ABD’nin ileri karakolu
Sovyetler de bir uçta Bulgaristan, bir uçta Suriye ve Irak, Türkiye’nin etrafındaydı. Türkiye ile de ilişkilerini olabilecek en ileri düzeye getirmeye çalışıyordu.
Türkiye, ABD açısından tam bir ileri karakoldu, Sovyetler açısından Akdeniz’e inişte engebeli yoldu…
İki küresel güç de kendi politikaları çerçevesinde Türkiye’deki siyasal akımları desteklediler. Özellikle NATO’nun gizli-açık her türlü örgütlenmeye gittiği, sonraki yıllarda ortaya çıktı. Bu alanda söylenebilen en ileri söz şu oldu:
“Devlet içindeki gizli yapılanma… Devlet içinde görev alıp kirli işlere bulaşan kişiler…”
Bu yapının en çok kullandığı kesim Ülkü Ocakları içinden çıktı. Bu yapılar, işleyecekleri işler için insan malzemesi gerektiğinde depo olarak buraları kullandılar.
Bu Soğuk Savaş ortamında Çin’in başlıca derdi de şuydu:
Türkiye, Moskova’nın denetimine girmesin de ne olursa olsun!
O nedenle Çinliler, Kenan Evren’i sevdiler, ülkelerine davet edip pekin ördekleri bile verdiler.
Kaderin cilvesine bakın ki; Kenan Evren’in 12 Eylül sonrasında ilk ziyaret ettiği ülke Bulgaristan, ikincisi de Arnavutluk oldu!
68′den 78′e Mustafa Kemal…
60′lardan 80′lere yaklaşık 20 yıla ulaşan aktif gençlik eylemlerinin ideolojik boyutu gündeme geldiğinde tartışılan konulardan biri şudur:
Mustafa Kemal…
68′den başlarsak… Başta Deniz Gezmiş olmak üzere 68 gençliği genelde Mustafa Kemal’le son derece barışıktı. Onun nihai hedeflerini yaşama geçirmeyi başlıca görevlerinden saymıştı.
Neydi bunlar?
Tam bağımsızlık ve antiemperyalizm…
Mustafa Kemal ne diyordu:
“Bağımsızlık benim karakterimdir…”
“Ya istiklal ya ölüm…” 68 gençliğinin döneme damgasını vuran başlıca eylemlerinden biri şuydu:
Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü…
Eylem, o dönemde aktif olan 10′dan fazla gençlik örgütünün ortak kararıydı. Başı çekenlerin en ön safında Deniz Gezmiş vardı. Dönemin yöneticilerinin ABD ve NATO ile iç içe olmasını, Amerikan 6. Filo’nun İstanbul’a gelmesini kabul etmiyordu. “6. Filo defol” eylemleri düzenliyorlardı. 30 Mayıs 1968′de gerçekleştirilen “6. Filo defol” eylemlerinden sonra Deniz Gezmiş de bir süre gözaltına alındı…
Gençler, bu bağlamda yapılacak eylemlerden birinin de Samsun’dan Ankara’ya yürümek olduğunu düşündüler.
Temel sloganları da şuydu:
Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal…
Yürüyüş, 1968′in ekim ayında planlandı. Samsun’dan adım adım Ankara’ya gelinecek, 10 Kasım’da Anıtkabir’de olunacaktı. Ancak daha başlarken engelle karşılaştılar. Samsun Emniyet Müdürlüğü, “Ankara’nın talimatı” üzerine yürüyüşe izin verilemeyeceğini duyurdu. Gençler ısrar ettiler. Gözaltına alınanlar oldu. Mahkemeye çıkarılan gençler yargıca şöyle seslendiler:
“Burada bizi değil, Mustafa Kemal’i yargılıyorsunuz…”
Yargıç bunu şiddetle reddetti…
Sonuç olarak yürüyüş gerçekleşti. Gençler Ankara’ya ulaştılar… Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e yürüyüş sorulduğunda o ünlü yanıtını verdi:
“Yollar yürümekle aşınmaz…”
Deniz Gezmiş, 1971′deki yargılanma süreci boyunca sık sık Mustafa Kemal’e gönderme yaptı. Babasına yazdığı mektupta da şöyle diyordu:
“Beni iyi bir Kemalist olarak yetiştirdiğin için teşekkür ederim…”
78 kuşağı, nasıl 68′den devraldığı her şeyi en ileri ucuyla üstlendiyse Mustafa Kemal’e bakışı da aynı şekilde oldu:
Onu aşmak, daha ileri hedefleri gerçekleştirmek!
Pek çok devrimci grubun gözünde Atatürk, bir halk önderiydi. Bir devlet kurmuştu ama, bunu sosyalizmle taçlandırmak gerekiyordu.
Elbette daha ile gidenler de oldu ama, temel bakış buydu:
Atatürk’ün yaptığından çok daha ötesini yapmak…
78 kuşağında da pek çok hareket tıpkı 68 gibi, “tam bağımsızlık” diyordu, “emperyalizme karşı mücadeleyi” öne çıkarıyordu.
12 Eylül döneminde gençlerin üzerine acımasızca gidilirken, her şeyin “Atatürkçülük adına” yapıldığının ilan edilmesi, gençlik hareketlerinin tümüyle Mustafa Kemal’den kopmasına neden olan etkenlerden biriydi.
Bu anlayış Atatürkçülükse, onlar böyle olabilir miydi?
.
