78′liler

12 Mart’tan 12 Eylül’e Gençlik

Başını Türkiye İşçi Partisi’nin çektiği, işçi sınıfı hareketinin yükselişe geçtiği bir ortamda, egemen sınıflar için, gençlik dünyasındaki nitel değişme çok tehlikeliydi. İşçi sınıfı hareketini bölmeye çalışırken, gençliği de bölmek; her ikisinin de altından anayasal dayanakları çekip almak: Tekelci sermayenin başlıca kaygılarından biri olmuştur. 12 Mart’la 1961 Anayasası’nda ilk gediklerin açılmasının altında bu kaygı yatar; faşist MHP’nin palazlandırılmasının da asıl nedeni budur. Belirtmeye gerek yok: Kürt ulusal demokratik hareketinin gelişmesine de böylece engel olunabilecekti.
Sermaye sınıfının bütün bunlarda başarılı olduğu yadsınabilir mi?
Bu başarı, özellikle 1980 arifesindeki yıllarda, çok daha belirgindir. Gericiliğin yaptığı en korkunç şey de, ilerici gençliğin karşısına faşist terörü çıkararak, onu “can güvenliği” gibi bir sorunla karşı karşıya koymasıdır. 12 Eylül sonrasında, faşist rejimin, solcu gençliğin sırtına kolaylıkla yıkabildiği terörün kaynağı, aslında doğrudan doğruya faşist odaklardı. Bunları söylerken; 12 Eylül öncesi Türkiye solunun, giderek ilerici gençliğin yanılgıları olmadığını söylemek istemiyoruz.
Yanlışlar da yapıldı elbet!
Ne var ki, onları tartışmanın yeri burası değil. Önemli olan, tekelci sermayenin ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek istediği gündemdir; o gündemde başlıca madde, çağdaş bir demokrasiye giden yolları tıkamak ve onu savunanları susturmaktı. O gündemin uygulayıcısı 12 Eylül rejimi işte bunu yapmıştır. Türkiye’nin Aydınlanma hareketi boyunca elde ettiği bütün demokratik kazanımları yerle bir edip, işçi sınıfına siyaset arenasını yasaklarken, gençliğin karşısına da iki şeyle çıkmıştır: Hapishaneler ve gerici bir eğitim, giderek üniversite!
Yarınların aydınlık ve sömürüsüz Türkiye’si adına, düşüncelerine, delikanlılığın heyecanlarını da katmaktan başka günahları olmayan binlerce, onbinlerce genç insanı “terör suçlusu” ilan edip, demir parmaklıkların arkasına koymuştur; onları, insanlığın ve hukukun her türlü kuralını çiğneyerek işkenceden geçirmiş, en ağır cezalarla yaşamlarını söndürmüş, kimini de fırsatını yakaladığında asmıştır. Bu vicdansız, öyle olduğu kadar da elleri kanlı iktidarın, hapishane duvarları dışındaki gençlikten anladığı ise başka bir şeydir: Düşünmeyen, tartışmayan, düzeni, bu tepeden tırnağa kirli düzeni olduğu gibi kabul edecek insanlar! Eğitim dünyasını da, böylesi kuşaklar yetiştirmek amacıyla tezgâhlamıştır. (Server Tanilli)

78′liler… / 4

78 gençliğinin içini kaplayan devrim ateşi, sokaklara başka türlü yansıyordu. Gün geçmiyordu ki bir gencin ölüm haberi gelmesin, bir yer bombalanmasın, bir kahve taranmasın, bir baskın olmasın… Çok klasik söylemle sağ-sol çatışması gibi gösterilen terör ortamı, özünde daha farklı bir zemine oturuyordu.
Gün geçmiyordu ki bir gencin ölüm haberi gelmesin, bir yer bombalanmasın, bir kahve taranmasın, bir baskın olmasın…

Katliam: Sıradan bir sözcük

78 gençliğinin içini kaplayan devrim ateşi, sokaklara başka türlü yansıyordu. Gün geçmiyordu ki bir gencin ölüm haberi gelmesin, bir yer bombalanmasın, bir kahve taranmasın, bir baskın olmasın…
Çok klasik söylemle sağ-sol çatışması gibi gösterilen terör ortamı, özünde daha farklı bir zemine oturuyordu. Solun devrimci duruma bir an önce ulaşma heyecanına karşılık sağ yelpazenin ülkeyi komünistlerden temizleme güdüsü vardı. “Katliam” olarak anılan eylemlerin hemen tümü pek çok karanlık odaktan beslenen faşist saldırıların eseriydi.
Devrimci gençliğin, özellikle gecekondu semtlerinde yoğunlaşan etkinliklerinden sonra bu bölgelerde ağırlığının artması, ne dönemin polis-devlet yapısının kabul edebileceği bir şeydi ne de radikal sağ örgütlerin…
O dönemin iz bırakan katliamlarını sıraladığımızda durum daha net ortaya çıkacaktır… Her katliam haberi üniversitelere bir bomba gibi düşüyordu. O gün eğitimin yapılıp yapılmaması bir yana.. olayın nasıl protesto edileceği bile yeni gerilim konusu oluyordu. Bu katliamlar, hedefin tüm Türkiye’yi karışıklığa sürüklemek olduğunu açıkça gösteriyordu. Böylesi saldırılarla karşı karşıya kalan gençlik örgütleri ister istemez kendilerini koruma güdüsüne girdiler. Bunu, yer yer karşılıklı çatışmalar izledi.
Terörün asıl ateşleyicisi o dönem yayın organlarına da “katliam” olarak yansıyan saldırılardı. Bu saldırıları düzenleyenlerin bir bölümü yakalandı. Bir bölümünün faili saptandı ama yakalanamadı… Önemli bir bölümü de ne yazık ki hâlâ faili meçhul. Katliamlarda aktif rol alanların ortak paydasına baktığımızda şunu söyleyebiliriz:
Türkiye’yi tam bir kaos ortamına sürüklemek isteyenler eleman gerektiğinde, adeta “depo” gibi dönemin Ülkü Ocakları’nı kullandılar.
Kimi terör eylemlerinin ise bu tür örgütleri de aştığı, daha derin planlamaların eseri olduğu görüşü, olayları ayrıntılı irdeleyen herkesin ortak paydasıydı…
O günlerin korku iklimini ortaya koyması bakımından iz bırakan kimi katliamları anımsatalım… Bu olayların tümünün 70′lerin son birkaç yılına sığdığını düşünmek, ayrıca ürkütücü…
• K.Maraş Katliamı
12 Eylül öncesinin en korkunç kıyımlarından biri Kahramanmaraş’ta yaşandı. Kent, Alevilerin ve Sünnilerin birlikte yaşadığı illerimizden biriydi. Özünde halkın birbiriyle sorunu yoktu. İle bir film geldi:

Güneş Ne Zaman Doğacak.

Sağcıların ilgi gösterdiği filmi oynatan sinema 19 Aralık 1978′de faşistlerce bombalandı. Haber ilde misket bombası etkisi yarattı. Kulaktan kulağa şu haber yayıldı:
“Solcular sinema bombalamış…”
21 Aralık’ta devrimci gençlerinden TÖBDER’ine sol kesimin gittiği bir kahvehane bombalandı. Mustafa Yüzbaşıoğlu ve Hacı Çolak adlı iki TÖBDER’li öğretmen yaşamını yitirdi.
Cenazelerinin görkemli olacağı belliydi. Bunu kullanıp, kentte tam bir kargaşa yaratmanın zamanıydı. Cenaze için toplanan kalabalığın üzerine camilerden çıkan insanlar yürüdü. “Bir Alevi öldüren 5 kez cennete gider” diye haykıran provokatörler vardı. Bir cennet değil, beş cennet vaat ediyorlardı! Saldırılacak bütün işyerleri önceden belirlenmişti! Adrese teslim saldırı düzenleniyordu. 23 Aralık 24′e dönerken Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Mağaralı, Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe mahalleleri yerle bir olmuştu. Sonuç:
111 ölü, yüzlerce yıkılmış bina…
• 1 Mayıs Katliamı
1 Mayıs 1977′de Taksim’de İşçi Bayramı’nı kutlamak için toplanan yüz binlerce insan alana sığmıyordu. Taksim alanı dolduğunda Beşiktaş’tan yola çıkmaya hazırlanan yeni gruplar vardı. Öylesine yığınsal bir kutlamaydı. İşçi Bayramı toplumun bütün kesimlerine mal oluyordu. Dönemin en büyük örgütlü gücü DİSK’in Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna doğru heyecanlı bir yerindeydi… Kalabalık Taksim’in dört bir yanında dalga dalga haykırıp susuyordu… Tam o sırada birkaç el ateş sesi duyuldu. O ortama en yabancı şeydi… Ortalık birden ana baba gününe dönmüştü. Sular İdaresi’nin çatısı, Intercontinantal Oteli’nin çatısı garip gölgelerle doluydu. Gölgelerin ucundan çıkan alevler kalabalığın üzerine ölüm olup yağıyordu. Dağılma bölgelerinin en dar yeri Kazancı Yokuşu’ydu. Bir baraj seti gibi alandan akan insanlar yokuştan inmeye çalışıyordu. O da ne? Allah’ın belası bir kamyon yolun tam ortasında durmuştu. O sırada beyaz bir Reno’dan ateş edildiği görüldü. Kazancı Yokuşu, ölüm tüneline dönmüştü…
Hâlâ, 70′lerin karanlık sayfalarından biri olarak duran 1 Mayıs katliamında yaşamını yitirenleri bir kez daha analım:
Bayram Çıtak, Mürtecim Oltulu, Kahraman Alsancak, Dilan Nigis, Mustafa Ertan, Hüseyin Kırkın, Ali Fuat Özkas, Ercüment Gürkut, Bayram Sürücü, Kadir Balcı, Nazmi Arı, Ali Sıdal, Jale Yeşil Nil, Leyla Altınparmak, Niyazi Darı, Bayram Neyir, Hikmet Öztürkçü, Ömer Harhan, Aleksandro Koteas, Meral Özkol, Hasan Yıldırım, M. Ali Gençoğlu, Garabet Ayhan, Ziya Baki, Rasim Elmas, Kadriye Duman, Nazan Gülaldı, Mustafa Elmas, Kenan Çatak, Sibel Açıkalın, Hacer İpeksaman, Atilla Özbilen, Ramazan Sarı, Hatice Altın, Hamdi Toka, Ahmet Gözükara.

.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

About ADD Isparta