlarımıza uygun duruma getirilmiştir. Atatürk, Montrö’yü bir bayram günü olarak nitelemiştir.Şu sözler, Montrö Sözleşmesi’nin bağıtlandığı günün gecesi (18 / 19 Temmuz 1936)
Yüce Atatürk tarafından yazdırılmıştır :

• ” Bugün bayram günüdür; sevinç günüdür. Niçin bilir misiniz, ey sevgili yurttaşlar?
Çünkü Lozan, Montrö’de taçlandırılmıştır. Lozan tamdır ve tamlığını sürekli tarihte okutacaktır. Fakat, onu rahatsız eden ufak bir şey, Boğazlar vardı. İşte o Montrö’de çözümlenmiştir.
Eğer Türk yüksek duyarlığı bununla ilişkiliyse, mutlak sevinmektedir, seviniyor ve sevinmelidir. (1936, Cevat Abbas Gürer, Cumhuriyet gazetesi, 10.11.1941)

Lozan Antlaşması’nda Nüfus Değişimi (Mübadele) :

Lozan’da çözümlenen bir başka önemli sorun da, İstanbul’da yaşayan Rumlarla Batı Trakya’da yaşayan Türkler dışında, Türkiye’deki bütün Rumlarla Yunanistan’daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış Antlaşması’na ek olarak konmasıdır. Böylece 1 milyon 250 bin Rum Yunanistan’a göçerken, yarım milyon Türk de Türkiye’ye göç etmiştir. Bu rakamlar, dönemin
çok sınırlı olanaklarıyla gerçekten dev rakamlardır ve yoksul, yıkık Türkiye, yarım milyon soydaşını
yerleştirerek toprak, konut, iş edinmesini büyük özverilerle sağlayabilmiştir.

Lozan Antlaşması’nda Musul-Kerkük Sorunu :

İngiltere ve Türkiye’nin büyük önem verdikleri Musul-Kerkük sorunu kuliste çözümlenemedi.
Resmi toplantıda Türk delegesi; etnik, coğrafyasal, tarihsal ve siyasal gerekçelere dayanarak
Musul bölgesinin geri verilmesini, bunun için de halk oylamasına başvurulmasını istedi.
Kürzon ise, halkoylamasını kabul etmedi. Hakeme başvurulmasını, bu kabul edilmezse
Milletler Cemiyeti’nin müdahalesini isteyeceğini belirtti ve bağlaşıklarınca (müttefiklerince) desteklendi. İngitere’nin kışkırtmasıyla 1925′te çıkan Şeyh Sait kalkışması (isyanı),
Musul-Kerkük’ün geri alınamamasında, çıkartılma amacına uygun olarak belirleyici oldu.

Lozan Antlaşması ve Yunanistan :

Lozan, Yunanistan’ın Anadolu serüvenini noktalamıştır. Büyük düşlerin çekimi ve emperyalist
devletlerin itkisiyle, başedebileceğinden çok daha ağır bir yükün altına giren Yunanistan,
Anadolu felaketiyle çok ciddi bir darbe yemiş, yıllarca süren siyasal dengesizlikler içinde kalmıştır. Anadolu’dan gelen 1.25 milyon Rum ile sosyal ve ekonomik sıkıntısı daha da büyümüştür.
Ciddi yenilgiyle sonuçlanan Anadolu serüveninin başka bir sonucu da, Megali İdea -Büyük Yunanistan- düşleri, ne yazık ki sonsuza dek değil, bir süre için Yunan politikacıların gündeminden düşmüştür.. Komşumuz, emperyalist kışkırtmalara, maşa rolüne artık kendini indirgememelidir.

Lozan görüşmeleri neden kesildi ?

Konferans, 4 Şubat 1923′te anlaşmazlık yüzünden kesilmişti. Mustafa Kemal Paşa, Konferansın tartışmalarını günü gününe izlemiş, zaman zaman İsmet Paşa’yı yüreklendirici iletiler göndermişti. İsmet Paşa’nın yurda dönüşünde, 18 Şubat 1923′te onunla Eskişehir’de buluştu. Konferans
23 Nisan 1923′te 2. kez toplanarak, 24 Temmuz 1923′te Barış Antlaşması bağıtlanmıştır. Lozan Barışı 8 aylık çetin ve uzun bir görüşme devresinden sonra, Lozan Üniversitesi’nin tören salonunda imzalanmıştır. Lozan’da bağıtlanan belgeler, esas Barış Antlaşması, 18 adet sözleşme, protokol, bildirge ile bir de son senetten oluşur. Lozan’da benimsenen bu belgelerle yalnızca bir barış antlaşması yapılmamış; aynı zamanda Türkiye ile Batı devletlerinin siyasal, hukuksal, ekonomik
ve sosyal ilişkileri yeni baştan düzenlenmiştir.

20 Kasım 1922′de başlayan zorlu görüşmelerin 4 Şubat 1923′te tıkanmasının arka planında,
hemen hemen hiçbir klasik tarih kaynakçasında yer almayan çok çarpıcı bir gelişme daha vardır!
Bu tıkanmanın perde arkasındaki asıl gerekçe, aşağdadır :

• Yıl 1922, “Açıktır ki, dünya 50 veya 60 bağımsız devlete bölünmüş olarak kaldığı sürece insanlık için barış ve gönenç olmayacak ve yine açık olarak, eğer her ulusun kendini güvene almak için girişmekte olduğu diplomatik savaşımı bitirecek bir uluslararası sistem oluşturulmazsa, geri kalmış insanların uygarlaşmasında ve
kendi kendilerini yönetmeleri konusunda süreklilik gösteren bir ilerleme olmayacak. Bugünün gerçek sorunu, tek dünya devleti sorunudur.”
(Foreign Affairs, CFR, sayı 2, Aralık 1922, The Shadows of Power, The CFR and the American Decline, p. 11, James Perloff, 1988, Appleton, Wisconsin, USA, ISBN : 0-88279-134-6)

Dikkat; Yıl 1922! Buyruk büyük yerden, emperyalizmin ağababalarından, Elit’ten gelmiştir..
“TEK DÜNYA DEVLETİ” hedefi açıkça belgelenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa emperyalist Batı’nın kurgusunu kavramış, iletisini almıştır. İşte tam da bu araya, Lozan görüşmelerinin kesildiği araya bir Ulusal İktisat Kongresi zamanlar. İzmir özellikle seçilir..
O zamanın olanaksızlıkları ve nüfusun azlığı, hastalığı, genç-yetişkin-erkek-eğitimli-subay nüfusun savaşlarda kırılmasına karşın “kılıç artıkları”ndan 1150′yi aşkın temsilci (delege) toplanır.
İleti Batı emperyalizminedir (günümüzün ABD-AB bağlaşıklığına!) :

• Türkiye, siz masa başında engelleseniz de İKTİSADEN de varolacaktır!

Batı emperalizmi iletiyi alır.. “Deli Kemal” pes etmeyecektir. En iyisi uzlaşmaktır..
Lozan görüşmeleri yeniden başlatılır.
Emperyalizm pek yamandır.. Anadolu coğrafyasında milyonlarca cana mal olan tarihin en kanlı kurtuluş savaşı, Lozan’da masa başında diplomasi oyunlarıyla boğulmak istenmektedir.
Savaş meydanlarında toprağa, Çanakkale’de denize gömülen emperyalizm, masada son satrancını oynamaktadır. Zaten allanıp pullanan, saygın (!) bir anlam yüklenmeye çalışılan “diplomasi”
sözcüğü de köken olarak “diplo” (çift, iki) ve “macia” (maske, yüz) sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilmemiş midir?

Oysa yiğit asker İsmet Paşa, Lozan’a yengin (galip) devlet olarak katılmakta ve ortamdaki
çarpık psikolojinin katı ve acımasız dayatmacılığını, -hiç “diplomatik” (!) deneyimi olmamasına karşın- aşmaya çabalamaktadır. Kahredici bir kuşatma sergilenmektedir. Çelikten bir istenç (irade),
taşları çatlatan sabır ve olağanüstü diplomatik (!) ustalık gerekmektedir.

İnönü, Gazi’ye Lozan’dan yazdığı bir mektupta, “Velinimetim Efendim!” diye başlamakta ve
“..beni görseniz tanıyamayacaksınız.. birkaç ayda saçlarım bembeyaz oldu..” diye sürdürmektedir.
Bu küçük (?) ayrıntılar, sürecin ne denli zorlu olduğunu belgelemektedir.

Türk Ulusu, Küllerinden Yeniden Doğdu :

Türk temsilciler, görüşmelerin başından beri eşitsiz (dezavantajlı) durumdadır. Diplomatik deneyimleri pek az, haber kaynakları çok sınırlı, yabancı dil bilgileri de sınırlıdır. Üstelik Lozan-Ankara haberleşmesi de Gizli Servis’in denetimi altındadır. Müttefik kuvvetlerin Boğazlardaki askeri varlığı ağırlığını duyumsatmaktadır. Yoğun bir Ermeni, Rum propagandası Avrupa ve özellikle
İsviçre basınını etkisi altına alma çabası içindedir. Müttefikler aralarında görüş birliği sağlamıştır. Siyasal konularda İngiltere’nin, akçalı konularda Fransa’nın, hukuksal konularda İtalya’nın görüşmeleri yönetmesi benimsenmiştir. Ayrıca Balkan devletleri de “büyüklerin” arkasında destekleyici bir kümelenme oluşturmuşlardır.

M. Soydan’ın Gazi’den aktardığı aşağıdaki dizeler çok düşündürücü ve ders vericidir :

“Ölmüş sanılan ulus, mahvolmuş sanılan bu ülke, yeniden bütün yaşama yeteneğini gösterebilecek
bir durum alıyor. Bütün kadınlarıyla, erkekleriyle, yaşlılarıyla el ele vererek kendisinin cihanda var olduğunu bir kez daha kanıtlayacak harikalar gösteriyor. İşte o harikaların doğal sonucu olarak
Lozan Konferansı’na davet olunuyoruz. Fakat Efendiler, esasen bizden sorulacak hiçbir hesap yoktur. Geçmişe ilişkin hataların gerçek sorumlusu biz değiliz; Türk ulusu değildir. Bu böyle olmakla birlikte dünya ile karşı karşıya gelmek bize düşüyor. Ulus ve ülkeyi gerçek bağımsızlık ve egemenliğine sahip kılmak için çalışmak yükümü bizim üzerimizde kalıyor. Lozan’da henüz hiçbir olumlu sonuç yoktur. Fakat, bu olumlu sonuç mutlaka olacaktır. Ulus, varlığı için, egemenliği için mutlaka elde etmeye zorunlu olduğu esasları Misak-ı Millî olarak belirgin biçimde tüm dünyaya ilan etti. Misak-ı Millî’nin anlamını bütün cihan onaylamaya zorunludur ki, Türkiye gücüyle, süngüsüyle ve bütün zorunluluğuyla bunu elde etmiştir. Arta kalan şey, maddeten elde edilmiş olan bu şeyin Konferansta, salonda, masada, nerede olursa olsun usulen ve resmen onaylanmasından ve ifadesinden başka bir şey değildir. Bu sonuç er geç, mutlaka elde edilecektir! Bütün isteklerimiz haktan ibarettir.
Bu hak, en doğal ve en açık haklardandır. Hukukumuz bu denli açık olduktan başka,
bu hukuku mutlaka korumak için kudretimiz de vardır, kuvvetimiz de yeterlidir.”
(1923, Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet Gazetesi, 26.12.1929)

” Lozan Konferansı düne ve bugüne ilişkin, üç beş yıla ilişkin hesapların sonuca bağlanmasıyla uğraşmakta değildir. Belki, üç, dört yüz yıllık birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle meşguldür. Onun için bu denli derin, bu denli karışık, bu denli kirli hesapların az zamanda içinden
çıkmak kolay değildir.” (1923, Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet Gazetesi, 24.12.1929)
Stratejik Müttefik ABD (!) ve Lozan Antlaşması :

ABD Konferans’a, gözlemci olarak katıldığından, belgeye imza koymadı. Aslında TBMM Hükümeti Konferans’ta ABD’nin desteğini sağlamak için oldukça çaba göstermişti. Bu bağlamda, Lozan görüşmelerine ara verildiği dönemde 9 Nisan 1923 günü ABD’nin Chester Projesi (Doğu Anadolu Demiryoları Projesi) TBMM hükümetince kabul edilmişti. Ancak, Türkiye’nin tüm iyi niyetli çabalarına karşın, ABD Senatosu Lozan Barış Antlaşması’nı reddetti. Çünkü Kurtuluş Savaşımız sırasında Yunanistan’ın yanında yer alan ABD Parlamentosu, kapitülasyonları temelli ortadan kaldıran ve
Büyük Ermenistan düşlerini yıkan TBMM Hükümeti’ni içine sindirememişti. (Fizan’dan Lozan’a,
Ş. Osman Aras ve “İsmet İnönü ve Lozan Barış Konferansı” İlhan Turan, İnönü Vakfı, Nisan 2003)

ABD Senatosu’ndaki aşağıya çıkarılan alıntı, yorumsuz sunulmaktadır :

• “Antlaşma Timurlenk kadar hunhar, Korkunç İvan kadar sefih ve kafataslarından yaptığı piramidin üstünde oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya bütün uygar uluslara onursuzluk getiren
bir diplomatik antlaşmayı kabul ettirmiştir.” (ABD Tems. Mec. Üyesi Upshow, 18.01.1927)

Atatürk’e Göre Lozan Antlaşması :

Gazi Mustafa Kemal, Lozan görüşmelerinin her aşamasını izlemiş ve gerektiğinde devreye girerek Türk çıkarlarına uygun bir barışın bağıtlanmasını sağlamıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, Söylev’inde Sevr ve Lozan’ın değerlendirilmesine geniş yer verir :

“İtilaf devletlerinin Türkiye’ye uygulamak istedikleri koşullarla, ulusal eylem sonunda elde ettiğimiz
sonuç arasındaki farkı açıkça belirtmek için, Sevr ve Lozan arasında bir karşılaştırma yapmak yararlı olacaktır : Ülke sınırları açısından Sevr, Trakya sınırımızı Çatalca yakınından geçiriyorken, Lozan’da Meriç ırmağı sınır oldu. Sevr’e göre İzmir bölgesinde Türkiye egemenlik hakkının kullanılmasını Yunanistan’a bırakacak, bölge meclisi de beş yıl sonunda İzmir bölgesini
Yunanistan’a katabilecekti. Lozan’da böyle birşeyin sözü bile edilmemiştir.”

“Suriye sınırı, Sevr’e göre Karataş burnundan başlayarak Osmaniye, Gaziantep, Urfa ve Mardin’in epey kuzeyinden geçiyordu. Lozan’da, 20 Ekim 1921 günlü Ankara Antlaşması’ndaki gibi kaldı.
Sevr, Kafkasya’da Türk Ermeni sınırının saptanmasını ABD Başkanı Wilson’a bırakmış, O da Giresun’un doğusundan, Erzincan’ın batı ve güneyinden Bitlis ve Van Gölü güneyine giden çizgiyi sınır olarak göstermişti. Lozan’da bu sorun ortadan kalkmıştır. Sevr, Boğazlarda asker bulundurma
ve askeri harekatlar yapma yetkisini yalnız İtilaf Devletlerine tanıyordu. Lozan’a göre hiçbir yerde
İtilaf Devletlerinin işgal güçleri kalmadı.”

“Sevr, Fırat’ın doğusunda ve Ermenistan, Suriye ve Irak arasında bir özerk Kürt bölgesi öngörüyordu. Lozan’da elbette söz konusu edilmemiştir. Sevr, Fransa ve İtalya’ya sömürü bölgeleri tanımaktaydı. Lozan’da söz konusu bile edilmemiştir. Sevr, Antlaşma doğru uygulanmazsa
İstanbul’un bile bizden alınmasını kabul ediyordu. Lozan’da böyle bir şey söz konusu değildir.
Sevr, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya hatta Ermenistan ve Yunanistan’a yargısal, ekonomik
ve akçalı kapitülasyonlar tanıyorken, Lozan bu gibi bağlayıcı kuralların tümünü kaldırmıştır.”

« … Lozan barışı Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk ulusu için siyasal bir utku (zafer) oluşturan bu Antlaşma’nın Osmanlı tarihinde benzeri yoktur. Ulusumuz bununla haklı olarak övünebilir ve Türk ulusunun yüksek bir yapıtı olan bu Antlaşma’nın yüksek değerini takdir etmesi gereken gençliğin bunu geçmişte yapılmış antlaşmalarla kıyaslaması gerekir. »
(26.07.1927, Dolmabahçe Sarayı, Lozan Barış Antlaşması Hakkında)

” Saygıdeğer Efendiler:
Lozan Barış Antlaşması’nın içine aldığı esasları, öbür barış teklifleriyle
daha çok karşılaştırmaya gerek olmadığı kanısındayım.
Lozan Barış Antlaşması, Türk Ulusu’na yüzyıllardan beri hazırlanmış
ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış
büyük bir suikastin yıkılışını anlatan bir belgedir.
Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal utku eseridir! ”

(1927, Söylev, II, syf. 76, 24.07.1933, Hakimiyet-î Milliye Gazetesi)
• AB ve Lozan Antlaşması :
3 Ekim 2005′te AKP hükümetince AB ile imzalanan Müzakere Çerçeve Belgesi’nin (MÇB) 6. paragrafında, ülkemizin bugününü ve geleceğini kritik durumlara düşürebilecek kimi anlatımlara
yer verilmiştir. Metinde ; “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri konusunda açık taahhüdü ve Birleşmiş Milletler şartı doğrultusunda uyuşmazlıkların ve önemli sınır uyuşmazlıklarının gerekirse Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yetkisini de içeren barışçı yollarla çözülecektir.” anlatımı yeralmıştır.
Buna göre, Türkiye’nin sınır sorunlarının (!?) çözümünde La Haig’deki Uluslararası Adalet Divanı yetkili kılınmaktadır. Böylece Misak-ı Milli sınırlarının sorun olabileceği, inanılmaz bir aymazlıkla
kabul edilmektedir! Bu düzenleme, özelikle Yunanistan, Ermenistan ve Kuzey Irak için avantajlıdır. Ancak süreç içinde bunlar artabilir. Türkiye ile sınırdaş olan başka ülkeler de ülkemizle sınır anlaşmazlığı olduğunu savlayabilir. Irak’ın kuzeyinde yaratılan siyasal oluşum, gelecekte
Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda 6. paragrafa göre anlaşmazlık
Uluslararası Adalet Divanı’na taşınacak ve ABD ve AB’nin tavrı belirleyici olacaktır. Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, bu paragrafa göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir. TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle devre dışı bırakılmıştır. Ülke bütünlüğünü korumak için tersi yapılırsa, bu kez AB, MÇB’nin çiğnendiğini ileri sürerek
Türkiye ile görüşmeleri askıya alabileceği gibi, yaptırım da uygulayabilecektir. Bu paragrafın
derin tuzakları, akla bir başka sorun daha getirmektedir : BM’nin İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onandığına göre, 6. paragraftaki düzenlemeler, bu Sözleşmelerin olanak sağlayabileceği
siyasal haklar, Türkiye sınırlarını yeniden çizmeye dayalı güvence olarak kullanılabilir!
MÇB’nin 11. paragrafı ise, AB mevzuatına uymadığı gerekçesiyle Türkiye’nin daha önce taraf olduğu ikili antlaşmalarla uluslararası antlaşmaların sona erdirileceğini kurala bağlıyor. Bu paragrafa göre Türkiye’nin hangi ikili veya uluslararası antlaşmalarının geçersiz kılınacağı açıkça belirtilmiyor fakat; KKTC’nin kuruluşu, 1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları, bu maddeye dayanılarak
Türkiye açısından geçersiz sayılabilir. Açılımın Lozan’a veya Montrö’ye dayanmayacağını
kimse güvenceleyemez.
Türkiye, ne yazkı ki, AB serüveni yolunda son derece tehlikeli adımlar atmayı sürdürmektedir.
S o n u ç :

Lozan, gerçeklere dayalı ve dengeli bir barış antlaşması niteliği ve Türkiye’nin yetenekli yöneticilerinin yönetimi ile ülkeye, 2007′de, 84 yıllık tarihinin en uzun barış dönemini sağlamıştır. Bu sayede Atatürk Türkiye’si güçlenmek ve çağdaşlaşmak için gerekli zamanı kazanmış, Atatürk devrimleriyle her bakımdan yeni bir yapılanmaya girişmiş, yepyeni, çağcıl (modern) bir görünüm kazanmıştır..

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919′dan 24 Temmuz 1923′e dek geçen, Halide Edip Adıvar’ın usta nitelemesiyle Türk’ün ateşle sınav edildiği 4 yıllık dönemde, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kaynağı, ışığı olmuş, güçlü kişiliği, üstün örgütçülük ve komutanlık nitelikleri, bitip tükenmeyen enerjisi, ileriyi önceden görebilme ve sezebilme ve gerçekçi davranabilme yetileri; zaman, yer ve olanak etmenlerini en iyi kullanabilmek yeteneğiyle, yok edilmenin eşiğine gelen Türkiye’yi yeniden
ve daha güçlü olarak ayağa kaldırmış ve bağımsızlığını sonsuza dek koruyabilmesi için onu
çağdaş ufuklara yönlendirmiştir.

• Müttefikler 2 Ekimde (1923) Türk sancağını selâmlayarak İstanbul’u terk ettiler. Türk birlikleri
6 Ekim’de İstanbul’a girdiler. İşgalciler, Gazi’nin öngörüsüyle, “geldikleri gibi gitmişlerdi.”

S o n s ö z :

84 yıl önce 24 Temmuz 1923′te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşma Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir başarıdır, adeta O’nun tapusudur. Çökmüş Osmanlı Devleti’nin yıkıntısı üzerinde kurulmuş genç Türk Devleti, uluslararası alanda eşit haklara sahip, tam bağımsız ve özgür bir ülke olma gururuna erişmiştir. Oysa 1. Dünya Savaşı’nı sonlandıran antlaşmaların hepsi,
yenik ülkelere zorla dayatılmıştı. Lozan Barışı, bütün umutlarını yitiren, Kurtuluş Savaşı’nı en ağır ve acımasız koşullarda bitiren Türk ulusunun, 4 yıl gibi kısa bir süre içinde nasıl onurlu bir antlaşmaya imza koyarak varlığını uluslararası topluma kabul ettirdiğinin tarihte tek örneğidir. 4 yıl içinde,
yenik iken yenen olmak ve büyük devletlerin (Düvel-i Muazzama’nın veya günümüzün G-8 ülkeleri, AB-ABD!) karşısında eşit koşullarda konuşarak tam bağımsızlığını kazandığını kanıtlamak,
gerçekten akıllara durgunluk veren büyük bir tarihsel başarıdır. Bu başarının sahibi Türk ulusu
ve yüce önderi ATATÜRK ve çalışma arkadaşlarıdır. Özellikle İsmet İNÖNÜ’yü, aylarca süren
çetin Lozan görüşmelerindeki olağanüstü başarısından dolayı anmamak değerbilmezlik olur.

Lozan Barışı günümüzde kimi çevrelerce eleştirilmektedir. Fener Rum Patrikhane’sinin İstanbul’ dan çıkartılamaması, 12 Ada, Boğazlar rejimi, Musul sorunu gibi.. Ancak bu eleştiri sahiplerinin, Lozan’ın yapıldığı koşulları gözardı etmemeleri gerekir. Türk ulusu, son gücüyle utkuyu kazanmıştır. Yeni bir çatışmayı kaldırabilecek güçte değildir. Yurdun büyük bir bölümü tam bir yıkıntı durumundadır. Mudanya Ateşkesi’nin ardından ordu önemli ölçüde terhis edilmiştir. Çünkü, “askerin yatacağı bir
dam altı bile yoktur”. (Prof.Dr. Ahmet MUMCU, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi. İnkılap Kitabevi, 11. Bs., syf. 102) Ordunun ve halkın hiçbir ekonomik ve psikolojik yedeği kalmamıştır.

Lozan’da görüştüğümüz devletler bu durumumuzu ayrıntılı olarak biliyorlar ve kullanıyorlardı. Atatürk’ün görevlendirdiği İsmet İNÖNÜ başkanlığındaki Türk Kurulu, Lozan’da bugün eleştirilen
tüm noktaları bütün gücüyle azimle savundu. Hatta bu yüzden görüşmeler birkaç ay kesildi.
İnsanüstü çabalarla, yapayalnız bir devlet olarak elde edilebilenler bu kadardır ve hiç de küçümsenemez. Yurdumuzun savaş sonrası koşullarını çok iyi değerlendiren Gazi,
kapitülasyonların kaldırılması gibi çok önemli bir alanda ödün verdirtmemiş; öbür konularda ise
çok gereksinim duyduğumuz barışa hızla ulaşabilmek için esnek davranmıştır.

143 maddelik antlaşma ile genç Türk Devleti, bugünkü Ulusal Ant (Misak-ı Milli) sınırlarını kazanmıştır. Karaağaç bölgesi Yunanistan tarafından bize savaş ödencesi olarak verilmiştir.
Yargısal, yönetsel, parasal, ekonomik kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti
tam bağımsız ve egemen bir devlet olmuştur. Bugün, dünya uluslar ailesi içinde eşit haklara sahip, bağımsız ve egemen bir devlet olmamızı Lozan tansığını (mucizesini) gerçekleştiren atalarımıza borçluyuz. Koruma-kollama reçetesi de Büyük Kurtarıcı tarafından yazılmıştır :

• ” Ulusumuzun güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için,
Devletin tümüyle Ulusal bir siyasa izlemesi ve bu siyasanın,
iç kuruluşlarımıza tümüyle uygun ve dayalı olması gereklidir.”
• ” Düşman yalnızca dışarıda değildir. İçte de bu ulusun yaşamı ile oynamak isteyen düşmanlar var. Dış düşmana karşı aldığımız önlemleri, gösterdiğimiz birliği,
iç düşmana karşı da daha sertlikle daha uyanıklıkla göstermeliyiz .”
• ” Ulusların tarihinde kimi devirler vardır ki, belirli amaçlara erişebilmek için maddî ve mânevî ne denli güç varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı yöne yöneltmek gerekir. Yakın senelerde milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Ülkenin ve Devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek
tehlikelere karşı korunması için, bütün ULUSÇU ve CUMHURİYETÇİ güçlerin
bir yerde toplanması gereklidir. Aynı türden olan güçler ortak amaç yolunda birleşmelidir. “1931 (Atatürk’ün S.D. III, s. 90)
• ” Bizi yutmak isteyen kapitalizme ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizme..
karşıt bir doğrultuda hareket etmiş, ..emeğiyle geçinen zavallı bir halk olmanın gerektirdiği bir yapılanmayı hedefliyoruz.. ”
Genç kuşakların, kendilerine özgür bir yurdu Türkiye Cumhuriyeti’ni kanları ve canları pahasına
bağışlayan bu şanlı Türk devrimcilerini iyi anlamaları, onlara gönülden bir vefa borcu duymaları
ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Ata’nın buyurduğu gibi sonsuza dek özgür ve tam bağımsız yaşatmaları boyunlarının borcudur. Bu yolda, Atatürk devrim ve ilkeleri kendilerinin şaşmaz yol göstericisi olacaktır. Bu tarihsel bilinçle Lozan’a ve kazanımlarına tüm gücümüzle sahip çıkmalıyız.

• Türkiye, Lozan’ın 84. yıldönümünde tarihsel doğrultusunu, Batı ile sözde “mütefik” (!?) ilişkilerini, 48 yıllık AB yönelimini yeniden gözden geçirmek ve köklü düzeltmelerle
yeni seçenekler üretmek zorundadır. BOP eşbaşkanlığını ise gecikmeksizin bırakmalıdır.

Ancak böyle davranılırsa aşağıdaki görkemli vasiyet-hedef yerini bulacaktır..

” Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır ve Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak ilkelerle uygarlık yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir. ”

Kaynak : Metinde gösterilenlere ek olarak; “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Millî Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi : Hayatı ve Eseri. Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı, yayına haz. Berna Türkdoğan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-2002″, ve “İsmet İnönü- Lozan Barış Konferansı- Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri” ile Ali Naci Karacan’ın “Lozan Konferansı ve İsmet Paşa” adlı yapıtlardan kapsamlı olarak yararlanılmıştır.

Prof. Dr. Ahmet SALTIKAnkara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Eski Yrd.
[ profsaltik@gmail.com profsaltik@yahoo.com ]

.

Bilgiler ve Bağlantılar

Tüm yazıyı gözden geçirebilir ve yorumlayabilirsiniz.


Önceki ve Sonraki Makaleler

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


Yorum Bırak

Bir kaç dakika ayırın ve bize bu makaleyle ilgili ne düşündüğünüzü yazın. Cümle başları hariç küçük harfler kullanmaya özen gösteriniz. Yorumunuzun sorumluluğu size aittir.

Okuyucu Yorumları

çok uzun yazmışsınız bu benim performans ödevimdi nasıl yapacam şimdi

odevimi araştırmak için nete girdim ama; bu konuda dogru düzgün hiçbirşey bulamadım yasdıgınız yazı olmasa belkide sunumumu yapamayacaktım. sayenizde sunumumm için gerekli bilgileri tamalayabidim. çok saolun.

biliyorum iyi

gercekten cok uzun. Bu nasıl kısalır şimdi yaaa.

aradığım ödev burada yok ama arkadasımın işine yaradı sağolun teşekkür ederim(:(:(:

teşekkür ödevimi çok kolaylaylaştırdın

hocam ben öğretmenım ve lozan barış antlaşmasınn maddelerının tamamını 143 maddesını ve 17 vesika ve mektupları nereden ulasabılırım bana bu konuda yardımcı olursanız sevınırım.

DİĞER SİTE AÇILMAYABİLİR http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=249

bakın bunu arastırp yazıp onumuze koyanlara cok tesekkur ederız cok faydalı seyler okudum ama suda varkı bır osmanlı devletı olan TURKIYE“600 yüz yıldır Türk ulusunun egemenliğini gaspeden Osmanoğulları” nın Saltanatı böylece son buldu.DENILMEZKI bız osmanlı torunlarıyız onlar olması bu topraklar zaten olmazdı bole bıyorumu kabuletmez gercek bır turk yanlıs bırsey kullandıysam AFOLA…

bnce cok fazla uzun nsl kısaltczki insan bunuda düsünr yani

benim tarih ödevim bu bi tartışma yapıcaz benim grubum lozan barış antlaşması siyasi bir zafer değildir diyeceğiz acaba bu konuda yardımca olabilr misiniz lütfen

lozan antlaşmasından sonraki sınır haritamız olsaydı daha güzel olurdu ellerinize saglık bulabilirmisiniz lütfen teşekürler

BU NASIL BİR EĞİTİM ANLAYIŞIDIR? TÜRKİYE TÜRKLERİNMİDİR-DEĞİLMİDİR? GİBİ. BU TARTIŞMAYI YAPTIRAN ÖĞRETMEN SANIRIM TÜRKİYEYE YABANCI. DÜNYANIN HİÇ BİR ÜLKESİNDE KENDİ ÜLKESİNİN VAROLUŞUNA,KİMLİĞİNE,ONURUNA,NAMUSUNA BU DENLİ TECAVÜZ EDİLMEMİŞTİR? YAZIKLAR OLSUN. BU ÜLKENİN OKULUNDA, BU ÜLKENİN İNSANLARININ VERDİĞİ VERGİLERLE OKUYUP,ORADAN MAAŞ ALAN VE KENDİ ÜLKESİNE İHANET EDEN VARLIKLARA BIRAKIN TÜRK DEMEYİ İNSAN BİLE DENEMEZ. BEN SİZİN YERİNİZDE OLSAYDIM, “BÖYLE BİR TARTIŞMANIN YAPILAMAYACAĞINI, YAPILIYOR İSE BU TARTIŞMADA ASLA GÖREV ALAMAYACAĞIMI, HATTA İLGİLİ MAKAMLARA SUÇ DUYURUSU YAPARAK GEREĞİNİ YAPACAĞIMI SÖYLER VE O TARTIŞMADAN ÇEKİLİRDİM.
EM. TARİH ÖĞRETMENİ
MAHMUT ÖZYÜREK

bunda bi art niyet aramamak gerekir hocamız öyle bi insan değildir gerçekten o sadece günümüz de konu olan bir meselenin bizim tarafından yorumlarımızı bekliyor o kadar

ayrıca hocamız milletine bağımlı birisidir asla bi art niyet gözeterek bize bunu yaptırmıyor buraya sormakla hata yaptım sanırım neyse unutun gitsin