Aydınlanma ve Gençlerimiz
Aydınlanma hareketimizde, gençlerin özel bir yeri vardır. Her Aydınlanma gibi bizim Aydınlanmamızda da, “ilerleme” düşüncesi, baştacı kavramlar arasındadır: Toplum, durağan bir varlık değildir; akan zamanla beraber değişiyor, değişecek; çünkü bilim ve teknik ilerliyor; insanlığın “altın çağ”ı geçmişte değil, gelecekte. İlerleme kavramı, böylelikle “yarın”lara inanıyor ve -pek doğal olarak da- yarınların insanına; yani “gençlik”e.
Aydınlanma hareketimizin Nâzım Hikmet’ten önceki dev şairi Tevfik Fikret, bir şiirinde “Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın; her şey olacak bilim gücüyle… inandım” deyip bilime saygısını dile getirirken; o güzelim “Ferda” (yarın) adlı şiirinde, ilerlemenin tablosunu çizer ve güçlerini belirtir.
Nasıl başlıyordu -günümüz diliyle- o şiir?
Yarın senin, senin bu yenilik, bu devrim.
Herşey senin değil mi ki, zaten? Sen ey gençlik!
Ey umudun parlak çehresi…
Şiir de “bugünün gençlerine” ithaf edilmiştir aslında.
Öyle derler, Atatürk’ün en sevdiği şairmiş Tevfik Fikret. İkisi de Aydınlanma hareketimiz içinde yer alan bu iki insan arasındaki ruhsal ve düşünsel yakınlık pek doğal. Böylece, onun Söylev’in sonunda Cumhuriyeti, kalkıp “gençlik”e emanet etmesinde şaşılacak hiçbir yön yoktur. Söylev’in o parçasında kimi cümlelere takılıp şovenlik yapıldığı gibi bir kanıya da hemen varmayalım; orada dile getirilmek istenen asıl düşünce başkadır.
Laik eğitim de, işte bu bağlamda anlam kazanıyordu: Çünkü amaç, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirmekti; yani yarınları yaratacak gençliği! ( Server Tanilli )
.
