30 AĞUSTOSU OLMAYANIN BİR EYLÜL BARIŞ GÜNÜ OLMAZ

Namık Kemal Boya
Türkiye Cumok Eşgüdüm Sorumlusu

Yarın 1 Eylül 2008…

Bazıları 1 Eylül Dünya Barış Gününü kutlayacaklar.

Barışa elbette insanların özlem duyması doğaldır. Ancak hangi barışa!
Ne pahasına olursa olsun barışa mı?
Yoksa Yurda ve Ulusa egemenlik, gönenç, aydınlanma, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, paylaşım, huzur getirecek bir barışa mı? Yoksa bunların tam tersini getireceği kuşkusuz olan bir anlayışta barışa mı?

2. Dünya Savaşının 60 milyon cana malolan kanlı kıyımının başladığı 1 Eylül 1939 tarihini esas alan bu Barış Günü kutlamaları Türkiye’de başka bir eksene taşınmış durumdadır. Ülkemizde yurttaş olarak yaşama bilincine sahip olanların 1 Eylül de kutlanan Barış’ın ve Ulusal Kurtuluş’un, dün kutladığımız 30 Ağustos Utkusu’nun gerçekte ne anlama geldiğini iyi bilmek gerekir.

30 Ağustos’u yaratan 26 Ağustos Büyük Taarruzu’ nun 86. yıldönümünde Kocatepe de yaşanan sorunun da kaynağı olan bu durum yaratılmış olan bilgi kirliliği, bilinç karartılması önemlidir. Adeta Çanakkale’ deki 1915 direnişinin özü ve ayrıntıları hakkında emperyalist gericilik tarafından yaratılan tarihsel bulanıklığın bir benzeri Kocatepe ve Ulusal Kurtuluş Savaşı Güzergahı için de uygulanmaya başlamış gözükmektedir.(Bu konuyu bir başka yazıda işleyeceğiz.) Yurttaşlarda tarih bilinci yoksunluğu gidermekte önemli bir araç olarak anılan tarihsel mekanların doğru biçimde sunulması, yazılanların doğruluğu yanında mekanların da gerçeği yansıtır biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Bizlere ve kurumlara bu noktada görev düşmektedir.

Barış söylemcilerinin hayal ettiği barış neyi hedeflemektedir? BU açıkça;Türkiye Ulus Devletinin çökertilmesi, gericilik ve bölücülüğe, Yeni Dünya Düzeni ve BOP adı takılan ABD-AB Emperyalistlerinin hazırladığı tuzağa yurdumuzun tam teslim olmasıdır. Bu söylenen gerçek bir barış değil yokoluşa varacak bir teslimiyettir.

Barışı İlk Kurtuluş Savaşında olduğu gibi yenilenler değil, kazananlar dikte ettirir. Türkiye şu anda barış imzalayacak durumda değildir. Tam tersine emperyalizme, sömürücülüğe, karanlığa, gericiliğe karşı savaşa hız vermek ve boyunduruklardan, bukağılardan kurtulmak için olağanüstü çabalar harcamak zorundadır. Bu aşamada Barış tan söz etmek Türkiye’ye açıkça teslim olma çağrısı yapmaktır.

Bunu kabul etmeyeceğiz. Emperyalizmin işbirlikçilerinin egemenliğine karşı direceğiz. Bu konuda alacak derslerimizi de emperyalizmin satılık medyası ve sözde aydın öğütçülerinden değil; Emperyalizme Karşı Ulusal Kurtuluş Davaşımız ve Aydınlanma Devrimimizden, Ulus devletimizi kuran Atamız ve mücadele Arkadaşlarının koyduğu ilkelerinden öğreneceğiz.

Bu nedenle, 12 Eylülcü ve NATO’cu anlayışlarla yapılan sözde ulusal, özde dinsel içerikli çağrılara karşın, gerçekten Ulusal Kurtuluşçu bir öz taşıyan antiemperyalist-devrimci-aydınlanmacı çağrılarımıza kulak vermeyi ve bazı kavramların içini boşaltanların saptırmalarına karşı bilincimizi uyanık tutmayı bilmeliyiz.

Bu mücadele, ciddiyet ve kararlılık ister. Sadece boş ilanlar ve içeriği sapkın çağrılarla yürümez. Emperyalizme karşı mücadelede İnsanlarımıza gerçek savaş alanlarında önderlik edebilmek için, önce o alanlara gidebileceğinizi göstermeniz ve bunu yapabilecek bilgi, deneyim, akıl, yürek ve bileğe sahip olduğunuzu kanıtlamanız gerekmektedir.

26 Ağustos-9 Eylül sürecinde Ulusal Kurtuluş ruhuyla tüm yurtseverlerin görevlerine sahip çıkma bilinciyle tutum alacakları ve sözde Ergenekon Korkutmacasına pabuç bırakmamaları; örgütlerine sahip çıkmaları; örgütlerarası güçbirliğine sıkıca sarılmaları ve meydanları bu kez daha örgütlü, kararlı ve bilinçli biçimde yeniden dolduracakları umuduyla, saygı ve dostluk duygularımızı sunarız.

.

About ADD Isparta