22 KASIM 2008 “KEMALİST CUMHURİYET MİTİNGİ –ISPARTA BULUŞMASI”ADD ŞUBE BŞK.ÖZYÜREK’İN KONUŞMASI(Tam Metin)
22 KASIM 2008 “KEMALİST CUMHURİYET MİTİNGİ -ISPARTA BULUŞMASI”NDA,
“ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ ISPARTA PLATFORMU ” ADINA-
ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI MAHMUT ÖZYÜREK’İN KONUŞMA METNİ
Nazım Hikmet’in söyleyişi ile
(…)
Demir, kömür,Ve şeker ve kırmızı bakır,Ve mensucat,Ve sevda ve zulüm ve hayat,Ve bilcümle sanayi kollarının,Ve gökyüzü, Ve sahra ve mavi okyanus
Ve kederli nehir yollarının, Sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı (‘nın )
Bir şafak vakti” değişebilmesi için; “Artık yeter! ” DİYEBİLMEK İÇİN,
Hep bir ağızdan türkü söyleyip hep beraber sulardan çekmek ağı, demiri oya gibi işleyip hep beraber, hep beraber sürebilmek toprağı, ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, yârin yanağından gayri her şeyde, her yerde, hep beraber! Diyebilmek için, Vatanımıza, Namusumuza, Cumhuriyetimize, İşimize, Ekmeğimize, Bütünlüğümüze Sahip Çıkmak İçin, Dişli, Deniz Fenerli Hortumcudan Kurtulmak İçin “TÜRK ULUSU ALEYHİNE YÜZYILLARDIR HAZIRLANAN” Oyunları Bozmak, Aydınlık Yarınlarımızı Kurmak İçin, Ülkemiz Üzerindeki Kara Bulutları Dağıtmak İçin, Tek Bayrak Atatürk, Tek Yol Atatürkçülük Diyenleri
“KEMALİST CUMHURİYET MİTİNGİ -ISPARTA BULUŞMASINA” çağırdık.
Güzel günlere, aydınlık yarınlara olan hasreti “müebbet” olan dostlarla bir olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Isparta’nın İstasyon meydanını gelincik tarlasına çevirdiniz.
Tüm Katılımcı örgütler adına hoş geldiniz diyorum.
Dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlarından birini, emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşını veren, bir millileşme ihtilali neticesi emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran yüce Türk ulusu, yeniden, emperyalizmin güdümüne sokulmuştur.
Cumhuriyetin aydınlık yolundaki rotası; “Atatürkçülük ile sorunlu, devleti ile kavgalı, cumhuriyete ve kurumlarına şaşı bakan, işbirlikçi emperyalizmin piyonluğuna soyunmuş,” iktidar ve yandaşlarınca karanlığa çevrilmiştir.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in kaleleri birer birer teslim alınmış. Milli eğitim millilikten çıkarılmış, üniversiteler yozlaştırılmış, bankalar, başta telekomünikasyon kuruluşları ve limanlarımız gibi milli kurumlar, namusumuz olarak kabul etmemiz gereken topraklar yabancıların eline geçmiş. Kapitülasyon ve reji idarelerini çağrıştıran ve bir yabancı egemenliği görüntüsünü söz konusu eden, dış güçlere bağımlı bir düzen kurulmuş.
Atatürk’ün ölümünden hemen sonra Türkiye’de başlayan karşı devrim hareketinin bugün temsilciliğini üstlenmiş olan, Batı emperyalizminin desteği ve yönlendirmesi ile iktidarı ele geçiren “gayri milli, ılımlı İslamcı- Kürtçü cephe” ciddi bir örgütlülük ve işbirliği içerisinde, Cumhuriyet rejimine saldırmakta ve Atatürk’le hesaplaşmaktadır.
İktidarın yağdanlığına soyunmuş, kimi besleme kalem erbabı, bu hesaplaşmanın yakın tarihlerde başladığını, yani 28 Şubat’ın rövanşı gibi gösterme işgüzarlığı peşinde. Hâlbuki bu günkü hesaplaşma 1919 la başlayan, tam bağımsızlık hareketi ile yapılan bir hesaplaşmadır. Laik Demokratik Cumhuriyetle hesaplaşmadır.
Bu hesaplaşmayı biz söylemiyoruz. Kendileri söylüyorlar. Mustafa Kemal’in öngördüğü “muasır medeniyet”le buluşma çabalarının baş aktörü ve başöğretmenlerinden biri “Türkiye’yi dokuyan tezgâh: Sümerbank” için, Sahte fatura düzenlemekten sanık, kaçak villa sahibi Maliye bakanı, “Sümerbank’ın kökünü kazıyacağım, adını tarihten sileceğim” dememiş miydi. Bu sömürgeci. Haydutların emir eri “HARAMİLER SALTANATINI” yaratan çağdışı zihniyet daha nelerin kökünü kazımadı ki; Bugün ülkemizde haraç mezat satışa çıkarılan Seydişehir Alüminyum, Erdemir, Tüpraş, Telekom, TEKEL’İn ve 2005 Mayıs ayı verilerine 188 kuruluşumuz özelleştirildi, bunların % 45′inin kapısına kilit vuruldu.
Özelleştirme aynı zamanda “ulusal ekonominin katliamı”dır. Özelleştirmeler “hükümet destekli işgal hareketidir”. Özelleştirmeler yolu ile satış milyonlarca can ve kan karşılığı kazandığımız “vatanının pazarlanmasıdır”. Biz kurtuluş Savaşını niçin vermiştik? Vatan için. İşte bu çarpık ahlak, akıl yoksunu haramzadeler, yalnız Atatürk’le değil, Türkiye cumhuriyetinin tüm yurttaşları ile hesaplaşıyorlar. Başbakan bu görevinin gereğini “ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyerek açıklıkla dile getirmedi mi?
Özelleştirmeciler için, satın alanların “yabancı istihbarat örgütü” olduğu ya da satılmak istenen kurumun “ulusal ve askeri güvenlik” bakımından önemi yoktur. Çünkü bunlar için Vatanın önemi yoktur.
Ulusal ekonomi katledicilerinin, işgal hareketi destekçilerinin yanlarına, yaptıkları kar bırakılamaz. Bırakmayacağız.
Biz Atatürk’e Batılılar düşman bilirdik. “Çakal sürüsü gibi üşüştükleri vatanın bağrından sökülüp atıldıkları” için. Şimdi onlara birde son günlerde işi iyice azıtan, iktidar destekli “yerli çakallar” eklendi.
Kemalist Cumhuriyetle ve Atatürk’le hesaplaşma her alanda sürüyor. Ve o boyutlara vardı ki daha geçen hafta, İki DTP’li milletvekili ile Tunceli Belediye Başkanı’nın katıldığı Avrupa Parlamentosu’nda ‘Kürtlerin Dersimde Soykırımının 70. Yılı’ toplantısında Prof. Dr. Ronald Mönch, Dersim’de yaşananların ‘insanlık suçu’ olduğunu savunarak, Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkililer için, “Yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi.” Diyebiliyor.
Türk vatandaşı karşısında efelenen, ama yabancının karşısında, PKK’nın, Barzani’nin karşısında büzülen iktidar sahipleri, vatanımızı kurtaran, devletimizi kuran Mustafa Kemal ve arkadaşlarını “savaş suçlusu olarak ilan etme edepsizliğini gösterenlere karşı suskun ve sesiz ve büzülmüş kalmayı sürdürüyorlar.
Yani Dostlar; 85 yıl önce yendiklerimiz, emperyalizmin, gerici ve bölücülüğün desteği ile tekrar devlet ile savaşıyorlar.
Devletin içinden devlet ile savaşıyorlar. Devleti kanunlar ile savunması gereken Anayasa Mahkemesi Başkanı, Kurtuluş savaşında dökülen kan ile yazdığımız ve Lozan’da dünyaya kabul ettirdiğimiz Anayasamızın ilk 4 maddesini tartışmaya açıyor. Sormak gerekmez mi. Gölgesinde toplandığımız bayraktan, ulusal onurumuz istiklal marşımızdan, cumhuriyetten, Atatürk’ten, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletinden, kurtuluş ve kuruluşumuzun karargâhı Ankara’dan neden rahatsızsın?
Yüce Atatürk’ün “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir” diyerek kurduğu devrimlerle yücelttiği Cumhuriyetimizi “kimsesizleştirme” girişimleri her alanda ve her anlamda pervasızca sürdürülüyor.
Altı yıl boyunca “36 etnik kökeni” dilinden düşürmeyen başbakan “çek git” türevi kelam ederek efeleniyor. Bunu DTP ve PKK karmasının yaptığı isyan provaları önünde söylüyor. AKP gelene kadar “Bıjı Apo” diyen mi vardı? PKK’yı meclise çağıran Başbakan Erdoğan şimdi sözde şikâyetçi.
Bu bilinen Amerikan politikasıdır. “Dost ve düşman kadrosunu kendileri oluşturuyorlar”. Şimdi, Minareleri süngü yapan Başbakanımızın bu bağlamda Barzani ile masaya oturması çok yakındır. Yani güneydoğudaki Halkımız AKP ile DTP arasında “kırk katır ve kırk satır” seçenekleriyle karşı karşıya bırakılmıştır. Ulusal ve milli değerlere sahip çıkmayı ‘tartışılır ve çağı geçmiş bir yaklaşım’ diye masaya yatırır, egemenliğinizi paylaşır ve bu ülkenin üniter yapısı konusundaki ciddiyet ve duruşunuzu kaybederseniz, pusuda bekleyen bölücülere ve fırsatçılara uygun ortamı bizzat kendi elinizle hazırlamış olursunuz .
Artık sivil itaatsizlik eylemlerinin konuşulduğu ve yakıp yıkarak çekinmeden de uygulandığı bu olumsuz durumun en büyük sorumluluğu; Anayasa’da belirlenen kimliğimizi çarpıtarak ifade etmeye çalışan aydın takımı ve yetkililer ile Türk Silahlı Kuvvetleri ve Cumhuriyetle hesaplaşmaya kalkanlara aittir.
Cumhuriyetin başı dik özgür yurttaşları, Ortaçağ’ın müritlerine ve sadakayla yaşayan boynu eğik insanlarına dönüştürülmektedir.
Ellerine tutuşturulan IMF reçeteleri ile halkımızı “köleleştiren” Yoksulumuzu “sadakaya” muhtaç hale getirip “dilenci” durumuna düşürenler, anayasada yazılı “sosyal devleti” iğdiş edenler, Yeşil mercimek ve kömür dağıttıkları vatandaşa, “iş değil demokrasi”den bahsediyor.
Demokratlığı demokrasiye inançları türbanla sınırlı olanların, Altı yıl boyunca demokrasi adına “uyum yasaları çıkarmak ve cemaat ve tarikat mensuplarını devlet kadrolarına yerleştirmekten başka icraatları yok.
Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı sonundaki İngiliz ve Fransız işgalinden bu yana, ilk kez bir yönetim, “emperyalist devletlerin açık talimatlarıyla millî güçlere ve Türk Ordusu’na karşı operasyonlar düzenlemiş ve yurtseverleri hapislere atmıştır”. Vahdettin’lerin ve Damat Ferit’lerin tarihi mirasına sarılmışlar “BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ” VE “NEMRUT MUSTAFA DİVANI” yeniden hortlatılmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü Raporu’yla ulusalcılık ‘terör kapsamı içine’ alınmış, Türk milletine ve millî devlete, ulusal değerlere karşı stratejik düşmanlık faşizan yöntemlerle sürdürülmektedir. .
Türk milletinin bağımsızlığı için mücadele eden yurtseverler ve Türk Ordusu mensupları, Atatürkçüler, devrimciler, Atlantik ötesinde hazırlanan ‘Ergenekon Terör Örgütü’ tertip ve suçlamaları ile hapislerde işkence altına alınırken, Atatürk’e ve Türklüğe hakaret eden Orhan Pamuk ve Elif Şafak gibi yazarlar Köşkün baş konuğu edilerek ihanetleri ödüllendirilmekte, Devlete karşı ayaklanma başlatan terör örgütünün Meclisteki temsilcilerinin, 30 bin kişinin katilinin kılına dahi dokunulmamaktadır.
Böylece, hükümet edenler, bu büyük milletin ‘tarih mirasını yıkma’ hedeflerini ilan eden Karen Fogg’ların, Sorosların Türk tarihine karşı başlattıkları yıkım savaşında BOP eşbaşkanı olarak görev üstlenmişlerdir.
Bu ahlak, edep, akıl yoksunları işi öylesine ileri götürmüşlerdir’ki, yapmış oldukları pisliklere ve ahlaki düşkünlüklere, küçük çocukları cinsel dürtülerine alet etme, fenerli, dişli soygunlara yüce dinimizi ve peygamberimizi de ortak etme saygısızlığını ve terbiyesizliğini göstermekten bile utanıp arlanmaz olmuşlardır.
Bunlarla da yetinmediler. Son olarak ta, “imam nikâhlı eşlere tazminat ödenmesini”, mirastan da pay almalarını sağlayacak bir yasa önerisi hazırlamışlar. Bu hazırlığı, TBMM’nin kürsüsünde “demokratik ve lâik Türkiye Cumhuriyeti”ni koruyup kollayacağına “namusu ve şerefi üzerine ant içen” milletvekilleri yapıyor. Bunların Atatürk’e hukuk devrimine ve topluma karşı bir sorumlulukları olamadıklarını yaşanan pek çok olaydan biliyorduk. Ama eş ve çocuklarından da utanmadıklarını da öğrenmiş olduk.
Dostlar; Ülkemiz insanı son yıllarda dalga dalga yayılan onlarca korkunun ağır baskısı altında yaşama mücadelesi veriyor. “Ekonomik kriz korkusu”, “Terör korkusu”, “Rejim korkusu”, İşkence korkusu”, “Dinlenme korkusu”, “Sabaha karşı gözaltına alınma korkusu”, “Deprem korkusu”, “İşsizlik korkusu”, “Açlık korkusu”, gibi birçok korku günlük yaşantımıza egemen olmuş durumda… Eh İnsanlarımız haksız da değiller bu korkularında.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2008″in ilk on ayında kapanan şirket ve işyeri sayısı 2007″nin aynı dönemine göre yüzde 50 yükseldi. Bu yıl kapanan şirket ve işyeri sayısı 41 bin 95′e ulaştı. Son bir ayda sanayide önde gelen 7 ilde işten çıkarılanların sayısı 22 bini geçti. “İş bulma umudu olmayan, işe başlamaya hazır olup iş aramayanlar da dahil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 16″ deniliyor. . TÜİK verilerine göre, Türkiye’de çalışma yaşında olan 51 milyon 701 bin kişi var. Ancak bu kişilerin 26 milyon 192 bin kişisi çeşitli nedenlerle işgücünde yer almıyor Uluslar arası Şeffaflık Örgütü, 2007 raporunu açıkladı. Rapora göre Türkiye geçen yıla göre 4 sıra gerileyerek, yolsuzluk sıralamasında 180 ülke arasında 64′üncü oldu.
Bu Rakamlar ‘Felaket tellallığı yapmak isteyenler’ tarafından değil, devletin resmi organı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklandı. Bu iç karartan tablo karşısında ülkenin başbakanı meydanlara çıkıp, “ekonominin mükemmelliği” üstüne nutuklar atıyor. “Hamdolsun kriz bizi vurmadı- teğet geçti” diyor. Aslında doğru söylüyor Kriz devlet kesesinden gemicik alanları vurmadı. Halk bilinçli hileli yönlendirmelerle bir yerlere kanalize ediliyor… Düşünün elektrik yüzde 60,doğal gaza yüzde 80 zam geliyor
Terörizm destekçisi Yasin El Kadı’nın kefili, Terörist Hikmetyar’ın dizlerinin dibine çökerek , binlerce genci “cihad” adına terörizme özendirenler, diz çökmeyi siyasetlerinin odağına koymuş olmalılar’ki daha birkaç gün önce “ümüğümüzü sıkarlarsa kabul etmeyiz” diyerek diklendiği IMF’nin önünde diz çökmüştür. Diz çökerek ülkenin ümüğünü sıkabilmek için IMF den destek istemiştir.
Şimdi sormak istiyoruz, Ümüğümüzün sıkılması karşılığı gelecek paralar İktidarın seçim yatırımı olarak kullanacak mı?
Tarihin öznesi insandır. Ve insanlar tarihe örgütlü oldukları ölçüde yön verebilirler. Örgütlüyseniz, sizin gibi düşünenlerle birlikte büyük bir hareket yaratır ve düşündüklerinizi gerçekleştirecek güce erişirsiniz. Siyasal İktidarın ve ittifaklarının, tarihte örneği görülmedik yöntemlerle Atatürk Cumhuriyetine ve Atatürkçülere açıkça savaş ilan ettiği bu günlerde Atatürkçülerin birbirine kenetlenmekten başka bu karanlıktan çıkışları yoktur.
Atatürkçünün kurtuluşu yine kendi ellerindedir: Örgütlenmeli ve siyaset içinde seçenek olmalıyız. Örgütsüz, partisiz, siyasetsiz, ideolojisiz Atatürkçülük anlayışı çökmüştür. Kendinden başka kuvvetlerden çare bekleme anlayışı çökmüştür. (örn:2007 Mitingleri)
Üzülerek belirtelim ki örgütsellik değil, bireyselliği, bireysel özgürlüğünü ön plana çıkaranlar, kendisini bir fanusun içine kapayıp, Türkiye’de olan biteni izlemekle yetinenler içinde yaşadığımız tabloyu yaratan karşı devrimci cepheye güç vermekte ve bu durumdan en az onlar kadar sorumludurlar.
Yoksulluk ve açlığın içinde inim inim inleyen kitlede ses yok. “Çok şükür diyor.” Toplumun üzerine ölü toprağı serpilmiş sanki. Ekmeği elinden alınır, ülke talan edilir, gencecik kınalı kuzular kahpece şehit edilir, ulusal değerlerimize saldırılır ama kimseden ses yok. Ses vermesi gereken, bir araya gelip tepki koyması beklenen, siyasal iktidarı bu haramzadelerin elinden alması görev ve sorumluluğu olan siyasal yapılanmalar anlaşılmaz bir iç hesaplaşmanın kısır döngüsünde.
Onursuzluğun ve ihanetlerin karşısında eli kolu bağlı oturanların ve sahte demokrasi ile saltanat dokunulmazlığını bahane ederek gereğini yapmayanların, Padişahtan ve padişahçılardan farkları yoktur. Yerel seçimler yaklaşırken bir kez daha buradan çağrımızı yineliyoruz. Bir araya gelin; siyaset yapma tarzınızı değiştirin, ABD ve AB güdümlü, MANDACI, Mafya – Tarikat-Ticaret- Siyaset zümresinin önünü kesin” Milli Partiler arasında güç birliği gerçekleşmediği taktirde, 2009 Mart’ında gerçekleleşecek sonuç, çok daha olumsuz biçimde yeniden önümüze çıkacaktır.
Artık Türkiye üzerindeki oyunlar açık pazarda yürütülüyor. Eskisi gibi silahlarla değil, Filmlerle, romanlarla, mahkemelerle yürütülüyor oyun. Sanatını bilimini batının hizmetine sunan, “kendi ülkelerine, kendi ulusal değerlerine “sözde sanat” adına işgal güçlerinin gözüyle bakanlar” hizmette kusur etmedikleri batılı patronlarca ödüllendiriliyor.
Kendileri şatafat ve ihtişam içinde “yaşam biçimlerini” sürdürürken, milleti sadakaya muhtaç hale düşüren ve ülkeyi borç batağına saplayanların kurdukları “ılımlı İslamcı faşist saltanat”larının yıkılmakta olduğu gerçeği de gün gibi karşımızda duruyor. Bunlar haramzadelerine aldıkları gemicikleriyle batacaklar. Yani dostlar yine biz kazanacağız. Bunu ben değil asla yanılmayan ve yaşaya geldiğimiz tarih böyle söylüyor.
Türkiye Cumhuriyeti’ni çok daha zor koşullarda kuran, Batılı emperyalist sömürgeci güçlerin Sevr’le parçaladığı Anadolu’yu, Lozan’la bütünleştiren, Batılı emperyalistlere hazmetmeleri mümkün olmayan bir ders veren -Çılgın Türkler- emperyalizmin yeni piyonlarla ve uşaklarla sahnelediği eski oyuna gelmeyecektir. Anti-emperyalist mücadeleyi yine yükseltecek, ulus dağındaki ateşi yine yakacaktır.
Şanlı Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi Türk halkı Dava beraberliğini, gönül birliğini kesinlikle sağlayacak ve “bu gidişe dur! ” diyecektir.
sen esirliğim ve hürriyetimsin
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin
sen memleketimsin
………………………….
Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid…
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır…
.
SAYIN ÖZYÜREK, ELİNE DİLİNE SAĞLIK.SENİN MÜCADELECİ RUHUNU ÇOK İYİ BİLİRİM.BİZLERİRİN TERCÜMANI OLUYORSUN.KUTLUYORUM.