“TÜRKÜM” DEMEK SUÇ MU?


                   “TÜRKÜM” DEMEK SUÇ MU?

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, Türkiye’de “azınlıklar” ile ilgili yayınladığı raporunda okullarda öğrencilerin söylediği “Ne Mutlu Türk’üm diyene” sözünü eleştirdi ve bununla “etnik ayrımcılık” yapıldığını, Türkiye’deki okullarda “Türk’ün ve Türk olmaktan gurur duyuyorum” gibi çeşitli antların her gün öğrencilere söyletildiğini ve bu sözlerin “Ne Mutlu Türk’ün diyene” sözüyle tamamlandığını belirterek bunun bir etnik kökeni yücelttiğini öne sürdü.
              Lozan Anlaşmasında yalnız Rum, Ermeni ve Yahudiler için yapılan azınlık tanımının genişletilmesini Kürt, Laz, Çerkez, vb. etnik gurupların da “azınlık” sayılmasını,  üniversitelerde Kürtçe eğitmen yetiştirilmesi için özel bölümler açılmasını, Alevilerin haklarının verilmesini, Heybeliada Ruhban okulunun açılmasını ve Vakıflar Yasası’nın gayrimüslimlerin mülklerinin iadesine uygun hale getirilmesini talep etti.

Bu talepler; Lozan Antlaşması ile kurup, yücelttiğimiz Cumhuriyetimizin temellerine dinamit koymaktır.  Ufkun ötesini de görüp bilen Atatürk, kurduğu Türkiye Cumhuriyetinde “Milli Birliği” sağlamanın tek yolunun “Ne Mutlu Türküm diyene” anlayışı olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuş ve uygulamıştı.  Ve bu O’nun Türk milletine bıraktığı mirasın, gençliğe emanet ettiği Cumhuriyetin vazgeçilmez temeli idi.

Yakın geçmişte bu günkü iktidarın önde gelenlerince ileri sürülen;   “ne mutlu Türk’üm diyene lafının Türkiye’nin geçmişte bütün insanları İslam kardeşliği etrafında toplayan bütünlüğünü tehdit ettiği”, ya da  “Ne mutlu Türk’üm diyene!” lafını her yere yazarak, hele hiç olmayacak yerlere yazarak, Türkiye ilkel bir duruma döndürülmüştür.” İddiaları ile Lozan’ın intikamını almak için Sevr’i gündeme getiren AB komiserlerinin aynı dili konuşuyor olmaları düşündürücüdür.

“Kudreti yetmediği” için “bağımsız Kürdistan” ı kuramayan PKK ve yandaşı siyasal partinin imdadına dışarıdan ABD-AB komiserleri, içeriden de “açılımcı” beslemeler yetişiyor. Çifte koruma altına alınan PKK ve yandaşı siyasal parti, kudretleri ölçüsünde federasyon mevzilerini elde etme gayretindedir.

 İmralı’nın yol gösterici lider olduğu, DTP’nin siyasi silahşorluğunu ve AKP’nin resmi bir şekilde AB, ABD ve İsrail’in yol arkadaşı olduğu Büyük Kürdistan hedefine adım adım sürükleniyoruz.

“Kürdüm” demenin ve Kürt Milliyetçiliğini yapmanın “özgürlük” , Türküm demenin, Ne Mutlu Türk olana değil, “Ne Mutlu Türküm diyene”  demenin ayırımcılık sayıldığı bu süreç Osmanlı’nın son dönemi olan Sevr günlerini çağrıştırıyor.

Ulusal birliğimiz, üniter devlet yapımız AB ve beslemelerinin saldırısına uğramıştır. Terörü bitirmek adı altında, ABD ve AB nin talimatları doğrultusunda, Teröristi siyasal sürece sokarak Doğudaki – batıdaki insanımızı ayrıştırma gayretleri “cehalet” ve “ahmaklık” değilse  “ihanet”in ta kendisidir.

Sorunun çözümü;  alt-üst kimlik tartışmalarını gereksiz kılan ulusal kimlikle yoğunlaşmak-birleşmektir. Sorunun çözümü; “bugünkü Türk Ulusu’nun siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik düşüncesi ve hatta Lazlık düşüncesi ya da Boşnaklık düşüncesi propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve yurttaşlarımız vardır. Fakat geçmişin, bu keyfi yönetim zamanlarının sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici beyinsizden başka hiçbir yurttaşımız üzerinde üzüntü yapmaktan başka bir etki yapmamıştır.”  Diyen Mustafa Kemal Atatürk’te birleşmektedir.

YÖNETİM KURULU ADINA:                                                       MAHMUT ÖZYÜREK

                                                                                            ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI

.

Bilgiler ve Bağlantılar

Tüm yazıyı gözden geçirebilir ve yorumlayabilirsiniz.


Önceki ve Sonraki Makaleler

Bazı Makalelerimiz


Yorum Bırak

Bir kaç dakika ayırın ve bize bu makaleyle ilgili ne düşündüğünüzü yazın. Cümle başları hariç küçük harfler kullanmaya özen gösteriniz. Yorumunuzun sorumluluğu size aittir.

Okuyucu Yorumları

İlk yorumu siz yapın burada yayınlansın.