78′liler

78′liler… / 2

Gönlünü devrime kaptırmış 78′liler için uğrak yerlerinden biri cezaevleriydi. İzinsiz gösteriler, forumlar, yazılamalar cezaevini gerektirmiyordu. Bu eylemlerde yakalananlar bir günlük gözaltının ardından bazen karakolca, bazen de savcılıkça serbest bırakılıyordu. Ancak silah bulundurma, çatışmalarda yakalanma ya da yukarıdaki eylemler nedeniyle sürekli yakayı ele verme farklıydı.

Cezaevine girmek onur, sevgili edinmek sabıkaydı

Bunlar birkaç aylık hapis cezalarını gerektiriyordu. Cezaevinden çıkan bir kişi, büyük bir işlev üstlenmiş lider edasıyla okula gelirdi. Karşılama da öyle olurdu. Etrafında daha çok insan bulunurdu. Kantine gittiğinde de havası başka olurdu. Bir anlamda onur belgesi edinmiş demekti. İçeriden anılar, karşılıklı kahkahalar eşliğinde ballandırılarak anlatılırdı. Cezaevinden çıkanın etrafındakiler, kendisini birkaç kez ziyaret etmiş olurdu. Her ziyaretin önü arkası ayrıca paylaşılırdı. Cezaevine girmenin hukuktaki karşılığı sabıka ise, devrimci hareketteki karşılığı onurdu.
Sabıka sözcüğünün devrimcilikte karşılığı ise şuydu:
Sevgili edinmek…
Olacak iş değil!

Hırsızlık değil kamulaştırma

Özel yaşam kavramı örgütsel yaşam olarak biçimlenmişti. Yurtlar doğal olarak birlikte yaşama ortamıydı. Her şey ortaklaşa yürütülüyordu. Yerine göre para da birlikte harcanıyordu. Parasız kalınan anlarda üniversiteye ait bir şeyi almak ya da ondan yararlanmak gerekirse buna kesinlikle “hırsızlık” denmezdi.
Ya ne denirdi?
Kamulaştırma…
Ege Üniversitesi’nin meyve bahçeleri başlıca kamulaştırma alanlarından biriydi.
Evlerde yaşayanlar için de durum pek farklı değildi. En az birkaç kişi kalınırdı. Tabii tümü aynı siyasetten… Sayı artabiliyordu. Kent dışından misafir gelenler, hareketin özel görev verdiği kişiler bu evlerin doğal konuğuydu.
Devrimci grupların içinde yer almayanların da üniversite içinde özgürce dolaşması, örneğin arkadaşıyla el ele tutuşması kabul gören bir şey değildi. Dikkati çeken davranışlar uyarılıyordu. Olmazdı, yakışmazdı… Birlikte dolaşmaya evet ama, ele ele tutuşmak hoş bir şey değildi. Bu denetimden geçen, ama devrimci hareketlerin içinde yer almayanlara genel olarak şu ad takılırdı:
Sev-genç!
Bütün bu örgütlü kontrole, uyarıya, devrimcilik ateşine karşın kalbe kilit vurulur mu?
Elbette vurulamaz… Örgüte haber vermeksizin âşık olanlar gizli gizli buluşur, dışa vurmamaya çalışırdı. Ama er ya da geç bu ortaya çıkardı. İşte o an damga da vurulurdu:
“O sabıkalı…”
Üniversite gençliğinin temel işlevlerinden biri de işçileri aydınlatmak, gecekondu semtlerini uyandırmaktı. Özellikle gecekondu semtlerinde yapılan çalışmalarda kız öğrencilerin gecekondu gençlerini devrime çekme çabası çoğunlukla yanlış anlaşılırdı. Üniversiteye gidememiş, kalfalık ya da benzer işlerde çalışan delikanlılar karşılarında üniversiteli kızları görünce hemen devrimci olurlardı ama âşık da olurlardı!
Devrim nikâhı
Önceden izin alınması şartıyla, evlilik zeminli birlikteliklere de büyük ölçüde karşı çıkılmazdı. Önkoşul örgüt yönetiminin bunu onaylaması idi. Hatta bazı gruplar bu onayı “devrim nikâhı” kıyma törenine kadar götürürdü.
Devamında resmi nikâh kıyılsa da asıl olan devrim nikâhı idi. Bu evliliklerden çocuklar olduğunda herkesin yüzünü büyük bir sevinç kaplardı. Müjde verilirken “kız oldu-erkek oldu” denmezdi. Şuydu müjde:
“Bir devrimci doğdu!”
Çocuk daha doğar doğmaz birinci gün geleceğin devrimcisi ilan edilirdi.
Hal böyle olunca, çocuğa isim bulmak da zor olmazdı…
“Devrim” ne güne duruyor… Sonra “Deniz”, “Mahir”, “Taylan”, “Ulaş”… Sonra “Ürün”, “Atılım”…

.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

About ADD Isparta