“Ergenekon” Operasyonu Araç mı?

CHP Genel Başkanı Sn. Deniz Baykal, 24.09.08 günü basına demecinde, “Ergenekon operasyonu” nun bir gündem değiştirme aracı olarak AKP tarafından kullanıldığını savlamıştır.
Gerçekten gelişmeler, rastlantı sayılamayacak biçimde rahatlıkla ilişkilendirilebilecek bir kronolojik gidiş izlemektedir.
Anayasa Mahkemesi’nde AKP aleyhine kapatma davasının açılışının ardında, adeta “karşı koz” elde etmek “kart edinmek” adına hükümetin emrindeki polis gücü ile her nasılsa toplanan “kanıtlar” masaya sürülerek çok sayıda AKP karşıtı hapse atılmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı vermemesine karşın, AKP’nin gerilimi düşürmediği, kendisine yapılan “anlamlı” jesti  değerlendiremediği üzüntüyle görülmektedir.
1′e 10 oyla laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu kesin Anayasa Mahkemesi hükmüne bağlanan AKP, önemli bir para cezası da almış ancak, Başbakan tarafından bu suçlama açık dille kesin olarak reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı yazılmadan önce, adeta örtülü pazarlık çağrıştıran biçimde yeni “Ergenekon dalgaları” sahnelenmektedir.
Öte yandan, Erdoğan’ın partisi, yardımcıları, belediyeleri.. son derece ciddi yolsuzluk suçlamaları altında bunalmaktadır?
AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, 1 milyon dolar rüşvet aldığı savları karşısında görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır.
Deniz Feneri Derneği uluslararası yolsuzluğu, AKP kadrolarına hakettikleri faturaları mutlaka ödetecektir..
Bir başka AKP Genel Başkan Yardımcısı M. M. D. Fırat, 89 kg eroin kaçakçılığıyla suçlanmaktadır!
N. Erbakan, kayıp trilyon davası hükümlüsü iken, villasında “ev hapsi” bile A. Gül tarafından bağışlanmıştır!
Çok sayıda AKP milletvekilinin, bakanının hatta Başbakan’ın kalpazanlık, rüşvet, zimmet, resmi evrakta sahtecilik, ihaleye fesat karıştırmak… gibi son derece ağır ve yüz kızartıcı suçlardan fezlekeleri bulunmaktadır.
Yasama dokunulmazlığı ardına sığınılarak, yargıda aklanmadan, kamuoyunda isyan duyguları uyandıran bu durum inatla sürdürülmektedir.
TBMM’nin, Hükümetin, siyaset kurumunun itibarı kabul edilemez derecede zedelenmektedir.
Milletvekilliği, kimilerince, ne yazık ki, yargılanmaktan kaçma özgürlüğüne indirgenmiştir.
Hâl böyle iken, sağlam nesnel-hukuksal kanıtlara dayanmayan suçlama ve operasyonlarla sayıları 100′ü geçen yurtsever, AKP karşıtı insanın neredeyse “rehin” alındığı söylemlerine yol açacak biçimde koğuşturmaya tabi kılınması; uygarlık tarihinde hakettiği biçimde anılacaktır.
Böylesi durumlarda hem gündem saptırması hem de yavuz hırsızın ev sahibini bastırması örneği, “saldırı ile suçlama” iyi bilinen bir taktik psikolojik savaş tekniğidir.
Açık açık bu strateji izlenmektedir.
Mutlaka eklenmesi gereken bir başka olgu da küresel ekonomik / mali bunalımdır (krizdir).
Başbakan ve AKP yetkilileri neredeyse bu krizin Türkiye için bir fırsat bile olabileceği masalını anlatmaktadırlar!
Sabancı Holding’den yapılan açıklamalarda “Yüz yılın krizi, bu kadarını da beklemiyorduk..” feryadı yükselirken, eski ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’den de benzer kritik geldi: Yüzyılın krizi!
MB Başkanı Sn. Yılmaz “Krizden etkilenmemek olanalı değil.. ” derken; TOFAŞ, AB’den siparişler azaldığından üretimde kısıntıya giderken, 2008′de kurulan şirketler kadar da kapanan şirket sözkonusu iken.. kamuoyunun kayıkçı kavgasına sürüklenerek “Cambaza bak”.. oyunlarına kurban edilmek istenmesi boşuna ama hazindir.
AKP, kamuoyuna, özellikle karşıt ve ulusa önder kadrolara, medyaya açıkça faşizan gözdağı vermektedir.
Başbakan’ın Doğan Medya grubu ile yürüttüğü gerilim, kirli faşizm özlemleri ve yöntemlerini çağrıştırmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Yasası’nın aşağıdaki açık maddesine karşın, örn. Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi‘ye neden kelepçe takılmıştır!
MADDE 93. – Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.
Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni 65 yaşındaki akciğerkanserli Ferit İlsever neden kelepçelenmiştir?
Açıkça halka gözdağı ve faşist baskıdır, sindirme-yıldırma girişimidir.
Bu sayede AB’nin ve ABD’nin sözde insan hakları savunucularının ikiyüzlülüğünü halkımız, önemli bir kazanım olarak bir kez daha çırılçıplak görme ve suçüstü yapma olanağı elde etmiştir.
Sonuç ve öneriler                  :
Mart 2009 yerel seçimleri yaklaşmakta ve AKP’nin oyları düşmektedir.
AKP’li belediyelerin ortalığa saçılan zincirleme yolsuzlukları  başta Erdoğan, AKP kurmaylarını çileden çıkarmaktadır.
Bu durum AKP’de ciddi panik doğurmuştur.
Dış destekle ve BOP ihaneti dahil kimi kabul edilemez vaadlerle göreve getirilen AKP, bu sözlerinin bir bölümünü yerine getiremeyince, destekçilerinin de gözünden düşmüştür.
İktidardan ayrılmak zorunda kalmak, Yüce Divan’da yargılanmakla eşdeğer olduğundan; AKP kadrolarının dehşetli korkusu anlaşılabilir bir olgudur..
Ancak korkunun ecele çare olduğu bugüne dek görülmemiştir.
Bu hesap Türk halkına verilecektir.
5 Kasım 2007 Beyaz Saray ziyaretinde verilen sözler bağlamında (Aydınlık, 21 Eylül 2008, sayı 1105) Türkiye’de Kemalist-ulusalcı, AB ve ABD emperyalizmi karşıtı öncü yurtseverlerin tasfiyesi ile ülkeyi dikensiz gül bahçesine dönüştürmek, öndersiz ve örgütsüz bırakarak ILIMLI İSLAM tuzağı ile İslam dinini de emperyalizmin buyruğuna sokmak ve BOP sürecinde parçalamak..
Bütün bu fiyaskolar deyim yerinde ise “faş edilmiştir!”..
Apaçık ortaya konmuştur..
Emperyalist kapitalizmin AKP kadrolarını koruyup kollayacak durumu kalmamıştır.
Önceki FED Başkanı’nın nitelemesiyle yüzyılın krizi bir karabasan gibi çökmüştür.
AB ve ABD kendi başını kurtarma telaşındadır.
Kirlenen eldiven, tarihsel geleneklere uygun biçimde çıkarılacaktır, çıkarılmaktadır..
Bu “ilginç” konjonktür, kuşkusuz ilgili yetkili kişi-kurum ve çevrelerce ülkemizde gereğince değerlendirilecektir.
Ülkemiz ve Ulusumuz bu hayın kuşatmayı da yaracaktır.
Bu devrimci birikim Anadolu topraklarında vardır.
Yüce ATATÜRK, elbette boşuna söylememiştir:
”TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA DEK ŞANLA YAŞAYACAKTIR!”
Tarihsel deneyimlerimizle de sabittir.
DP 1950, 54 ve 57 seçimlerini üstüste almıştı.
Sonkinde, 27 Ekim 1957 Genel seçim sonuçlarına göre DP %47.9 oyla 424 milletvekilliği kazanmıştı.
Sonrasını herkes  biliyor.
AKP kâbusu da bitiyor..
İnanılmaz panik içindeler, o yüzden de kırıp geçiriyorlar..
Sağduyuları kalmadı..
Ana muhalefet partisi CHP, işbirlikçi AKP karşıtı tüm ulusalcı-yurtsever kişi ve kurumları, partileri mutlaka bir araya toplayacak bir ULUSAL PROGRAM temelinde çağrı yaparak halkın birliğini sağlamalıdır.
Bu görev tarihsel olarak ertelenemez, savsaklanamaz kritik hatta yaşamsal bir boyut kazanmıştır.
Son bir not
                             :
TSK çok ama çok büyük özenle, tüm gözünün açıklığıyla olup bitenleri değerlendirmekten ve gereklerini zamanında, çekincesiz yerine getirmekten bir an bile geri durmamalıdır.
Kendisine dönük olarak yürütülen dış kökenli kapsamlı komplonun ayırdındadır eminiz..
Ordusuz bırakıldıktan sonra da sıra, defteri dürülmek üzere ülkeye ve ulusa gelecektir!?!
Alıntı:
Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Genel Başkan Önceki Yrd.
www.ahmetsaltik.com

.

About Mahmut Özyürek